26/1/2007
İşte Hrant Dink'in gerçek katilleri. Tetiği çeken
değil, şovenist orkçı ortamı hazırlayan söylemlerdir asıl teşhir
edilmesi gerekenler.
Ötüken
İşte Ötüken adlı siteden bir sayfa. 16 Ocak 2006 tarihinde yayınlanmış bir yazı:
Birinin adı Orhan Pamuk, diğerinin adı
Hırlayan Köpek; Hrant Dink. Şımaran düşmana, meydanı boş bulan içerdeki
köpeklerine ders için, onların kanunlarına inanmadığımızı,
güvenmediğimizi göstermek için, artık dilekçeler, açılan karşı davalar
bir anlam ifade etmediği için, Türk'ün vatanında kafir mahkemeleri
kurulduğu için, bu siyonist mahkemelere tokat için, iki köpeğin katli
-acilen- vaciptir.
http://www.doguturkistan.net/modules.php?name=News&file=article&sid=3945
Yazının devamında Av. Kemal Kerinçsiz'in Hrant Dink ve Orhan Pamuk
aleyhine açtığı davalar ile ilgili belgeler var. (Bunlara davalara
ilişkin olarak daha sonra bilgi vereceğim ) Yukardaki yazı gibi
yüzlerce yazı bulabilirsiniz internette.
Bu sitenin daha iyi anlaşılması için şu anda yürütülen anketi bir örnek
olarak ele alabiliriz. Anket sorusu şu: "Türkiye, masonik işgalden
nasıl kurtulur?" Toplam 12186 oy verilmiş. Oyların yüzde 65'i "Gizli
Örgütlenen Vurucu Timlerle" cevabı vermiş.
Kuvvayi Milliye Derneği
Bir başka grup ise Kuvvayi Milliye derneği denilen grup. Bunlar da
Türkiye'de yaşayan diğer halklara, azınlıklara, kendilerinden farklı
görüşlere karşı açık düşmanlık, nefret ve kışkırtıcılık yapıyorlar.
Kendi ırkçı anlayışlarını Kemalizm adı ile kolayca perdeliyorlar. Hrant
Dink'in öldürülmesinden değil, buna verilen tepkilerden büyük bir
üzüntü duyuyorlarmış. Çünkü bu tepkiler istedikleri nefret toplumunu
engelliyor. Hrant Dink için yazdıkları ise şu temelde şeyler:
Hrant Dink öldürüldükten sonra ne kadar
bölücü örgüt yandaşı varsa !!Hepimiz Hrant ız,katil devlet hesap
verecek !! sloganları ile meydanları doldurdu.Peki bölücüler Hrant Dink
i neden bu kadar çok seviyordu?.
Bu sorunun yanıtını sizler için aradık ve bulduk.Bebek katili Apo
ile Hrant Dink aynı internet sitesinde köşe yazarı.Birilerinin Türk
bayrağına saralım dediği Hrant efendi meğerse apo adlı bebek katili ile
aynı satırları paylaşıyormuş.İşte ispatı..
http://www.kuvvaimilliye.net/news_detail.php?id=9953
İşte kendine Kuvvayi Milliyeci diyenlerin gerçek yüzü. Ne kadar
demokrat, hümanist, halkların kardeş olarak birlikte yaşamasını isteyen
varsa bu güruha göre hain ve bölücüdür. Bunlardan nefret edilmesi
gerekir.
Türksolu Dergisi
Nefret propagandası yapan bir başka grup ise Türksolu dergisi ve Semih
Tufan Gülaltay başkanlığındaki yeni-ırkçı parti. Bunlar da demokrat,
aydınlık, ilerici görüşleri olan herkesi bölücü, hain, işbirlikçi ilan
ediyorlar. Örneğin 2006 yılının faşisti (kendi terminolojilerinde
demokrat olan herkese faşist diyorlar) yarışması açmışlar ve listenin
başındaki isim de tahmin edeceğiniz gibi Hrnat Dink.
http://www.turksolu.org/112/index.htm
Listede kimler yok ki: Hrant Dink, Murat Belge, İsmet Berkan, Baskın
Oran, Orhan Pamuk, Ahmet Altan, Oral Çalışlar, Fatih Altaylı, Mehmet
Ali Birand, Taha Akyol, Ahmet Kekeç, Ali Bayramoğlu, Etyen Mahçupyan,
Engin Ardıç, Hadi Uluengin, Neşe Düzel, Perihan Mağden, Hasan Cemal,
Kürşat Bumin. Bu aydınların hepsi onlara göre faşistler, vatan
hainiler, işbirlikçiler, ırkçılar vb.
Bu arada bu grubun lideri olan Gülaltay'ın daha önce İnsan Hakları
Derneği Başkanı Akın Birdal'e suikast girişiminde bulunduğunu ve bundan
dolayı cezaevinde yatıp, çıkınca bu partiyi kurduğunu da belirtelim.
Gülaltay için: http://www.tempodergisi.com.tr/toplum_politika/01328/index.php
Tabii bütün bu gruplar 301. maddenin kaldırılmamasını istiyor ve
bunun içinde faaliyette bulunuyorlar. Temel politikaları ise Ermeni
Soykırımı İddialarını çürütmek, Türkiye'nin AB'ye girmesini engellemek,
Kürtlerin ve Ermenilerin "hainliklerini" belgelemek ve demokrat
aydınları teşhir edip hedef haline getirmek olarak özetlenebilir.
25/1/2007
Hrant Dink'e Türklüge hakaret ettigi icin dava
acildi. Davayi acan yukarda birkacini verdigim kafatascilardan biriydi.
Kemal Kerincsiz sinsice bir bicimde yazinin bir bolumunu cimbizlayip
anlamini degistirmis ve Dink"in soylediginin tam tersini soyledigini
iddia ediyordu. Eger mahkemeye verilen bilirkisi raporunu okursaniz
bunu acikca anliyorsunuy. Hrant Dink'i olduren katil de Kerincsiz'in
carpitmasini okuyup, sonra cinayeti islemisti. Iste bir cinayete neden
olan Kerincsiz carpitmasi:
"Dava konusu yayın sanık Hrant Dink
tarafından Agos gazetesinde kaleme alınan yazı dizisinin 8 numaralı
yazısıdır. Bilindiği gibi bu tür yayınlara ilişkin yargılamalarda suçun
tespit edilebilmesi için bütünün ve bağlamın dikkate alınması
gerekmektedir. Zira kimi durumlarda tek başlarına tahkir olarak
nitelendirilebilen eylemler bir bütünün içinde bu maksada hizmet
etmemekte, kimi zamanlarda ise tek başına tahkir edici olamayan
ifadeler bir bütünün içinde tahkir edici olabilmektedir. Bu nedenle
eylemin tipik olup olmadığı ve suçun diğer yapısal unsuları bakımından
yapılacak değerlendirmede bu bütünün dikkate alınması gerekmektedir.
Sekiz bölüm de incelenmeli
Dava konusu yayın 'Ermeni Kimliği' başlığı altında yazılan bir dizi
yazının içerisinde yer almaktadır. Bu dizi çerçevesinde yazar; (1)
Kuşaklara Dair (7 Kasım 2003), (2) Kilisenin Rolü (14 Kasım 2003), (3)
Kaç Vartan'ın Çocukları (5 Aralık 2003 ), (4) Pratik Kimliğin Teorisi
(19 Aralık 2003), (5) Batı: Cennet ve Cehennem (26 Aralık 2003), (6)
Ermeni'nin Türk'ü (23 Ocak 2004), (7) 'Türk'ten Kurtulmak (30 Ocak
2004), (8) Ermenistan'la Tanışmak (13 Şubat 2004) başlıklı yazıları
'Ermeni Kimliği' üst başlığı altında incelenmektedir. Bilindiği üzere
milletler bakımından kimlik sorunu siyasi ve sosyolojik bir kavramdır.
Milletler tanımları gereği ortak bir kültür ve amaç çerçevesinde bir
araya gelmiş insan topluluklarıdır. Bu kısa tanımlamada pek çok unsur
yer almamakla birlikte, ortak kültür aranan dil, din, yaşam tarzı,
ortak tarih, coğrafya gibi pek çok unsuru bünyesinde barındırmaktadır.
Milletlerin kimliği dendiğinde ise anılan sosyolojik ve siyasi pek çok
kavramın bir bütünü, o milletin ortak değerleri ifade edilmektedir.
Milletlerin kimliği kullanılan dilden tarihe, siyasi olaylardan dine,
ortak amaçlardan coğrafi birlikteliğe kadar pek çok kavram ve kurumdan
etkilenmektedir. Örneğin Türk kimliği dendiğinde kabul edilen dinin,
yaşanan siyasal süreçlerin, savaşların, kültürün, milleti oluşturan
bireylerce benimsenen ortak amaçların -ki örneğin bunlar Anayasamızın
başlangıç bölümünde ifade
edilmektedir- etkisi tartışılmazdır. Milletler bakımından kimliğin
ortaya konması ve ana unsurlarının belirlenmesi hayati önemdedir. Zira
kimlik milletlerin varlık ve devamlılıkları bakımından son derece
önemlidir. Ermeni kimliğine ilişkin sanıkça yazılan yazıda da bu
bağlamda Ermeni kimliğinin bir değerlendirmesi yapılmaktadır. Bu
çerçevede sanık kuşaklar arasındaki farklılıklara, farklı ülkelerde
yaşayan Ermenilerin kimlik bakımından durumlarına, 1915 yılında yaşanan
olaylara, Batı'ya göç eden Ermenilere, Ermenistan dışında yaşayan
Ermenilerin Ermenistan'la ilişkilerine değinmektedir. Sanık bakımından
kaleme alınan yazılardan sadece sonuncusu iddianamenin konusunu
oluşturmaktadır.
Sanığın müsnet suç bakımından söz konusu ifadeleriyle anlatmak
istediği husus tüm yazıları ardı ardına okunduğunda ortaya çıkmaktadır.
Buna göre 1915 yılında yaşanan olaylar soykırım niteliğindedir. Bu
olaylar Ermeni kimliğinde gerek oluşları gerekse daha sonra dünyanın
ilgisizliği nedeniyle ciddi tahribatlara yol açmıştır. Sonrasında
Ermeni toplumu bu olayı ayakta kalmak için kullanmış, zamanla ise bu
olayların gerçekliği ve dünyaya kabul ettirilmesi bir inada
dönüşmüştür. Bu inat yani soykırım ve dünyaya kabul ettirme sorunu,
zamanla Ermeni kimliğinin asıl unsuru haline gelmiştir. Bu durum Ermeni
kimliğine zarar vermekte ve Ermeni kimliğini tüketmektedir, sağlıksız
bir ruh halinin göstergesidir.
Ermenilerin ruhsal hayatında, ulusal kimliklerinde Türk unsuru, bu
anlamda -1915 olayları anlamında- ciddi etkiler doğurmaktadır ve
Ermenilerin sağlıklı bir kimlik oluşturabilmeleri için bu etkiden
kurtulmaları gerekmektedir. Bu kurtulma, Türklerin devlet ve toplum
olarak Ermenilerin acılarını paylaştığını ifade etmesi ile mümkün
olacaktır ki bu olasılığın gerçekleşmesi zor görünmektedir. İkinci yol
olarak ise Ermeniler kendi kimliklerinden bu etkiyi çıkarmalıdır. Bu
yol hem daha kolaydır ve yapılması gereken de budur. Ermeniler 1915'te
yaşanan olayların gerçekliğinin farkındadır. Türkiye'nin ya da dünyanın
bu olayları tanıması ya da tanımaması bir şeyi değiştirmeyecektir.
Dolayısıyla Ermenilerin tek hedefi bu olayları Türkiye'ye ve dünyaya
kabul ettirmek olamaz. Ermeni kimliğinin sağlığı başka ülkelerin
soykırımı kabul
edip etmemesine bağlı olamaz. Bu yaklaşım hatalıdır. Bu hatalı
yaklaşım artık terk edilmelidir. Ermeni kimliğinin oluşumu bu bağlamda
Türk'e bağlı kalmamalıdır. Ayrıca Ermenilerin tüm çabalarını dünya
üzerinde 'Türk'e baskı uygulamaya ve soykırımı kabul ettirmeye
ayırması, kimliğin oluşumunu engelleyen bir zaman kaybıdır. Bu anlamda
Ermeni dünyası kendini 'Türk'ten kurtarmalıdır. Bu yapıldığında Ermeni
kimliğinde 'Türk'ten geriye kalacak boşluk sorun oluşturmayacaktır.
Zira bu boşluk Ermenistan devletine gösterilecek ilgi ve devlet için
harcanacak çaba ile doldurulmalıdır. Ermeni kimliğinin 'Türk'ten
kurtuluşunun yolu, 'Türk'le uğraşmamaktır. 'Türk'ten boşalacak o
zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni'nin Ermenistan'la
kuracağı asil damarında mevcuttur. Yeter ki mevcudiyetin farkında
olsun.
'Türk' ile anlatılmak istenen
159. maddede düzenlenen Türklüğü tahkir ve tezyif suçunun oluşumu
için dava konusu yayında Türk kimliğine ve Türklüğe yönelik bu tahkir
ve tezyifin bulunması, tahkir ve tezyifin tahkir etmek özel kastıyla
yapılması ve ifadelerin düşünce özgürlüğü kapsamında yer almaması
gerekmektedir. Sanık yazılarında 'Türk'ten bahsetmekte ve Ermeni
kimliğindeki bu Türk olgusundan kurtulmak gerektiğini ifade etmektedir.
Türklüğü tahkir ve tezyif suçunun oluşabilmesi için, Türk kimliğinin,
Türklüğün tahkir ve tezyife konu olması gerekmektedir. Sanığın
ifadelerinde sürekli olarak bir Türk olgusundan bahsedilmekte ve bu
Türk olgusunun Ermeni kimliğini olumsuz etkilediğinden ve Ermeni
kimliğinden çıkarılması gerektiği söylenmektedir. Sanığın bu Türk
olgusu ile ne anlatmak istediği ise önceki yazılarından
anlaşılmaktadır. Şöyle ki; sanık Ermeni Kimliği Üzerine (6) Ermeni'nin
Türk'ü, Ermeni Kimliği Üzerine (7) 'Türk'ten Kurtulmak, Ermeni Kimliği
Üzerine (8) Ermenistan'la Tanışmak başlıklı yazıda bir olgu olarak
Türk'le neyi anlatmak istediğini ifade etmektedir. Sanığın bütün
yazıları birlikte incelendiğinde yazıya konu olan Türk ifadesi ile
anlatılmak istenenin 1915 olayları sebebiyle Ermeni kimliğinde yer alan
anlayış ve bakış açısı olduğudur. 159. maddede düzenlenen suçun
oluşabilmesi için fail Türk kimliğine, Türklüğe yönelik eylemlerde
bulunmalıdır.
'Zehirl kan' ne demek?
Oysa dava konusu yayında bu yönde bir eylem bulunmamaktadır.
Yayında geçen "Türk'ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak
temiz kan, Ermeni'nin Ermenistan'la kuracağı asil damarında mevcuttur"
ifadeleri incelendiğinde ise ortaya çıkan sonuç sanığın Ermeni
kimliğinde bir ruhsal sorun olarak ifade ettiği Türk olgusunu, yani
1915'te yaşananları Ermeni kimliğinin hayati bir unsuru olarak
benimseyip, tüm çabaların ve birlikteliğin bu olgu üzerine kurulmasını,
1915 olaylarını soykırım olarak dünyaya kabul ettirme çabası ve
inadından kurtulmak gerektiğini söylemektedir. Sanık daha önceki
yazılarında da bu anlayış ve çabayı Ermeni kimliğini kemiren bir husus,
ruhsal bozukluk ve zaman kaybı olarak nitelendirmektedir. Zehirli kan
olarak ifade edilen husus, Türklük ya da Türkler değil Ermeni
kimliğinde yer alan sanığın ifadesi ile hatalı anlayıştır. Tüm bu
açıklamalar bir arada değerlendirildiğinde, sanığın ifadelerinin 159.
maddede düzenlenen anlamda Türklüğü tahkir ve tezyif olarak
nitelendirilmesi mümkün değildir. Bir kere ifadeler Türklere ya da Türk
kimliğine yönelik değildir. Aksine ifadeler Ermeni toplumunun
oluşturduğu Türk anlayışına ve olgusuna yöneliktir. İkinci olarak sarf
edilen sözlerde tahkir, aşağılama, küçük düşürme, zayıflatmak anlamına
gelebilecek bir husus bulunmamaktadır. Salt 1915 olaylarını soykırım
olarak nitelendirmek de bu anlamda 159. maddede düzenlenen suçu
oluşturmayacaktır. Ermeni soykırımı iddiaları halen tartışılmakta olup
bu konuda gerek Ermenilerden gerekse Türklerden farklı bakış açıları ve
görüşler ifade edilmektedir. Dolayısıyla bu açıklamalar tarihi bir
olaya ilişkin görüş açıklamalarıdır. 159. maddede düzenlenen suç
tipinin tipik eylem unsurunu oluşturmadığı gibi, açıklamalar bölümünde
geniş olarak ifade edilen düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamındadır.
Suçun oluşumu bakımından özel kast aranmaktadır. Nitekim 159.
maddenin son fıkrasında, tahkir kastıyla olmayan eylemlerden
bahsedilerek bu husus açıkça düzenlenmiştir. Yukarda da açıklandığı
üzere sanığın davaya konu eylemi, Ermeni kimliği üzerinedir. Ermeni
kimliğinin değerlendirmesi ve eleştirisi yapılmaktadır. Doğrudan
Türklüğe yönelik bir eylem bulunmadığı gibi, bu amacı ortaya koyacak
bir veri de bulunmamaktadır. Dolayısıyla sanığın eylemi tipik olarak
nitelendirilse dahi, suç için gerekli olan özel kast sanıkta
bulunmamaktadır.
Sonuç
Sanıklar Agos gazetesi yazarı Fırat (Hrant) Dink ve sorumlu
yazıişleri müdürü Karin Karakaşlı hakkında gazetenin 13.02.2004 tarihli
nüshasında yer alan yazı tarafımızdan değerlendirilmiş ve aşağıdaki
sonuçlara ulaşılmıştır.
Sanıklardan Fırat (Hrant) Dink tarafından yazılan yazının tam
olarak anlaşılabilmesi için yazının parçası olduğu dizi tümüyle
incelenmelidir. Bu inceleme sonucunda dava konusu yazıda yer alan
ifadelerin 159. maddede düzenlenen Türklüğü tahkir ve Tezyif suçunun
tipik eylem unsurunu oluşturmadığı, ayrıca eylemde suçun oluşumu için
gerekli olan tahkir ve tezyif özel kastının bulunmadığı, 5187 sayılı
yeni Basın Kanunu'nun cezai sorumluluğu düzenleyen 11. maddesi cezai
sorumluluk bakımından eser sahibinin sorumlu olduğunu, ancak eser
sahibinin belli olmaması veya yayım sırasında ceza ehliyetine sahip
bulunmaması ya da yurtdışında bulunması nedeniyle Türkiye'de
yargılanamaması veya verilecek cezanın eser sahibinin diğer bir suçtan
dolayı kesin hükümle mahkûm olduğu cezaya etki etmemesi hallerinde
sorumlu yazıişleri müdürünün sorumluluğuna gidilebileceği hükmüne yer
vermektedir. Bu nedenle Agos gazetesi sorumlu yazıişleri müdürü olması
sebebiyle sanıklar arasında yer alan Karin Karakaşlı'nın durumunun bu
hüküm çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi gerektiği sonuçlarına
ulaşılmıştır."
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=166485
Mahkemeye verilen bu bilirkisi raporuna ragmen Hrant Dink'e "Turklugu
asagiladigi" gerekcesiyle 6 ay ceya verildi. Kemal Kerincsiz ise
cezanin alt sinirdan verilmesini az bularak davayi Yargitay'a goturdu.
24/1/2007
Hrant Dink'in İstanbul Valiliğine çağrılmasına
ve orda Vali'nin yakının diye tanıttığı bir kişi tarafından
uyarılmasına neden olan ve giderek tırmanan olayların nedeni Hrant
Dink'in Sabiha Gökçen ile ilgili yaptığı haber.
Nasıl bir habermiş bu? Sabiha Gökçen bir Ermeni kızıymış. Anne babası
1915'de öldürülmüş, Bursa'da bir yetimhanede kalıyormuş. Atatürk
yetimhaneyi gezerken gördüğü bu çoçuğu evlat ediniyor. Atatürk'ün evlat
edinip okuttuğu epey bir çocuk var. İşte haber bu. Hrant Dink
kaynaklarını falan da veriyor. Elbette olay doğru da olabilir yanlış
da. Mesele bu değil. Ama bunu haber yapınca başına gelmeyen kalmıyor.
Ne mi oluyor. Koskoca Genelkurmay Başkanlığı kalkıp yılda sadece 10-15
defa yaptığı basın açıklamalarından birini yapıyor bu konu için. Bu
basın açıklamalarının dili resmi bir dildir ve en küçük detaylara bile
dikkat edilir. Ufak bir ima bile anlam taşır yorumcular açısından.
Genelkurmayın bu açıklaması bu açıdan son derece net bir ifadedir.
Direk olarak ufacık bir gazete olan Agos'a parmak gösterilmektedir.
İşte Genelkurmayın basın açıklaması.
http://www.tsk.mil.tr/bashalk/basac/2004/a03.htm
Açıklamanın her satırı zehir zemberek aslında. Eğer doğru
okunursa.. Şu satırlarda ise Türkiye'de yaşayan herkesin Türk olduğu,
başka bir halkın olmadığı açıkça söyleniyor.
Yüce Atatürk, Türk Milletini “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye Halkına, Türk Milleti denir” şeklinde tanımlamıştır.
Atatürk Milliyetçiliği görüldüğü gibi etnik ve dini temellere
dayanmamaktadır. Anayasamızın 66 ncı maddesinde de Türk vatandaşlığı
“Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür”
şeklinde ifade edilmektedir.
Hem Atatürk, Türkiye'de herkes Türk'tür demiş, hem de Anayasa'da böyle
yazıyor. Yani Kürt, Ermeni vb. yoktur. Atatürk'e Yahudi-Sabetayist
denilmesine bu kadar sert çıkmayan Genelkurmay nedense bu olaya sert
çıkar. Artık basında da bir sürü yorum yapılmaya başlanır. Sen nasıl
Atatürk'ün manevi kızına Ermeni dersin? Atatürk nasıl bir Ermeni kızını
evlat edinmiş olabilir?
Genelkurmayın açıklamasıyla süreç giderek hızlanır. Hrant Dink hedefe
konur, Kemal Kerinçsiz adındaki aşırı milliyetçi bir avukat tarafından
hem gazetenin önünde eylemler düzenlenir, hem davalar açılır. Bu
süreçte onu savunmaya çalışan demokrat aydınlar da olur elbette, ama ne
yazık ki yükselen gerici milliyetçi dalga içinde azınlıkta kalır.
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=3180
Bütün milliyetçi-ırkçı kesimlerin hedefi haline getirilir ve
nihayet bir kurşunla gazete binasının önüne yığılır. Tehlikeli
düşünceleri susturulmuştur.
Not: Bu arada Genelkurmay Başkanı Hrant Dink suikasti ile ilgili ne demiş diye baktım. Bir başsağlığı mesajı yayınlanmış.
http://www.tsk.mil.tr/bashalk/konusma_mesaj/2007/hirant_dink_vefat_19012007.htm
23/1/2007
Bir kaç gündür yukarda verdiğim basın açıklamasını düşünüyorum. TSK neden Hrant Dink'i bu kadar sert uyarmış olabilir. Sabiha Gökçen Ermeni olsa ne olur, olmasa ne olur? Atatürk'ün bir Ermeni kızını evlat edinmiş olması benim gözümde onu küçültmez, tersine büyütür. Sanırım birçok kişi de böyle düşünüyordur. Peki niye ordu bu kadar sert çıkıyor. Bunu anlayamıyorum.
İlk aklıma gelen şey Hrant Dink'i susturmak istemeleri oldu. Yani bu bir bahane idi. Ama TSK'nın bir basın açıklaması yapmasına gerek yoktu ki bunun için. TSK yazma dese de Agos gibi gazeteler bildiklerini yazmaya devam ederdi zaten. Haberin Hürriyet'te manşetten yayınlanmış olması ana sebep gibi görünüyor. Böylece tüm basına yapılan bir uyarı oluyor bu.
Tamam da geriye yine birşey kaldı. Neden Sabiha Gökçen bu kadar önemli?
Dün akşam CNN Türk'te yayınlanan açık oturumu seyrettim. Kimse bunlardan bahsetmedi. Herkes bu iş bireysel olamaz diyor ama arkasına birşey koyamıyorlar bir türlü. Arkasında genel ırkçı-milliyetçi atmosfer var deniyor ama onu neyin yarattığına dair birşey de yok.
Uyuyacağım zaman çocukluğum aklıma geldi. Bir oyun oynardık. Oyunun ne olduğunu hatırlamıyorum ama tekerlemesini çok iyi hatırlıyorum:
1, 2, 3'ler Yaşasın Türkler,
4, 5, 6 Polonya battı,
7, 8, 9 Almanya domuz,
10, 11, 12 İtalya tilki
13, 14, 15 Ruslar kalleş,
16, 17, 18 piç Portekiz.
İşte çocukken söylediğimiz tekerlemelerden biri. Hiç düşündünüz mü bunun daha çocuk beyinlerimizde nasıl bir ırkçılığı teşvik ettiğini?
Sonra Ermeni dölü lafları aklıma geldi. Bir defasında hatırlıyorum Abdullah Öcalan için "Kürt değil, Ermenidir" denmişti bir gazetede. Sonra yayıldı bu. Ermeni dölü deniyordu. Ne demek Ermeni dölü. Ermeni soyu. İçeriğinde küfür yok. Peki nasıl küfür anlamında kullanılıyor.
İşte cevap yukardaki tekerlemede gizli. Ermeniler aşağılık bir ırktı. Kürtler ise onlardan biraz daha üztün bir ırk. Türkler ise en saf, en temiz, en yüce ırk. O yüzden "Ermeni dölü" demek kendiliğinden bir küfür oluyordu. Apo'ya Ermeni demek de onu aşağılamak demekti. Birisine Ermeni derseniz onu aşağılamış olurdunuz, çünkü Ermeniler aşağılıktı.
Genelkurmayın niye Sabiha Gökçen olayında bu kadar sert çıktığı işte bunları düşününce kafamda netleşiverdi. Sabiha Gökçen'e Ermeni demek onu aşağılamak demekti. Hem de en aşağı ırktan biri olmakla suçlamak. İşte bu leke kabul edilemezdi. Açıklama yapıldı.