Emeviler Dönemi

27/4/2006
Yeni bir seriye başlıyorum. Bu serinin adını "Büyüklere Masallar" koydum. Konu Türklerin nasıl müslüman olduğu. Aslında bu metin Jean-Paul Roux'un "Orta Asya", "Altay Türklerinde Ölüm" ve "Türklerin ve Moğollarının Eski Dini" kitaplarından ve bunlar dışında az sayıda yan kaynaktan yapılmış bir derleme. Amacı genel bir İslam tarihi yada Orta Asya tarihi derlemesi değil. Türklerin nasıl müslüman olduğuna dair tarihi çarpıtmaları incelemek.
 
Bizim İslamcı ve Türkçülerimiz, bu süreci tam olarak tersinden anlatıp bizi adeta bir masal dünyasında yaşattılar. Göstereceğim alıntı ve linkler tarihin nasıl çarpıtılıp aslında birer Arap milliyetçisi gözüyle yorumlandığını açıkça gösterecektir. Üzerinde duracağımız konu ise Emeviler dönemi değildir. Gerçi en çarpıcı dönem bu dönemdir. Emeviler gözü dönmüş bir saldırganlıkla, katliamlar ve talanla İslamı yaymaya ve zenginleşmeye çalışırlar. Bu döneme ilişkin özellikle Erdoğan Aydın'ın bu konudaki kitabı sürecin bir çok yanını aydınlatıyor. Ben biraz daha farklı bir izleğe sahibim. Ilımlı Abbasi döneminden başlayacağım.
 
Ancak okuyucunun Emevi dönemini de anlayabilmesi için kısaca bir kaç not yazmak lazım. Muhammed'in peygamberliği ile birlikte Araplar bir kabile toplumundan hızla emperyal bir devlete doğru evrilmeye başlarlar. Bu dönemde peygamberin Türklere bulaşmamak konusunda birçok ifadesi vardır.Görülen o ki Türklerden hem çekinilmekte hem de Arapların Türklerle çatışması bir kıyamet alameti olarak betimlenmektedir. İşte bazı hadisler:
 
"Şu da kıyamet alametlerinden : Kıldan(keçe) ayakkabı giyen bir toplumla vuruşup öldüreşeceksiniz. Geniş yüzlü, yüzleri kalkan gibi, üst üste derili toplumla vuruşmanız-öldürüşmeniz kıyamet alametlerindendir. Siz(müslümanlar), küçük gözlü, kızıl yüzlü, basık burunlu, yüzleri kalkan gibi, derisi üst üste binmiş olan Türklerle öldürüşmedikçe kıyamet kopmaz."( Bkz. Buhari, e's-Sahih, kitabu'l-Cihad/95; Müslüm, e's-Sahih, Kitabu'l-Fiten/66, hadis no: 2912; İbn Mace, h.no: 4097-4098).
 
-"Siz (müslümanlar) , küçük gözlü , basık burunlu , yüzleri kalkan gibi , derisi üst üste binmiş olan toplumla öldürüşmedikçe kıyamet kopmayacaktır." (Buhari, e's-SAhih, Kitabu'l-Cihad/96; Müslim, e's-Sahih, kitabu'l-Fiten/62 hadis no: 2912; Ebu DAvud, Sünen, hadis no: 4304; Tirmizi, h. no: 2251; İbn Mace, h. no: 4096-4099
 
"Müslümanlar , Türklerle öldürüşmedikçe , kıyamet kopmayacaktır. Yüzleri kalkan gibi , üst üste binmiş kalın derili olan bu toplumla..Kıldan elbise giyerler."( Bkz. Müslim, e's-Sahih, Kitabu'l-Fiten/62-65, hadis no:2912; Ebu Davud, Sünen, Kitabu'l-Melahim/9 Babun fi Kıtali't Türk, hadis no: 4303; Nesei, Sünen, Kitabu'l-Cihad/Babu Gazveti't-Türk...)
 
Muhammed Arapların Ceyhan nehrinin ötesine geçmemelerini ister. Bunun büyük felaket getireceğine inanır. Ancak zamanla nehir geçilip türklere talan akınları yapılmaya başlanır. Bundan sonraki yıllar 670-740 arası tam bir talan ve katliam dönemidir. Türklerin yaşadığı Buhara, Semerkant, Talkan, Baykent gibi şehirler defalarca talan edilir, Curcan ve Talkan'da yapılan türk katliamlarında birincisinde 40 bin, ikincisinde 14 bin kılıçtan geçirilir. Esirler dağlanarak erkekler köle pazarlarında köle olarak, kadınlar cariye olarak satılır. Göktürk devletinin (Tu-kiu) dağılma dönemidir ve bütün direnişlere rağmen, dağınık Türkler düzenli Arap ordularının saldırlarıyla başedemezler.

 
İncelemek istediğim dönem Emevi dönemi olmadığı için bu konu hakkında bir link ve bir örnek vererek geçeceğim:
 
 
ve bir örnek:
 Tarih-i Taberi / Cilt 3/(Syf-343)

Her kim Türk’lerden baş getirirse yüz dirhem vereceğim. İmdi müslümanlar bir bir Türk’lerin başını kesip getirip 100 dirhemi aldılar.Ve Türk’leri dağıtıp hesapsız kırdılar ve mübaleğa ile mal ve ganimet alıp yine dönüp Merv’e geldiler.
Yaz gelince Kuteybe Horasan şehirlerine nameler gönderip asker topladı. Sonra göçüp Talkan’a vardı. Şehrek ki Talkan meliki idi. Neyzekle müttefik idi. Kuteybe’nin geldiğini işitince kaçtı. Kuteybe Talkan’a girdiği vakit hükmetti ki ahalisini kılıçtan geçireler. Nekadar kırabilirlerse kıralar. Bunun üzerine Kuteybe’nin askeri orada hesapsız adam öldürdü.
Rivayet ederler ki 4 fersenk yol iki taraftan muttasıl ceviz ağacı dallarına adamlar asılmış idi. Oradan göçtü. Mervalarüd’e kondu. Oradaki melik kaçtı. Kuteybe onun da iki oğlunu tuttukta kalan şehrin beyleri itaat edip istikbale geldiler.(Syf-344)

Abbasi Ayaklanması ve Ebu Müslim

27/4/2006
Emeviler dönemi vahşi bir yayılmacılık ve katliam dönemidir. Emeviler fethettikleri bölgelerde müslüman olmayanlara eşit davranmadıkları gibi, Araplarla müslüman olan diğer halklar arasında da ayrım yaparlardı. Müslüman olmak bile Emevilere yeterli gelmezdi. Emevilerin bu tutumu halk arasında hoşnutsuzluğun artmasına neden oldu. Halife Abdülmelik (692-705) ve Velid (705-715) döneminde hoşnutsuzluklar had safhaya ulaştı. Velid döneminde Kuteybe’nin yaptığı katliamlar sitenin ana sayfasından okunabilir.

Emevilere karşı başlayan isyan bu nedenlerden dolayı bütün kesimleri  kolayca içine aldı. En başta Hariciler, Şiiler, Abbasiler, ayrıca Museviler, Hıristiyanlar, Mani, Zerdüşt ce Mazdek dinine mensup olanlar yani müslüman olmayan kesimler, kısaca Emeviler dışında herkes adeta ayaklanmak için bir kıvılcım bekliyordu. Araplar öteden beri hep bir çatışma içindeydiler. Örneğin Yemenlilerin Kuzey Bedevileri ile çatışmaları hiç bitmemişti.

Abbasiler isyanın hazırlayıcısı idiler. Her yere ajanlar gönderiyor, her gruba da isteklerine uygun propagandada bulunuyorlardı. Şiilere Hüseyin’in intikamının alınması gerektiğini söylerken, İslamiyeti yeni kabul etmiş olanlara İslamın müminler arasında tam bir eşitlik öngördüğünü, müslüman olmayan toplumlara ise hoşgörüden, adaletten, özgürlükten bahsediyorlardı. Özellikle müslüman olmayanların kaybedecek hiçbirşeyi yoktu. Durumları daha kötü olamazdı, belki de bir ayaklanma ile özgürlüklerine kavuşabilirlerdi.

Abbasilerin ayaklanmasının Doğu İran ve Batı Türkistandaki propagandacısı Ebu Müslim adında birisi idi. Özbek ve Türkmenler Türk olduğunu, Arap kaynaklar ise Arap olduğunu söylerler. O dönem Arap olmayan birinin bu konuma getirilmesi ve başarılı olması zor görünüyor. Çünkü Türkler bu dönemde katliamlardan geçirilmekte, İslamiyete karşı ölümleri pahasına savaşmaktadır.

Ebu Müslim’in ailesi Mazdeisttir. Kendisi İslamiyeti yeni seçmiş yada yeni seçmiş birinin oğludur. Ebu Müslim ayaklanma hareketinin şeflerinin oturduğu Merv’e geldiğinde Tüklerin ardı ardına ayaklanmaları (719, 720-21, 727)  yaşanıyor ve bunlar acımasızca bastırılıyordu. Emevi Araplar bu ayaklanmalarla başedebilmek için Zeravşan vadilerinde ve Kaşka-Derya’da (Demirkapı) kalelerden oluşan bir savunma sistemi kurmuş ve İslamiyeti yaymak için büyük uğraş vermişlerdi.

728 yılında ani bir politika değişikliği ile İslamiyeti kabul eden herkesin vergiden muaf tutulacağını ilan ederler. Herkes müslüman olduğunu söylemeye başlar. Hıristiyanlar bile müslüman olmaya başlar. Hazine boşalır. Kimse vergi ödemez. Aslında Araplar talanlarla yeteri kadar zenginleşmiştir. Vergi muafiyeti şehirleri canlandırır. Ama şehirler bağımsızlıklarını ilan etmeye başlarlar. Göktürklerin son dönem yeniden ülkeyi Arap kontrolünden kurtarmak için akınları olur. (730-31-33)  Araplar yeniden bölgeyi ele geçirdiklerinde ise artık ülke harap durumdadır. Açlık salgını başlar, durum iyice kötüleşir.

İlk ayaklanma 734’de Hariç tarafından başlatılır. Bu sırada Yemenliler de kuzey Araplarıyla çatışmaya başlamıştır. Ancak başarılı olamaz, bir çatışmada öldürülür ve Emeviler kontrolü tekrar sağlarlar. 747’de Ebu Müslim Abbasi’lerin kara bayrağı ile asıl büyük ayaklanmayı başlatır. Tabari’ye göre bir günde 60 şehir ona bağlanmıştır. Ebu Müslim hitabet sanatını iyi bilen biridir. “Bir insan için ölçü alınabilecek tek özellik ruhunun soyluluğudur. Müslüman yada Musevi, önemli olan iyiliktir” der. Bu tür konuşmaları herkesin hoşuna gider.

748’de Arap kabileleri arasındaki kavgaları fırsat bilip Merv’in kontrolünü ele geçirir. Ardından Nişapur’u da alır ve İran’ın ortalarında doğru ilerlemeye başlar. Emevi halifesinin Suriyeden gelen yorgun ordusunu yener ve Irak’a girer. Halife Mısır’a kaçar ve orada öldürülür. Yıl 750’dir ve Emevi hanedanı son bulmuştur.

Emevileri devirmek Şiilere değil Abbasilere nasip oldu. Artık müslüman dünyasını Abbasiler yönetecektir. Abbasiler imparatorluğun başkentini İranlılaşan bir başka yere, Bağdat’a taşıdılar.

Devrimin kuşkusuz en önemli ismi Ebu Müslim’di. Horasan’a yönetici yapıldı. Gerçi Doğu İran’ın yöneticisi olmuştu ama eski halifeyi tepeleyen bir komutana biraz küçük bir ödüldü bu. Ebu Müslim artık iktidarı ele geçirmişti ve eşitlik, özgürlük söylemleri değil düzen gerekiyordu. Kafa tutan herkesi kılıçtan geçirtti. Devrimci Zerdüşt lider Bih Afrid’i yakalatıp astırdı. İsyanları kanla bastırdı. Buhara’da Şii Şarik bin Sail el-Mukri’nin isyanını da bastırdı ve ayaklanmaya katılanların hepsini şehrin duvarlarına astırdı, Buharayı da ateşe verdi. Ebu Müslim giderek yükseliyordu. Ancak asıl yükselişi Tavas Savaşı ile oldu.

Talas Savaşı

27/4/2006
Çin, bir süredir Ortadoğu’ya müdahale etmekte kararsızdı. Ortadoğu’da Emevi/Abbasi kargaşası yaşanırken Kao Siyen Çe adında cesur ve atak bir Çinli komutan da Batı ülkelerinin komutanlığına atanıyordu. Bir dönem Taşkent kralı Kao’nun sadık bir hizmetkarıydı. Ancak Kao saçma bir bahaneyle Taşkent kralını idam ettirdi, şehri de yağmalattı. Aslında Kao’nun istediği Arap’ların kargaşa içinde olduğu, Göktürklerin de dağıldığı bir dönemde batıya yönelecek bir kapı açabilmekti. Kao’ya göre en uygun zamandı. Çin’in en güçlü, düşmanlarının en zayıf olduğu andı.

Taşkent kralının oğlu Kao’nun katliamından kaçmayı başarır ve Ebu Müslim ve Karluk’lardan yardım ister. Ebu Müslim, Ziya bin Salih komutasında bir ordu gönderir. Karluklar da bu çağrıya olumlu yanıt verirler. Talas nehri yakınlarında Çin ordusu ile Karluk ve Arap orduları karşılaşır. Beş gün süren savaşın sonunda Çin ordusu ağır bir yenilgiye uğrar. Bütün Çin ordusu ya katledilir ya da esir alınır. Bu esirler sayesinde Araplar kağıt imalatını da öğrenirler.

Talas savaşının en önemli sonucu Çin’in Orta Asya’da egemenlik kurma hayalinin tükenmesidir. Kao büyük bir hata yapmış ve Çin’in gücünü yanlış değerlendirmiştir. Birkaç yıl sonra Çin yeni bir ordu oluşturup yeniden bir saldırı denemesinde bulunur ama yine başarılı olamaz ve ardından iç savaşa sürüklenir. Artık Orta Asya Türklere ve Araplara kalmıştır.

Halifenin Ebu Müslim'i Boğdurtması ve İntikam Ayaklanmaları

27/4/2006
Ebu Müslim, Abbasileri iktidara getiren ayaklanmayı başlatan bir lider olmakla kalmamış, Talas savaşı ile Orta Asya bozkırlarından Çin’i de kovmuştu. Adeta yenilmez biri olarak görülmeye başlamıştı. Peki Ebu Müslim’in bu başarıları halifenin hoşuna gidiyor muydu? Halife herşeyini borçlu olduğu Ebu Müslime karşı nankörlük etmekte gecikmeyecektir. Bazı tarihçiler Ebu Müslim’in Talas Savaşına gönderdiği komutanı Ziya bin Salih’in isyanını halifeye bağlarlar. Doğru yada değil, ancak Ebu Müslim isyan eden komutanını da ele geçirir ve öldürtür. Ancak Arapların düzenbazlığı ve tuzakları bitmez. Aşırı kendine güvenen Ebu Müslim halifenin sarayına gider ve orada 12 Şubat 755’de halife tarafından boğulur. Cesedi Dicle nehrine atıldığında henüz 35 yaşındadır.

“Horasan’ın Baltası” Ebu Müslim Tavas Savaşından henüz beş yıl sonra katledilir. Ardından bir yandan sevenleri, bir yandan zamanında isyanlarını bastırdıkları yeniden isyana kalkarlar. Doğu İran yüzyıl sürecek bir iç savaşın içine sürüklenir.

Ebu Müslim’in halife tarafından öldürtülmesinden hemen sonra Nişapurlu bir Mazdeist mecusi Simbad, Şiileri ayaklanmaya çağırarak Hemedan’a saldırır. Ancak isyanı bastırılır. Ardından “Türk” lakaplı İshak ayaklanır. 757’de bu ayaklanma da bastırılır. Zerdüşt Ostad Sis yüzbinlerce yoldaşını ayaklandırıp 767’de pekçok şehri işgal eder. Ancak yakalanır ve halife bu Zerdüştü işkenceyle öldürtür. En büyük ayaklanma Haşim bin Hakim’in yani el-Mukanna (peçeli) olarak adlandırılan kişinin eseridir. Yüzünün çok parlak olduğunu ve görenlerin yandıklarını ileri sürer. Düşmanları da korkunç yüzünü peçeyle gizlediklerini söyler. Türklerle de arası iyidir. Ebu Müslim’i bir tür Zerdüşt anlayışı ile yüceltir ve müslümanlara karşı yığınları etkilemeyi başarır. Zeravşan Vadisi, Buhara, Semerkant gibi şehirleri iki yıl elinde tutmayı başarmış, ama sonunda bozguna uğramıştır. 783 yılında teslim olmaktansa en yakın yandaşlarıyla birlikte kendini bir ateş ocağına atmayı tercih etmiştir.

Haşim’in yenilgisi Mazdeistlerin de sonu olur. Aslında Mazdeizt bir aileden gelen Ebu Müslim’in halife tarafından katlettirilmesinden sonra patlayan Mazdeist isyanlardır hepsi. Bunlar “Ebu Müslimin arkadaşları”nın isyanlarıdır. Mazdeizm çok iyi direnir ama kesin olarak yenilir. Ancak etkisi başka biçimlerde, başka dinler üzerinden sürecektir.

Bugün Mazdeist kalmamıştır denilebilir. İran’da Farisiler, pekçoğunun İslamiyetten kaçarak sığındığı Hindistan’da ise Parsiler olarak adlandırılıyorlar. 3000 yıllık bu dinin temsilcileri tek tük de olsa ateşin sonsuza kadar yanacağı tapınaklarını yaşatıyorlar.

Talas Savaşı Öncesine İlişkin Uydurulan Masallar

27/4/2006
Kendini milliyetçi sayan birçok akım bu dönemde yaşanan gerçekleri gizlemeye çalışmıştır. İstilacı Arapların İslam adına yaptığı katliamlar kelime oyunlarıyla geçiştirilmeye çalışılmıştır. Örneğin ülkü ocaklarının sitesinde yer alan sözler:

Emeviler bölgede İslâmiyet'i yaymaktan çok, yeni zaferler peşinde koşmuşlar; Müslüman olmalarına rağmen yerli halka ağır vergiler yüklemişlerdi. Bu sebeple ilk karşılaşma pek dostça olmamış ve Türklerle Araplar arasında küçük çapta çarpışmalar cereyan etmiştir. Özellikle Kuteybe bin Müslim'in Horasan valiliğine getirilmesiyle mücadele iyice kızışmıştır (705).

http://www.ulkuocaklari.org.tr/trktrh/2/islam_kabul.htm

Burada küçük çaplı çatışmalar denilen olay Arapların 673 yılında Buhara ve Semerkant’ı talan etmeleri, Harezmde ele geçirdikleri türk esirleri boyunlarına damga vurarak köle pazarlarında satmaları gibi “küçük çapta” olaylardır. Yada başka bir türkçü sitede olduğu gibi:

Halife Mu'âviye'nin Horasan vâlisi Ubeydullah b. Ziyâd 674 tarihinde İran ile Turan arasında hudut olan Ceyhun Nehrini geçerek muhtelif Türk beyliklerinin hüküm sürdüğü Mâverâünnehr'in önemli şehirlerinden Buhârâ'yı kuşattı. Şehrin Türk asıllı melikesi Kabac Hâtun ile anlaşma yaptıktan sonra oradan aldığı iki bin Türk askeri ile geri döndü.

http://www.ozturkler.com/data/0002/0002_02_02.htm

Burada bahsedilen, yani Kibac Hatun’la yapılan anlaşma bir miktar Türk esiri ve Semerkant'tan toplanan kölelerdir aslında. Ubeydullah  şehri talan eder ama birşey elde edemez. Daha sonra gönderilen Sait ile Kibac Hatun bir anlaşma yapmak zorunda kalır. Said’e 50 yada 80 kadar köle verir ve Said’in önüne çıkmayacağına söz verir. Said bu güvenle Semerkant’a saldırır. Semerkant’ı talan eder, binlerce Türk gencini toplayıp Horasan pazarında köle olarak satar. Ancak Kibac Hatun’dan aldığı esirlerden biri tarafından hançerlenerek öldürülür.

Bizim milliyetçilerimiz kendi halkının esir kaline getirilmesi karşısında inanılmaz bir umursamazlık  içindeler. Nerdeyse Arap katliamlarını alkışlayacaklar.

Türklerin İslâmiyet'le ilk tanışmaları Emevi dönemiyle başlar. Ancak Emevi yönetiminin tutumu sebebiyle, Türk toplulukları arasında İslâmiyet fazla yayılmamıştır. Buna rağmen, az sayıda da olsa Emevi ordusunda görev alan Müslüman Türkler bulunmaktaydı. Meselâ Horasan Vâlisi Ubeydullah bin Ziyad henüz 674 tarihinde 2000 Türk okçusundan bir ordu oluşturmuştu. (Ülkü Ocakları)

Emevi ordusunda görev alan müslüman Türkler denilenler köleleştirilmiş, İslam katliamlarından kurtulmuş olan Türklerdi.
 
Kısa bir tarama ile yüzlerce masal sitesi bulabilirsiniz. Bunlara göre ne kölelik vardır, ne katliamlar, ne isyanlar. Türkler seve isteye kolayca müslüman olmuşlardır. Örneğin:
 

Talas Savaşı Sonrası

27/4/2006
Talas savaşında gerçekleşen şey Çinlilerin Orta Asya hevesinin uzunca bir süre için noktalanmasıydı. Ancak Arapların yeni egemenleri Abbasiler ile ne Türkler ne de diğer Arap ve müslüman olmayanlar arasındaki çatışmalar bitmek şöyle dursun daha da alevlendi. Çünkü Doğu İran’da baskı ve terörle de olsa düzeni sağlamış olan Ebu Müslim halife tarafından öldürtüldü. Tavas savaşından henüz beş yıl sonra Ebu Müslim’in öldürülmesi bölgeyi yeni bir iç savaşa götürdü.

İslamcı ve türkçüler sürekli Talas savaşında türk ve arapların beraber savaştıklarını ve sonrasında Türklerin kendi rızalarıyla İslam'ı seçtiklerini ve kendi kimliklerini İslam sayesinde bulduklarını yazarlar. Tümüyle tarihi gerçeklerle çatışan bir iddiadır bu. Türkler uzunca bir dönem İslamiyete direnmiş, kitleler halinde köleleştirilmiştir.

Talas savaşından sonra Çin’in etkisiz hale gelmesiyle Türk göçebe kabileleri ile Araplar arasında bir kuvvetler dengesi olşmuş görünüyordu. Batıya doğru akın eden Türkler İslam teokrasisi tarafından durdurulmuş ve devlet hizmetine memluk, köle yani paralı asker olarak girmeye başlamışlardı.

Talas Savaşından sonra görülen kitleler halinde İslama geçme değil, kitleler halinde Arap ordularına paralı asker olmadır. Araplar artık savaşamayacak kadar zengin olmuşlar, Türkler de kendilerine yeni bir iş alanı bulmuşlardı.

Halife Harun er-Reşid döneminden önce azat edilen türk savaşçıları görülmeye başlanıyor. Harun er-Reşid’in oğulları el-Emin ve el-Memun arasında çıkan iç savaşta Türklerin önemi daha da artmıştı. Arapların kendi içlerindeki çatışmaları, ihanetler, halifeye araplardan çok türklere güvenebileceğini göstermeye başlamıştı. Aslında çoğu müslüman falan olmamış, olanlarının ise ne kadar oldukları şüpheli olsa da Arapların hainlik yapma korkusu iktidar isteği tarafları türklere yaklaştırdı. Türkler bu iktidar çatışmalarda iki taraftan da kullanılmaya çalışıldı. Ancak Türklerin bu kabına sığmaz savaşçılık merakı Araplarda tepki doğurmakta gecikmedi. Öyle ki daha sonraki yıllarda el-Mutasim (833-849) türkleri diş bilemeye başlayan Bağdat sakinlerinden koruyabilmek için onlara kuzeye doğru az bir mesafede olan Samerra’da yeni bir başkent kurmak zorunda kaldı.  Türkler Samerra’da iktidarı ele geçirmekte gecikmediler. Giderek ordu komutanı, elçi, hatta Mısır gibi zengin eyaletlere vali bile oldular.

Karahanlıların Yükselişi

27/4/2006
Batı Türkistandaki Türkler uzunca bir süre Arap egemenliği altında yaşadılar. Talas savaşında Taşkent kralına yardım gönderen Karluklardı. Çin’i Araplarla birlikte yenen Karlukların Karahan devletini 840’dan itibaren başlatabiliyoruz. Daha öncesinde Uygur devletinin egemenliğinde yaşıyorlardı. Hıristiyanlığı kabul ettiklerine dair bilgiler olmasına karşın Şaman oldukları, Manicilikten ve Nesturilikten (Orta Asya hıristiyanlığı da diyebiliriz sanırım buna) etkilenmiş olduklarını söylemek daha doğru olur. Hala putlarına verilen Buğra (damızlık deve), Aslan gibi isimleri kullanırlar. Din değiştirme öyküleri de rehber hayvan ve düşsel öğeler üzerine kuruludur. Yani bir melez din anlayışı geliştirmişler.

İslamiyetin en büyük başarısı Çin Türkistanındaki bu küçük Karahanlı krallığında yani Balasagun ve Kaşgar’da olmuştur. Kaynakların tam olarak belirleyemedikleri bir tarihte Satuk Buğra Han adındaki bir Türk hakanının halkını da beraberinde sürükleyerek İslamiyeti kabul ettiği anlatılır. Aslında yüzeysel bir İslamlaşma sürecinin üstüne sonradan koca bir Satuk Buğra efsanesi örülmüştür. O yıllarda Kaşgar ve civarı önemli bir din ve kültür merkezi haline gelmiştir. Maniheist ve Budist kültürün önemli etkileri vardır. Kaşgarlı’nın Lugat’ı ve Balasagunlu Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig’i bu dönemin ürünleridir.

Buğra Han’ın İslam’ı seçmesi oldukça politik bir tercihtir. Amaç İslam topraklarına ve Sogdiyana’ya yayılmaktır. Bunun için önce Isficap’a saldırır, burası bir Türk beyinin egemenliğinde küçük bir hanlıktır. 992’de ise Semerkant ve Buhara seferlerine çıkar. Mayıs’ta Samanilerin başkenti muhteşem Buhara’ya girer ve şehri boşaltır. 999 yılında da Sogdiyana’yı işgal eder, emiri tutuklar ve tüm Maveraünnehir’e hakim olur.

Artık İran topraklarında Türk egemenliği başlamıştır. Moğol istilasına kadar sürecektir bu. Karahanlılarda, Samanilerdeki gibi islami kurallar yani şeriat uygulanmaz. Hatta hakanların müslüman olduklarını açıklamalarına karşın Budizm, Manicilik ve Nesturilik oldukça yaygındır. Kaşgarlı Mahmud gibi gerçekten İslamiyeti kabul etmiş kişiler varsa da, halkın bu değişimi yaşadığı söylenemez. Hatta bu yüzden Arap metinlerinde yöneticilerle halk arasında büyük fark olduğu belirtilir. İdrisi, beyleri “diğerlerinden yetenekleri ve iyi huylarıyla ayrılan adaletli yöneticiler” olarak nitelerken, halk için küsümseyici ifadeler kullanılır: “cahil, vahşi ve kaba sabaydılar”.

Yazımızın devamını "Şamanın İslama Hizmeti" kategorisi altındaki yazı dizisinde bulabilirsiniz.


imza kampanyasi


Ziyaretçi Defterine yazın

Paylaş

Blogcu ile yapıldı

Google