Kadinlar Tarlanizdir...

27/4/2006
Başlığı görünce yine kadının İslam'daki ikinci sınıf konumunu vs. tartışacam sandınız değil mi? Öyleyse yanıldınız. Konuya Mircea Eliade'nin beni çok etkileyen bir sözü ile başlayacağım. Eliade'ye göre tarih öncesi toplumların inanış biçimlerini dinsel olmayan bir zihniyetin anlaması çok zordur. Müslümanlar buna sevinmesin, çünkü Eliade'nin bahsettiği bağlamda hepimiz oldukça maddeci düşünüyoruz. Nasıl mı?

İnsanlar üreme eyleminin fiziksel özelliklerini keşfetmeden önce, gebeliği, çocuğun annenin karnına girmesi olarak açıklarlarmış. Bu, çocukların bir baba tarafından yapılmadığı, gelişiminin belli bir döneminde kadının, yaşadığı ortamda bulunan bir nesneyle ya da bir hayvanla teması sonucu karnına girdiği inancıdır. Çocuğun geldiği asıl yer, toprak yada onunla ilişkili birşeydir. Yer en eski devirlerden beri anadır.

Çocukları yere çömelerek, toprağın üstüne doğurma, yeni doğan yada hasta çocuğun toprağın üstüne yatırılması, sembolik olarak çocukları kazılan bir çukurdan çıkarma, ölenleri cenin şeklinde kıvırarak gömme gibi adetler bu inanıştan kaynaklanır. Yani topraktan geliyor olduğumuz inancı Adem'in topraktan yaratıldığı inancından eski bir kökene sahip.

Tarımı keşfeden de kuşkusuz kadınlar. Erkekler av peşinde yada sürü peşinde iken kadınlar doğa olaylarını, tohumun dökülüşünü, büyümesini ve meyve verişini gözlemlemiş ve aynı süreci yapay olarak gerçekleştirmiş olmalı. Ancak tarımı anasının karnını yarmak olarak gören insan için bu bir işkencedir. Bu yüzden Hindistanda, Altaylarda, kızılderilerde bazı kavimler tarımı büyük bir suç olarak görmüşler.

Garnın yardım kazma ilen belinen
Yüzün yırttım tırnağınan elinen
Yine beni garşıladı gülinen
Benim sadık yarim karatopraktır (Aşık Veysel, toprağımdır haa)

Tarım ile birlikte kadının toprak ve tarla ile, erkeklik organının saban ile, spermin tohum ile, ekinin de doğum ile özdeşleştirilmesi yaygındır. Hatta bazı dillerde erkeklik organı ile saban aynı yada çok yakın sözcülerdir. (lingam, langula, lak) Bugün pekçok ilkel halk, toprağın bereketli olması için kadın üreme organı tasvirlerinden oluşan pek çok muska kullanır.

İnanmıyorsanız evinizdeki muskalara bir bakın. Yada kabedeki Hacer-ül esvet'e bir bakın. Sizce neye benziyor?




Hacer-ül esved

27/4/2006
Hacer-ül esved ve Kabe’nin tavafı birbirinden koparılamayacak konular.

Hacer-ül esved Kabe'nin bir duvarında bu muhafazanın içinde duran bir taş. Resimde görülen muhafazası, taşın kendisi değil. Ancak bu muhafaza da muhtemelen yüzyıllardır bu biçimde. Hz. Muhammed’in kutsal emanetleri arasındaki altın muhafaza da aynı bu biçimde. Müslümanlar hacer-ül esved’in  cennet'ten geldiğine inanıyorlar. (aslında meteor) Tavaf hacer-ül esved’in önünden başlayarak 7 defa Kabe’nin etrafının dönülmesi şeklinde oluyor. Bu taşı elleyebilmek, öpebilmek için o kadar büyük izdiham oluyor ki, Suudi polisi taşın önünde durup hacıları uzaklaştırmak için copluyor.

Bu olay ilkel kavimlerde hala yapılagelen bazı ayinlere benziyor. Örneğin Avustralya yerlileri bir ayinde ortada bulunan ve kadın cinsel organını temsil eden bir çukurun etrafında, ellerinde erkek cinsel organını temsil eden oklarla dönüyorlar. Eski Türklerde de ölen kişi gömülüp etrafında 7 defa dönülürmüş. (Ölüm/doğum teması) Pek çok ilkel dinde olan bu tavaf ve kadın cinselliğine tapma olayı İslam'a da bu şekilde geçmiş durumda.

http://www.hacweb.org/s2.htm

Hacer-ül Esved’in önemini en iyi hadisler anlatıyor tabii. Abdullah b. Ömer'in naklettiğine göre Hz. Peygamber bir defasında dudaklarını Hacerülesved'in üzerine koyarak uzun süre ağlamış , daha sonra dönüp Ömer'in de ağladığını görünce şöyle demiştir: "Ya Ömer! Göz yaşları burada dökülür." (İbn Mace) Hz. Ömer'in de Hacerülesved'le ilgili olarak , "Allah'a andolsun ki senin zarar veya fayda vermeyen bir taş olduğunu biliyorum ; eğer Rasulullah'ı seni istilam ediyor görmeseydim ben de seni istilam etmezdim." dediği bilinmektedir. (Buhari, Müslim)

Hacer-ül esved’in kara taş anlamına geldiği söylenir. Ancak Hacer ve Hacc sözcükleri üzerine düşününce burada birden çok anlamın taşınmakta olduğunu görüyoruz. Hacer, İbrahim’in ikinci karısı ve İsmail’in annesidir. Arap’lar İsmail’in soyundan geldiklerine inanırlar. Yahudiler ise İbrahim’in Sara’dan olan diğer oğlundan, İshak’dan geldiklerine. Zaten bu taşın da İsmail ve İbrahim’in Kabe’yi onarırken bulup oraya koyduklarına inanılır. İnanışa göre İbrahim Hacer’i burada terketmiş ve zemzem suyu da burda çıkmış. Yani Hacer, geldiğimiz yerdir, anamızdır, biz Hacer’in karnına ilahi güç tarafından konmuşuzdur. Hac ritüelinde hem bir tanrısal güç olarak taş tapımı, hem doğurgan güç olarak kadın tapımı, hem de kutsal mekan tapımı içiçe geçmiştir. Zengin anlamlar taşıyan bir ritüeldir.

Kabe, İslamiyet’ten önce de kutsaldır ve İslamiyet öncesi zamanlarda da hacer-ül esved’e ilişkin birçok öykü vardır. Bunlardan birini aktaracağım:

İki gruba verilen bu isimler ittifaklarını kutsamak için yapılan tören ile ilgilidir. Abdumenaf kadınları, müttefiklerinin kendi lehlerine olan ittifaklarını kutsamak için misk ile dolu bir kap getirerek Kâbe’nin kenarına koymuş, müttefik oymaklara mensup kişiler teker teker ellerini bu kaba daldırarak ve Hacer-i Esved’e dokunarak davalarından dönmeyeceklerine yemin ettiklerinden kendilerine “Mutayyebûn” ismi verilmiştir. Abduddaroğullarının haklarını savunmaya söz verip yemin eden müttefikleri de içi kan dolu bir çanakla aynı töreni yapıp, yeminlerinden dönmeyeceklerine söz verdiklerinden bunlara da “ahlaf” denmiştir. Bkz., Günaltay, age, 59.

Görüldüğü gibi  bu ritüelde de çok sayıda sembol var. Dini ritüellerin her birinin derin anlamları var. Burada takılmayıp devam edelim biz. Bir de tavaf konusu var. Tavaf da anlam yüklü bir ritüel.


Tavaf ve Say

27/4/2006
Aslında tavaf kısmını yazmaktan bir ara vazgeçmiştim. Sanki bazı inançların çok üstüne gittiğimi düşündüm. Ama bu şekilde konu da yarım kaldı. O yüzden devam ediyorum.
 
Hacer-ül esvet taşının ne zamandan beri kutsal sayıldığına dair bir tespit yapabilmek çok zor görülüyor. Bu taşın ve bu çerçevede yapılan ibadetlerin kökenini araştırmaya devam edeceğiz. Ama önce bu ibadetlerin anlamı ve geçmişleri üzerine değinelim.
 
Müslümanlar hac ibadeti sırasında önce Hacer-ül esved taşının önünden başlayarak Kabe'nin etrafını saatin tersi yönünde 7 defa tavaf ederler. Bu taş, kuyu yada mezar etrafında dönme adetine daha önce değinmiştik. Bu işlemin 7 defa yapılmasının nedeni konusunda din tarihçileri anlaşıyorlar. Güneş, ay ve diğer görülebilen 5 gezegen. Haftanın günleri, gökyüzünün katları gibi birçok şeyde 7 sayısının kutsallığını görmemiz mümkün.
 
İslamiyetten önce de Arap'ların da bu taşın etrafında döndüklerini, hatta Mekke'den ayrıldıkları zaman ordan bir taş alıp, gittikleri yerde uygun bir alana bu taşı koyup etrafında döndüklerini biliyoruz. (Kaynak: Neşet Çağatay, Başlangıçtan Abbasilere Kadar İslam Tarihi, s.79, aktaran: Muazzez Ilmiye Çığ, İbrahim Peygamber, s.127) Taş tapımları özellikle Mezopotamya, Mısır ve Avrupa'da çok yaygın.
 
Bu tapımlarda bir başka özellik daha var. Giyeceklerden soyunmak. İslamiyet öncesi Arapların bir zamanlar tavaf işlemini çıplak yaptıklarına dair anlatımlar var. Bu ibadetin ne kadar eskiye gittiğini ve kutsal birleşmelerin yapıldığı Sümer dönemine kadar gidip gitmediğini bilmiyorum açıkçası. Ancak çıplak tavaf olayı bugüne biçim değiştirerek gelmiş görünüyor. Elbiselerden soyunmanın özel bir anlamı olduğu kuşkusuz. Doğduğumuz gibi olmak, bütün günahlardan arınmış olmak, dünyaya ait hiçbirşeyi taşımamak gibi anlamları var. Müslümanlarda da buna "ihrama girmek" deniliyor. İhram iki parça havludan ibarettir. Dikişli olan hiçbirşey taşınmaz, hacı adayı bu iki peştemal/havluya sarınır. Bir tür çıplaklaşma ritüelidir bu aslında. (Kadınlarda bazı değişiklikler var, onlar elbisenin üstüne ihram giyiyorlar, ama örneğin peçe yasak) İslamiyet öncesi zamanlardan kalan bir ritüel.
 
Sa'y etme ise tavaftan sonra yapılır. Kabe'nin hemen yakınındaki Safa ve Merve adındaki iki küçük tepe arasında hafif koşarak gidip gelme şeklinde yapılan bir ibadettir. Bu işlem de 7 defa yapılır. İslam inancına göre Hacer, İsmail'e su bulabilmek için çaresiz bir şekilde çırpınarak bu tepeler arasında böyle 7 defa koşmuştur. Bana kalırsa bu ibadetin detayları üzerinde yapılacak bir inceleme de ilginç sonuçlar çıkaracaktır. Çünkü İslam kaynaklarına göre bu ibadette de pagan alışkanlıkları vardır.
 
Câhiliye döneminde Safa ile Merve tepeleri üzerinde iki put bulunmaktaydı. Umretul-Kaza esnasında müslümanlar; "Bu iki tepe arasında nasıl tavaf ederiz? Çünkü biz cahiliye döneminde bu iki put için burada sa'y ederdik. Şimdi biliyoruz ki putlara saygı göstermek ve Allah'dan başka her hangi bir şeye ibadet için yönelmek O'na şirk koşmaktır. Bu iki taş arasında tavaf etmemiz de bunlardan biridir. Allah tarafından bugün İslâm gelmiş bulunmaktadır. İbadet kastıyla onunla birlikte başka bir şeyi yüceltmek için bir yol bulunmamaktadır" diyerek, sa'yetmekten çekindiler. Bunun üzerine; "Muhakkak ki Safa ile Merve Allah'ın şeâirindendir..." âyeti nâzil oldu  Kaynak: http://www.sevde.de/islam_Ans/S/02.htm
 
Görüldüğü gibi Tavaf ve Sa'y ibadetleri de, Hacer-ül Esved taşı da, Kabe ile ilgili diğer bütün simge, ritüel ve inaçlar gibi İslamiyet tarafından geliştirilmiş değil. Önceki dönemlerden İslam'a aktarılmışlar. Hatta öyle ki tavaf sırasında söylenen dua bile hemen hemen tamamen pagan dönemde söylenen dua. Bu duayı dinlemek isteyenler için: http://hajj.al-islam.com/trk/steps/mawakit.html (Dikkat: Bu linki işyerinde falan tıklamayın. Mouse camilerden birinin üstüne gelince dua başlıyor. Uyarmadı demeyin.)
 
Bir başka önemli nokta ise bütün bu ritüellerin Hacer ile ilgili olmasıdır. Peki kimdir bu Hacer?

Hacer'in kim olabileceği ve Hacer-ül Esvet Taşı üzerine yeni tartışmalar için:
http://www.blogcu.com/sargon/1269293/

Tarih boyunca taş kutsallığı ve taş tapımları için
http://www.blogcu.com/sargon/Kutsal_Taslar


imza kampanyasi


Ziyaretçi Defterine yazın

Paylaş

Blogcu ile yapıldı

Google