30/11/2007
Bahriye Üçok suikastı üzerinde durulmaya değer bir suikast. Bu suikastı kimin yaptığı acaba gerçekten çözüldü mü acaba?
Biyografi.net'teki yazıda olayla ilgili polis soruşturması hakkında bilgi var. Soruşturma önce Bahriye Üçok'a gönderilen paketin teslim edildiği kargo üzerinden yapılıyor. Burda çalışan Calap'ın ifadesi alınıyor ve ama sonra kız ortadan kayboluyor. Daha sonra Türkiye Devrimci Halk Partisi'nin üyesi olarak yakalanıyor, ifadesinde paketi getirenleri tanımadığını söylüyor. Örgüt üyeliğinden 12 yıl ceza alıp yatıyor.
Olaydan bir gün sonra polisin yaptığı araştırma sonucu, bombalı kitabın İstanbul'da Ekspres Kargo Perşembe Pazarı Şubesi'nden postalandığı ortaya çıktı. Şirketin teslim alma bölümünde görevli olan ve paketi teslim edenleri gören görevli Gülay Calap, ifadesinde zanlıların eşkallerini tarif etti ve kayıplara karıştı.
Calap, daha sonra İzmir'de yasadışı Türkiye Devrimci Halk Partisi'nin bölge sorumlusu olarak yakalandı. Ancak Üçok cinayetiyle ilgili umut olarak görülen Calap, yakalandıktan sonra verdiği ifadede bombalı paketi getirenleri tanımadığını söyledi.
Soruşturmanın ilk adımlarında, NATO menşeli olarak açıklanan patlayıcının cinsi sonradan yapılan açıklamalarda Ortadoğu kökenli örgütlerin kullandığı Çekoslovak malı C - 4 olarak değiştirildi.
http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=2261
Olay faili meçhul olarak kalıyor. Aslında polisin açıklamalarından dolayı bir parça da yön değiştirme çabası var gibi görünüyor. Olayın tarihine dikkatinizi çekmek istiyorum. 1990 yılı, bu yıllarda bilindiği gibi PKK'nın terör eylemleri var ve devlet de herşeyi PKK'nın üstüne yıkmaya çalışıyor. Kolayca günah keçisi yapılabilecek bir durum var ortada çünkü. Bu arada Hizbullah örgütü yaratılıyor ve PKK'ya karşı savaşması için el altından destekleniyor. Dosya da bu süreçte böyle bir belirsizlik içinde, isteyenin PKK işi olduğuna inanabileceği biçimde rafa kaldırılıyor, cinayet faili meçhul olarak kalıyor.
30/11/2007
10 yıl sonra birden bire yeni gelişmeler oluyor. Yine dikkatinizi siyasi süreçe çekmek istiyorum. Bilindiği gibi 28 Şubat sürecidir. RP'ne karşı postmodern bir darbe yapılıyor, Sincan'da tanklar yürütülüyor, polis içinde telekulak çetesi çıkartılıyor, Fethullah Gülen davaları falan yürütülüyor vb. Tam da bu süreçte faili meçhul Bahriye Üçok cinayeti davası yeniden açılıyor. Bu sefer fail kim olabilir? Tahmin etmeniz zor değil. İslami örgütler bulunuyor. Nasıl oldu da kimsenin aklına gelmemişti? Doğru ya, Bahriye Üçok İslam üzerine bir sürü kitap yazmıştı. İslamcıların diş bilemesi gayet doğal. Ama o zaman konjonktür başkaydı, şimdi başka. Bakınız 1999 yılında neler oluyor.
İlk ipucu
Umut operasyonu sürerken Hizbullah örgütü üyelerini sorgulayan polis, Muammer Aksoy ve Üçok cinayetiyle ilgili önemli ipuçlarına ulaştı. Örgüt üyelerinin sorguları sonucunda İslami Hareket ve Mumcu eylem grubunun dışında "Kayserililer Grubu" adıyla yeni bir eylem grubunun varlığı ortaya çıktı.
Mumcu suikastıyla ilgili tutuklanan Mehmet Şahin, ifadesinde bombalı paketin patlamasıyla yaşamını yitiren Üçok'a gönderilen bombalı kitabı Ankara'da gördüğünü söyledi.
16 Mayıs 2000'de Ankara Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin, gözaltında tutulan Hasan Kılıç, Necdet Yüksel, Ferhan Özmen adlı kişileri sorgulaması sonucu Üçok'a yapılan saldırı da aydınlatıldı.
Bir üst düzey yetkili, Üçok cinayetinin faillerinin belirlendiğini doğruladı. Konunun yine İran bağlantılı olduğunu belirten yetkili, yakalanan kişilerin olup olmadığı konusunda, "Biraz daha sabredin. Her şey ortaya çıkacak, bizi takip etmeye devam edin" diye konuştu.
Failler gözaltında
17 Mayıs'ta Umut operasyonu kapsamında Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde gözaltında tutulan "Kudüs Komandoları" üyesi Necdet Yüksel ve Ferhan Özmen'in sorgulanmaları sonucu, Üçok'a yapılan bombalı saldırının failleri ortaya çıkarıldı.
Olayla ilgisi olduğu bildirilen biri Ankara dışında olmak üzere, üç kişi 16 Mayıs gecesi yakalandı. Bilal Yurt, Celal Aytufan ve Mehmet Gürova adlı zanlıların yakalanmasının ardından, polis 17 Mayıs sabaha karşı da Mustafa Koca'yı ele geçirdi.
Emniyet yetkilileri, gözaltına alınan bu kişilerin sorgulanması sonucu olayla ilgili yeni isimlerin belirlendiğini, bu kişilerin yakalanması için geniş çaplı operasyonların sürdüğünü bildirdi.
18 Mayıs'ta Ankara Emniyet Müdürlüğü yetkilileri, Üçok cinayetiyle ilgili aralarında Mehmet Kasap'ın da bulunduğu beş kişinin gözaltında olduğu bildirdi. Bir operasyonda yakalanan Mehmet Kasap'ın Üçok cinayetiyle ilgili olmadığını, ancak gözaltına bulunan diğer zanlılarla ilişkisi olduğu gerekçesiyle gözaltına alındığını kaydetti.
Parmak izi örtüştü
19 Mayıs'ta Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde gözaltında bulunan "Tekin" kod adlı Ferhan Özmen'in parmak izi Üçok'un öldürülmesi olayında kullanılan pakette tespit edilen parmak iziyle örtüştü. Bu bulgu üzerine tekrar sorguya alınan Özmen, cinayeti ayrıntılarıyla anlatırken, cinayetle bağlantısı olan ve bu olayda kendisini yönlendirenle yardımcı olanların isimlerini verdi.
Emniyet yetkilileri, Üçok cinayetiyle ilgili tüm detayların ortaya çıkarıldığını, ancak olayla ilgili bazı kişilerin firarda olduğunu, bu kişilerin yakalanması için çalışıldığını kaydetti.
Bizim polisimiz nasıl da çalışıyor görüyor musunuz? 9 yıl sonra tam da İslamcılara karşı darbenin yapıldığı zamana denk getirilerek yapılan Hizbullah operasyonları çerçevesinde olayın bu cephesi de birden aydınlatılıveriyor. Tabii eğer inanırsanız. Bu adamlar şimdiye kadar neredelermiş acaba? Kimler koruyormuş bunları? Nasıl olmuş da o kadar adam domuz bağlarıyla bağlı şekilde evlerin mahzenlerine gömülmüş, yıllarca çıkarılmayı beklemişler.
Bu işlerin altında bir bit yeniği olduğunu düşünmek komplocu olmak mıdır acaba? Bence hiç de değil. Kendi deneyimlerimden bildiğim için bu kirli aygıtların içindekilerin neler çevirebileceklerini az çok bilebildiğimi düşünüyorum.
30/11/2007
2005 yılı oluyor. Hasan Cemal anılarını yazıyor. Anılarında Cumhuriyet'te yaşadıklarını anlatıyor. Bilindiği gibi Cumhuriyet gazetesinde Genel Yayın Yönetmeni olarak 20-25 yıl çalışıyor Hasan Cemal. Bu kitaptaki bir bölümü Ertuğrul Özkök aktarıyor bir yazısında. Konu Bahriye Üçok ile ilgili. Şöyle:
Kitabın 47'nci sayfasında, bombalı bir saldırıda hayatını kaybeden Bahriye Üçok'la ilgili çok ilginç bir bilgi var.
Sami Karaören bir gün Hasan Cemal'e gelip, Bahriye Üçok'un gönderdiği yazıyı göstermiş ve şunu demiş:
‘MİT'ten rica etmişler, bu yazıyı öne alabilir miyim?'
Merak ettim. Acaba Bahriye Üçok'un MİT'le ne ilgisi olabilirdi?
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=3597537&yazarid=10
Ertuğrul Özkök, Bahriye Üçok'un MİT'le ne ilgisi olduğunu soruyor. Hiçbir ilgisi olmayabilir. Ama MİT'in Bahriye Üçok'la ilgilendiği belli oluyor. İki gün sonra da Fehmi Koru (o zamanlar Taha Kıvanç) Yeni Şafak'ta bu konuya değiniyor. Çok tuhaf bir cinayet diyor. Fehmi Koru'ya göre bu suikast muhtemelen başarısız olması istenen bir suikasttır. Fehmi Koru şöyle yazıyor:
1990 yılı sonlarıydı. O zaman korgeneral rütbesiyle MİT'te müsteşarlık yapan Teoman Koman yeni bir âdet başlattı. Gazetelerin Ankara temsilcileri ve Ankara'da ikamet eden yazarlarıyla biraraya gelme âdeti... Önce bir meslek örgütünün dâvetiyle bir lokantada buluşuldu kalabalık bir gazeteci grubu olarak; ardından aynı grup MİT'e dâvet edilerek ikinci bir buluşma gerçekleşti. Sonradan Jandarma Genel Komutanı olacak Koman Paşa olabildiğince açık yürekli konuşmalar yaptı, sorularımızı cevaplandırdı.
Nasıl hatırlamıyor, hayret, duyar duymaz da buraya yazmıştım, sonradan defalarca dile getirdiğimi sizler de hatırlayacaksınız. Teoman Koman, kısa süre önce bombalı bir siyasî suikastta hayatını kaybetmiş Doç. Bahriye Üçok'la yakından ilgilendiklerini o buluşmaların ilkinde söylemişti. "Bahriye Hanım'ı teşkilâta çağırıp kitap paketlerini nasıl açması gerektiği konusunda kendisini eğitmiştik halbuki" sözleri kulaklarımda hâlâ çınlar Teoman Koman'ın...
Bahriye Üçok bir kargo şirketi aracılığıyla gönderilmiş kitap paketinin patlaması sonucu hayatını kaybetmişti. Paketi açarken, yanında bulunan kızını odadan çıkarttığı da biliniyor. Bomba uzmanlarınca eğitildiği halde paketi düzgün açamamıştı besbelli. Siyasî cinayetler içinde en 'tuhafı' Bahriye Üçok'un mâruz kaldığıydı.
Paketi kargoya teslim eden MİT elemanı kısa süre sonra bir trafik kazasında öldü. Paketi teslim alan kargo görevlisini aramaya çıkanlar da eli boş dönmüşlerdi: Gülay Calap adlı görevli şirketten ayrılmıştı çünkü... Karadenizli Gülay "PKK'ya kaçtığı için" bulunamadı, Doç. Bahriye Üçok cinayeti de bu yüzden karanlıkta kaldı.
Ben, o cinayetin 'başarısız bir suikast girişimi' kalmak üzere planlandığına bugün de inanırım.
http://www.habervitrini.com/haber.asp?id=200557
Fehmi Koru açıkça bombayı MİT'in göndermiş olduğunu söylüyor, PKK'lı olarak lanse edilen Gülay Calap'ın da MİT elemanı olabileceğini ima ediyor. Eh, Abdullah Öcalan için bile bir sürü şaibe olduğuna göre bu da mümkündür. Yani yarın öbür gün böyle bir şey ortaya çıksa hiç şaşırmam. Ama Calap'ın herşeyden habersiz biri olması da mümkün. Kolaylıkla bir dümene getirilmiş olabilir. Ama asıl önemli olan bu suikasti kimlerin tezgahladığıdır.
Kendi adıma bu işi tezgahlayanın PKK olduğunu sanmıyorum. Sırf böyle düşünüyorum diye PKK'yla gönül bağım olduğunu falan iddia edenler de çıkabilir belki, herkesin kendi bileceği şey, ne diyeyim. PKK'nın yaptığı bir çok sivil katliamı olduğunu biliyorum. Korucu evlerini basıp bütün ailesiyle birlikte öldürmüşlerdir (benzer katliamları devlet adına kurşun sıkıyoruz diyenler de yapıyorlardı tabii) çok sayıda sivil hedefe canlı bomba olarak da saldırdılar, ama aydın cinayetleri PKK'nın tarzı değil. En azından bugüne kadar bu tarz eylemler yapmadıklarını görüyoruz. Bu eylemler faşist yada İslamcı gruplar tarafından yada direk istihbarat'lara bağlı çalışan bu türden örgütler tarafından yapıldı hep. Her seferinde de faili meçhul cinayetler olarak kaldılar.
30/11/2007
Şimdi konjonktür yine değişti. Tekrar PKK hedefe yerleşti, ibrenin bu sefer yine PKK'ya çevirilmesi gerekiyor. Bir taraftan da bilindiği gibi yeni milliyetçi argümanların arasına ABD'ye karşı İran'la ortak hareket etmek giriyor. 1990'da sorumlu PKK idi, 2000'de ise sorumlu İran oldu. 2007'ye geliyoruz, bu sefer ibrenin ucu tekrar değiştiriliyor. Açık İstihbarat bakın yazısının başına nasıl bir açıklama koymuş:
(Açık İstihbarat : Bu haberi Bahriye Üçok, Uğur Mumcu cinayetlerini üstlendikleri konjonktürel ve küresel roller çerçevesinde ısrarla İran'la ilişkilendirerek hedef saptıran, bugün de o gün de esas tehlikenin farkında olmayanlara ithaf ediyoruz)
http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=7173
2000 yılında İran'la bağlantılı "Kudüs Komandoları" diye muhtemelen uyduruktan bir örgüt yaratılıyor, şimdi ise PKK ile şeriatçı bağlantısı kurulmaya çalışılıyor. İran da bu arada temize çıkarılmaya çalışılıyor. Eee, ne de olsa Bahriye Üçok davası her derde deva. İstediğin gibi, o günkü çıkarın nereyi gösteriyorsa, okun ucunu o tarafa doğru çevirebilirsin.
Bu kirli tezgahları çevirenler kıs kıs gülüyorlardır eminim. Nasıl da kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyoruz diye. Bizim de herhalde her rüzgara uygun olarak yelken açmamız gerekiyor. Hele hele bir de "insan hakları" ve "demokrasi" istenmesiyle alay edilmesine ne denmeli. Bu pis ilişkilerin çözümü herşeyden önce temiz bir "devlet"ten geçiyor. İçerden dışarıya çok koku geliyor. Şimdiye kadar demokrasiyi rafa kaldıra kaldıra üstünü kapattılar. Birgün bunların hepsi elbet ortaya çıkacak. Kimin ne halt işlediği öğrenilecek. İbreyi çevirip duranlar bizimle dalga geçmenin hesabını demokrasiye ödeyecekler, hayran oldukları baskı rejimlerine değil.