Ana Sayfa

2009-11-27 18:12:00

Hoşgeldiniz, Bu blogda tabu sayılan konulara değiniyor ve elimden geldiğince bu tabuların arka planını aydınlatmaya çalışıyorum. Yazıların birçoğunun arkasına “masal” eki getirilmiştir, çünkü bir masallar dünyasında yaşadığımızı düşünüyorum. Yazıların hiçbiri “hurafe”lerle ilgili değildir. Hurafe yeni dinlerin, eski dinlerin kutsal saydıklarını karalamak için uydurdukları bir sözcüktür sadece. Yazılarımın çoğu “kutsal” olanla ilgilidir. Dinler ve mitolojiler “kutsal”ın görünümleridir ve insan hayalgücünün mükemmel ürünleridir. Eğer insanlığa bu kadar çok zarar vermeselerdi dinleri daha çok severdim, yine de seviyorum. Genel olarak İbrahimi dinlerle (Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet) , özel olarak İslamiyetle ilgili yorumlar diğerlerine oranla daha sert görünebilir. Bunun nedeni bu dinlerin aşırı baskıcı ve bağnaz olmasının yanında bir de son derece güncel olmalarıdır. Dünya tarihinde başka hiçbir din bu üç din kadar bağnaz ve saldırgan olmadı. Bugün yapılan dinlerarası diyalog mu çatışma mı tartışmaları da bu üç din için sözkonusudur. Kimsenin Budizm’le, Konfüçyüs diniyle yada Afrika kabile dinleriyle bir sorunu yoktur. Yazılarla ilgili eleştirilerinizi bekliyorum. İyi okumalar, sevgiler.. Mitolojiden Dine Dünya üzerinde hemen hiçbirşey yoktur ki, “kutsal”ın konusu olmasın. Bunların bazıları ise belirgin şekilde öne çıkmıştır. Bu başlıkta bu konuların bazıları işleniyor Yılan’ın Öyküsü Yılan’ın dinler ve mitolojilerdeki varlığı dinsel diyalektiğin de güzel bir ifadesidir. Başlangıçta “iyi”yi sembolize ederken gid... Devamı

Milliyetçilik ve liberalizm kıskacından kurtulmak üzerine

2009-11-13 13:02:00

EMEP GYK üyesi Ercüment Akdeniz, Taraf gazetesi üzerine bir elestiri yazisi yazdi. Tarafa benim de elestirilerim var. Özellikle sendikal harekete daha fazla önem vermesi gerektigi konusunda. Ancak Ercüment Akdeniz'in yazisi insanin aklina baska bazi tartismalari getiriyor.http://evrensel.net/haber.php?haber_id=61161Sol hareketin makus talihi bu galiba. Yakinini ve uzagini dogru görememek. Kim sana daha yakin, kim sana daha uzak. Sol hareket bu degerlendirmeyi yaparken hep hata yapmistir. Nedeni nedir diye soracak olursaniz, iktidar hirsi derim. Nedene gecmeden önce olayin ne oldugunu aciklayayim. Komünist enternasyonal, bütün dünyada devrim yapmak istiyordu. Almanya'da sosyal demokrat parti en güclü partiydi. Sosyal demokratlardan sonra kitlesellik acisindan sirayla fasistler, komünistler ve liberaller geliyordu. Fasist hareket giderek gücleniyordu. Komintern en büyük düsman olarak kimi görüyordu dersiniz? Fasistleri mi? Hayir, sosyal demokratlari. Almanya'daki komünist propagandada 1933'e kadar hemen hemen tamamen sosyal demokratlara saldiri görürsünüz. Halbuki sosyal demokratlar fasizmin yükselmesinin önünde bir engeldi ve komünistler sosyal demokratlarla isbirligi yapmis olsalardi, fasizmi ezebilirlerdi. Yapmadilar, fasizm hepsini ezdi. Ayni olay Ispanya'da yasanmistir. Komintern, Ispanya'da anarsistlerle isbirligi yapmayip, fasistlerin iktidari almalarina olanak verdi. Kominternin "fasizme karsi birlesik cephe" anlayisi gercekte fasizme karsi olan sosyal demokratlarla, liberallerle vb. birlikte hareket etme anlamina gelmez. Bu "cephe"nin sinif temelinde oldugu söylenir. Bu yüzden de gercekte tamamen bir aldatmacadir. Ortada kimseyle yapilan bir "cephe" falan yoktur, sadece biz birlik istiyoruz seklinde kitlelere dönük bir propaganda aracidir. Sosyal demokratlar, liberaller sinif temelinde bakildiginda burjuvazinin partileridir ve dolayisiyla "cephe"den elenirler. Bu carpik anlayis Türkiye'deki sol anlayislarda da sürdü. Hatta daha da ca... Devamı

Emin Cölasan Önce Insan mi?

2009-11-21 23:38:00

"Önce insanim sonra gazeteci" adinda bir kitap yazan, 2007 Sertel Demokrasi Ödülü'ne layik görülen ve AKP ve Melik Gökcek'le didisip duran Emin Cölasan gercekten de hükümetlere kafa tutan bir yigit midir? Birkac örnek ile böyle olmadigini, tersine yasayan fasistlerimizin en kisiliksizlerinden biri oldugunu gösterelim. Bu Kalp Seni Unutur mu dizisinde Diyarbakir cezaevine gidip, oranin cennet gibi oldugunu anlatan bir gazeteci var, seyrettiniz mi? Sistematik sekilde iskence yapilirken, iskencenin olmadigini, münferit oldugunu, bunun batinin uydurmasi oldugunu söylüyor filmde. Bu kahraman acaba kimden esinlenerek yaratilmis olabilir, biliyor musunuz? 12 Eylül'de cezaevlerine devlet emri ile gidip, oranin güllük gülistanlik oldugunu yazan yazar Emin Cölasan'dir. 12 Eylül'de devletin izni ile Mamak cezaevine gidip oranin cennet gibi oldugunu anlatmistir. Sabah Ketene ve Hrant Dink ile ilgili icraatlarini da Umit Alan'in yazisindan okuyabilirsiniz.Umit Alanin Birgün gazetesindeki yazisiEmin Cölasan cezaevleri ile cok ilgilidir nedense. Bir defa bu isten nemalanmis ya. 12 Eylül döneminde cezaevlerine girip 12 Eylül'e methiye yazma serefi bir tek ona taninmis zira. Sonradinda da bir yandan yalakalik bir yandan solculara düsmanlikla faaliyete devam eder. F tipi cezaevlerini en cok isteyen, bunun icin hükümeti sikistiran devlet-i ali yazarlarinin basinda da Cölasan gelir. Nihayet Cölasan'in arzulari gercek olmus ve 30 kisinin öldürülmesiyle gerceklestirilen "Hayata Dönüs Operasyonu" ile devrimci mahkumlar F tiplerine sokulmustur.Iste Colasan'in yazisiIste "Hayata Dönüs Operasyonu"Cölasan'in baska yönleri hakkinda yazanlar da var tabii. Kendisini yakindan taniyan Hasan Celal Güzel Cölasan'in kisiligini (daha dogrusu kisiliksizligini) cok güzel anlatiyor. Hasan Celal Güzel: Zavallı Emin Çölaşan!.. Seni ilk gençlik yıllarından beri tanıyorum ve sana gerçekte acıyorum. Ömrünü tek bir olumlu iş yapmadan geçiriyorsun. Bir ara ben de, yolsuzluklarla mücadele ... Devamı

Doğuya Yöneliş’in Nedenleri

2009-03-01 01:44:00

Osmanlı Devleti, Yavuz Sultan Selim’den (yada I. Selim) önceki dönemde asıl olarak bir Avrupa devleti görünümündedir. Selim’in babası II. Beyazıt ve dedesi Fatih Sultan Mehmet’in de politikası temel olarak Avrupa’ya yönelmek şeklindedir. İlk olarak Selim ile birlikte Osmanlı doğuya yönelişe başlamıştır. Osmanlı’nın yüzünü doğuya dönmesinin birçok nedeni vardır. Bunun için doğunun ve Osmanlı devletinin o dönemki durumunu bilmek gerekir. Osmanlı devleti çok çeşitli halkların ve dinsel anlayışların olduğu bir devletti. Devlet yönetimi genellikle sünni müslüman olsalar da her dinden insanın olduğu oldukça karışık bir devletti. Türkmen boylarında ise çoğunlukla alevi-şii etkiler vardı. Selim’in babası II. Beyazıt döneminde Şahkulu isyanı yaşanır. Bu olay sadece bir iç asayiş sorunu değildi. İran’da Akkoyunlu devletinin yerine kurulan Safevi devleti Osmanlı topraklarında yaşayan Türkmenler üzerinde de güçlü bir nüfuza sahipti. Aynı dini anlayışa (alevi-şii) sahip olmalarından dolayı Safevi devletinin başındaki Şah İsmail Osmanlı devletindeki Türkmenler tarafından bir kurtarıcı gibi görülmekte, adına “şah, şah” diyerek şiirler, türküler yakılmaktaydı. Safevi devletinin Osmanlı’nın tebasının bir kesimini bu kadar etkilemesi ciddi bir çatışma nedeniydi. Safevi devleti doğuda böyle bir etkiye sahipken Memluk devleti de güney Anadolu hatta orta Anadolu’ya kadar etkisi olan bir devletti. Memluklar aslında Mısır merkezli olmalarına karşın toprakları Anadolu’nun içlerine kadar uzanıyordu. Memluk devleti Türkler ve Çerkesler tarafından kurulmuş bir devletti. Bunun dışında halifelik Memluk devletinin elinde yani Mısırdaydı. Moğolların Bağdatı ele geçirip, halifeyi ö... Devamı

Safevi devleti ile savaş (Çaldıran- 23 Ağustos 1514)

2009-03-01 01:42:00

Yavuz Sultan Selim 1512’de tahta çıkmadan 10 yıl kadar önce 1501’de bugünkü İran’da kurulmuş olan Türkmen devleti Akkoyunlular Şah İsmail tarafından yıkılmış ve yerine Safevi devleti kurulmuştu. Şah İsmail Azeri kökenli bir kızılbaş idi. 1500 yılında Erzincan’da sufi tarikatları ile Türkmen aşiretlerini çevresinde toplamayı başarmış, ardından ElvendMirza liderliğindeki Akkoyunluları da yenerek Tebriz’e girmiş ve 1501 yılında kendisini Azerbaycan’ın Şahı ilan etmişti. Sah Ismail Akkoyunlu Devleti de bir Türk devleti idi ama kızılbaş yada şii değil sünni idi, hatta zamanın en büyük sünni Türkmen federasyonu idi. Akkoyunlular da Osmanlı devleti ile çatışmalar yaşamış olsa da Safevilerin iktidara gelişi herşeyi değiştiriyordu. Hatta öyle ki Safevilerin iktidara gelmesi Avrupa devletleri tarafından da sevinçle karşılandı. Safeviler Osmanlı’ya karşı bir Avrupa’ya destek olabilirdi. Osmanlı devleti ise kuruluşunda karışık dinsel ve etnik yapısından dolayı her kesime karşı hoşgörülü davranıyordu ama kontrol etmekte zorlandığı göçebe Alevi Türkmen boylarını baskı altına almaya başlamıştı. Bu durum Safevilerin Osmanlı topraklarındaki alevi Türkmenleri de nüfuzları altına almasını sağlamıştı. Şah İsmail daha Yavuz’un şehzadeliği döneminde (babası II. Beyazıt döneminde) Osmanlılar ile Memlukların birlikte hak iddia ettiği Dulkadiroğlu beyliğine karşı bir sefer düzenleyip Osmanlı topraklarını çiğneyerek Dulkadiroğlu beyliğine saldırdı. (1507) Ardından da Osmanlı Devleti’ne bir mektup yazıp, topraklarını çiğnediği için özür diledi. Yüzünü Avrupa topraklarına çevirmiş olan II. Beyazıt buna bir tepki vermedi. Memluklar da Dulkadiroğlu beyliği üzerinde hak iddia etmelerine karşın buna ses çıkarmadılar. O dö... Devamı

Çaldıran Savaşının Sonuçları

2009-03-01 01:40:00

Çaldıran Savaşından sonra Safeviler başta Tebriz olmak üzere kaybettikleri yerlerin bir çoğunu geri aldılar. Ancak Diyarbakır, Bitlis ve Mardin Osmanlı hakimiyetinde kaldı. Ramazanoğulları beyliği ise kendiliğinden Osmanlılara teslim oldu. Böylelikle Anadolu’nun hemen hemen tamamı Osmanlı kontrolüne geçmiş oldu. Kızılbaşların Anadolu’daki isyanları hemen bitmedi ancak isyanlara destek veren Safevilerin gücü kırılmış oldu. Şah İsmail’in kızılbaşlar üzerindeki büyük prestiji sarsıldı. Osmanlı egemenliği için büyük bir tehlike ortadan kaldırılmış oldu. Buna karşın yine de sonraki yıllarda isyanlar olacaktır. Birkaç yıl sonra çıkan kızılbaş isyanının lideri Bozoklu Celal adında biri olduğu için sonraki kızılbaş isyanlarına Celali isyanları adı verildi. Savaştan sonra bölgeye büyük yetkilerle gönderilen ve Yavuz’un çok sevdiği İdris-i Bitlisi adındaki bir kişinin çalışmaları sonucunda sünni Kürt aşiretleri Osmanlı devletinden yana tutum aldı. Böylelikle Anadolu’daki kızılbaş Türkmenler ile İran Azerbaycanındaki kızılbaş Azeriler arasında sünni Kürtler tampon görevi görmüş oldular. Bundan sonraki dönemlerde İran’da Azeri ve kızılbaş etkisi azaldı, şii ve Fars etkisi arttı. Her ne kadar önemi azalmış olsa da İpek ve Baharat yollarının kontrolü de önemli ölçüde Osmanlıların eline geçmiş oldu. Bu ekonomik kazanımın dışında Safevi devletinin daha önceki Akkoyunlu devletininden ele geçirdiği büyük hazine de Osmanlı hazinesine katılmış oldu. Bunun dışında çok sayıda usta ve sanatçı İstanbul’a gönderildi. Çaldıran savaşının bir diğer önemli sonucu da o zamana kadar savaşlardaki atlı süvarilerin üstünlüğüne duyulan inancın yerle bir edilmesi o... Devamı

Memluk (Mısır) seferi

2009-03-01 01:38:00

Memluk devleti daha önce bahsettiğimiz gibi köle Türk ve Çerkesler tarafından kurulmuş bir devletti. Başlangıçta yönetimde Türkler ağırlıklı iken sonradan Çerkeslerin ağırlığı arttı. Sünni İslam halifesi Mısır’da yaşıyor ve Memluk devleti de halifenin koruyuculuğu ünvanını elinde tutuyordu. Memluklarda din ve devlet işleri birbirinden ayrı idi. Çaldıran savaşına kadar Dulkadiroğlu beyliği bir tampon bölge idi ve yönetime de buna uygun denge sağlayacak kişiler getiriliyordu. Ancak Yavuz’un bölgeyi tamamen ilhak etmesi yöneticilerini tamamen Osmanlı’ya bağlı olacak şekilde değiştirmesi üzerine Memlukların huzursuzluğu arttı. Avrupalıların Ümit Burnunun etrafını dolaşıp Hindistan’a deniz yolundan ulaşmayı başarmaları sayesinde Memlukların önemli bir kazanç kapısı olan ticaret yolu eski önemini kaybetmişti. Bu yüzden Memluk devleti ekonomik bir sıkıntı yaşıyordu, eski gücünü kaybetmişti. Biraz da bu güçsüz durumundan dolayı Memluk sultanı Kansu Gavri, Dulkadiroğlu beyliğinin işgal edilmesine sert bir tepki vermeyip Yavuz’dan Dulkadir beyliğinde kendi adına hutbe okunmasını talep etmekle yetindi. Zira hilafetin koruyucusu “Sahib-i Haremeyn” Kansu Gavri’ydi. Buna Yavuz’un cevabı ise Mısır’ı yutmak isteğini daha o zamandan açığa vurur: “Koca Çerkes er ise hutbesini Mısır’da okutmaya devam etsin”. Yavuz’un Haliç’te bir tersane yaptırıp Akdeniz’deki ticarette Mısır’ın gücünü daha da zayıflatacak uygulamalar başlatması üzerine Kansu Gavri Yavuz’a okşayıcı bir üslupla “Oğlum hazretleri” diye hitap ederek her ikisinin de müslüman padişahlar olduğunu, Osmanlı’nın uygulamalarını gevşetmesini ister. Karşılıklı mektuplaşmalarda Yavuzun niyetini gizlediği anl... Devamı

Mercidabık ve Ridaniye Savaşları( 24 Ağustos 1516 ve 22 Ocak 151

2009-03-01 01:36:00

İki ordu Halep’in kuzeyinde Mercidabık’ta karşı karşıya gelir. Her iki ordunun da asker sayısı 60.000’dir. Ancak Çaldıran savaşında olduğu gibi Osmanlı ordusu büyük bir ateşli silah gücüne sahiptir. Memluklar ise aynı Safeviler gibi atlı süvarilerden oluşmaktadır. Tahmin edileceği gibi savaş uzun sürmez. Osmanlı ordusunun 300 sahra topu Memluk saflarını dövmeye başladıktan iki saat sonra savaş sona erer. Osmanlılar tartışmasız bir zafer kazanırlar. Kansu Gavri savaş meydanında ölür. Kansu Gavri’nin Halep’e gelirken beraberinde getirmiş olduğu dönemin halifesi III. Mütevekkil Yavuz’un eline geçer ve ona büyük hürmet gösterilir. Yavuz hiçbir sorun yaşamadan Suriyenin tüm şehirlerini kolayca ele geçirir ve Gazze’ye kadar ilerler. Bu arada Mısır’da ölen Kansu Gavri'nin yerine Tomanbay yeni Memluk sultanı olarak seçilmiştir. Bunun dışında Yavuz’un eline geçen halife III. Mütevekkil’in yerine de yeni bir halife seçilir. Yavuz, Mısır’a iki elçi göndererek barış yapmayı önerir. Mısır hakimiyetini Memluklara bırakacak ancak Mısır üzerinde belli haklar elde edecektir. Görüldüğü kadarıyla Tomanbay akıllıca siyaset izleyen biridir. Yavuz’un teklifini kabul etmeyi düşünür ancak Mısır uleması buna şiddetle karşı çıkar. Onlara göre Yavuz’un ağır toplarıyla birlikte Sina çölünü geçmesi olanaksızdır. Hatta ulemanın zorlamasıyla elçiler de öldürtülür. Tomanbay savunmasını güçlendirebilmek için İskenderiye’de bulunan Venedikliler ve diğer Avrupa devletlerinden temin ettiği 200 kadar topu da kullanmayı planlar. Daha önceki savaşlarda Osmanlı’nın yüksek ateş gücüne başka türlü karşı konul... Devamı

Mısır Seferinin Sonuçları

2009-03-01 01:35:00

Mısır’ın Osmanlıların eline geçmesi ile artık İslamiyetin yeni koruyucusunun Osmanlılar olacağı ortadaydı. Memlukların ortadan kaldırılmasıyla bütün Arabistan yarımadası Osmanlı kontrolüne girmiş oluyordu. Selim’in bu zaferinden sonra birçok elçi Selim’e hediyeler sunmak için geldiler. Bunlardan en önemlisi Kabe’deki “Haremeyn emiri” Ebu’l-Berekat’ın oğlu Ebu Nümey’le gönderdiği hediyeler idi. Bunların arasında mukaddes emanetler ve Kabe’nin anahtarı da vardı. Haremeyn emiri Memluk’ların egemenliğinden duyduğu memnuniyetsizliği belirtip Yavuz’un islamiyete yaoptığı hizmetlerden övgüyle bahsediyordu. Yavuz da emirin oğlunu zengin hediyelerle geri göndermiştir. Bundan sonra her yıl Osmanlı sultanları Kabe için bir örtü gönderecek ve "Hâdimu'l-Haremeyn es-Serifeyn" (Haremeyn’in Himetçileri) unvanını kullanacaklardı. Böylelikle Yavuz’un iktidara geldiğinde bir Avrupa devleti görünümünde olan Osmanlı artık bütün Anadolu, Mısır ve Arabistanı içine alan bir imparatorluk olmuştu. Bunun dışında İslam dünyasının koruyucu gücü haline gelmiş ve bütün dünyada büyük bir prestij elde etmişti. Kıbrıs için her yıl Memluklara vergi ödemekte olan Venedik, artık bu vergiyi Osmanlı’ya ödemek için görüşmeye elçiler gönderdi. Yavuz son halife olan III. Mütevekkil’i beraberinde önce Halep’ten Kahire’ye getirdi. Sonra da İstanbul’a dönerken beraberinde İstanbul’a götürdü. Mütevekkil, Yavuz’un ölümünden sonra tekrar Kahire’ye gönderilir ve orda ölür. Mütevekkil’İn ölümünden sonra ise halefleri halifelikten feragat ederler. Osmanlı sultanları... Devamı

Kölelerin temini

2009-03-01 01:27:00

Köleler icin kullanilan terimler Esir –esire Köle – cariye (cogulu cevari) Rakik Abid (erkek köle) Ima (disi köle) Memluk – memluke Gulam (erkek köle, bazen hadim) Halayik Islamiyet köleligi yasaklamamis, daha ilimli bir bicime getirmeye calismisti. Bir kölenin müslüman olmasi köleligini ortadan kaldirmiyordu. Hiristiyan Avrupa’nin tersine islam topraklarindaki kölelerin büyük cogunlugu müslümandi. Hiristiyanlarin köle yapilmasi kilise tarafindan yasaklanmis ve buna karsi bütün ortacag boyunca sert önlemler alinmistir.Osmanli'da köle ticareti atlantik ötesine yapilan ve büyük plantasyonlarda kullanmak üzere yapilan köle ticareti ile karislastirilamaz boyutlardadir. Tarimda calistirmak icin köle alimi cok nadir, özellikle 1860'daki Cerkes göcü ile iliskili olarak yasanmistir. Genellikle ev islerinde, cariye olarak ve ozel hizmetlerde kullanilmak üzere köle satin alinirdi. Islam dünyasinda kölelik bicimleri: Askeri kölelik: Memluklar ve yeniceriler örnekleri Hizmet köleligi Cariyelik Ev disi islerde kölelik Tarim köleligi: Bu tür, islam cografyasinda azdir. Genellikle kücük tarimsal isletmelerde görülür. Kölelerin teminiSavasta Tutsak Yoluyla Edinim: Orta Afrika ve Etiyopya’daki yerel savaslarda tutsak alinanlarin pazarlardan buralardaki pazarlardan toplanmasiAkinlar ve kacirma yoluyla Edinim: 1850lerin sonunda Trablus’tan guneye Kavar ve Ai’ye düzenlenen saldirilar bu türdendir. Akincilar Osmanli tebaasindan olan Suriyeli, Misirli ve Kuzey Sudanli tüccarlar tarafindan yönetilmekteydi.Satin Alma Yoluyla Edinim: Imparatorlukta yasanan zor dönemlerde insanlarin gönüllü olarak kendilerini yada cocuklarini satmasi sonucunda olan edinim. Yasam kosullarini iyilestirmek u... Devamı