Bati'ya Acilma

15/4/2008
Asagidaki yazi  Caglar Keyder'in "Turkiye'de Devlet ve Siniflar" adli kitabinin 1950'ye kadar olan kisminin kisa bir ozetidir.

--------------------------------------------------------------------------------------

Osmanli Devleti'nin batiya acilma sureci daha cok Osmanli aydinlarinin bir tercihi olarak dusunulur, ancak bu dogru degildir. Bu surec bir politik kararla degil, politik ve askeri kosullarin getirdigi zorunluluklarla ortaya cikti. Batinin gelisen nufuzu karsisinda dogu imparatorluklarinin tepkilerine bakacak olursak Osmanli'nin Cin ve Japonya'nin tutumundan farkli bir tutum gelistirdigini goruyoruz. Avrupa'li girisimcilerin ticari girisimlerine Cinliler dusmanca, Japonlar adeta intikamci bir tutumla karsilik vermislerdi. Osmanli da Avrupa icin uzun donem bir sir olarak kalmis olsa da 16. ve 17. yuzyillarda ilk iliskiler basladi. Bu iliskilerde Osmanli magrur ve ustunluk duygusuyla yaklasan tarafti. Padisah alicenaplik gosterip bazi ulkelere kapitulasyonlar veriyordu. Bunlar sonradan geri alinabilecek nitelikteydi. Osmanli, kapitulasyonlar araciligiyla dis iliskilerini kontrol altinda tutuyordu. Bu yuzden kapitulasyonlar devletin isine yarayan bir arac durumundaydi.

Osmanli'da bir miras hukuku yoktu. Servet padisah tarafindan bahsedilip, geri alinabildigi icin sermaye birikimi olanagi da yoktu. Misir'da Kavalali Mehmet Ali'nin merkezden bagimsizlasmaya calismasi uzerine yasanan bunalimda Ingiltere ve Fransa'yi yanina cekmeye calisan Osmanli yonetimi Avrupali devletlerle ikili anlasmalar yapti. Bu anlasmalarda bu devletlerin uyruklarinin Osmanli'da ticaret yapmasi icin kolayliklar saglaniyordu. Bu kisilerden gumruk vergisi alinmiyor yada cok dusuk duzeyde vergi aliniyordu. Ayni donemde Osmanli'daki genel kavrayis ticaret isleriyle gayrimuslim Rum ve Ermeni tebaasinin ugrasmasinin uygun oldugu seklindeydi. Avrupa devletlerinin ticaret yapan vatandaslarinin Osmanli kanunlarina gore degil, o devletin kanunlarina gore yargilanmasi gibi daha da ayricalikli hukumler getirilince Rum ve Ermeni tuccarlarin Avrupa devletlerinden vatandaslik hakki almak icin kuyruk olusturduklari goruldu. Osmanli yoneticilerinin hic dusunmedikleri bu durum oyle bir hal aldi ki, sadece Avusturya'nin bu donemde 250.000 pasaport dagitmis oldugu saniliyor. Osmanli'nin hiristiyan ve levanten kesimi devletin tanidigi bu ayricaligi sonuna kadar kullacakti elbette. Boylece Osmanli politik zorunluluklar nedeniyle kapitalizme kapiyi aralamis oldu.

Bati ile iliskilerin ikinci kapisi ise borclanmalar oldu. Osmanli ilk olarak 1854'de Kirim Savasi sirasinda borc aldi. 1855'de bir daha borc alindi. 1875'e kadar 11 defa borc alindi. Siyasi krizler ve askeri harcamalar hic bitmiyordu ve borclarin uzerine surekli faizler biniyordu. Buna 1973'de yasanan dunya ekonomik krizi de eklendi ve yeni borclar alinamaz oldu. Sonunda 1875'de Osmanli iflas ettigini acikladi, faizleri odeyemeyecegini bildirdi. Osmanli'nin iflasi Avrupa'da tartisildi, sonunda Osmanli devleti topladigi vergilerin yuzde 10'unu borc olarak odeyecegini acikladi ve bu borc vergisini toplamak icin Duyun-i Umumiye adinda bir kurum olusturuldu. Tarihinde hic bir donem somurge olmamis guclu Osmanli bu kurum araciligiyla yari-somurge bir gorunum veriyordu. Duyun-i Umumiye, Osmanli'ya borc verip, borclarini alamayan devletlerin vergi toplama hakki elde etmesi demekti.

18 yuzyilin bir diger onemli ozelligi ise direk olarak yabanci sermayenin Osmanli'ya girmeye baslamasiydi. Henuz yuksek bir seviyeye ulasmamis olsa da daha cok Fransiz ve Ingiliz sermayesinin yaptigi yatirimlar goze carpiyordu ve bu yatirimlarin yuzde 86'si demiryollarina yapilmisti.

Jon Turkler ve 1908 Devrimi

15/4/2008
Yeni olusan gayrimuslim burjuvazi uluslarasi desteklerini bulmustu. Rumlar Ingiltere ve Fransa araciligiyla, Ermeniler Rusya araciligiyla bir tur himayeye kavusmuslardi. Sahneye Almanya girdiginde geriye sadece muslumanlar kalmisti. Abdulhamit ve burokrasisinin Ingiliz ve Fransizlar'a supheyle yaklasmasi Almanya'nin isini kolaylastiriyordu. Kayzer II. Wilhelm'in 3 defa tekrarladigi Osmanli gezileri bilinir. 1888'de Deutche Bank Anadolu demiryolu imtiyazini aldi. 1898'de Kayzer bir tanitma turuna cikti ve kendisinin "dunyadaki 300 milyon muslumanin ve onlarin halifesi padisahin en yakin dostu" oldugunu ilan etti. Sonraki yillarda Fransa ve Ingiltere ile ticari iliskiler gerilerken Almanya ile ticari iliskiler surekli artti.

Addulhamit'e kadar Osmanli burokrasisi icinde iki kesimin ortaya cikmis oldugu soylenebilir. Bir kesim batililasma yanlisi, digeri ise Bati'ya supheyle yaklasan bir kesimdi. II. Mahmut doneminden beri surdurulegelen batilasma cabalari baslangicta Ingiltere ve Fransa'ya hayranlikla bakan bir aydin kusak yaratmisti. 1839'da ilan edilen Tanzimat modernist burokratlara dayaniyordu. Ancak II. Abdulhamit'in iktidari bu kesimle bir hesaplasma oldu ve ilk kusak batililasma yanlilari uzaklastirildi.

Bu donemde Avrupa'da olusan Jon Turk'ler Fransa ve Ingiltere'deki sistemlerin cumhuriyet ve parlamentarizm gibi ozelliklerine hayranlardi ama, bu sistemlerin iktisadi temelleri onlari pek ilgilendirmiyordu. Asil olarak mutlakiyet karsitligi ve ozgurluk gibi temalar uzerinde duruyorlardi. Bu politikalar Fransa ve Ingiltere tarafindan da sempatiyle karsilaniyordu.

Jon Turkler hem Fransiz ve Ingiliz hukumetinin hem de avrupa kamuoyunun gozunde baskici padisahtan kurtulma vaadi tasiyorlardi. Reformlara devam edecekler, anayasayi yeniden yururluge koyacaklar, devleti laiklestireceklerti. Jon Turkler ozgurluk ve ilerlemenin bayragi idiler. Gercekten de 1908 devrimi ile ozgurlukler adeta bir patlama yasadi. Yillar suren istibdad doneminden sonra birderbire ortaligi gazeteler, dergiler, en uc noktasina varan fikirler ve orgutler kapladi. Osmanli sosyalistlerinden dini ayrilikcilara kadar siyasi yelpazenin her kesimi ortaya cikmisti. Ornegin 1908 ile 1914 arasinda sadece Ermeni topluluklari icinde 200'den fazla gazete yayimlanmaya baslamisti.

Ticaretin gayrimuslimlerin kontrolunde oldugunu soylemistik. Bunun disinda ozellikle ihracata donuk uretim yapan tarim da gayrimuslimlerin kontrolunde idi. Ozellikle Ege kiyilarindaki verimli topraklar Rum koylulerinin elinde idi. Ayni sekilde 1909'a kadar Dogu Anadolu'da ve Cukurova'daki verimli ovalar da Ermeni nufusun kontrolune gecmis durumdaydi. Ticarette gayrimuslim burjuvazinin one cikmasinin nedeni yillardir Osmanli'da uygulanan imtiyazlar sistemi idi. Tarim'da one cikmalarinin en onemli nedeni ise 1909'a kadar gayrimuslimlerin askerlikten muaf olmalari idi.  Hayatin daha rahat oldugu kiyi bolgelerde yasamalari gayrimuslimlerin hayat standartini yukseltmisti. Sehirlesme orani da gayrimuslimler icinde cok daha yuksekti ve daha iyi saglik kosullarina sahiplerdi. Bu kosullar yakinda cok sert bir sekilde degistirilecekti.

Ittihat Terakki'nin Ingiliz ve Fransizlarla iliskisindeki ilk gedik 1909'daki 31 Mart Ayaklanmasi ile basladi. Ittihatcilar bu ayaklanmanin arkasinda Ingiliz sefaretinin oldugundan supheleniyorlardi. Daha sonra Paris ve Londra'dan borc alma girisimlerinin de basarisizliga ugramasi Ittihatcilarin iyice sogumalarina yol acti. Balkanlardaki ayaklanmalar konusunda Ingiltere'nin aldigi kati tarafsizlik politikasi da buna eklendi. Ittihat Terakki giderek ayni II. Abdulhamit gibi Almanya'ya yaklasmaya basladi.

Ittihat Terakki'nin Politikalari

15/4/2008
Ittihat Terakki baslangicta milliyetci bir politikayi tam olarak netlestirmis degildi. Bu donemde Ermeni ve Rumlarla iyi iliskiler icindeydi. 1908'de olusturulan meclis cesitli azinliklardan olusan, oldukca renkli bir meclisti. Meclise Türkler 147, Araplar 60, Arnavutlar 27, Rumlar 26, Ermeniler 14, Slavlar 10 ve Yahudiler 4 temsilci ile katilmislardi. Ustelik meclis uyeleri oldukca bilincli kisilerdi ve bu donemin meclis tartismalari tum parlamento tarihimizin en ciddi tartismalari sayilabilir.

Balkan Savaslari Ittihat Terakki'nin Rum ve Ermenilerle iliskilerinde donum noktasi oldu. Ermeni partileri Ittihat Terakki'yi desteklemekten vazgecmisler ve Ermeni sorununu uluslararasi plana cikarmayi dusunmeye baslamislardi. Rumlar arasinda ise Venizelos'un "Megale Idea"si taraftar bulmaya baslamisti. Aslinda Rum Ortodoks Patrigi Venizelos'un hiristiyan nufusun bulundugu bati bolgesini Yunanistanin isgali seklindeki "Megale Idea"ya karsi oldugunu acikca ilan ediyor ve buna karsi tepkisini ortaya koyuyordu, Ermenilerin ise kitlesel sekilde bir Rus destekciligi soz konusu degildi. Ancak kucuk de olsalar bu gruplarin varligi, Ittihat Terakki'nin Ingiltere ve Fransa'ya guvensizligi ile Almanya'ya yaklasmaya baslamasi ve hizla etkisinde kalacagi Turk milliyetciligi  Ittihat Terakki'nin hizla yon degistirmesine neden oldu. Artik "Turk milliyetciligi" seklinde yeni bir politika gundeme gelecekti. Bu politika Almanya'nin da destegini kazanmisti.

Savas doneminin ilk politikasi, kapitulasyonlarin tek tarafli olarak kaldirilmasi oldu. 9 Eylul 1914'de Istanbul'daki sefirlere kapitulasyonlarin kaldirildigi bir notayla bildirildi. Ikinci olarak Almanya'da yapildigi gibi bir milli ekonomi politikasi uygulanmasi planlandi. Duyun-i Umumiye askiya alindi ve o zamana kadar Merkez Bankasi islevi goren ve aslinda bir Ingiliz-Fransiz ortakligi olan Osmanli Bankasi'nin faaliyeti durduruldu. Guya Berlin'de depolanan altin karsiligi kagit para basilmaya baslandi ve piyasaya suruldu. Burdan elde edilen servet inanilmaz boyutlardaydi. 1850 ile 1914 arasinda Osmanli'nin aldigi tum borclarin dortte ucune esit bir devlet geliri saglanmis oldu. Tabii karsiliksiz para basmanin koylu ve ticaret kesimi uzerinde korkunc bir etkisi olacakti.

Milliyetcilik politikasi geregince musluman bir burjuvazi yaratilmasi gerekiyordu. Mayis 1915'de "dil reformu" yapildi. Her turlu ticari yazisma ve muhasebe islemlerinde Turkce kullanilmasi zorunlu hale getirildi. Fransizca ve Ingilizce'nin kullanilmasi yasaklandi. Bu politikalar Turkce bilmeyen Levanten nufusu hedefliyordu. Yabancilara ait demiryollarinin yonetimleri degistirildi, yabanci bankalarin Turklestirilmesi yolunda calismalar yapildi.

Pazar mekanizmasi hemen tumuyle devre disi birakilmisti. Ulasim imkanlari kisitli oldugu icin, demiryollarini kullanma olanagi burokratlara yakin olan musluman is adamlarina saglandi. Bu olanaklardan yararlanan siyasi gozdeler hizla isadami oluverdiler. 1908-1914 arasinda kurulan isci orgutleri kapatildi ve daha sonra 1930'larda gorulecek olan korporatist isci-isveren orgutlerinin ilk nuveleri olusturulmaya baslandi. Ittihat Terakki orgutlerinin himayesi altinda "milli sirketler" kuruldu, bu sirketlerin cogunun yoneticileri teskilatin mahalli orgutlerinin de yoneticileriydi.

Etnik Temizlik

15/4/2008
Ittihat Terakki'nin savas doneminde sistemli bir etnik temizlik politikasi yuruttugu gorulur. Musluman burjuvazisi yaratmak gibi temel bir hedef vardi. Bu politikaya "milli ekonomi" deniyordu. Savas ortami icinde bu politikayi surdurebilme olanaklari fazlasiyla vardi. Muttefik Almanya da bu politikayi cikarlarina aykiri bulmuyordu.

Balkan savasinin bitmesinden sonra Bulgaristan, Yunanistan ve Sirbistan ile ikili anlasmalar yapilmisti. Bu mubadele anlasmalari ile bu taraftaki Rum nufus ile o taraftaki musluman nufus yer degistirecekti. Zaten savas dolayisiyla yerlerinden kacan Rumlar ve muslumanlar vardi, ayni zamanda taraflarin hukumetleri gocleri kiskirtiyorlardi. I. Dunya savasi boyunca 150.000'den fazla Rum bolgelerini terketti. Ayni sekilde Balkanlar'dan gelen musluman muhacirler bu bolgelere yerlestirildiler. Rumlari aktif sekilde askere almaktan cekinen Itthatcilar Anadolu'nun ic bolgelerinde amele taburlari olusturdular. 17 ile 45 yas arasindaki Hiristiyanlar askere alinip bu taburlara yerlestirildi. Savas doneminde 480.000 Rum bu taburlara gonderildi. Rumlarin gonderilmeleri ve mulksuz birakilmalari sonraki donemde de surdu.

Gayrimuslim burjuvazinin safdisi edilmesi bir etnik soylem esliginde gerceklestirildi. Bu donemin en buyuk etnik temizlik hareketi ise suphesiz Ermenilere karsi yapildi. Ermenilerin Ruslar ile isbirligi yaptigindan suphelenen Ittihatcilar tarihte ender gorulmus bir surgun karari ile Istanbul disinda yasayan Ermenilerin buyuk kismini surgune gonderdi. Buyuk katliamlar ve olumlerle sonuclanan bu surgunle bosaltilan yerlere ise Kafkasya'dan kacarak gelen musluman gocmenler ve yerlesik hayata gecmeye zorlanan Kurt asiretleri yerlestirildi. Kirim savasi sonrasinda yarim milyon musluman Anadolu'ya kacmisti. 1877-78 savasindan sonra ise bir milyon muhacir gelmisti. 1880-1923 arasinda yine Kuzeyden yarim milyona yakin muhacir geldi. Anadolu bu kitlesel goclerle resmen kimlik degistirdi.

Demografik yapiyi degistirmeye donuk politikalar Cumhuriyet doneminde de devam etti. 1914 ile 1924 arasinda Anadolu'nun gorunumu ciddi olcude degisti. 1906 sayiminda Turkiye'nin bugunku sinirlari icindeki nufus yaklasik 15 milyondu. Bunun yuzde 10'u Rum, yuzde 7'si Ermeni, yuzde 1'i Yahudi idi. Muslumanlar yuzde 80'in ustundeydi. Savaslar sonunda nufus azaldi. 1927 nufus sayimindaki 13.6 milyon nufustan sadece yuzde 2.6'si gayrimuslim idi. 120.00o Rumca konusan, 60.000 Emenice konusan kalmisti.

Ittihat Terakki dusundugu sekilde bir musluman burjuvazi yaratamadi ama en azindan hiristiyan burjuvaziyi temizleyerek sonraki donemde gelecek Cumhuriyet kadrolarina bu politikayi surdurebilmesi icin bir olanak yaratmis oldu.

Milli Mucadele ve sonrasi: 1923-1929 donemi

15/4/2008
1919'da saray tarafindan Dogu ordusunun mufettisi olarak gonderilen Mustafa Kemal askeri hiyerarsi icinde bir takim darbeler yaptiktan ve tasra burokrasisi uzerinde kontrolu sagladiktan sonra direnis hareketinin tartismasiz liderligine yukseldi. Yeni tureyen musluman burjuvazinin ve Ittihat Terakki tasra teskilatinin da destegini almayi basardi.

Uluslararasi dengeler de buyuk olcude Mustafa Kemal'in lehineydi. Fransa kamuoyu ve disisleri bakanligi Ittihatcilari once Alman, savastan sonra da Bolsevik yanlisi olarak goruyordu. Mustafa Kemal ise makul bir Bati yanlisi sayiliyordu. 1921 yazinda Fransiz basini Mustafa Kemal'i "Batinin nesnel muttefiki" olarak alkisliyordu. Italyan isgal kuvvetleri de cekilme karari vermis, hatta Turk ordusuna silah satisi ve yardimi yapmisti. Rusya'daki Bolsevik rejim de Turk ordusuna mali yardim ve silah saglamis, bununla da yetinmeyip Ankara hukumetiyle bir de baris anlasmasi yapmisti. Ingilizler ise aktif bir catismaya girmemeye karar verdikleri icin ordularini cekmis, yerini Yunan ordusuna birakmisti.

Bu durumda kurtulus ordusunun Yunan ordusunu puskurtebilmesi icin uluslararasi kosullar uygundu. Yine de buyuk bir savastan cikip, yuzbinlerce askerini kaybetmis olan Osmanli ordusunun arta kalanlari ile yine savaslardan yorgun dusmus Yunan ordusunun savasi 3 yila yakin surdu. Bir ara ciddi tehlikeler yasasa da kurtulus ordusu Yunan kuvvetlerini puskurtmeyi basardi. Turkiye'nin uzatmali 1. Dunya Savasi 1923'e kadar surmus oldu.

Savastan sonra Lozan'da yapilan pazarliklarin ilk konusu ulkede kalan Rum nufusun statusu uzerineydi. Zorunlu nufus mubadelesi hukumlerine gore ulkeden ayrilanlarin biraktiklari mulkler kamulastirilmis sayilacak ve ulkeye gelen muhacirlere verilecekti. Balkan savaslarindan sonra yapilan anlasmalara ve goclere bu mubadele de eklendi. Bati Anadolu'nun verimli topraklari Rum koylusunden musluman muhacirlere el degistirdi. Ancak sehirlerde birakilan mulk ve servet bundan daha da buyuk bir duzeydeydi. Kalan mallarin dagitiminda milli mucadeleye katilan kadrolar buyuk paylar elde ettiler.

Tam bir kontrol altinda gelistirilen musluman ticaret burjuvazisi yeni Cumhuriyete karsi kapikulu gibi davraniyordu. Her seyini burokrasi sayesinde elde etmisti. 1908 devriminden sonra kendini gostermeye calisan burjuvaziden eser yoktu ortada. Ne bir sivil toplum kurma girisimi oldu, ne de burokrasiden ciddi hak talepleri.

Onemli olcude yok edilmis olan gayrimuslim burjuvazinin yerini kim dolduracakti? Bunun iki adayi oldu: yabanci sermaye ve musluman burjuvazi. 1923'ten 1929 krizine kadar olan donemde yabanci bankalarin etkinligi buyuk olcude artti. Bu donemde verilen butun kredilerin dortte ucu yeni kurulan yerli bankalarla rekabet icinde olan yabanci bankalar tarafindan verilmisti. Yatirimlarda da onemli bir artis goruldu. Yine ayni donemde sanayi sirketlerine yatirimlarda yabanci sirketlerin payi yerli sirketlerin iki katiydi. Bunlarin disinda bazi yabanci sirketler belli mallari ithal etme ve satma tekelini almayi basardilar. Rum ve Ermeni sermayesinin boslugunu buyuk olcude yabanci sermaye doldurmustu.

Turk tuccarlar bu boslugu doldurmaya ikinci adaydi. Ancak cok ciliz oldugu icin ve henuz paylasilmamis kaynaklar oldugu icin bu yeni sermaye kesiminin yabanci sermayeye bir tepkisi olmadi. O donemin Turk tuccarlarinin baslica orgutu Istanbul Ticaret Odasi, yabanci sermayenin dislanmasini istemiyordu. Kiyi denizciliginin Yunan armatorlerin elinden alinmasi gibi birkac istisna disinda yabanci sermayeye dokunulmadi. Tersine yerli burjuvalari guclendirmek icin bir arac olarak desteklendi.

Rakiplerin Sindirilmesi: 1923-1929

15/4/2008
1923'de savas kazanilmisti ancak toprak butunlugu henuz guven altina alinmis sayilmazdi. 1924-25 yillarinda ayrilikci ve dini renkler tasiyan Kurt isyani patladi. Bu isyani bastirmak icin olaganustu yetkilere sahip Istiklal Mahkemeleri kuruldu ve Takrir-i Sukun Kanunu cikarildi. Takrir-i Sukun kanunu oyle bir sansur uyguluyordu ki 1925'de 125.000 civarinda olan gazete satislari bir yil sonra 50.000'in altina dustu.

Bu donemde arka arkaya ilan edilen reformlar sert bir sekilde uygulandi. Ornegin "Sapka Kanunlari"na muhalefet nedeniyle 70 kisi asildi. 1924'ten sonra Kemalist grup gittikce daha sekter davranmaya basladi. Once Ittihatcilar tecrit edildi, sonra Mustafa Kemal'in muhtemel rakipleri pasif konumlara itildi. 1924'de kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Firkasi Mustafa Kemal'in yetkilerini sinirlamayi ve denetlemeyi istiyor, meclisin hukumet uzerindeki kontrolunun artirilmasini ve kuvvetler ayriligini savunuyordu. Kazim Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele ve Adnan Adivar gibi Kurtulus Savasinin onemli isimlerinin kurdugu bu parti liberal gorusleri savunuyordu. Kemalist kanat Kurt isyanini firsat bilerek bu partiyi kapatti. 1926'da Mustafa Kemal'i hedef alan bir suikast tesebbusu kullanilarak tehlike olusturduklari dusunulen Ittihatcilari iceren bir fesat senaryosu olusturuldu ve Ittihatcilarin bazilari asildi. Beraat edenler ise Mustafa Kemal'in olumune kadar siyasal hayati terk ettiler. Mustafa Kemal Ekim 1927'de okudugu Nutuk'unda rakip hiziplerin safdisi birakilmasini makul gostermeye calisirken bu partinin kurucularini cumhuriyet düşmanlığı, saltanatçılık, halifecilik, İngiliz yandaşlığı, isyan kışkırtıcılığı ve vatan hainliği ile sucladi. Elbette bu ithamlar dogru degildi.

Bu tarihten sonraki meclisler oldukca gostermelikti. Adina secim denilen bir mekanizma vardi ama gercekte butun mebuslar merkezden ataniyordu. Bircok mebus, secildigi bolgeleri hayatlarinda hic gormemislerdi. Kanunlar da on-on bes dakikada ciktigi icin mebuslar cok kisa sureler icin calisiyorlardi. Gercekte parlamenter demokrasiye 1908-1914 arasindaki birkac yilda  saglanan katki, 1923'ten 1946'ya kadar saglanandan cok daha fazla olmustu.

Kriz Donemi Ekonomik Politikalari - I

15/4/2008
1929 yilinda patlayan dunya krizi yabanci sermaye ve musluman burjuvaziye dayali ekonomik sistemi iflas ettirdi. Ustelik 1929'da kotu bir hasat yasandi. Bir yil sonra, 1930'da Istanbul ve Izmir'de binden fazla firma iflas ilan etti. Koyluler borclarini ve vergilerini odeyebilmek icin ellerinde ne varsa satiyorlardi. Yabanci bankalar tarafindan yapilan krediler de kesildi.

Yeni ekonomik politikalarin hayati gecirilmesi gerekiyordu. Bu politikalar ekonomiyi kapatmak ve dis pazarla iliskiyi asgariye indirmek biciminde hayata gecirilecekti. Aslinda bu politika burokrasinin icgudusel bir tepkisiydi. Krizin sorumlusu olarak spekulasyon yapan tuccarlar ve yabanci bankalar gosterildi. Savas sirasinda Ittihat Terakki'nin kapattigi Ingiliz-Fransiz ortakligi olan Osmanli Bankasi'na 1925'de yeniden imtiyaz verilmisti. Hukumet 1930'da doviz islemlerini elinde toplama isini yapmak icin Merkez Bankasi'ni kurdu.

Tasarrufu tesvik etmek ve yerli mallarin uretim ve tuketimini tesvik etmeye dayali bir propagandaya girisildi. Bu cabayi koordine etmek uzere Milli Iktisat ve Tasarruf Cemiyeti adinda bir kurulus olusturuldu. Bu kurulus dusuncesi daha once ortaya atilmisti ancak yabanci sermaye dusmani gorunmemek icin uygulanmamisti. Bu dernegin propaganda faaliyetleri sayesinde tararruflar yerli bankalarda toplandi. Kemalist burokrasi donemin Mussolini Italya'sini yakindan takip eden ediyordu. Isci ve isverenleri ayni cati altinda toplayan korporatist orgutlenmeler "halkcilik" ilkesi cercevesinde devreye sokuldu.  "Turkiye Cumhuriyeti ayri ayri siniflardan murekkep degil ve fakat ferdi ve ictimai hayat icin isbolumu itibari ile muhtelif mesai erbabina ayrilmis bir camia" olarak ilan edildi. 1931'deki CHP Kurultayinda siyasal duzen tek partili olarak tanimlandi ve partinin millet adina rejimi sorumlulugu aldigi duyuruldu. Boylelikle devlet ve yoneticisi olan burokrasi siniflar ustu oldugunu ilan etti.

Yine 1931'de cikarilan yeni basin kanunu ile hukumete "ulkenin genel politikalarina aykiri dusen" yazilari basan gazete ve dergileri kapatma hakki verildi. Artik basin hukumetin her kararini sadece alkislamak zorundaydi. Jon Turklerden miras kalan ve biraz bagimsiz gorulen Turk Ocaklari da 1931'de kapatildi. 1933'de "universite reformu" yapildi ve ulkenin tek universitesi Darulfunun'daki 150 ogretim uyesinin ucte ikisinin gorevine son verildi. Turk Kadin Birligi de kapatilmadan nasibini aldi. 1932'de Istanbul'daki butun iscilerin parmak izlerinin alinmasini gibi cok sayida isci aleyhtari kararnameler cikarilmisti. Fasist Italya'nin meshur 1935 kanunu ornek alinarak 1936'da yeni bir is kanunu cikarildi. 1935'de icinde yuksek mevkide sahislarin da oldugu mason localari kapatildi. 1935'de CHP'nin 4. kurultayinda Kemalist ilkeler netlestirilip parti programina konuldu. 1936'da zamanin basbakan Inonu, Parti'nin genel sekreteri sifatiyla devlet idaresi ile parti teskilatinin birbiriyle ozdes oldugunu ilan etti. Zaten valiler parti il baskanlariydi, butun yuksek burokratlar partinin yoneticileriydi. Fiili bir durum resmi olarak aciklanmisti sadece.

Donemin partili devrimcileri devrimin ihtiyaclari, birlik ve beraberlik, fedakarlik uzerine coskulu yazilar yaziyorlardi. Bu yazilardaki ornekler acikca  Italya'dan, Sovyetler Birliginden ve daha sonra da Almanya'dan veriliyordu. Basinin ve universitenin hukumet politikalariyla uyumlu olmasi gerektigi vurgulaniyordu. Kemalist burokrasinin halkcilik ilkesi bir tur fasist korporatizm savunusuydu aslinda.

1930'lu yillarda Italya, Ispanya, Portekiz ve Yunanistan cesitli fasist siyasi partilerin yonetimi altindaydi. Turkiye ornegi bu fasist rejimlerden cok sey almisti. Yine de kapitalizme gec gecen bu ulkelerde ortaya cikan ve liberal kapitalizme bir tepki olarak gelisen fasizm ornekleri ile Turkiye'deki uygulamalari ayirmak gerekir. Turkiye'de henuz bu duzeyde bir kapitalizm gelismemis ve ilk olumsuz sonuclarini vermemisti. Turkiye'deki otoriter burokratik rejim boyle bir sinifsal arka plana dayanmiyordu, daha cok burokrasinin hakimiyetini uzatma isteginin bir urunuydu. Bu sekilde yeni gelismekte olan burjuvaziye de bir yer acilmis olacakti.

Kriz Donemi Ekonomik Politikalari - II

15/4/2008
Koylulerin sattigi bugday fiyatlarini dusurerek, koylulerin satin aldigi az sayidaki mala gumruk ve satis vergileri konulmasi koylulerin durumunu iyice kotulestirdi. Bununla da yetinilmeyip tarim sektorune agir vergiler konuldu. Koyluler vergi tahsildarlari ile alacaklilarin arasinda sikisip kaldilar. Borclarini odeyebilmek, vergilerden kurtulabilmek icin hayvanlarini satip topraklarini terketmek zorunda kaldilar. Bu koyluler daha buyuk toprak sahiplerinin ciftliklerinde ortakci olarak calismaya basladi. 1936'dan sonra TMO'nun daha fazla bugday almasi ve fiyatlarin biraz yukselmesi koyluyu rahatlatsa da savasla birlikte durum yeniden eski haline dondu.

Yeni politikalarin vurdugu ikinci kesim ticaret burjuvazisi oldu. Hukumetin dis ticarete donuk politikasi ithalati kismak, ihracati tesvik etmek seklindeydi. Bu sekilde Turkiye'nin dis ticareti 1930'dan 1938'e kadar dis ticaret fazlasi verdi. Ithalatin kisilmasinin anlami kucuk tuccarlarin ithalatini engelleyip sadece buyuklere ithalat izni vermek demekti. Yurtdisindan tuketim mallari alinamaz oldu. Bunun yerine yerli mali tuketmek ozendiriliyordu. Bu politika kucuk tuccarlari cokertirken burokrasiye yakin olan sanayicilerin, daha dogrusu imalatcilarin isine yaradi. Ithalata sadece bu kesimlerin ithalati icin izin veriliyordu. Burokratik kayirmalar ve kota sisteminden dolayi bir gecede fabrikalar kurulmaya basladi. Bu sekilde cazip karlar elde edildi.

Uygulanan politikalar bir tur devlet kapitalizmi yaratmaya donuktu. 1924'te ticareti gelistirmek uzere kurulan Is Bankasi, 1930'dan sonra uygulanan politiklarla 1937'ye gelindiginde ulkedeki mevduatin yuzde 38'sini cekmisti. Yonetimi burokrasiye aitti, butun yoneticileri milletvekili idi. 1934'te Sovyet modelinden etkilenerek yapilan Birinci Bes Yillik Plan'da 15 yeni fabrika yapilmasi planlanmisti. Bunlar savastan once tamamlandi. 1931 ile 1940 arasinda kurulan sirketlerin yuzde 74'unun kuruculari burokratlardi. Bu sekilde siyasi nufuz bir rant olanagi olarak kullanildi. Devletcilik adi altinda uygulanan politika siyasi elit ile emeklemekte olan burjuvazinin guclerini birlestirerek, tarim kesimini ve isci sinifini yogun bir somuru altinda tutmasi idi. Bunu korporatist bir halkcilik ile yabanci dusmanligina dayanan bir milli dayanisma ideolojisi tamamliyordu. Sonuc olarak dunya ekonomik bunalimi doneminde izlenen bu ekonomi politikasi genis kitlelerin hosnutsuzluguna ve yogun bir somuruye karsin kapitalist birikimi hizlandiran bir otoriter rejim yaratmisti.

II. Dunya Savasi Donemi

15/4/2008
Savastan once uygulanan devletcilik sanayi uretiminin artmasini saglamisti. 1932 ile 1939 arasinda imalat sanayisinin uretimi iki katina cikmisti. Bu uretimin dortte biri devlet kuruluslarina aitti. Ancak savasla birlikte uretim dustu. Ayni donemde tarimsal uretim de korkunc bir dusus gosterdi. Enflasyon firladi ve devlet gelirleri onemli olcude dustu.

Yine en agir yikimi yasayan koyluler oldular. Bir milyondan fazla yetiskin erkek askere alindi. Bunlarin cogu koylu idi. Cok sert bir tarim politikasi izlendi. Ciftcilere urunleri karsiligi odenen fiyatlar sabit kalirken, butun diger fiyatlar yuksek enflasyon oraninda artiyordu. Ciftcilerin urunlerini saklamalarini engellemek icin onceden tespit edilen uretilecek urune yuzde 10 oraninda vergi konuldu. Bu agir baski karaborsanin ortaya cikmasina yol acti.

Sanayiye donuk olarak cikarilan Milli Koruma Kanunu burokrasiye buyuk yetkiler veriyordu. Burokrasinin firmalarin uretim hedeflerini tespit etmek, yatirim planlarini onaylamak, madenlere ve fabrikalara el koyma ve bazi mallarin ticaretini millilestirme hakki vardi. Ayni kanun isverenlere, iscileri zorla calistirabilme, iscilerin isyerinden ayrilamayacagi gibi hukumler de iceriyordu. Tatil gunleri ve sabit calisma saatleri gibi haklar da kaldirilmisti. Bu kanunlara burjuvazi tabii ki itiraz etmedi.

Almanya ile dis ticaret iliskisi giderek gelismis ve savastan once yuzde 40-50 duzeyine ulasmisti. Ancak Nazi Almanya'sinin uyguladigi takas sistemi dolayisiyla Turkiye bu iliskiden zarar ediyordu. Turkiye maden ve bugday satmaya mecbur birakilirken, Alman sanayi uretiminin fazlasini almak zorundaydi. Bu takas sonucunda Turkiye'nin almak zorunda kaldigi Avusturya mali cakmaklar 1950'lerde bile hala satilirdi.

Karaborsa'daki vurgunlara ve tuccarlarin yaptigi spekulasyonlara karsi sesler yukselmeye baslamisti. Genel kitlik ve yoksulluk atmosferi icinde bu tepkiler hukumet aleyhtarligina donustu. Hukumet buna suclu aramaya basladi ve fatura bir kez daha Istanbul'daki gayrimuslim burjuvaziye kesildi. 1942'de Varlik Vergisi Kanunu cikarildi. Bu kanun hukumete her vergi mukellefinin vergi oranini tek tek saptama olanagi sagliyordu. Tartismadan kabul edilen kanun tumuyle gayrimuslimlere karsi bir yoketme politikasi seklinde uygulandi. Gayrimuslimlerin tabi olduklari vergi orani muslumanlara uygulananin on katiydi. Donmeler ise muslumanlarin iki kati vergi odemek zorundalardi. Varlik Vergisinin yuzde 70'i Istanbul'dan elde edildi. Bu vergi sayesinde 1943'te devlet gelirleri ucte bir oraninda artti.

Butun savas boyunca aslinda Almanya'ya yakin bir politika izlemis olan burokrasi, savasin bitmesine yakin Subat 1945'de Mihver devletlerine karsi savas ilan etti. Savastan sonra Sovyetlerin kendisinden toprak talep ettikleri gerekcesiyle ABD'den koruma istedi. ABD, Turkiye'ye ekonomik ve askeri yardim yapmaya karar verdi, ancak savas boyunca Turkiye'nin izledigi Alman yanlisi tutum, Varlik Vergisi ve tek partili sistem konusundaki elestiriler uzerine hukumet Meclis'te bir muhalefete ihtiyac oldugunu ve 1946'da secim yapacagini belirtti.

Burokrasi, burjuvaziyi kucumsuyordu, ekonomiye bir parca ozerklik kazandirir ve devletciligin idari aygitlarindan bazilarindan vazgecerse siyasi rejimin esas itibariyle ayni kalacagini dusunuyordu. Ancak 1946 secimleri burokrasi icin soguk bir dus etkisi yaratti. Muhalafet partisi cok kisa bir orgutlenme doneminden sonra sasirtici bir guce ulasti. Secimlere hile karistirildigi iddialari esliginde muhalefet meclise kucuk bir grup sokabildi. 1946 ile 1950 arasinda hukumet daha tavizkar ve yatistirici bir politika izledi. Savas sonrasi iktisadi politikalari Amerikalilara hazirlattirarak ve militan laiklik tutumundan bazi odunler vererek durumu kurtarmaya calistiysa da, butun bunlar artik yayindan cikmis olan anti-otoriter burjuva akimi durdurmaya yetmedi.


imza kampanyasi


Ziyaretçi Defterine yazın

Paylaş

Blogcu ile yapıldı

Google