Resmi Tarih

3/12/2006
Tarihimizle ilgili o kadar çok masal anlatılıyor ki, sıradan bir izleyici gerçekten neyin bir masal neyin gerçek olduğunu çok zor anlar. Resmi Tarih'imiz ise Ermenilerle ilgili konularda baştan aşağı masallarla dolu. Bu başlıkta bu masallardan birini, Ermenilerin 1900'lerin hemen başında kurulan sözde terör örgütlerini işleyeceğim. Asıl olarak iki tane Ermeni örgütü sözkonusudur. Hınçak ve Taşnak partileri. Hınçak partisi daha sonra ikiye ayrılmıştır. Hınçak partisi sosyalist, Taşnak ise milliyetçi/liberal bir çizgidedir.

Resmi tarih tezi 1915'deki tehcire dayanak oluşturabilmek için bu partileri birer terör örgütü olarak gösterir. Ve bu örgütlerin eylemlerini sonraki yıllarda yaşanacak olan dehşet verici olayların önemli kaynakları imiş gibi göstermeye çalışır. Halbuki her iki örgüt de 1914'e kadar yasal olarak çalışmış, Abdülhamit'in istibdat rejimi dönemi dışında da şiddet eylemleri ile ilgileri olmamıştır. Hatta İttihat Terakki Partisi ile ortak hareket etmişler, birbirlerinin kongrelerine katılmışlar ve Abdülhamit'e karşı meşrutiyeti birlikte kazanmışlardır.

Önce gerçekdışı resmi tarihin nasıl bir öfke ile yazıldığına tanıklık edelim. Yazarımız "Devlet Arşivleri Genel Müdürü" olmuş bir zat. Adı İsmet Binark. Hüseyin Nazım Paşa'nın "Ermeni Olayları Tarihi" adlı devlet yayınına yazdığı sunuşta bu partileri bakın nasıl köpürerek anlatıyor:

Ermenilerin terör hareketlerini organize eden Ermeni komitelerinin belli başlıları şunlardır:

Hınçak Komitesi: Kafkasyalı Ermenilerden Avedis Nazarbek ve eşi Marian Vardaniyan tarafından 1887 yılında kurulmuş olup, amacı önce Türkiye Ermenistanı'nı kurarak, daha sonra Rusya ve İran Ermenistanı ile birleşip bağımsız bir Ermenistan tesis etmekti. Ancak bu komtenin hareketleri Türkiye'de başarısız olunca aralarında ikilik çıkmış ve Nazarbek taraftarı olanlar Asıl Hınçaklar; diğerleri ise Reformist Hınçaklar veya Veragazmiyal Hınçaklar adını almışlardır. Bu ikinci grubun lideri de Arpiyar Arpiaryan idi.

Proğramını ve teşkilât nizamnâmesini 1887 tarihinde Ermenice olarak Londra'da bastıran Hınçak Komitesi'ndeki bu ayrılık üzerine, aralarındaki düşmanlık birbirlerini sokak ortasında öldürmeye kadar varmıştır.

Hınçakların gayesi Müslümanlarla Hıristiyanları birbirlerine karşı kışkırtmaktı. Böylece çıkan katliamla ülkeyi dehşet içerisinde bırakacaklarını umuyorlardı. Kendileri emniyet içinde olan Hınçaklar, ırkdaşlarını tahrik ederek, rahat hayatlarını büyük bir karmaşaya itmekten ve devlet ile çatışmaya sokmaktan kaçınmıyorlardı.

Taşnaksutyun Komitesi (Ermeni İhtilâl Cemiyetleri Birliği): Ermenice federasyon mânasına gelen Taşnaksutyun Komitesi, çeşitli Ermeni gruplarının bir araya gelmesiyle ortaya çıktığı için bu adı almıştır.
1890'da Kafkasya'da kurulan bu komitenin amacı diğer Ermeni cemiyetlerini birleştirmek ve Türkiye'ye geçen çetelere yardım etmekti. Komitenin ana prensibi ise, Türklerle Kürtlerin her görüldüğü yerde vurulmaları; hainlerin, ahdinden dönenlerin ve Ermeni hafiyelerinin öldürülmeleriydi.

Yayınladıkları bildirilenle taraftarlarını daha cesur olmaya çağıran Taşnaksutyun Komitesi, zenginlerin ve din adamlarının kendilerine yeteri kadar ilgi göstermediklerinden yakınarak papazlar ve tüccarlar aleyhine propagandadan da geri durmuyorlardı.

İlk teşkilâtlarını İstanbul, Van, Trabzon gibi vilâyetlerde kuran, önemli yerlere Kafkas ve Rus Ermenilerini yerleştiren bu komitenin propaganda merkezlerinden birisi de Paris idi. Yayınladıkları her türlü malzemeyle Batı kamu oyunu aldatmakta, bu arada kendilerine inanmayan ve katılmayan Ermenilere karşı da terör estirmekteydiler. Gayeleri Türkiye Ermenistanı'nın siyasî ve iktisadî bağımsızlığı olmasına rağmen, diğer taraftan memlekette mevcut olan komünist eğilimleri koruma ve kışkırtmaktan da geri durmamaktaydılar.

Bir terör teşkilâtı olarak faaliyet gösteren Taşnaklar, Osmanlı Bankası baskını ile Sasun'daki 1904 isyanını ve Yıldız Sarayı Suikastını üstlenmişlerdir.

Hınçak İhtilâl Partisi:
Ermenistan'da ihtilâl hareketlerini yöneten tek Ermeni partisidir. Merkezi Atina'da olan bu partinin Ermenistan'ın bütün şehirlerinde ve köylerinde, Ermenilerin bulunduğu yabancı üleklerde şubeleri vardır.
Hınçak İhtilâl Partisi'nin kökü Rusya'da olduğu gibi, kendisini Rus altını ve zekâsı yönetmektedir. Kendisine hile yoluyla taraftar kazanmaktan sakınmayan bu parti, yangıncı ve ihtilâlci olarak tanınmıştır.

Netice itibariyle Ermeni komiteleri merkezî otoriteden mahrum ve birbirlerinden uzak yerlerde, farklı isimlerle çalışmaktaydılar. Hepsinin ortak amacı ise, bağımsız bir Ermenistan ütopyası uğruna, Batı kamu oyunu, kendi ırklarını, efendileri olan Osmanlıları kandırmak ve önlerine engel olarak kim çıkarsa çıksın hepsini yok etmeyi göze alarak mücadele etmekti.

Ermenilerin bu ütopyadan hâlâ vaz geçmedikleri, Batılı devletlerle Amerika ve Rusya'nın hoşgörüsüyle sürdürdükleri katliamlardan açıkca anlaşılmaktadır.


http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/h_n_pasa/003.htm

Yukarda yazılanların hemen tamamının uydurma olduğunu göreceğiz. Zaten aklı başında kimse herhangi bir partinin ana amacının yazarın iddia ettiği gibi  “Türklerle Kürtlerin görüldüğü yerde vurulmaları; hainlerin, ahdinden dönenlerin ve Ermeni hafiyelerinin öldürülmeleri” olduğuna inanmaz. Yazar ırkçı fantazileriyle uyduruyor.

Bu metin devlet arşivlerinin ne kadar taraflı olduğunu, Türk Tarih Kurumu gibi kurumların tarihi araştırmakla değil, resmi tarih tezini savunmakla görevli olduğunu gösteren bir kanıt. Zaten Devlet arşivlerinin sitesine girip şöyle kısa bir gezinti yapmanız bile bunu anlamanıza yeter.

http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/

Yukardaki alıntıdan anlayacağımız şey şudur. Resmi tarih tezimize göre 3 tane önemli Ermeni grubu vardır. Bunlar terörist ve bölücüdürler. Hepsi de Türk düşmanıdır ve kökleri dışardadır.Bunlardan Taşnak partisi Osmanlı Bankası baskını, Sasun İsyanı ve Yıldız Sarayı'nda Abdülhamit'e yapılan suikasti üstlenmiştir. Bunlara sırayla değineceğiz.

Ancak önce Hınçak örgütünü inceleyelim...

Hınçak Partisi

3/12/2006
Hınçakyan Cemiyeti, Hınçak Komitesi yada tam adıyla Memâlik-i Osmaniye Sosyal Demokrat Hınçakyan Cemiyeti hakkında yapılmış bir çalışma var. Yine resmi tarih tezi çerçevesinde yazılmış ama cemiyetin programı verildiği için burdan grup hakkında daha tam bir fikir edinme şansımız var.

"Sosyal Demokrat Hınçakyan Cemiyeti ve Nizamiyesi" başlığı ile Yrd. Doç. Dr. Erdal AYDOĞAN tarafından Ermeni Araştırmaları adlı dergiye yazılmış.

http://www.iksaren.org/index.php?Page=DergiIcerik&IcerikNo=36

Yazar şöyle tanıtıyor Hınçak cemiyetini:

Hınçak Cemiyeti’nin Kuruluşu

Osmanlı Devleti’ne karşı alenen cephe alan en önemli örgütlerden olan Hınçak Komitesi,[9] 1887 yılında makam tutkunu, şöhret meraklısı Kafkasyalı bir Ermeni olan Avedis Nazarbeg ve Marksist ideolojiye inanmış beş öğrenci ile birlikte İsviçre’nin Cenevre kentinde teşekkül ettirilmiştir.[10]

Komitenin prensipleri Karl Marx’ın Komünist Manifesto’sundan esinlenilerek hazırlanmıştı ve üyelerinin çoğu Rusyalı Ermenilerdendi.[11] Kendileri sosyal demokrat olarak tanımlamalarına rağmen programlarında daha çok Marksizmin ağırlığı vardır.  Kendilerini ifade edebilmek ve propaganda yapabilmek maksadıyla Hınçak (Çan) isminde bir de yayın organı çıkarabilmişlerdi.[12]


İttihat Terakki de bir grup genç askeri mülkiyeli öğrenci tarafından kurulmuştu. Dünyada gelişen siyasi akımlar Ermenilere de elbette ulaşacaktı. Kendilerini sosyal demokrat olarak tanımlamalarına Yrd. Doç.'imiz şaşırıyor. Ben de bu adamın nasıl Yrd. Doç. olduğuna şaşıyorum. Bilindiği gibi II. Enternasyonal'deki bölünme zamanına kadar bütün Marksist partilerin adı sosyal demokrattı.

Bizim için önemli olan yazarın birikimi değil tabii ki, bize verdiği bilgiler önemli. Hınçak Ermenicede Çan anlamına geliyormuş ve aslında çıkardıkları dergiden dolayı böyle bir ad veriliyor bu gruba. Gerçekte partinin adı sadece "Sosyal Demokrat Fırkası". Hatta partinin programında Ermeni'lerin ayrı bir örgütlenmesi ile ilgili birşey de yok. Programın amaç bölümünü aktaracağım şimdi.

“Sosyal Demokrat Fırkası – nitekim Hınçakyan Cemiyeti- için bütün Memâlik-i Osmaniye’de yani Ermenistan, Makedonya, Arabistan, Arnavutluk ile Memâlik-i Osmaniye’nin kıtaat-ı sairesinde şu sosyalist teşkilat-ı içtimaiyesinin vücud bulması azami-i amali teşkil eylediği gibi metalib-i atiye dahi cemiyet için bir maksad-ı asgari teşkil eylemektedir. Şöyle ki:[16] Ahalinin kendi mukadderatına hakimiyeti esasını husule getirerek Memâlik-i Osmaniye ahalisinden müstahsil sınıfın memleketin bilcümle umur-ı siyasiyesine müdahale edebilmelerini imkanpezir etmek ve sınıf-ı mezkurun iktisadi ve tahsis-i temeddün-i terakkiyatına (cultural) nail olabilecek kaffe-i esbabını ref etmek velhasıl müstahsil sınıfın bilcümle temayülat ve metalibatını kemal-ı serbesti ile izhar edebilmesini temin edecek şerait-i siyasiyeyi icad ve erbab-ı seî için elyevm bir bargiran olan şerait-i şekileyi peyderpey tâdil ederek müstahsil sınıfın kendi ahval-i hakikiyesinin müdriki olmasını temin ve sınıf-ı mezkurun müstakil bir heyet-i siyasiye halinde teşekkülünü husule getirmek ve bununla beraber bu sınıfın vazife-i içtimaiyesinin ifası hususundaki mesainin semeredar olmasını teshil ederek şerait-i içtimaye-i hazıra ile hadd-i azami-i amele doğru hatve-endaz-i (adım atan) terakkî olmasını taht-ı temine almaktır.”[17]

Görüldüğü gibi ortada sıradan bildiğimiz sosyalist bir parti girişimi var. Talepler listesine baktığımız zaman partinin hedeflerini daha da iyi anlıyoruz.

1. Memleketin siyasi ve iktisadi ve içtimai bilcümle mesail ve umuru hakimiyet-i mutlaka ile tetkik ve ittihaz-ı karar etmek selahiyet-i kamilesini haiz bir heyet-i teşriiye teşkili,
2. Vilayat, sancaklar, kazalar ve nahiyeler hakkında tevsi-i mezuniyet idare bahşi,
3. Referandum usulünün kabulü,
4. Her gûna payelerin ilgasıyla, millet, kavim, mezhep ve cins tefrik edilmeksizin her ferdin kanun nazarında müsavi tanınması,[18]
5. Umumen ve bila istisna ahz-ı asker usulünün tatbiki ve vakti huzurda hizmet-i askeriyenin milis usulüne hasrı,
6. Tedrisatın umumi ve cismani (laique) olarak mecburi ve meccanen olması,
7. Her ferdin lisan-ı maderzadı ile şifahen ve tahriren ifadeye hakkı olması ve ahali-i memleketi teşkil eden anasır-ı muhtelife lisanlarının müessesat-ı resmiye-i umumiyece müsavî tutulması,
8. Mürur tezkiresi ve pasaport usulünün lağvı,
9. İdam cezasının külliyen lağvı,
10. Angarya usulünün lağvı,[19]... vs.


Yukardaki amaçlar apaçık domokratik taleplerdir. Meclis oluşturulsun diyor. seçim yapılsın diyor, eğitim laik olsun diyor, herkes kendi anadili ile kendini ifade edebilsin diyor, idam cezası ve angarya kalksın diyor.

Yazarımız, Yrd. Doç.imiz bizi bu partinin terörist ve bölücü bir parti olduğuna inandırmakla görevlendirilmiş gibi ısrarla lafı eğip büküp bir şekilde karşımıza terörist bir parti çıkarmaya çalışır. Şöyle diyor

Hınçak Komitesi, Cemiyetler Kanunu gereğince kurulduğu için meşru bir zeminde görünmektedir.[20] Dolayısıyla bu programları her Osmanlı vatandaşının kabul edip içinde bulunabilecekleri bir yapı tarzındaydı. Oysa ki görünen tarafı kadar bir de görünmeyen bir yapısı vardır ki işte bu tarafı, gayr-i meşru, terör ve bölücülüğü metod ve yol görmeleriydi.[21]


Herşeyden önce yazar cemiyetin Osmanlı yasaları çerçevesinde kurulduğunu kabul ediyor. Peki böyle bir cemiyetten nasıl terörist örgüt çıkarılabilir. İşte bu noktada görünmeyen, gizli şeyler devreye giriyor. Yazarımız Harun Yahya yöntemlerine başvuruyor hemen.

Ermenilerin önde gelen aydınları Hınçakların bu yapısını şöyle izah ederler:

“Ermeni halkının duygularını harekete geçirmek için tahrik ve teröre ihtiyaç vardı. Halk, düşmanlarına karşı kışkırtılacak ve aynı düşmanın misilleme faaliyetlerinden yararlanılacaktı. Terör; halkı korumak ve Hınçak programına güven oluşmasını sağlamak için bir yöntem olarak kullanılacaktı. Bu suretle rejimin prestiji azaltılacak ve tam anlamıyla dağıtılması için çaba harcanacaktı...[22] Yine aynı konuda Robert Colleg’in yöneticisi Dr. Cyrus Hamlin de basında çıkan bir mektubunda Hınçakların tanımlanmasını şöyle yapmaktadır: “Hınçak Ermeni İhtilal Partisi, Türkiye’nin bazı bölgelerinde bütün Hristiyan halka ve misyonerlerin uğraşlarına büyük fenalıklar yapıyor, ıstırap çektiriyor...”[23]


Burdaki alıntıların aslında Ermeni aydınlarına falan değil, basbayağı Ankara basımlı devlet kaynaklarına dayandığı apaçık. Çünkü kaynaklar şöyle, hepsi Ankara basımlı  Very Happy

[21] (Haz.) İsmet Parmaksızoğlu, Ermeni Komitelerinin İhtilal Hareketleri ve Besledikleri Emelleri, (Ankara, 1981), s. 12-vd.
[22] Le Probleme Armenıen: Neuf Questions, Neuf Reponses, (Ankara, 1982), s.15.
[23] Sakarya, Belgelerle Ermeni Sorunu... s.82.

Hınçak partisinin programı üzerinden yola çıkıp işte Ermenilerin anarşistlikleri şeklinde propagandaya girişen birçok yazar var. Bunlardan biri de daha önce devlet arşivlerinden verdiğimiz Hüseyin Nazım Paşa'nın kitabı. Orda da aynı çaba vardır ama dikkatli okuyan okur bunların apaçık birer çarpıtma olduğunu görür.

http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/h_n_pasa/015.htm

Bu arada anarşizm ile terörizmin karıştırılması şeklindeki olayın da 12 Eylül cuntacılarının bir katkısı değil, çok daha eski olduğunu görmüş oluyoruz. Yada kaynaklar sonradan değiştirilmiş.

Hınçak partisinin programına bakınca Ermeniler arasında sosyalizm düşüncesinin milliyetçi fikirlerden daha önce ortaya çıktığı düşünülebilir. . Bu partinin sonraki yıllardaki rolüne, bölünmesi ve sonraki sorunlara geleceğiz. Ama şimdilik bu kadarı yeterli. Programdan bir bölüm daha aktararak Hınçak partisi konusunu kapatalım.

Cemiyet-i beşeriyenin ekseriyetini teşkil eden amele yani müstahsil sınıfının –ki sermayedar (capitaliste) ve ashab-ı emlak bulunan bir ekalliyetin taht-ı hükm ve nüfuzunda bulunmaktadır-.  Hürriyet-i hakikiyeyi iktisab edebilmesi istihsal  ve tedavül-i servete ve münasebat ve müraselâta hizmet eden bilcümle vesaita yani araziye ve fabrikalara ve bankalara ve itibar-ı mali müessesatına ve şimendüferlerle emsali vesait-i nakliyeye bi’n-nefs malik olmasına mutavakkıftır.

Müstahsil sınıfının hürriyet-i hakikiyeye malikiyeti  tabiriyle millet, kavim ve cins (sexe) farklarına bakmaksızın cemiyet-i beşeriyenin siyasi ve iktisadi bir hürriyet-i tammeye malik bulunması anlaşılır.


Yani amele sınıfı iktidara gelsin; millet, kavime-, cinsiyet farkı gözetmeden herkes özgürlüklere sahip olsun deniyor.

Millet-i Sadıka ve Vesveseli Abdulhamit

3/12/2006
 Geliyorum diğer Ermeni partisi olan Taşnak partisine. Taşnak partisinin Hınçak partisi gibi programını bulamadım internette. Zaten bu partinin programı üzerinden pek bir propaganda yapılmıyor. Hınçak açıkça sosyalist olduğu için onun programını öne çıkarıyorlar. Taşnak partisi Hınçak'a göre daha ılımlıdır. Bu yüzden Hınçak'lar tarafından eleştirilir. Hınçaklılar, Taşnak partisini bujuvaziye hizmet etmekle suçluyorlar.

Parti programları kimi zamanlar kağıt üzerinde kalırlar. O yüzden sadece parti programları bize fazla birşey göstermez. Önemli olan pratikte neler yapıldığıdır. Bunlara daha detaylı dalmadan önce dönemi biraz daha yakından tanımamız gerekiyor. Yoksa Taşnak partisi ile İttihat Terakki'nin nasıl kardeş partiler gibi durduklarını anlamamız mümkün değil.

1800'lü yıllar Osmanlı İmparatorluğunun özellikle Avrupa cephesinde milliyetçilik akımlarının geliştiği yıllardır. Dönemin Avrupa'daki en önemli güçleri emperyalist birer yarış içindedirler. Bir tarafta Avrupa'yı yarılayıp Viyana önlerine kadar varmış Osmanlı emperyalizmi diğer tarafta Slav yayılmacılığı hayalleri ile tutuşmuş Rus Çarlığı vardır. Hatta her devletin bir hesabı vardır bu milliyetçi gelişmeler üzerinde. Nitakim Rus'lar ortodoks Sırp'lar ve Yunan'ların bağımsızlaşmasının buralardaki etkilerini artıracağını hesaplayarak bu ulusların bağımsızlıklarını el altından yada açıkça desteklerler.

Osmanlı giderek Avrupa'dan çekilmek zorunda kalır. Ancak bütün bu dağılma sürecinde Ermenilere bakış açısı çok farklıdır. Osmanlı tebası olmaktan ayrılmayı düşünmeyen bir halk olduğu, Osmanlı'ya bağlılığının güçlülüğü yüzünden Ermenilere sadık millet anlamın gelen "Millet-i sadıka" adı verilmiştir.

Peki neler olur da bu Ermeni-Osmanlı yada sonradan Ermeni-Türk dostluğunun yolu koca bir soykırıma kadar gider. Biraz daha devam edelim. Osmanlı'nın dağılma sürecinde devleti kurtarma telaşındaki aydınların çözümü meşrutiyettir. Osmanlı basiretsiz padişahların elinde telef olmaktadır. 1876'da Sultan Aldülaziz tahttan indirilmiş yerine akıl hastası olan veliaht V. Murat geçirilmiştir. Mithat Paşa, Abdülhamit'le yaptığı görüşmede Abdülhamit'in meşrutiyete taraftar olduğunu görünce, Aldulhamit tahta geçirilir. Ama Abdülhamit'in meşrutiyeti iptal edip, meclisi kapatması için bir yıl bile geçmesi gerekmeyecektir.

1877'de meşrutiyet tekrar hayal olur. Abdülhamit kendini iktidara getiren Mithat Paşa'yı vezirlikten alır, meclisi kapatır. Bir yıl sonra Ali Suavi'nin Abdülhamit'i devirip tekrar deli Murat'ı padişah yapma çabasını engellemeyi başarır, Suavi ile birlikte 80 kişiyi idam ettirir, ama artık vehimli ve baskıcı bir Hamit vardır karşımızda. Herkesten ve herşeyden kuşkulandığı için kocaman bir hafiye ordusu kurar. Ermenilerden de Jöntürklerden de Prens Sebahattincilerden de şüphe etmektedir. Hepsi potansiyel düşmandır.

Abdülhamit döneminde çıkan ve Ermeni isyanları diye gösterilen olaylar, birinci dünya savaşı sırasındaki olaylardan oldukça farklıdır. Resmi Tarih yazarları ise sanki bu iki dönemde de Ermeni terör örgütlerinin hain eylemleri varmış gibi göstermeye çalışırlar. Abdülhamit dönemindeki eylemlerin kimisi yöneticilerin baskıları, kimileri ise meşrutiyeti getirmek için Taşnak'lıların yaptığı şiddet eylemleridir. Şimdi de bunlara geçelim.

Kaynak: Osmanlı Tarihi Ansiklopedisi
http://www.aysebulut.com/ansiklopedi/goster.asp?ID=19

Abdülhamit Döneminde Ermeni Örgütlerinin Bazı Eylemleri

3/12/2006
Taşnak partisi, Hınçak'tan 3 yıl sonra yani 1890 yılında kuruluyor. 1890 yılı ile meşrutiyetin tekrar  ilan edildiği 1908'e kadar geçen süre içinde Taşnak partisinin etkili olduğu bilinen bazı eylemler var. Bu olayların tek tek incelenmesi gerek. Bu eylemler ne kadar Ermeni'lerin bağımsızlık isteği ile ilgili ne kadar istibdata karşı yapılmış eylemlerdir? Meşrutiyetin ilanının ardından İttihat Terakki ile Taşnak partisini can ciğer kuzu sarması olarak görüyoruz. Taşnak Osmanlı'dan bağımsızlık için eylemler yapıp arkasından İttihat Terakki ile nasıl birlikte olur. Burda garip bir çelişki çıkıyor ortaya.

1877-78'deki başarısız Rus harbinden sonra Osmanlı Ruslarla barış anlaşması imzalar. Burda Ruslar Ermeniler üzerinden niyetlerini ortaya koyarlar. Anlaşmaya Ermenilerle ilgili bir madde de yazılır. Rus ordusunun çekilişinden sonra Ermenilerin durumu ile ilgili bir maddedir bu. Tarihçiler bunu gösterip Ermenileri adeta Rus gibi gösterirler. Halbuki Abdülhamit bu maddeye göre zaten hiçbirşey yapmaz.

Erzurum Olayları

1890 yılında, yani 13 yıl sonra, henüz Taşnak partisinin kurulduğu yıl, Erzurum olayları olur. Olayların nedeni şudur. 1890 yılında Hamit'in ispiyoncuları Ermenilerin Ruslardan silah aldığını haber verirler. Bunun üzerine gerilim yaşanır. Habere göre silahlar kilisededir ve kilise aranacaktır. Resmi tarihçilerimiz şöyle yazıyorlar

Adı geçen kilise ve okul, Nizamiye ve Redif fırkaları kumandanları, mülki memurlar ve komiserlerden ileri gelenlerle birlikte 19 Haziran 1890 tarihinde aranmıştır[25].  Kilisede yapılan arama, ayin esnasında vuku bulmadığı gibi, bu arama Ermeni Ruhani otoritelerinin yardımı ve nezaretinde gerçekleştirilmiştir. Kilise içinde ise herhangi bir kavga ve karışıklık meydana gelmemiştir[26]. Arama sonunda kilisede demirhane bulunamamıştır. Okulda ise demirhane ile birlikte torna ve sair çilingir aletleri bulunmuş, ancak bunlarla şamdan, anahtar gibi ufak tefek demirden bazı şeyler imal edildiği, silah imal olunmadığı kanaatine varılmıştır[27].

http://www.iksaren.org/index.php?Page=DergiIcerik&IcerikNo=366

Aramada silahlar neden bulunamaz. Bunun da cevabı hazır. Çünkü Ermeniler olayı haber almış, silahları saklamışlardır.

Fakat aramadan önce “Anavatan Müdafileri” teşkilatına mensup Köpek Bogos adında biri, iki saate kadar  okulun ve kilisenin aranacağı haberini Ermenilere ulaştırmış[23] Bunun üzerine  kilise ve okulda depolanmış olan silah ve cephaneler başka bir yere nakledilmiştir[24].


Senaryolar bize hiç yabancı değil. Ertesi gün kilisenin önünde toplanan Ermeniler bir gösteri yaparlar, giderek tepki ve karşı tepkilerle olay büyür ve 8 Ermeninin, iki askerin ölmesine ve çok sayıda kişinin yaralanmasına kadar gider.

Kumkapı Gösterisi


Yine 1890 yılında bu sefer İstanbul'da Hınçak partisinin organize ettiği bir gösteri olur. Olaysız geçen barışçıl bir gösteri olmasına karşın, nedense Ermeni isyanları içinde gösterilir. Olay son derec basit bir gösteridir aslında ama Hamid'in baskı rejiminde böyle bir gösteri yapılabilmesi anlam taşımasına neden olur. İşte bir başka resmi tarih yazarımızdan

Kumkapı olayı öncesinde komitenin başlıca ileri gelenleri, Beyoğlu'nun arka sokaklarından birinde bir yabancının evinde oturan Rus tebaasından Megavoryan'ın yanında toplanmışlardır.
15 Temmuzda Kumkapı'da yapılacak olan gösteriyi idare etmek üzere gizli oylama ile iki kişi seçilmiştir. Cangülyan, Partiği saraya götürmeyi; Murad ise bildiriyi okuma sorumluluğunu üzerlerine almışlardır.

Olay günü Anadolu yakasındaki telgraf hatları kesilmiş ve Hınçaklılar kilisede toplanmışlardır. Bildiri, el yazısıyla çoğaltılarak halka dağıtılmıştır. Ayin sırasında Cangülyan kürsüye atılarak bildiriyi okumuştur. Ayini yapan patrik Aşıkyan, kaçarak Patrikhaneye sığınmış, komitecilerle birlikte Saray'a gitmeye, razı olmamıştır. Hınçak komitecileri Patrikhane'yi işgal etmişler, silahlar patlamış, bütün yapının camları, tavanları parça parça olmuştur.


Göstericiler daha sonra nedense Patrik'i esir alır ve saraya gitmeye çalışırlar. Arkasından yine başka bir inanılmaz olay olur. Nedense resmi tarih yazarları böyle şeylerin nedenlerini araştırmaya bile gerek duymazlar, Herhalde yazdıklarını aslında kimsenin okumadığını bildiklerinden yazdıklarını bir gerekçeye dayandırmak gereği bile duymuyorlar. İşte olay şu:

Fakat Dacad ve Mampra Vartabetler, hükümete durumu haber vermiş oldukları için Patrik Aşıkyan'ın da içinde bulunduğu araç askeri kuvvet tarafından çevrilmiştir. Bunun üzerine komiteciler askerlere ateş açmışlardır. Cangülyan bu sahneyi şöyle anlatmaktadır:

"Bizimkiler vahşice bir şekilde askerlere üst üste ateş ediyorlar, askerler de, silah atanları tutuklamaya uğraşıyorlardı. 6-7 asker ağır yaralı olarak yere serildi. 10 kadarının da yarası hafifti. Biz iki ölü verdik."


http://www.ermenisorunu.gen.tr/turkce/sorun/isyan3.html

Bir avuç Ermeni Patrik'i alıp niye saraya gitmeye kalkar ki? Bir de yolda askerler tarafından durdurulurlar. Sonra olayı anlatan Ermeni adeta kendi arkadaşlarına düşman gibi konuşur. Hem bizimkiler der, hem de vahşişe ateş ediyorlardı der. Nasıl olursa ilk ateşi açanlar olmasına karşın Ermeniler iki ölü verirler.
 
Tek tek eylemleri incelemeyeceğim. Abdülhamit'in meclisi kapatması ile -ki zaten Ermeni örgütleri ondan sonra kurulurlar- 1908'de meşrutiyetin ilanına kadar 10'a yakın eylem, isyan girişimi vb. olur. Ancak bunlar güçsüz eylemlerdir, hiçbiri Abdülhamit'i yıkacak bir güçte değildir. Abdülhamit'i devirenler ise (daha doğrusu Abdülhamit'i meşrutiyet ilanına mecbur bırakan) İttihat Terakki tarafından yönlendirilen isyanlar olacaktır. Resneli Niyazi ve Enver'in dağa çıkıp isyan başlatması, Manastır ordusunun isyanı gibi eylemlerdir bunlar.

İki Önemli Not: Hamidiye Alayları ve Abdülhamit'e Suikast

3/12/2006
Bu arada şunları da not etmemiz gerekiyor. 1889'da bir grup genç askeri mülkiye öğencisinin girişimi ile İttihat Terakki Partisi kuruluyor. Başlangıçta gizli bir örgüt durumunda ve sadece Taşnak partisi ile değil Balkanlarda kurulan  "Makedonsko Odrinska Cemiyeti" gibi örgütlerle de sıkı bir ilişki içine giriyor.

İkinci düşmemiz gereken not Hamidiye Alayları'nın kuruluşudur. Hamidiye Alayları Erzurum olaylarının arkasından kurulur. İlk olarak Erzurum-Van ve Urfa-Mardin hattında kurulurlar. Hamidiye alaylarının ne olduğunu biraz açıklamak gerekiyor burda. Hamidiye alayları, Kürt aşiretlerinden oluşturulmuş alaylardı. PKK'ya karşı savaşta oluşturulan koruculuğa benzeyen bir örgütlenmeydi. Hatta Abdülhamit'ten sonra bir dönem İttihat Terakki'nin başına bela bile oldu. Düzenli ordu dışında bir güç haline gelmişlerdi çünkü. Sultan Hamid, Hamidiye alayları ile aynı zamanda çıkan Ermeni gazetelerini de kapattırıyor.

Hamidiye alayları için:
http://knuth.ug.bcc.bilkent.edu.tr/~bbakay/yazilar/a1/hami.htm

Meşrutiyete kadar Taşnak'ların yaptığını bildiğimiz eylemlerinden bir tanesini aktarmakta yarar var. Bu olay aslında daha sonra anlatacağım İttihat Terakki ile Taşnak yakınlığının nedenlerini de gösteriyor. Her ikisi de Abdülhamid'in baskı rejimine karşı mücadele ediyorlardı.

Bahsettiğim eylem Yıldız suikastı olarak tarihe geçer. 21 Temmuz 1905'de Abdülhamit camiden çıkıp saraya gideceği sırada eylem düzenlenir. Bomba patlatılır ama  Abdülhamit kurtulur. Aşağıdaki resmi kaynaklar bu suikast girişimini detaylı şekilde anlatıyor.

http://www.turizm.gov.tr/TR/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF4E375E3A92777967
http://www.ermenisorunu.gen.tr/turkce/sorun/isyan9.html

Evet şimdi de gelelim İttihat Terakki ile Taşnak Partisinin ilişkilerine...

İttihat Terakki ve Ermeni Örgütlerinin Dostluğu ve İşbirliği

3/12/2006
İttihat Terakki ve Ermeni partilerinin ilişkileri resmi tarihte çok az yer tutar. Ermeni örgütleri terörist ve bölücü olarak gösterildiğinden bu ilişki bir çelişki yaratacaktır. Son yıllarda bu konuyu inceleyen araştırmalar yapılmış durumda. Türk kaynaklarında da kabul edilen bir gerçek olmasına karşın, Ermeni araştırmacılar daha öndeler. Bu konuda yazılmış bir kitap Türkçeye de çevrilmiş durumda. "ERMENİLER VE İTTİHAT VE TERAKKİ İşbirliğinden Çatışmaya" adını taşıyan araştırma Arsen Avagyan ve Gaidz F. Minassian tarafından yapılmış.

http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=4370

Konuyla ilgilenen arkadaşların kitapla ilgili Radikal gazetesinde verilmiş ayrıntılı açıklamayı okumalarını tavsiye ederim. Ben yine de tamamını okuyamayacaklşar için birkaç alıntı yapacağım. Yazar şöyle diyor:

İTC'nin devrime giden yolda halk desteğine sahip olmadığı için, Balkanlarda Makedonsko Odrinska Cemiyeti, Doğu'da ise Taşnaksutyun'la ittifak kurmak zorunda kaldığını ileri süren yazar, 27-29 Aralık 1907'de Paris'te yapılan İTC kongresinde Ermeni Malumyan, Prens Sabahaddin ve Ahmet Rıza'nın başkanlık yaptığı oturumlarda bu ittifakın nasıl doğduğunu, Kanuni Esasi'nin ilanında Taşnaksutyuncuların rollerini, 1908 Devrimi ile Doğu'da toplumsal ve ekonomik hayat hızla iyileşirken, Ermeniler, Türkler ve Kürtler arasındaki ilişkilerin nasıl karmaşık bir hâl aldığını belgelere dayanarak anlatıyor

Hatta Taşnak partisi İttihat Terakki’nin iktidarı döneminde İTC’nin bir ittifak ve dost partisi olarak 7 defa resmi olarak parti kongresi düzenler. İTC ile Hınçak’ın ilişkileri ise daha soğuktur. Yukardaki 1907 toplantısından önce de İTC ile Taşnak ve hatta Hınçak ilişkileri olduğunu daha önce Yalçın Küçük'ün Türkiye Üzerine Tezler'inde yada Stefanos'ta okumuştum. Elimde şu anda bu kaynaklar yok ama internet üzerinden bir başka kaynak daha vereceğim.

Yazı Atlas dergisinde çıkmış. Kemal Tayfur imzalı: İTC ile Ermeni partilerinin ilişkilerini çok güzel sergilemiş.

Temmuz 1908'de meşrutiyetin ilan edilmesiyle tüm ülkeye yayılan coşkulu birlik duygusu bunun kanıtıydı. Üsküp'ten Selanik'e, Kudüs'ten Erzurum'a bütün kentlerde `Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler; Türkler ve Ermeniler kardeşçe bir araya gelerek' bayram yapmışlardı. İstanbul'da Türk, Rum, Ermeni ve Musevilerden oluşan yüz bin kişilik bir topluluk Beyazıt Meydanı'nda yeni anayasal yönetime bağlılık yemini edip Yıldız Sarayı'na kadar coşkuyla yürümüştü. Ermeni Devrimci Federasyonu ile Türk devrimciler ortak gösteriler yapmışlardı. Ermeni kiliseleri `hürriyet ve adalet uğruna canlarını vermiş Müslümanlar anısına' ayin düzenlemişti. Erzurum'da aralarında Ermenilerin de bulunduğu tutuklular salıverilmiş, meşrutiyeti kutlamak üzere yürüyüşe geçen kalabalık ilk olarak Ermeni Metropolitliği'nin önünde toplanmıştı. Ermeni Metropoliti ve İttihatçı bir subayın konuşmaları büyük alkış toplamıştı. Van'da Ermeni siyasi tutukluları serbest bırakmak istemeyen vali görevden alınmıştı.

1908'in anlamını ders kitaplarında okuyunca anlamak kolay değildir. Ama işte yukardaki metin ne kadar canlı anlatıyor. Abdülhamit'in istibdat rejimi sona ermiştir. Tüm Osmanlı ülkesinde bayram vardır adeta. Birçok şehirde gösteriler yapılır ve bu gösterilerde resmi tarihin düşman olarak göstermeye çalıştığı Ermeniler, Türkler, Yahudiler birliktedirler.

Elbette İttihat Terakki ile Taşnak partisi arasında farklılık ve karşılıklı şüpheler vardır ama yine de 1908'de yapılan seçimlerde Taşnak partisinin adaylarının İttihat Terakki Partisinden girmesine ve meclise 14 milletvekili göndermesine engel değildir.

Bu dönemde Taşnak liderleri de İttihatçılara kuşkuyla yaklaşıyor ama olumlu ilişkiyi sürdürüyorlardı. Nitekim iki parti seçimlere (1908) anlaşarak girdi; Taşnak, İttihatçıların listesinden meclise 14 milletvekili soktu.

http://www.kesfetmekicinbak.com/kultur/tarih/01277/

Ermenilerle İttihat Terakki'nin yakınlığının en güzel göstergesi Adana olaylarıdır...

Adana Gerici Ayaklanması

3/12/2006
Adana olayları gerçekte Ermenilerle İttihat Terakki arasındaki ilişkiyi en güzel açıklayan olaylardan biri. Gerçi Taşnak'ların İTC listesinden meclise 14 milletvekili göndermesi, Taşnak partisinin yapılan bütün kongrelerine İTC'nin ileri gelenlerinin katılmaları ve hatta yapılmış anlaşmalar olması da yeterli göstergelerdir. Hınçak partisi ise İTC'ye uzak durmakta ve güvenmemektedir. Ancak Hınçak partisi, Taşnak ile kıyaslanmayacak kadar zayıftır. Ermeniler arasında pek taraftarı yoktur.

Adana olaylarını resmi tarih yazarları her zaman olduğu gibi Ermeni terör örgütlerinin eylemleri gibi göstermeye çalışırlar. Halbuki olay bambaşkadır. Adana olayları 31 Mart Vakası ile ilgilidir. 1908'de meşrutiyet ilan edilmiştir ve hatta İttihat Terakki de en güçlü parti olarak meclise girmiştir. Ancak İstanbul'da yeni mecliste ciddi bir gerilim yaşanmaktadır. Abdülhamit'in hala birtakım yetkileri vardır ve daha önce yaptığı gibi bir Ermeni meselesi uydurup yine meclisi feshedebilir. Ancak işler 1878'de olduğu kadar kolay değildir artık. 31 Mart Vakası birçok tarihçiye göre apaçık bir karşı-devrim girişimidir. "Şeriat isteriz" sloganıyla Derviş Vahdeti'nin başlattığı karşı devrim girişimi, İstanbul'daki 1. Ordu'nun alt düzey subaylarının komutaya isyanıyla büyür. Kimilerine göre de İttihat Terakki önderlerinin meclise darbe yapabilmek için geliştirdiği bir provokasyondur.

31 Mart her nasıl bir girişim olursa olsun kesinlikle Adana olayları ile ilişkili idi. İstanbul'da isyanın çıktığı haberi Adana'ya gelir gelmez, Adana'da da olaylar başlar. Resmi tarihçilerimize göre Ermeniler ayaklanıp müslümanları kesmeye başlamışlardır. Halbuki ölen Ermeni sayısı Cemal Paşanın anılarına göre 17.000 iken müslüman sayısı 1850. Olayda hem Ermeni hem müslüman tarafın ayaklanması da sözkonusu olabilir. Zaten kimin önce ayaklandığı, kimin diğerini daha çok kestiği değil sorun. Açık olan şu ki, çatışmanın Ermeni tarafı ile meşrutiyetçiler aynı saftalardır. İstanbul'daki gerici ayaklanma ile Adana'da Ermenilere saldıranlar "şeriat isteyenler" yada daha doğrusu Abdülhamit'i geri isteyenlerdir. İstanbul'da ayaklanma sürerken gericilerin yaydığı şey, Adana'da Ermenilerin ayaklandığı ve müslümanları kestiği ve bütün bunlara meşrutiyetin neden olduğu idi.

Olaylarda çok sayıda Ermeni öldürülmüştür. Manastır ordusunun İstanbul'a girip meclise el koymasının ardından Adana'ya da derhal birlikler gönderilir. Ermenilerin yaraları sarılıp dostluk tazelenmeye çalışılır.

Hareket Ordusu İstanbul'daki isyanı bastırdıktan sonra hükümet Adana olaylarının Ermeni kurbanlarına maddi yardımlarda bulundu, olayları soruşturmak üzere bir komisyon oluşturdu. Komisyonda Ermeni milletvekili Agop Babikyan da vardı. Sorumlular sıkıyönetim mahkemesinde yargılandı ve pek çok kişi asılarak cezalandırıldı. Asılanlar arasında yörenin önde gelenleri de vardı. Sonraları `Ermeni soykırımı' ile suçlanacak olan İttihatçıların olaylar karşısındaki bu tutumu, Ermenilerce de tasvip edilmiş olacak ki; Taşnak ile İttihatçılar arasında `ilerleme, anayasa ve birlik uğrunda ortak çalışma' konusunda bir anlaşma imzalandı. İki parti, `Eski istibdat rejiminin, Ermenilerin bağımsızlık için çalıştıklarına dair yaydığı yanlış fikirleri' de gidereceklerdi. Hiç de samimi olmadığı sonradan ortaya çıkacak bu yakın ve sıcak ilişki, 1912 ve 1914 seçimlerinde de devam etti. Taşnak iki seçimde de İttihatçıların listesinden 14 Ermeni milletvekilini meclise gönderdi.

http://www.kesfetmekicinbak.com/kultur/tarih/01277/

Devlet arşivlerinde ve resmi tarih tezlerindeki bütün çarpıtma çabalarına karşın Adana olayları ile ilgili bazı gerçekleri görebiliyoruz. Örneğin devlet arşivlerinden o dömemde Tasvir-i Efkar gazetesinin olayla ilgili haberi:

Adana olayları üzerine İstanbul'da, Beyoğlu Kilisesi'nde, yaklaşık 4000 kişinin katıldığı bir miting yapıldığı, Padişahın yaveri Remzi Bey'in de mitinge katıldığı, ayrıca mitingde Niyazi ve Enver beylerin de hazır bulunduğu, Hınçak komitesi azasından birisinin Adana'daki olayların irtica taraftarlarının eseri olduğunu ve meşrutiyetin temin-i esasına çalışılmasını bütün Ermeni vatandaşlara tavsiye ettiği, Doktor Rıza Tevfik Bey'in de Adana'da akan kanların unsurların birliğine hizmet edeceğini söylediği. Tasvir-i Efkar, 3 Nisan 1909

http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/kaynakcaliermkronoloji/1909_2.htm

Ortada olan şey Ermenilerin ayaklanıp müslümanları kesmesi falan değildir. Ama resmi tarihçilerimiz uydurup uydurup yazıyorlar. İşte size bir örnek daha:

ADANA AYAKLANMASI (14 Nisan 1909):

Adana piskoposu Muşeg, büyük devletlerin dikkatini çekmek ve türkiye'den bir Ermenistan devleti koparabilmek için aylarca hazırlanmış, binlerce Ermeniyi silahlandırmıştı. Piskopos isyan emrini, Osmanlı Devletinin en nazik anında, 31 Mart ihtilalinin ertesi günü, 14 Nisan 1909'da verdi. Adana, Tarsus, Erzin, Misis, Dörtyol, bahçecik ve diğer kazalardaki Ermeniler ayaklanarak zayıf buldukları Türk evlerine dalıp, ırza, mala ve cana saldırmağa başladılar. Üç günde Adana ve çevresi altüst oldu. Ermeniler beşikteki Türk çocuklarını bile öldürüyor, hazırlıksız olan asker ve polis karşı koyamıyordu. İsyana bizzat Türk halkı karşı koydu, nefsini savundu; Ermenilere yıllarca unutamayacakları bir ders verdi. Piskopos Muşeg Mısır'a kaçtı.

Ayaklanmanın sonunda harb divanı kuruldu. Uzun tahkikat ve muhakemeler sonucunda 9 Türk, 6 Ermeni idama mahkûm edildi.

Ermeniler durumu Avrupa basınına Türklerin zulüm ve barbarlığı şeklinde aksettirdiler. Tamamen vahşî, yüksek kültür ve medeniyetten külliyyen mahrum, musiki, şiir, yemek gibi en ibtidâî ihtiyaçlarını Türk kültüründen aynen iktibas eden bir kavim olan Ermeniler, Avrupa ve Amerika basınında mazlum olarak ilan edildi.

Sultan Abdülhamid'i devirdikleri için Avrupa basınında alkışlanan İttihatçılar, telaşa düştüler. Avrupa'ya şirin görünmek için meşrû müdafaa halinde olan Türkleri rastgele asıp kestiler. Bu sırada Adana valisi olan meşhur Cemal Paşa, (o zaman Kurmay Albay Cemal Bey) yeniden harb divanı kurdurdu. Adana şehrinde 30 müslümanı, Erzin kasabasında 17 müslümanı idam ettirdi. İdam edilenler arasında Adana'nın en eski ve zengin ailelerine mensup gençler olduğu gibi, bölgede pek büyük bir nüfuza sahip olan Bahçe müftüsü de vardı. Ermenilerden ise yalnız bir kişiyi idam ettirdi. (6)


http://www.dervisan.com/yazi/ermeni.htm

Yukarda yazılanları tarihsel sürece oturtabilir misiniz? Hayır. Bunun için tarihte 1908 diye birşey olmamalı, İTC olmamalı, Abdülhamit olmamalı, 31 Mart olmamalı. Sadece gözlerini kin bürümüş, müzlümanlara saldıran Ermeniler olmalı. Böyle tarih bakışı olur mu? İttihatçılar Abdülkamid'i devirdikleri için telaşa düşmüşler. Neresinden tutacaksınız ki bu lafı.

Adana olaylarından sonra 1914'e yani Dünya Savaşı'nın çıkışına kadar önemli bir Ermeni olayı yaşanmıyor. Bunlar bize apaçık gösteyor ki, İttihatçılar 1914-1915'e kadar Ermenilerle iyi ilişkiler içinde idiler. Ermeniler meşrutiyetin destekçisi olan bir halktı. Her ne kadar her iki taraf da milliyetçi olsalar da en azından savaş yıllarına kadar iyi geçinmişlerdi.

Savaş döneminden önce Ermenilerin her türlü ihaneti yaptığını ve müslüman halkı kestiğini biçtiğini söyleyenler gerçekleri gizlemiş oluyorlar. Aynı şey diğer taraf için de geçerlidir. Ermeni belgelerini pek iyi bilmiyoruz, ama İngilizce olarak okuduğum bazı metinlerde Türklerin sanki tarihin başından beri Ermenileri kesmek için yanıp tutuştuğunu anlatan saçma sapan yorumlar gördüm. Bunlar halkları yanıltıp, karşılıklı nefret tohumları ekmeyi amaçlayanların yaptıkları şeyler, başka birşey değil.

Sonuç Yerine

3/12/2006
Türkiye'de Ermeni soykırımı konusu üç beş tane kafatasçıya bırakılmış durumdadır. Doğru dürüst tarihçiler ise bu konuya ya hiç bulaşmamayı yada üstünkörü birkaç şey söyleyip geçmeyi tercih eder. Bu konuda ciddi birşeyler yazabilmk için önce var olan masalın perdesini çekip yırtmak gerekir. Ancak buna izin verilmediği için de tarihçiye verilen görev araştırmak değil, Resmi Tarih papağanlığı yapmaktır. Esat Uras'ın, Kamuran Gürün'ün, Yusuf Halacoğlu'nun, Mim Kemal Öke'nin yazdıkları bizim tanıdığımız Harun Yahya'nın yazdıklarına denk gelir. Bu adamlara, resmi tarih tezine inananlar bile güvenemezler. Çünkü yazdıkları hiçbirşey tarihsel sürece doğru dürüst oturmaz. Çoğu cımbızla çekilmiş ve çarpıtılmış şeylerdir. Tarihe bakış açıları hain Ermenilerin kurdukları hain örgütlerle Türkleri yada müslümanları kesmeye kalkışmaları ve sonunda da karşılığını almış olduklarıdır. Bu bakış açısında en ufak bir tarihsel perspektif yoktur. Bunla hiç birşeyi açıklanamaz. Ne yukarda yazdığım Adana olayları yerine oturur, ne meşrutiyete giden süreç, ne Hamidiye alaylarının bir anlamı vardır, be İTC ile Ermeni partilerin ittifaklarının. 

Yukarda Adana olaylarını anlattım. Bu olaylarla ilgili Kamuran Gürün'ün ne yazdığına bakalım:

 ADANA OLAYI

Günlerce süren Ermeni tahrikinin ardından Ermeniler iki Müslüman gencini öldürüp, katili de teslim etmemekte ısrar edince hadiseler çığ gibi büyümüş ve yayılmış, Müslümanlarla Ermeniler 3 gün boyunca fiilen sokak sokak çarpışmışlardır.

Hükümet derhal Dedeağaç'tan Adana'ya asker sevk etmiş, bunların gelmesi üzerine olaylar yeniden alevlenmiş, ama bu defa çabuk bastırılmıştır. Cemal Paşa anılarında, Adana olayında 17.000 Ermeni ve 1.850 Müslüman öldüğünü, eğer şehrin nüfus oranı Ermenilerin elinde olsa idi, bu adetlerin tersine tecelli etmiş olacağını, mukatele esnasında tarafların gösterdiği temayüllerin diğerinden farklı olmadığını yazmaktadır.

Patrikhane kendi yaptırdığı araştırma ile 21.300 ölü rakamına varmıştır. Edirne mebusu Babikyan Efendi, Meclis'e takdim etmek üzere konuyla ilgili bir rapor hazırlamıştır. Pek kısa bir süre sonra öldüğü için Meclis'te görüşülmeyen bu raporun ölü rakamını 21.001 olarak gösterilmektedir. Cemal Paşa'nın verdiği rakam, mahkemelerin bitmesinden sonraya ait olduğu için, hadise sırasında kaçıp da sonra geri gelenler olabileceği göz önünde bulundurularak ölen Ermenilerin 21.000'den ziyade 17.000'e yakın olduğu kabul edilmektedir.

Adana'da olaydan sonra sıkıyönetim ilan edilmiş, Müslüman ve Ermeni suçlular Divan-ı Harp'e sevk edilmişlerdir.

KAYNAK:
Gürün, Kamuran-; Ermeni Dosyası, TTK Basımevi, Ankara 1983, s. 175-76


http://www.ermenisorunu.gen.tr/turkce/sorun/isyan10.html

Kamuran Gürün'ün yazdıklarımı benim yukarda Adana Olayları ile ilgili anlattıklarımla birlikte okuyun. Bu yazıdan kimse birşey anlayamaz. Çünkü yazar bir sürecin açıklanmasını falan amaçlamıyor. Tek bir amacı var, Ermenilerin ihanetini ispatlamak. Ermeniler olay çıkarmışlardır ama nedense tam bir Ermeni katliamı olmuştur. Cemal Paşa olaya müdahale etmiş ve suçlular Divan-ı Harp'te yargılanmış ve asılmışlardır. Daha önce aktardığım kaynaktan da asılanların hepsi de müslüman olduğu anlaşılır. Niye? Harun Yahya'nın kopyaları olan bu adamlar bunları araştırmazlar. İşlerine gelmediği için.

Halbuki Adana olayı apaçık bir gerici ayaklanmadır. Meşrutiyeti istemeyen gericilerin ayaklanmasıdır. 31 Mart Vakası asıl İstanbul'da değil, Adana'dadır. 15-20 bin kişinin öldürüldüğü  bir gerici ayaklanma vardır burda. Olay bizim son yıllarda yaşamış olduğumuz Sivas, Maraş gibi yerlerde alevilere karşı girişilen gerici-yobaz saldırıların bir benzeridir.

Olayın sorumlusu İttihat Terakki değildir. Tersine İttihat Terakki adına Cemal Paşa gidip orduyla Adana'ya girer ve ayaklanma ve katliamların sorumlularını yargılayıp asar. Böylece Ermenilerin de bir süreliğine kahramanı olur. Gerçi Cemal Paşa'nın yargılamalarını yeterli bulmayanlar da olur. Ama bu detay önemli değil şimdi.

Bunlar neden yok resmi tarihimizde. Bu kadar büyük bir gerici ayaklanma neden bilinmez. Çünkü Ermeni sorunu üç beş tane kafatasçı adamın eline bırakılmış. Onlar yazıp çiziyor ve hiçbirinin gerçekle alakası yok.Gerçek tarihçiler ise konuya eğilmeye çekiniyorlar çünkü tepelerinde gerici bir baskı estiriliyor. Çünkü bu konu kafatasçıların bileceği konudur sadece. Ve bunlar da bizi Harun Yahya gibi masallarla uyuturlar.

Ermeni Terör Örgütleri Masalı da bu büyük masalın birinci bölümüdür.


imza kampanyasi


Ziyaretçi Defterine yazın

Paylaş

Blogcu ile yapıldı

Google