15/4/2008
Asagidaki yazi Caglar Keyder'in "Turkiye'de
Devlet ve Siniflar" adli kitabinin 1950'ye kadar olan kisminin kisa bir ozetidir.
--------------------------------------------------------------------------------------
Osmanli Devleti'nin batiya acilma sureci daha cok Osmanli
aydinlarinin bir tercihi olarak dusunulur, ancak bu dogru degildir. Bu
surec bir politik kararla degil, politik ve askeri kosullarin getirdigi
zorunluluklarla ortaya cikti. Batinin gelisen nufuzu karsisinda dogu
imparatorluklarinin tepkilerine bakacak olursak Osmanli'nin Cin ve
Japonya'nin tutumundan farkli bir tutum gelistirdigini goruyoruz.
Avrupa'li girisimcilerin ticari girisimlerine Cinliler dusmanca,
Japonlar adeta intikamci bir tutumla karsilik vermislerdi. Osmanli da
Avrupa icin uzun donem bir sir olarak kalmis olsa da 16. ve 17.
yuzyillarda ilk iliskiler basladi. Bu iliskilerde Osmanli magrur ve
ustunluk duygusuyla yaklasan tarafti. Padisah alicenaplik gosterip bazi
ulkelere kapitulasyonlar veriyordu. Bunlar sonradan geri alinabilecek
nitelikteydi. Osmanli, kapitulasyonlar araciligiyla dis iliskilerini
kontrol altinda tutuyordu. Bu yuzden kapitulasyonlar devletin isine
yarayan bir arac durumundaydi.
Osmanli'da bir miras hukuku yoktu. Servet padisah tarafindan
bahsedilip, geri alinabildigi icin sermaye birikimi olanagi da yoktu.
Misir'da Kavalali Mehmet Ali'nin merkezden bagimsizlasmaya calismasi
uzerine yasanan bunalimda Ingiltere ve Fransa'yi yanina cekmeye calisan
Osmanli yonetimi Avrupali devletlerle ikili anlasmalar yapti. Bu
anlasmalarda bu devletlerin uyruklarinin Osmanli'da ticaret yapmasi
icin kolayliklar saglaniyordu. Bu kisilerden gumruk vergisi alinmiyor
yada cok dusuk duzeyde vergi aliniyordu. Ayni donemde Osmanli'daki
genel kavrayis ticaret isleriyle gayrimuslim Rum ve Ermeni tebaasinin
ugrasmasinin uygun oldugu seklindeydi. Avrupa devletlerinin ticaret
yapan vatandaslarinin Osmanli kanunlarina gore degil, o devletin
kanunlarina gore yargilanmasi gibi daha da ayricalikli hukumler
getirilince Rum ve Ermeni tuccarlarin Avrupa devletlerinden vatandaslik
hakki almak icin kuyruk olusturduklari goruldu. Osmanli yoneticilerinin
hic dusunmedikleri bu durum oyle bir hal aldi ki, sadece Avusturya'nin
bu donemde 250.000 pasaport dagitmis oldugu saniliyor. Osmanli'nin
hiristiyan ve levanten kesimi devletin tanidigi bu ayricaligi sonuna
kadar kullacakti elbette. Boylece Osmanli politik zorunluluklar
nedeniyle kapitalizme kapiyi aralamis oldu.
Bati ile iliskilerin ikinci kapisi ise borclanmalar oldu. Osmanli
ilk olarak 1854'de Kirim Savasi sirasinda borc aldi. 1855'de bir daha
borc alindi. 1875'e kadar 11 defa borc alindi. Siyasi krizler ve askeri
harcamalar hic bitmiyordu ve borclarin uzerine surekli faizler
biniyordu. Buna 1973'de yasanan dunya ekonomik krizi de eklendi ve yeni
borclar alinamaz oldu. Sonunda 1875'de Osmanli iflas ettigini acikladi,
faizleri odeyemeyecegini bildirdi. Osmanli'nin iflasi Avrupa'da
tartisildi, sonunda Osmanli devleti topladigi vergilerin yuzde 10'unu
borc olarak odeyecegini acikladi ve bu borc vergisini toplamak icin
Duyun-i Umumiye adinda bir kurum olusturuldu. Tarihinde hic bir donem
somurge olmamis guclu Osmanli bu kurum araciligiyla yari-somurge bir
gorunum veriyordu. Duyun-i Umumiye, Osmanli'ya borc verip, borclarini
alamayan devletlerin vergi toplama hakki elde etmesi demekti.
18 yuzyilin bir diger onemli ozelligi ise direk olarak yabanci
sermayenin Osmanli'ya girmeye baslamasiydi. Henuz yuksek bir seviyeye
ulasmamis olsa da daha cok Fransiz ve Ingiliz sermayesinin yaptigi
yatirimlar goze carpiyordu ve bu yatirimlarin yuzde 86'si
demiryollarina yapilmisti.
15/4/2008
Yeni olusan gayrimuslim burjuvazi uluslarasi desteklerini bulmustu.
Rumlar Ingiltere ve Fransa araciligiyla, Ermeniler Rusya araciligiyla
bir tur himayeye kavusmuslardi. Sahneye Almanya girdiginde geriye
sadece muslumanlar kalmisti. Abdulhamit ve burokrasisinin Ingiliz ve
Fransizlar'a supheyle yaklasmasi Almanya'nin isini kolaylastiriyordu.
Kayzer II. Wilhelm'in 3 defa tekrarladigi Osmanli gezileri bilinir.
1888'de Deutche Bank Anadolu demiryolu imtiyazini aldi. 1898'de Kayzer
bir tanitma turuna cikti ve kendisinin "dunyadaki 300 milyon muslumanin
ve onlarin halifesi padisahin en yakin dostu" oldugunu ilan etti.
Sonraki yillarda Fransa ve Ingiltere ile ticari iliskiler gerilerken
Almanya ile ticari iliskiler surekli artti.
Addulhamit'e kadar Osmanli burokrasisi icinde iki kesimin ortaya
cikmis oldugu soylenebilir. Bir kesim batililasma yanlisi, digeri ise
Bati'ya supheyle yaklasan bir kesimdi. II. Mahmut doneminden beri
surdurulegelen batilasma cabalari baslangicta Ingiltere ve Fransa'ya
hayranlikla bakan bir aydin kusak yaratmisti. 1839'da ilan edilen
Tanzimat modernist burokratlara dayaniyordu. Ancak II. Abdulhamit'in
iktidari bu kesimle bir hesaplasma oldu ve ilk kusak batililasma
yanlilari uzaklastirildi.
Bu donemde Avrupa'da olusan Jon Turk'ler Fransa ve Ingiltere'deki
sistemlerin cumhuriyet ve parlamentarizm gibi ozelliklerine hayranlardi
ama, bu sistemlerin iktisadi temelleri onlari pek ilgilendirmiyordu.
Asil olarak mutlakiyet karsitligi ve ozgurluk gibi temalar uzerinde
duruyorlardi. Bu politikalar Fransa ve Ingiltere tarafindan da
sempatiyle karsilaniyordu.
Jon Turkler hem Fransiz ve Ingiliz hukumetinin hem de avrupa
kamuoyunun gozunde baskici padisahtan kurtulma vaadi tasiyorlardi.
Reformlara devam edecekler, anayasayi yeniden yururluge koyacaklar,
devleti laiklestireceklerti. Jon Turkler ozgurluk ve ilerlemenin
bayragi idiler. Gercekten de 1908 devrimi ile ozgurlukler adeta bir
patlama yasadi. Yillar suren istibdad doneminden sonra birderbire
ortaligi gazeteler, dergiler, en uc noktasina varan fikirler ve
orgutler kapladi. Osmanli sosyalistlerinden dini ayrilikcilara kadar
siyasi yelpazenin her kesimi ortaya cikmisti. Ornegin 1908 ile 1914
arasinda sadece Ermeni topluluklari icinde 200'den fazla gazete
yayimlanmaya baslamisti.
Ticaretin gayrimuslimlerin kontrolunde oldugunu soylemistik. Bunun
disinda ozellikle ihracata donuk uretim yapan tarim da gayrimuslimlerin
kontrolunde idi. Ozellikle Ege kiyilarindaki verimli topraklar Rum
koylulerinin elinde idi. Ayni sekilde 1909'a kadar Dogu Anadolu'da ve
Cukurova'daki verimli ovalar da Ermeni nufusun kontrolune gecmis
durumdaydi. Ticarette gayrimuslim burjuvazinin one cikmasinin nedeni
yillardir Osmanli'da uygulanan imtiyazlar sistemi idi. Tarim'da one
cikmalarinin en onemli nedeni ise 1909'a kadar gayrimuslimlerin
askerlikten muaf olmalari idi. Hayatin daha rahat oldugu kiyi
bolgelerde yasamalari gayrimuslimlerin hayat standartini yukseltmisti.
Sehirlesme orani da gayrimuslimler icinde cok daha yuksekti ve daha iyi
saglik kosullarina sahiplerdi. Bu kosullar yakinda cok sert bir sekilde
degistirilecekti.
Ittihat Terakki'nin Ingiliz ve Fransizlarla iliskisindeki ilk gedik
1909'daki 31 Mart Ayaklanmasi ile basladi. Ittihatcilar bu ayaklanmanin
arkasinda Ingiliz sefaretinin oldugundan supheleniyorlardi. Daha sonra
Paris ve Londra'dan borc alma girisimlerinin de basarisizliga ugramasi
Ittihatcilarin iyice sogumalarina yol acti. Balkanlardaki ayaklanmalar
konusunda Ingiltere'nin aldigi kati tarafsizlik politikasi da buna
eklendi. Ittihat Terakki giderek ayni II. Abdulhamit gibi Almanya'ya
yaklasmaya basladi.
15/4/2008
Ittihat Terakki baslangicta milliyetci bir politikayi tam olarak
netlestirmis degildi. Bu donemde Ermeni ve Rumlarla iyi iliskiler
icindeydi. 1908'de olusturulan meclis cesitli azinliklardan olusan,
oldukca renkli bir meclisti. Meclise Türkler 147, Araplar 60,
Arnavutlar 27, Rumlar 26, Ermeniler 14, Slavlar 10 ve Yahudiler 4
temsilci ile katilmislardi. Ustelik meclis uyeleri oldukca bilincli
kisilerdi ve bu donemin meclis tartismalari tum parlamento tarihimizin
en ciddi tartismalari sayilabilir.
Balkan Savaslari Ittihat Terakki'nin Rum ve Ermenilerle
iliskilerinde donum noktasi oldu. Ermeni partileri Ittihat Terakki'yi
desteklemekten vazgecmisler ve Ermeni sorununu uluslararasi plana
cikarmayi dusunmeye baslamislardi. Rumlar arasinda ise Venizelos'un
"Megale Idea"si taraftar bulmaya baslamisti. Aslinda Rum Ortodoks
Patrigi Venizelos'un hiristiyan nufusun bulundugu bati bolgesini
Yunanistanin isgali seklindeki "Megale Idea"ya karsi oldugunu acikca
ilan ediyor ve buna karsi tepkisini ortaya koyuyordu, Ermenilerin ise
kitlesel sekilde bir Rus destekciligi soz konusu degildi. Ancak kucuk
de olsalar bu gruplarin varligi, Ittihat Terakki'nin Ingiltere ve
Fransa'ya guvensizligi ile Almanya'ya yaklasmaya baslamasi ve hizla
etkisinde kalacagi Turk milliyetciligi Ittihat Terakki'nin hizla yon
degistirmesine neden oldu. Artik "Turk milliyetciligi" seklinde yeni
bir politika gundeme gelecekti. Bu politika Almanya'nin da destegini
kazanmisti.
Savas doneminin ilk politikasi, kapitulasyonlarin tek tarafli
olarak kaldirilmasi oldu. 9 Eylul 1914'de Istanbul'daki sefirlere
kapitulasyonlarin kaldirildigi bir notayla bildirildi. Ikinci olarak
Almanya'da yapildigi gibi bir milli ekonomi politikasi uygulanmasi
planlandi. Duyun-i Umumiye askiya alindi ve o zamana kadar Merkez
Bankasi islevi goren ve aslinda bir Ingiliz-Fransiz ortakligi olan
Osmanli Bankasi'nin faaliyeti durduruldu. Guya Berlin'de depolanan
altin karsiligi kagit para basilmaya baslandi ve piyasaya suruldu.
Burdan elde edilen servet inanilmaz boyutlardaydi. 1850 ile 1914
arasinda Osmanli'nin aldigi tum borclarin dortte ucune esit bir devlet
geliri saglanmis oldu. Tabii karsiliksiz para basmanin koylu ve ticaret
kesimi uzerinde korkunc bir etkisi olacakti.
Milliyetcilik politikasi geregince musluman bir burjuvazi
yaratilmasi gerekiyordu. Mayis 1915'de "dil reformu" yapildi. Her turlu
ticari yazisma ve muhasebe islemlerinde Turkce kullanilmasi zorunlu
hale getirildi. Fransizca ve Ingilizce'nin kullanilmasi yasaklandi. Bu
politikalar Turkce bilmeyen Levanten nufusu hedefliyordu. Yabancilara
ait demiryollarinin yonetimleri degistirildi, yabanci bankalarin
Turklestirilmesi yolunda calismalar yapildi.
Pazar mekanizmasi hemen tumuyle devre disi birakilmisti. Ulasim
imkanlari kisitli oldugu icin, demiryollarini kullanma olanagi
burokratlara yakin olan musluman is adamlarina saglandi. Bu
olanaklardan yararlanan siyasi gozdeler hizla isadami oluverdiler.
1908-1914 arasinda kurulan isci orgutleri kapatildi ve daha sonra
1930'larda gorulecek olan korporatist isci-isveren orgutlerinin ilk
nuveleri olusturulmaya baslandi. Ittihat Terakki orgutlerinin himayesi
altinda "milli sirketler" kuruldu, bu sirketlerin cogunun yoneticileri
teskilatin mahalli orgutlerinin de yoneticileriydi.
15/4/2008
Ittihat Terakki'nin savas doneminde sistemli bir etnik temizlik
politikasi yuruttugu gorulur. Musluman burjuvazisi yaratmak gibi temel
bir hedef vardi. Bu politikaya "milli ekonomi" deniyordu. Savas ortami
icinde bu politikayi surdurebilme olanaklari fazlasiyla vardi. Muttefik
Almanya da bu politikayi cikarlarina aykiri bulmuyordu.
Balkan savasinin bitmesinden sonra Bulgaristan, Yunanistan ve Sirbistan
ile ikili anlasmalar yapilmisti. Bu mubadele anlasmalari ile bu
taraftaki Rum nufus ile o taraftaki musluman nufus yer degistirecekti.
Zaten savas dolayisiyla yerlerinden kacan Rumlar ve muslumanlar vardi,
ayni zamanda taraflarin hukumetleri gocleri kiskirtiyorlardi. I. Dunya
savasi boyunca 150.000'den fazla Rum bolgelerini terketti. Ayni sekilde
Balkanlar'dan gelen musluman muhacirler bu bolgelere yerlestirildiler.
Rumlari aktif sekilde askere almaktan cekinen Itthatcilar Anadolu'nun
ic bolgelerinde amele taburlari olusturdular. 17 ile 45 yas arasindaki
Hiristiyanlar askere alinip bu taburlara yerlestirildi. Savas doneminde
480.000 Rum bu taburlara gonderildi. Rumlarin gonderilmeleri ve mulksuz
birakilmalari sonraki donemde de surdu.
Gayrimuslim burjuvazinin safdisi edilmesi bir etnik soylem
esliginde gerceklestirildi. Bu donemin en buyuk etnik temizlik hareketi
ise suphesiz Ermenilere karsi yapildi. Ermenilerin Ruslar ile isbirligi
yaptigindan suphelenen Ittihatcilar tarihte ender gorulmus bir surgun
karari ile Istanbul disinda yasayan Ermenilerin buyuk kismini surgune
gonderdi. Buyuk katliamlar ve olumlerle sonuclanan bu surgunle
bosaltilan yerlere ise Kafkasya'dan kacarak gelen musluman gocmenler ve
yerlesik hayata gecmeye zorlanan Kurt asiretleri yerlestirildi. Kirim
savasi sonrasinda yarim milyon musluman Anadolu'ya kacmisti. 1877-78
savasindan sonra ise bir milyon muhacir gelmisti. 1880-1923 arasinda
yine Kuzeyden yarim milyona yakin muhacir geldi. Anadolu bu kitlesel
goclerle resmen kimlik degistirdi.
Demografik yapiyi degistirmeye donuk politikalar Cumhuriyet
doneminde de devam etti. 1914 ile 1924 arasinda Anadolu'nun gorunumu
ciddi olcude degisti. 1906 sayiminda Turkiye'nin bugunku sinirlari
icindeki nufus yaklasik 15 milyondu. Bunun yuzde 10'u Rum, yuzde 7'si
Ermeni, yuzde 1'i Yahudi idi. Muslumanlar yuzde 80'in ustundeydi.
Savaslar sonunda nufus azaldi. 1927 nufus sayimindaki 13.6 milyon
nufustan sadece yuzde 2.6'si gayrimuslim idi. 120.00o Rumca konusan,
60.000 Emenice konusan kalmisti.
Ittihat Terakki dusundugu sekilde bir musluman burjuvazi yaratamadi
ama en azindan hiristiyan burjuvaziyi temizleyerek sonraki donemde
gelecek Cumhuriyet kadrolarina bu politikayi surdurebilmesi icin bir
olanak yaratmis oldu.
15/4/2008
1919'da saray tarafindan Dogu ordusunun mufettisi olarak gonderilen
Mustafa Kemal askeri hiyerarsi icinde bir takim darbeler yaptiktan ve
tasra burokrasisi uzerinde kontrolu sagladiktan sonra direnis
hareketinin tartismasiz liderligine yukseldi. Yeni tureyen musluman
burjuvazinin ve Ittihat Terakki tasra teskilatinin da destegini almayi
basardi.
Uluslararasi dengeler de buyuk olcude Mustafa Kemal'in lehineydi.
Fransa kamuoyu ve disisleri bakanligi Ittihatcilari once Alman,
savastan sonra da Bolsevik yanlisi olarak goruyordu. Mustafa Kemal ise
makul bir Bati yanlisi sayiliyordu. 1921 yazinda Fransiz basini Mustafa
Kemal'i "Batinin nesnel muttefiki" olarak alkisliyordu. Italyan isgal
kuvvetleri de cekilme karari vermis, hatta Turk ordusuna silah satisi
ve yardimi yapmisti. Rusya'daki Bolsevik rejim de Turk ordusuna mali
yardim ve silah saglamis, bununla da yetinmeyip Ankara hukumetiyle bir
de baris anlasmasi yapmisti. Ingilizler ise aktif bir catismaya
girmemeye karar verdikleri icin ordularini cekmis, yerini Yunan
ordusuna birakmisti.
Bu durumda kurtulus ordusunun Yunan ordusunu puskurtebilmesi icin
uluslararasi kosullar uygundu. Yine de buyuk bir savastan cikip,
yuzbinlerce askerini kaybetmis olan Osmanli ordusunun arta kalanlari
ile yine savaslardan yorgun dusmus Yunan ordusunun savasi 3 yila yakin
surdu. Bir ara ciddi tehlikeler yasasa da kurtulus ordusu Yunan
kuvvetlerini puskurtmeyi basardi. Turkiye'nin uzatmali 1. Dunya Savasi
1923'e kadar surmus oldu.
Savastan sonra Lozan'da yapilan pazarliklarin ilk konusu ulkede kalan
Rum nufusun statusu uzerineydi. Zorunlu nufus mubadelesi hukumlerine
gore ulkeden ayrilanlarin biraktiklari mulkler kamulastirilmis
sayilacak ve ulkeye gelen muhacirlere verilecekti. Balkan savaslarindan
sonra yapilan anlasmalara ve goclere bu mubadele de eklendi. Bati
Anadolu'nun verimli topraklari Rum koylusunden musluman muhacirlere el
degistirdi. Ancak sehirlerde birakilan mulk ve servet bundan daha da
buyuk bir duzeydeydi. Kalan mallarin dagitiminda milli mucadeleye
katilan kadrolar buyuk paylar elde ettiler.
Tam bir kontrol altinda gelistirilen musluman ticaret burjuvazisi
yeni Cumhuriyete karsi kapikulu gibi davraniyordu. Her seyini burokrasi
sayesinde elde etmisti. 1908 devriminden sonra kendini gostermeye
calisan burjuvaziden eser yoktu ortada. Ne bir sivil toplum kurma
girisimi oldu, ne de burokrasiden ciddi hak talepleri.
Onemli olcude yok edilmis olan gayrimuslim burjuvazinin yerini kim
dolduracakti? Bunun iki adayi oldu: yabanci sermaye ve musluman
burjuvazi. 1923'ten 1929 krizine kadar olan donemde yabanci bankalarin
etkinligi buyuk olcude artti. Bu donemde verilen butun kredilerin
dortte ucu yeni kurulan yerli bankalarla rekabet icinde olan yabanci
bankalar tarafindan verilmisti. Yatirimlarda da onemli bir artis
goruldu. Yine ayni donemde sanayi sirketlerine yatirimlarda yabanci
sirketlerin payi yerli sirketlerin iki katiydi. Bunlarin disinda bazi
yabanci sirketler belli mallari ithal etme ve satma tekelini almayi
basardilar. Rum ve Ermeni sermayesinin boslugunu buyuk olcude yabanci
sermaye doldurmustu.
Turk tuccarlar bu boslugu doldurmaya ikinci adaydi. Ancak cok ciliz
oldugu icin ve henuz paylasilmamis kaynaklar oldugu icin bu yeni
sermaye kesiminin yabanci sermayeye bir tepkisi olmadi. O donemin Turk
tuccarlarinin baslica orgutu Istanbul Ticaret Odasi, yabanci sermayenin
dislanmasini istemiyordu. Kiyi denizciliginin Yunan armatorlerin
elinden alinmasi gibi birkac istisna disinda yabanci sermayeye
dokunulmadi. Tersine yerli burjuvalari guclendirmek icin bir arac
olarak desteklendi.
15/4/2008
1923'de savas kazanilmisti ancak toprak butunlugu henuz guven altina
alinmis sayilmazdi. 1924-25 yillarinda ayrilikci ve dini renkler
tasiyan Kurt isyani patladi. Bu isyani bastirmak icin olaganustu
yetkilere sahip Istiklal Mahkemeleri kuruldu ve Takrir-i Sukun Kanunu
cikarildi. Takrir-i Sukun kanunu oyle bir sansur uyguluyordu ki 1925'de
125.000 civarinda olan gazete satislari bir yil sonra 50.000'in altina
dustu.
Bu donemde arka arkaya ilan edilen reformlar sert bir sekilde
uygulandi. Ornegin "Sapka Kanunlari"na muhalefet nedeniyle 70 kisi
asildi. 1924'ten sonra Kemalist grup gittikce daha sekter davranmaya
basladi. Once Ittihatcilar tecrit edildi, sonra Mustafa Kemal'in
muhtemel rakipleri pasif konumlara itildi. 1924'de kurulan
Terakkiperver Cumhuriyet Firkasi Mustafa Kemal'in yetkilerini
sinirlamayi ve denetlemeyi istiyor, meclisin hukumet uzerindeki
kontrolunun artirilmasini ve kuvvetler ayriligini savunuyordu. Kazim
Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele ve Adnan Adivar
gibi Kurtulus Savasinin onemli isimlerinin kurdugu bu parti liberal
gorusleri savunuyordu. Kemalist kanat Kurt isyanini firsat bilerek bu
partiyi kapatti. 1926'da Mustafa Kemal'i hedef alan bir suikast
tesebbusu kullanilarak tehlike olusturduklari dusunulen Ittihatcilari
iceren bir fesat senaryosu olusturuldu ve Ittihatcilarin bazilari
asildi. Beraat edenler ise Mustafa Kemal'in olumune kadar siyasal
hayati terk ettiler. Mustafa Kemal Ekim 1927'de okudugu Nutuk'unda
rakip hiziplerin safdisi birakilmasini makul gostermeye calisirken bu
partinin kurucularini cumhuriyet düşmanlığı, saltanatçılık,
halifecilik, İngiliz yandaşlığı, isyan kışkırtıcılığı ve vatan hainliği
ile sucladi. Elbette bu ithamlar dogru degildi.
Bu tarihten sonraki meclisler oldukca gostermelikti. Adina secim
denilen bir mekanizma vardi ama gercekte butun mebuslar merkezden
ataniyordu. Bircok mebus, secildigi bolgeleri hayatlarinda hic
gormemislerdi. Kanunlar da on-on bes dakikada ciktigi icin mebuslar cok
kisa sureler icin calisiyorlardi. Gercekte parlamenter demokrasiye
1908-1914 arasindaki birkac yilda saglanan katki, 1923'ten 1946'ya
kadar saglanandan cok daha fazla olmustu.
15/4/2008
1929 yilinda patlayan dunya krizi yabanci sermaye ve musluman burjuvaziye dayali ekonomik sistemi iflas ettirdi. Ustelik 1929'da kotu bir hasat yasandi. Bir yil sonra, 1930'da Istanbul ve Izmir'de binden fazla firma iflas ilan etti. Koyluler borclarini ve vergilerini odeyebilmek icin ellerinde ne varsa satiyorlardi. Yabanci bankalar tarafindan yapilan krediler de kesildi.
Yeni ekonomik politikalarin hayati gecirilmesi gerekiyordu. Bu politikalar ekonomiyi kapatmak ve dis pazarla iliskiyi asgariye indirmek biciminde hayata gecirilecekti. Aslinda bu politika burokrasinin icgudusel bir tepkisiydi. Krizin sorumlusu olarak spekulasyon yapan tuccarlar ve yabanci bankalar gosterildi. Savas sirasinda Ittihat Terakki'nin kapattigi Ingiliz-Fransiz ortakligi olan Osmanli Bankasi'na 1925'de yeniden imtiyaz verilmisti. Hukumet 1930'da doviz islemlerini elinde toplama isini yapmak icin Merkez Bankasi'ni kurdu.
Tasarrufu tesvik etmek ve yerli mallarin uretim ve tuketimini tesvik etmeye dayali bir propagandaya girisildi. Bu cabayi koordine etmek uzere Milli Iktisat ve Tasarruf Cemiyeti adinda bir kurulus olusturuldu. Bu kurulus dusuncesi daha once ortaya atilmisti ancak yabanci sermaye dusmani gorunmemek icin uygulanmamisti. Bu dernegin propaganda faaliyetleri sayesinde tararruflar yerli bankalarda toplandi. Kemalist burokrasi donemin Mussolini Italya'sini yakindan takip eden ediyordu. Isci ve isverenleri ayni cati altinda toplayan korporatist orgutlenmeler "halkcilik" ilkesi cercevesinde devreye sokuldu. "Turkiye Cumhuriyeti ayri ayri siniflardan murekkep degil ve fakat ferdi ve ictimai hayat icin isbolumu itibari ile muhtelif mesai erbabina ayrilmis bir camia" olarak ilan edildi. 1931'deki CHP Kurultayinda siyasal duzen tek partili olarak tanimlandi ve partinin millet adina rejimi sorumlulugu aldigi duyuruldu. Boylelikle devlet ve yoneticisi olan burokrasi siniflar ustu oldugunu ilan etti.
Yine 1931'de cikarilan yeni basin kanunu ile hukumete "ulkenin genel politikalarina aykiri dusen" yazilari basan gazete ve dergileri kapatma hakki verildi. Artik basin hukumetin her kararini sadece alkislamak zorundaydi. Jon Turklerden miras kalan ve biraz bagimsiz gorulen Turk Ocaklari da 1931'de kapatildi. 1933'de "universite reformu" yapildi ve ulkenin tek universitesi Darulfunun'daki 150 ogretim uyesinin ucte ikisinin gorevine son verildi. Turk Kadin Birligi de kapatilmadan nasibini aldi. 1932'de Istanbul'daki butun iscilerin parmak izlerinin alinmasini gibi cok sayida isci aleyhtari kararnameler cikarilmisti. Fasist Italya'nin meshur 1935 kanunu ornek alinarak 1936'da yeni bir is kanunu cikarildi. 1935'de icinde yuksek mevkide sahislarin da oldugu mason localari kapatildi. 1935'de CHP'nin 4. kurultayinda Kemalist ilkeler netlestirilip parti programina konuldu. 1936'da zamanin basbakan Inonu, Parti'nin genel sekreteri sifatiyla devlet idaresi ile parti teskilatinin birbiriyle ozdes oldugunu ilan etti. Zaten valiler parti il baskanlariydi, butun yuksek burokratlar partinin yoneticileriydi. Fiili bir durum resmi olarak aciklanmisti sadece.
Donemin partili devrimcileri devrimin ihtiyaclari, birlik ve beraberlik, fedakarlik uzerine coskulu yazilar yaziyorlardi. Bu yazilardaki ornekler acikca Italya'dan, Sovyetler Birliginden ve daha sonra da Almanya'dan veriliyordu. Basinin ve universitenin hukumet politikalariyla uyumlu olmasi gerektigi vurgulaniyordu. Kemalist burokrasinin halkcilik ilkesi bir tur fasist korporatizm savunusuydu aslinda.
1930'lu yillarda Italya, Ispanya, Portekiz ve Yunanistan cesitli fasist siyasi partilerin yonetimi altindaydi. Turkiye ornegi bu fasist rejimlerden cok sey almisti. Yine de kapitalizme gec gecen bu ulkelerde ortaya cikan ve liberal kapitalizme bir tepki olarak gelisen fasizm ornekleri ile Turkiye'deki uygulamalari ayirmak gerekir. Turkiye'de henuz bu duzeyde bir kapitalizm gelismemis ve ilk olumsuz sonuclarini vermemisti. Turkiye'deki otoriter burokratik rejim boyle bir sinifsal arka plana dayanmiyordu, daha cok burokrasinin hakimiyetini uzatma isteginin bir urunuydu. Bu sekilde yeni gelismekte olan burjuvaziye de bir yer acilmis olacakti.
15/4/2008
Koylulerin sattigi bugday fiyatlarini dusurerek, koylulerin satin aldigi az sayidaki mala gumruk ve satis vergileri konulmasi koylulerin durumunu iyice kotulestirdi. Bununla da yetinilmeyip tarim sektorune agir vergiler konuldu. Koyluler vergi tahsildarlari ile alacaklilarin arasinda sikisip kaldilar. Borclarini odeyebilmek, vergilerden kurtulabilmek icin hayvanlarini satip topraklarini terketmek zorunda kaldilar. Bu koyluler daha buyuk toprak sahiplerinin ciftliklerinde ortakci olarak calismaya basladi. 1936'dan sonra TMO'nun daha fazla bugday almasi ve fiyatlarin biraz yukselmesi koyluyu rahatlatsa da savasla birlikte durum yeniden eski haline dondu.
Yeni politikalarin vurdugu ikinci kesim ticaret burjuvazisi oldu. Hukumetin dis ticarete donuk politikasi ithalati kismak, ihracati tesvik etmek seklindeydi. Bu sekilde Turkiye'nin dis ticareti 1930'dan 1938'e kadar dis ticaret fazlasi verdi. Ithalatin kisilmasinin anlami kucuk tuccarlarin ithalatini engelleyip sadece buyuklere ithalat izni vermek demekti. Yurtdisindan tuketim mallari alinamaz oldu. Bunun yerine yerli mali tuketmek ozendiriliyordu. Bu politika kucuk tuccarlari cokertirken burokrasiye yakin olan sanayicilerin, daha dogrusu imalatcilarin isine yaradi. Ithalata sadece bu kesimlerin ithalati icin izin veriliyordu. Burokratik kayirmalar ve kota sisteminden dolayi bir gecede fabrikalar kurulmaya basladi. Bu sekilde cazip karlar elde edildi.
Uygulanan politikalar bir tur devlet kapitalizmi yaratmaya donuktu. 1924'te ticareti gelistirmek uzere kurulan Is Bankasi, 1930'dan sonra uygulanan politiklarla 1937'ye gelindiginde ulkedeki mevduatin yuzde 38'sini cekmisti. Yonetimi burokrasiye aitti, butun yoneticileri milletvekili idi. 1934'te Sovyet modelinden etkilenerek yapilan Birinci Bes Yillik Plan'da 15 yeni fabrika yapilmasi planlanmisti. Bunlar savastan once tamamlandi. 1931 ile 1940 arasinda kurulan sirketlerin yuzde 74'unun kuruculari burokratlardi. Bu sekilde siyasi nufuz bir rant olanagi olarak kullanildi. Devletcilik adi altinda uygulanan politika siyasi elit ile emeklemekte olan burjuvazinin guclerini birlestirerek, tarim kesimini ve isci sinifini yogun bir somuru altinda tutmasi idi. Bunu korporatist bir halkcilik ile yabanci dusmanligina dayanan bir milli dayanisma ideolojisi tamamliyordu. Sonuc olarak dunya ekonomik bunalimi doneminde izlenen bu ekonomi politikasi genis kitlelerin hosnutsuzluguna ve yogun bir somuruye karsin kapitalist birikimi hizlandiran bir otoriter rejim yaratmisti.
15/4/2008
Savastan once uygulanan devletcilik sanayi uretiminin artmasini saglamisti. 1932 ile 1939 arasinda imalat sanayisinin uretimi iki katina cikmisti. Bu uretimin dortte biri devlet kuruluslarina aitti. Ancak savasla birlikte uretim dustu. Ayni donemde tarimsal uretim de korkunc bir dusus gosterdi. Enflasyon firladi ve devlet gelirleri onemli olcude dustu.
Yine en agir yikimi yasayan koyluler oldular. Bir milyondan fazla yetiskin erkek askere alindi. Bunlarin cogu koylu idi. Cok sert bir tarim politikasi izlendi. Ciftcilere urunleri karsiligi odenen fiyatlar sabit kalirken, butun diger fiyatlar yuksek enflasyon oraninda artiyordu. Ciftcilerin urunlerini saklamalarini engellemek icin onceden tespit edilen uretilecek urune yuzde 10 oraninda vergi konuldu. Bu agir baski karaborsanin ortaya cikmasina yol acti.
Sanayiye donuk olarak cikarilan Milli Koruma Kanunu burokrasiye buyuk yetkiler veriyordu. Burokrasinin firmalarin uretim hedeflerini tespit etmek, yatirim planlarini onaylamak, madenlere ve fabrikalara el koyma ve bazi mallarin ticaretini millilestirme hakki vardi. Ayni kanun isverenlere, iscileri zorla calistirabilme, iscilerin isyerinden ayrilamayacagi gibi hukumler de iceriyordu. Tatil gunleri ve sabit calisma saatleri gibi haklar da kaldirilmisti. Bu kanunlara burjuvazi tabii ki itiraz etmedi.
Almanya ile dis ticaret iliskisi giderek gelismis ve savastan once yuzde 40-50 duzeyine ulasmisti. Ancak Nazi Almanya'sinin uyguladigi takas sistemi dolayisiyla Turkiye bu iliskiden zarar ediyordu. Turkiye maden ve bugday satmaya mecbur birakilirken, Alman sanayi uretiminin fazlasini almak zorundaydi. Bu takas sonucunda Turkiye'nin almak zorunda kaldigi Avusturya mali cakmaklar 1950'lerde bile hala satilirdi.
Karaborsa'daki vurgunlara ve tuccarlarin yaptigi spekulasyonlara karsi sesler yukselmeye baslamisti. Genel kitlik ve yoksulluk atmosferi icinde bu tepkiler hukumet aleyhtarligina donustu. Hukumet buna suclu aramaya basladi ve fatura bir kez daha Istanbul'daki gayrimuslim burjuvaziye kesildi. 1942'de Varlik Vergisi Kanunu cikarildi. Bu kanun hukumete her vergi mukellefinin vergi oranini tek tek saptama olanagi sagliyordu. Tartismadan kabul edilen kanun tumuyle gayrimuslimlere karsi bir yoketme politikasi seklinde uygulandi. Gayrimuslimlerin tabi olduklari vergi orani muslumanlara uygulananin on katiydi. Donmeler ise muslumanlarin iki kati vergi odemek zorundalardi. Varlik Vergisinin yuzde 70'i Istanbul'dan elde edildi. Bu vergi sayesinde 1943'te devlet gelirleri ucte bir oraninda artti.
Butun savas boyunca aslinda Almanya'ya yakin bir politika izlemis olan burokrasi, savasin bitmesine yakin Subat 1945'de Mihver devletlerine karsi savas ilan etti. Savastan sonra Sovyetlerin kendisinden toprak talep ettikleri gerekcesiyle ABD'den koruma istedi. ABD, Turkiye'ye ekonomik ve askeri yardim yapmaya karar verdi, ancak savas boyunca Turkiye'nin izledigi Alman yanlisi tutum, Varlik Vergisi ve tek partili sistem konusundaki elestiriler uzerine hukumet Meclis'te bir muhalefete ihtiyac oldugunu ve 1946'da secim yapacagini belirtti.
Burokrasi, burjuvaziyi kucumsuyordu, ekonomiye bir parca ozerklik kazandirir ve devletciligin idari aygitlarindan bazilarindan vazgecerse siyasi rejimin esas itibariyle ayni kalacagini dusunuyordu. Ancak 1946 secimleri burokrasi icin soguk bir dus etkisi yaratti. Muhalafet partisi cok kisa bir orgutlenme doneminden sonra sasirtici bir guce ulasti. Secimlere hile karistirildigi iddialari esliginde muhalefet meclise kucuk bir grup sokabildi. 1946 ile 1950 arasinda hukumet daha tavizkar ve yatistirici bir politika izledi. Savas sonrasi iktisadi politikalari Amerikalilara hazirlattirarak ve militan laiklik tutumundan bazi odunler vererek durumu kurtarmaya calistiysa da, butun bunlar artik yayindan cikmis olan anti-otoriter burjuva akimi durdurmaya yetmedi.