5. Sedd-i İskender (Yecüc Mecüc, Türkler, vs.)

2006-04-27 12:28:00
Önce Kuran'daki ilgili bölümü aktarayım.
 
[92] Sonra yine bir yol tuttu.

[93] Nihayet iki dağ arasına ulaştığında onların önünde, hemen hiçbir sözü anlamayan bir kavim buldu.

[94] Dediler ki: Ey Zülkarneyn! Bu memlekette Ye'cűc ve Me'cűc bozgunculuk yapmaktadırlar. Bizimle onlar arasında bir sed yapman için sana bir vergi verelim mi?
 
[95] Dedi ki: "Rabbimin beni içinde bulundurduğu nimet ve kudret daha hayırlıdır. Siz bana kuvvetinizle destek olun da, sizinle onlar arasına aşılmaz bir engel yapayım."

[96] "Bana, demir kütleleri getirin." Nihayet dağın iki yanı arasını aynı seviyeye getirince (vadiyi doldurunca): "Üfleyin (körükleyin)!" dedi. Artık onu kor haline sokunca: "Getirin bana, üzerine bir miktar erimiş bakır dökeyim" dedi.

[97] Bu sebeple onu ne aşmaya muktedir oldular ne de onu delebildiler.
 
[98] Zülkarneyn: Bu, Rabbimden bir rahmettir. Fakat Rabbimin vadi gelince, O, bunu yerle bir eder. Rabbimin vadi haktır, dedi.
 
Evet, Kuran'daki Zülkarneyn bahsi burda sona eriyor. Zülkarneyn dünyanın en doğusuna kadar gidiyor ve orda elbise ve ev yapmayı bilmeyen insanlarla karşılaşıyor. Bu insanların kim olduğu pek anlaşılır değil. Elmalı tefsirinden bakalım:
 
Kısaca iki sed arasına vardığında onların ötesinde bir kavim buldu ki neredeyse söz anlayamayacak bir durumdaydılar. Yani başka dil bilmedikleri gibi zihinleri basit, anlayışları kıt idi.
Dilleri tuhaf, ifadeleri yetersizdi. Zülkarneyn'e her şeyden bir sebeb (vasıta) verilmemiş olsaydı bunlara söz anlatamayacak, onlar da dertlerini anlatamayacaklardı. Bununla beraber bunlar, şimdi anlaşılacağı üzere ehlini bulunca güç oluşturabilecek işe yarayacak bir kavimdi. (Elmalı Tefsiri)
 
Bu insanlar Zülkarneyn'den yardım isterler. Yecüc ve Mecüc'ün saldırılarından korunabilmeleri için kendilerine bir set yapmasını isterler Zülkarneynden. Zülkarneyn nerdeyse dertlerini bile anlatmaktan aciz bu insanları anlamayı Allah'ın verdiği hikmetle anlar. Hatta bu kavim ona bu setti yapması için vergi ödemeyi teklif ettiğinde paranızı istemem ama bana insan gücü ile destek verin, gelin çalışın settin yapımında der.
 
Burda biraz durmak gerekiyor. Bu dil bilmez, giyinmek nedir bilmez, ev yapmak nedir bilmez, anlayışı kıt kavim kimdir? Elmalı'dan okumaya devam edelim:
 
Kur'ân bunun hangi kavim olduğunu açıkça anlatmamıştır. Fakat tefsir bilginleri, Türk kavmidir denilmiş olduğunu öteden beri nakletmişlerdir. (Elmalı Tefsiri)
 
Evet, yanlış duymadınız, Elmalı'ya göre bu kavim Türkler. İşte Zülkarneyn, Türkleri Yecüc Mecüc'e karşı yaptığı set ile koruyor. İki dağı birleştirecek kadar demir döküp, üstüne de bakır döküyor. Peki bu Yecüc Mecüc kimdir?
 
Elmalı'ya göre:
 
YE'CÛC ve ME'CÛC; Yahut Yacûc ve Macûc isimleri Arapçaya başka bir dilden nakledilmiş Arapça olmayan kelimeler olduğu anlaşılıyor. Avrupalılar da bunlara Yagug ve Magug demişler ve onları şeytan soyundan sayarlarmış. Nitekim orta çağları açan kavimler göçünde Batı Roma İmparatorluğunu istila eden Hunlara böyle demişlerdir ki, Barbar deyiminden daha şiddetli demek oluyor.
 
Kısaca Ye'cûc ve Me'cûc vaktiyle bir veya iki kavmin özel ismi olsa da doğrusu İslâm dilinde herkesin bildiği mânâ şudur: Aslı ve soyu belirsiz, din ve millet tanımaz karma bir insan topluluğudur ki, çıkmaları kıyamet alâmetlerindendir. Yeryüzünü bozacaklardır. (Elmalı Tefsiri)
 
Burda durum biraz karışıyor gibi. Önce Araplar için Arap olmayanlar Yecüc ve Mecüc'tür. Avrupalılar için Yagug ve Magug (yada Gog ve Magog) Hunlardır. Barbar demektir. Burdan Jean-Paul Roux'a geçelim. O ne diyor Yecüc ve Mecüc için:
 
"Aslında duvarlar maddi sınırlar oldukları kadar manevi sınırlardır. Bir tarafta iyiler, uygar insanlar, öteki tarafta kötüler, barbarlar. Müslümanlar, İskender ve onun savunma duvarıyla da bağlantılı olarak Avrasya bozkırlarının göçebe halklarını Yecüc ve Mecüc olarak adlandırdıklarında Gog ve Magog'a gönderme yaparlar." (Jean-Paul Roux, Orta Asya, s.43)
 
Burada enteresan bir durumla karşı karşıya kalıyoruz. Bana göre Elmalı bir tefsirin yapması gereken her şeyi yapmış. Kuran'ı okuyup anlamak isteyen bir kişiye gerekli bütün açıklamaları yapmış, farklı eğilimleri tartışmaları sunmuş. Ancak bir Türkçe tefsirde ortaya çıkan bu güçlüğü yenebilmek için Yecüv ve Mecüc ile Zülkarneyn'den yardım isteyen kavmin yerini değiştirmiş. Gerçi her iki durumda da Türk okuru açısından berbat bir durum ortaya çıkıyor. Atalarımız ya aklı kıt, dil bilmez, örtünmek bile bilmez bir kavimdir (En doğudaki zavallı halk), ya da din ve millet tanımaz,aslı ve soyu belirsiz, ortaya çıkmaları kıyamet alameti sayılan bir kavimdir (Yecüc ve Mecüc)
 
Tefsirde bir satır özellikle koyu basılmış.
 
http://www.biriz.biz/kuran/kehf/kehf94_5.htm
 
Bu duvar hangi duvardır peki. İskender'in yaptırdığı Hazar Denizi'nden başlayıp Hirkanya'yı geçen 180 km. uzunluğundaki bir duvardır. Heriye sadece bazı kalıntılar kalmıştır. Sedd-i İskender, İskender Duvarı yada Kızıl Yılan adıyla anılır. Araplılar ve İranlılar bu duvarı anlatıp dururlar, hatta gizemci teolojilerde bu duvarın adı soyut tamamen manevi bir engel olarak geçer. Ressamlar bu duvarı büyük bir saflık ve coşkuyla resmederler. Fransa Ulusal Kütüphanesinde bulunan 1582 tarihli bir Osmanlı minyatüründe de bu duvarın bir tasviri bulunmalktadır. (Roux)
 
http://www.livius.org/a/iran/wall/alexander.html
 
Yukardaki linkte duvarın resimleri varmış. Ben ortada bir duvar falan göremedim ama, adamlar o kadar uğraşmışlar, demek ki, bi duvar var resimlerde:)
 
Bu arada aslında bu duvar meselesi de ilginç birşey. Meşhur Çin Seddi'ni herkes bilir. Göçebe, barbar Hun akınlarına karşı yerleşik, medeni Çin'lilerin yaptığı duvar! Aslında bu duvar sanıldığı gibi tek bir duvar değil. Göçebe kavimlerin saldırılarından korunmak için birçok yerde birçok uygarlık böyle duvarlar yapmış. Hatta öyle ki, kimin kime karşı duvar diktiği karışır. Sonuçta hiçbir duvar işe yaramış değil. Hepsi de yıkılmış yada aşılmış. Kuran'da anlatıldığı şekliyle arası demirle doldurulmuş iki dağdan oluşan bir duvar da tabii ki yok.
 
İskender'in boynuzlarına geçmeden son sözü söyleyebiliriz aslında: Hep dediğim şeyi tekrarlamış oluyorum gerçi. Her ne kadar savaşlar, acılar, birbirinden nefretle sözetmiş metinler, dinler, efsaneler olsa da, biz bir büyük insanlık ailesinin çocuklarıyız. Kendi hikayemizi anlatıyoruz. Yaşadığımız, ürettiğimiz, inandığımız şeyler bunlar belki ama hepsi aslında kültürel değerlerimiz.

1845
0
0
Yorum Yaz