Taş devrinden bugüne Taş Kutsallığı: Menhir ve Dolmenler

28/10/2006
Kutsal taşlar üzerine yazmayı epeydir düşünüyordum. Ancak oldukça kapsamlı bir konu. Kutsal taşlar deyince aklımıza hemen Cem Yılmaz'ın meşhur ettiği kutsal taşlar yada Süperman'in kriptonitleri geliyor olabilir. Biraz deşelim şu insanoğlunun taş serüvenini, bakalım başka neler çıkaracağız.

Bir süre önce Muazzez Ilmiye Çığ'ın bir kitabı vardı elimde. Ortadoğu Kültür Mirası adında. Not almayı unuttum. Orda Çığ'ın anlattığı birkaç taş öyküsü vardı. Biri Muhammed'in Teyyemmüm taşı olarak "Kutsal Emanetler" arasında yer alan taş üzerine. Taş aslında eski bir Asur tableti. Bir yerel görevlinin krala yazdığı mektup. Ancak nasıl olmuşsa teyemmüm taşı olmuş. Benzer şekilde Şam'da bir caminin duvarında yer alan iki taş yazıttan bahsediliyordu. Bu taşlar yazılı metinlermiş ve halk kutsal kabul ediyor. Taşların alınmak istenmesi üzerine Suriye'de olay oluyor bu iş. Neyse, biz başlayalım taş konumuza.

"Taş" eskitaş devrinden beri kutsallıkla, büyüyle ve tanrısallıkla birlikte düşünülmüş. Sağlamlığı ve dayanıklılığıyla, gerektiğinde bir silah olarak koruyucu gücü, kapatıcılığı, kapsayıcılığı ile ideal bir dinsel semboldür. Taşlar ile ilgili olarak 3 konu öne çıkıyor.

1. Temsil gücü: Taşa, sadece taş olduğu için tapılan bir dönem olmamış. Taş her zaman başka bir gücü temsil ettiği sürece bir tapım, yada saygı nesnesi olmuş. Bu sayede bir ritüel nesnesi olmuştur.

2. Büyüyle ilgisi: Tarih boyunca dinlerden çok büyü ile ilgili olduğu görülüyor. Ancak binlerce yıldır insanlar üzerinde o kadar etkili olmuştur ki, en modern dinler bile taşın "gücünün" içlerine sızmasını engelleyememişler, ya da bunu tercih etmişler.

3. Sağlamlık, güç, saygınlık sembolü: Bu özelliği kutsalla ilişkilendirilmesini sağlayan temel özellik. Ancak bir de koruyucu özelliği vardır ki, mezar taşlarının arkasındaki dinsel düşünce buna bağlıdır. Ölünün ruhunun dağılmadan korunmasını sağlar taş. Yani mezar bekçisidir.
 
 Kutsal sayılan taşları sınıflandırmak oldukça zor. Sırayla sayacak olursak

- Menhirler (erkek taşlar)
- Dolmenler (dişi taşlar)
- Bereket taşları (doğurganlık sağladığına inanılan taşlar)
- Delik taşlar
- Yağmur taşları
- Göktaşları ve Beyteller

İnsanoğlunun en uzun dönemi taş devri olarak adlandırılan tarihöncesi dönemdir. Yakın tarihimizin kral mezarlarına, piramitlere vb. gelmeden çok önce mezar megalitleri ile karşılaşıyoruz. Özellikle Avrupa ve Hindistan'da megalitlere oldukça sık rastlanıyor. Eski Yunanca mega ve lith yani büyük-taş anlamında birt sözcük. Bir kaç taşın biraraya getirilmesiyle oluşan bir yapı. Anlamı üzerine hala tam bir açıklık oluşmuş değil ama daha yakın tarihe ait bildiklerimizle kıyaslayarak dinsel bir anlam taşıdıkları kabul ediliyor.



Menhirler tek olan uzun taşlar. Fallik bir simgesellik taşıyorlar. Genellikle 1 metre ile 3 metre arasında oluyorlar. En büyük menhir İngiltere'de. 12 metre boyunda, 150 ton kadar bir taşcık. Aslında birçok menhir epey bir hasara uğramış. Özellikle hıristiyan din adamları bunlara tapmayı engellemek için ciddi mücadele vermişler, epey bir menhir ve dolmen'i parçalamışlar. Ama her zaman engelleyemeyince, menhirleri yontup haç şekline getirmiş yada üzerine kutsal semboller falan yapıp hıristiyanlığın içine çekmişler bunları. Aşağıdaki bir örnek.



Hindistan'daki Dravid kavimlerinde birisi öldüğünde oğlu yada mirasçısının mezara 3 metrelik bir kaya dikmesi gerekiyormuş. Zor bir iş olduğundan sürekli ertelenen, bazen hiç yapılmayan bir gelenekmiş.

Mezar taşları özellikle beklenmedik bir ölüm yaşandığında önem taşımış. Doğal yollardan olmayan bir ölüm durumunda ölümün ruhu kızgın, sinirli, pişman bir ruhtur ve toplum içinde yaşamaya çalışır. "Taş" ruhun toplumda dolaşmasını engeller. Onu bir biçimde kapatır, bir şekilde evi olur.

Menhirlerden bahsedince çocukluğumuzdan beri tanıdığımız Obelix'in menhirini göstermeden geçmek istemiyorum.



Menhirlerle ilgili oldukça kapsamlı bilgi veren bir site:
http://www.eichfelder.de/kulte/megalit/menhire.html
 

Daha iyi anlaşılması için bir menhir (erkek taş) bir de dolmen (dişi taş) resmi koyuyorum.






Kuşkusuz tarihöncesine ait en önemli taş tapımı sembolü olarak İngiltere'deli Stonehenge'i saymamız lazım. Kelt'lerin (Druidlerin) ağaç inançları konusuna daha önce ağaç tapımlarını işlerken değinmiştik. (Sevgili Meas sağolsun) Şimdi de aynı topluluğun taş tapımı önümüze geliyor.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Stonehenge

Yukardaki linkten İngilizce bölümüne tıklayıp geçerseniz, daha kapsamlı bilgi ve bu konuda 100'den fazla site adresi bulabilirsiniz.

Taş tapımı ve  ağaç tapımı eski dünyada o kadar yaygın ki nerdeyse hemen her kültürde bunu görmemiz mümkün. Bize en yakın olana bakalım en azından. Dr. Yaşar Kalafat'ın eski Türk dini Tengrizm (şamanizmin bir çeşidi) üzerine yazısından bir bölüm aktarayım.

Tengricilikte: kutsal sular, kutsal taslar, kutsal agaçlar etrafinda ibadet yapilir. Mescit yoktur. Tengricilik'deki kutsal taslardan birisi Taskent'e 100 km mesafedeki Susak (Susali) Tas'idir. Bu tasin kutsalligi Samanizm döneminden gelmektedir. Simdi bu tür yerlerin ziyaretine ruhsat yoktur. Eskiden bu mevkide kurban kesilirdi. Koçkar Ata diye bilinen bir tepe vardir. Burada kurban kesilir, çocuk istenilir. Dua burada yapilir, ama Allah'a yalvarilir.

http://vlib.iue.it/carrie/cec/TENGRICILIK.shtml

Yaşar Kalafat "müslümanlıkta kutsal taşlara itibar yoktur" diyor, ancak bence yanılıyor. Evet şaman inanışlarına uygun tarzda kutsal taş kullanılmasına karşı çıkıyor İslam, ama onun da başka kutsal taşları var. İlerde tartışacağımız Hacer-ül Esvet taşı apaçık kutsal bir taştır. Taş, ağaç ve su tapımı bütün Hindistan-Akdeniz bölgesinde yayılmış ve Mısır-Yahudi-Arap kültüründe de ilerde göreceğimiz gibi derin izleri olan bir tapım. İslamiyetin bu tapımdan kurtulması da sözkonusu değildi tabii.

Taş Tapımında İçerik ve Ritüel Üzerine

28/10/2006
Şimdi de biraz taş tapımının içeriği ve ritüellerin nasıl gerçekleştiğine dair bilgi veriyim. Öncelikle şunu belirteyim. Konuyu işlerken Mircea Eliade'nin kitabını temel kitap alıyorum, (özellikle içerik ve ritüeller çerçevesinde) ancak Eliade konuyu oldukça teorik bir çerçevede işliyor, dinler tarihi ile daha önce ilgilenmeyen birisi için anlaması pek kolay olmayabilir. Ben biraz popüler bir tarzda resimle eşliğinde aktarmaya çalışıyorum.

Taş, kaya, dikilitaş, dolmen, menhir vb. temsil ettikleri ruhsal güç sayesinde kutsal sayılıyorlar. Bu temsil ettiği şeyi bugünkü şekliyle bir tanrı olarak düşünmek pek doğru olmaz. Değişik dönemlerdeki çeşitli tapım biçimlerini düşünmek gerekli bunun için. Eliade en eski tapımların ölü ve ata tapımları olduğunu ve taş tapımlarının en eski örneklerinin bunları gösterdiğini belirtiyor. Hindistan'da genç evliler çocukları olması için taş anıtlara yakarırlar yada kısır kadınlar kendilerini dölleyeceklerine inandıkları dolmenlere adaklar adarlar.

En son örnek biraz kafa karıştırıcı gelebilir. Dişi bir dolmen kısır kadını nasıl döller gibi. En eski inançlarda kadının karnına çocuğu koyan eşi değildir. Yani şuna inanılır, çocuk bir şekilde kadının dokunduğu, değdiği bir şeyden kadının içine girmiştir. Bu şey içinde çocuğu taşıyan şeydir. Kayaların içlerinde kapalı çocuk ruhlarının olduğuna ve yanından geçen bir kadının içine gireceğine inanılır. Örneğin Avustralya'da büyük bir kayanın yanından geçen kadın çocuk istemiyorsa şöyle der: "Bana gelmeyin, ben yaşlı bir kadınım!" Birçok yerde, örneğin Yeni Gine, Kalifornia, Hindistan vb. yerlerde kısır kadınlar gebe bir kadına benzeyen bir kayaya götürülüp dokundurulur. Avrupa'nın bazı yerlerinde genç evliler evliliklerini bereketli kılmak için bir taş üstünde yürülermiş. Ancak taşların doğruganlık verdiğine dair inançlar, tektanrılı dinlerin baskısı altında zayıflamış, kimi zaman da biçim değiştirmiştir.

Taşların çocuk getirmesi konusuna yeniden döneceğiz ancak taşların çocuk getirmesi dışında genel olarak bereket verdiğine dair de çok sayıda inanç var. Birçok yerde tüccarların bereket getiren taşları yağlaması şeklinde ilginç bir inanç var. Taş üzerinde kayma yada sürtünme, bazı yerlere (özellikle ata ve ölü tapımlarında) taş atma şeklindeki ritüellere biraz daha ayrıntılı bakacağız şimdi.

Kayma, Sürtünme ve Dönme

28/10/2006
Taş üstünde kayma ve taşa sürtünme çok eski iki gelenek. Çocukları olmayan kadınlar kutsal bir taşın üstünde, taş boyunca kayarak, çocuklarının olmasını sağlamaya çalışırlarmış. Yine kutsal taşlara sürtünerek aynı şey yapılmaya çalışılırmış. Eliade bu geleneklere bazı örnekler vermiş kitabında. Örneğin Fransa'da Pierre-frite adı verilen bölgede bulunan bir taşın üstüne otururlarmış. Carnac'da, kadınlar, Creuz-Moquem adlı bir dolmenin üstüne elbiselerinin  eteklerini toplayarak oturduklarından, hıristiyan rahipler bunu engellemek için kayanın üstüne bir haç dikmişler. Bu türden önlemler oldukça yaygın. Aşağıdaki metin üreme getirdiğine inanılan taşlara ilişkin daha ayrıntılı bilgi veriyor.

http://www.opus-magnum.de/ribi/komplexe/html/kap10.html

Yine Avrupa'dan birkaç örnek: Kadınlar, evliliklerinin ilk gecesinde "Taş Kısrak" denilen bir taşa gidip karınlarını sürterlermiş. Hamile kalmak isteyen kadınlar da ardarda üç gece bu taşın üstünde yatarmış. Aslında bu adetlere birçok yerde rastlanıyormuş. Birçok yerde kadınlar karınlarını taşlara sürterek doğruganlık kazanıyorlar.

Rahiplerin bu adetleri engelemek için yaptıkları şeylere daha önce bir örnek vermiştim. Creuz-Moquem dolmeninin üstündeki haçın resmini internette bulamadım. Yerine başka bir resim vereceğim.



Kayadan kayma adeti Yunanlılara da geçmiş. Örneğin Atina'da kadınlar iyi bir doğum yapmak için Nymphalar Tepesindeki bir kayadan aşağı kayar ve Apollon'a dua ederlermiş. Zamanla taşlara sadece dokunmakla da iyi bir doğum yapılacağına inanılır olmuş. Taş tapımları baştaki niteliklerini korumasalar da cinsellikle ilişkili özellikleri kuşaklar boyunca devam etmiş. Hala birçok yerde "aşk" ve "evlilik" adı taşıyan birçok taş var.

Bir başka adet ise taşların etrafında dönmedir. Size çok yakın zamanlardan bir adeti aktaracağım:

"Yaklaşık 1880'de, Carnac yakınlarında bir yerde, uzun yıllar boyunca evli olan, ama çocuğu olmayan çiftler, ay hilal durumundayken bir menhire gelirler, giysilerini çıkarırlar ve kadın kocasından kaçar gibi yaparak taşın etrafında dönerdi; çiftin anne ve babaları da inanmayanların saldırılarından korunmak için bir yerden olayı gözlerlerdi. *(Sebillot'tan aktarma) Bu tür yöntemlere geçmişte çok sık başvurulduğu açıktır. Ortaçağda kralların ve ruhban sınıfının taş tapımını, özellikle de taşlar önünde cinsel ilişkide bulunmayı ve erkeklerin ersuyu boşaltmalarını yasakladıkları bilinmektedir. " (Mircea Eliade, Dinler Tarihine Giriş s.228)

Eliade yukardaki ritüeli sadece bir taş tapımı değil aynı zamanda ay tapımı ritüeli olarak açıklar. Bu dönme ritüeli üzerinde biraz daha ayrıntılı duracağız, çünkü Araplardan İslamiyete geçmiş bir ritüel. Başlangıç olarak aşağıdaki metnin okunmasını öneririm.

http://www.blogcu.com/sargon/Hacer_Ana
 
 Genellikle tarihsel bir sıra izlemeye çalışıyorum. Önce Tevrat ve İncil'e sonra Kuran yada İslam'a geliyorum. Ancak yeri gelmişken direk İslam yada Arap geleneklerine atlayalım bu sefer.

Kabedeki Hacer-ül Esvet taşı üzerine daha önce forumlarda tartışmıştık. Arap putperest geleneklerinden İslama geçmiş bir tapınma biçimi olduğu biliniyor. Bunu İslam kaynakları da kabul ediyorlar. Peki bu Arap geleneğinin kökeninde ne var?

Burda göktaşlarına geçmemiz gerekiyor. Göktaşları gökten geldikleri için kutsaldır ve Ulu Ana'nın imgeleridir. Kabe Arap geleneğinde dünyanın merkezi olarak kabul ediliyor. Sadece dünyanın merkezi değil aynı zamanda üstünde "Göğün kapısı' bulunmaktadır. Bu kapı, Hacer-ül  Esvet gökten taşının düşerken açtığı bir deliktir ve bu delikten yer, gökle temasta bulunmaktadır.

Yani göktaşları, gökten düştükleri ve "dünyanın merkezi"ni temsil ettikleri için kutsaldırlar. İskenderiye'li Clemens "Araplar taşa taparlar" diye yazar.  İlerde Sami geleneğinde taşın ne kadar önemli yer tuttuğunu Tevrat üzerinden de göstereceğiz. Ancak hemen şunu belirtelim. İslamiyet öncesinde Arapların, Romalıların ve Yunanların taşlara taptıkları ve Sami kökenli bir kelime olan "baytili"nin "Tanrının evi" anlamına geldiği son yapılan araştırmalarla ortaya konmuş. (Eliade)

Araplarda taş tapımını çok sayıda kaynak anlatıyor. Bunlarda birini özetleyeyim. Arabistan'daki kabileler yılın belli bir dönemi Kabe'ye gelip kurban keserler ve Hacer-ül Esvet taşının etrafında dönerlermiş. Belli nedenlerden dolayı Kabe'Yi ziyaret edemezlerse Kabe'den almış oldukları bir taşı bulundukları bir yere koyup aynı ritüeli bu taşın etrafında yaparlarmış.

Putperest Arap toplumundan kalma bu gelenek, İslamiyetin milyonlarca insana yayılması sayesinde binlerce yıl sonra bile tekrarlanıyor. Şimdi iki soruya yanıt arayacağız.

1. Dönme işlemi İslamiyetten önce nasıl yapılıyordu? Carnac'daki gibi çıplak olabilir mi?
2. Hacer-ül Esvet taşı neyi temsil ediyordu?

Ulu Ana Hacer ve Hacer-ül Esvet Taşı

28/10/2006
Dönemin cinsellik yönünden ortamını Peygamber’in arkadaşlarından Cabir şöyle anlatır:
“Biz Mina’ya giderken zekerlerimizden meni damlıyordu” (kaynak: Buhari, Hac/81; Umre/6; Şirket/7; Muslim, hac/141; Hadis/1216; Neşe-I Menasik/77; Ibn-I Meca, menasik/77 Hadis/2980; Ahmet Ibn-I Hanbel, Müsned 3/317-366)


Yukardaki hadis İslamiyet öncesinde çıplak tavaf yapıldığını ifade ediyor. Ancak bir hadis, geleneğin böyle olduğunu göstermeye yetmeyebilir. Başka işaretler de bize bir zamanlar çıplak tavaf yapıldığını gösteriyor. En belirgini "ihrama girmek"tir. İhram iki parça havludan ibarettir. Dikişli olan hiçbirşey taşınmaz, hacı adayı bu iki peştemal/havluya sarınır. Bir tür çıplaklaşma ritüelidir bu aslında.

Bir zamanlar "Say" ile ilgili İslami siteleri kurcalarken bazı ifadeler dikkatimi çekmişti. ("Say" Safa ile Merve tepeleri arasında koşar adımlarla 7 defa gidip gelmedir.) O zamanlar çıplak tavaf geleneği üzerine düşünmediğim için üzerinde durmadan geçtim. Hadislerde ısrarla Muhammed'in "say" yaparken  dizlerinin görüldüğü anlatılıyordu. İslamiyet öncesinde çıplak tavaf ve belki de say yapıldığı kafamada netleşince bir kez daha baktım. Size de aktarayım.

http://www.sevde.de/islam_Ans/S/02.htm

Habibe binti Ebi Şecra'dan rivayet edilen bir hadiste de şöyle denilmektedir: "Kureyş'ten kadınlarla birlikte Ebû Hüseyin'in ailesinin evine girdik. Rasûlüllah (s.a.s), Safa ile Merve arasında sa'y ediyordu. Biz de ona bakıyorduk. Sa'y'ın şiddetinden elbisesi beline dolanmıştı ve hatta ben dizlerini gördüğümü bile söyleyebilirim.

Bir de şöyle garip bir hadis daha var:

"Cahiliye devrinde, Ensar deniz kenarında bulunan İsaf ve Naile adlarındaki iki put için telbiye getirirlerdi. Sonra Mekke'ye gelerek Safa ile Merve arasında sa'y yaparlar, peşinden de traş olurlardı. İslâm gelince câhiliye döneminde yapmakta oldukları gibi sa'yetmekten çekindiler. Bunun üzerine; "Safa ile Merve Allah'ın şeairindendir..." âyeti nâzil oldu (Müslim, Hac, (43) 261; Buhârî, Hac, 79; Değişik rivayetler için bk. Taberî, a.g.e., II, 45, vd.)

Burda dikkatimi çeken şey "say" yaptıktan sonra traş olma geleneği. Bu gelenek üzerine durmayacağım, ancak traş olma ritüeli daha kapsamlı ele alınabilecek bir konu gibi duruyor.
 
İslamiyet öncesi tavafın çıplak yapıldığı konusundan sonra da bu taşın, Hacer-ül Esvet taşının neyi temsil ettiğine gelelim. Eliade, göktaşlarını Ula Ana sembolleri olarak sınıflandırıp hacerül esvet taşını   Anadolu'da (sonradan Friglerde) görülen Kibele ile birlikte ele alır. Kibele de hacerül esved gibi gökten gelmiştir.

Kibele'nin Ula Ana sembolü olması çok açıktır. Frih yazıtlarında Matta, Mother biçiminde de geçer ve heykelleri ile, tapımı sırasında tapınmaya gelenlerin bereket ve doğurganlık alabilmek için Kibeleye ve yanındaki aslanların üreme organlarına el sürmeleri şeklindeki ritüeller ile açıkça bir Ulu Ana'dır Kibele.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Kibele

Hacerül esved taşı ise Hacer'i, yani Arap'ların Ulu Ana'sını temsil eder. Hacer Samilerde önemli bir figür. Tevrat'ta da Kuran'da da İbrahim'in cariye olan karısı olarak geçiyor. İsmail'in annesi ve Kabe' ile ilgili birçok inanışta açıkça Hacer'in öyküleri var. Zemzem suyu Hacer'le İsmail için fışkırır, Safa ve Merve tepeleri arasındaki Say Hacer'in su aramak için çaresizlikle koşturmasını sembolize eder.

Burada tartışmak istediğim ise Hacer'in Tevrat ve Kuran'da oldukça gölgede bırakılmış olması. Bu kadar önemli bir figürün nerdeyse yok edilme ye çalışılması gibi bir durum var ortada. Eliade dini semboller ile ilgili şöyle diyor: "Genelde, eski tapıma ait nesneler ve biçimler, dinsel anlamlarında ve değerlerinde meydana gelen değişikliklerden sonra yeni din tarafından kabul edilirler."

Bana göre Hacer, eski Mezopotamya geleneğinde, Lilith'in karşılığıdır. Lilith, Adem'in Havva'dan önceki karısıdır. Tevrat'ta insanın yaratılma öyküsü iki kez anlatılır. İlkinde kadın ve erkek olarak çift yaratılmıştır. İkincisinde ise sadece Adem yaratılmış, kadın, yani Havva ise onun kaburga kemiğinden yaratılmıştır. İlk öyküdeki Lilith adı Tevrat'tan silinmiş olmasına karşı eski İbrani metinlerinde geçer. Bunun dışında İncil'de de gizli bir biçimde geçer. Yılan öyküsünü anlatırken buna değinmiştik. İncil'İn son kitabı Vahiy'de geçen öyküyü tekrar aktarıyorum:

Gökte olağanüstü bir belirti, güneşe sarınmış bir kadın göründü. Ay ayaklarının altındaydı, başında on iki yıldızdan oluşan bir taç vardı. Kadın gebeydi. Doğum sancıları içinde kıvranıyor, feryat ediyordu. Ardından gökte başka bir belirti göründü: Yedi başlı, on boynuzlu, kızıl renkli büyük bir ejderhaydı bu. Yedi başında yedi taç vardı. Kuyruğuyla gökteki yıldızların üçte birini sürükleyip yeryüzüne attı. Sonra doğum yapmak üzere olan kadının önünde durdu; kadın doğurur doğurmaz Ejderha çocuğu yutacaktı. Kadın bir oğul, bütün ulusları demir çomakla güdecek bir erkek çocuk doğurdu. Çocuk hemen alınıp Tanrı`ya, Tanrı`nın tahtına götürüldü.
Kadınsa çöle kaçtı. Orada bin iki yüz altmış gün beslenmesi için Tanrı tarafından hazırlanmış bir yeri vardı.


Bu öyküde yer değiştirme var gibi görünüyor. Ejderha Lilith'i sembolize ederken sonra yer değiştirip tersine ejderha'dan kaçan kadın ve onun çocuğu haline geliyor. Eski Sami öyküsünün Araplar ve Yahudiler tarafından farklı biçimlerde yorumlanmış olması da mümkün.

Şunu iddia ediyorum: Hacer aslında Ulu Ana'dır. Eski tanrıça Ulu Ana zaman içinde sıradan bir insan haline getirilip yeni dinlerin içine sokulmuş. Bu arada iki karılı Adem'in öyküsü ile iki karılı İbrahim'in öyküleri arasındaki şaşırtıcı benzerliklere de dikkat çekmek istiyorum. Bu öyküler sanki aynı öykünün farklılaşmış versiyonları gibi. Benzerlikleri sıralarsak

1. Adem de İbrahim de iki karısıyla sorunlar yaşıyorlar
2. Her ikisi de atadır. Adem tüm insanlığın, İbrahim Samilerin atasıdır. (Burdan devamla başlangıçtaki İbrahim'in, yani kabile, soy atasının yanına Adem'in sonradan eklenmiş olabileceğini de düşünebiliriz.)
3. Çocuklarla ilgili benzer sorunlar vardır. Adem'in çocukları birbirini öldürür (Habil-Kain) İbrahim'in Hacer ve İsmail'i çöle atmasında da İsmail'in yeni doğan İshak'la alay etmesi vardır. Bu sefer İsmail ölmez, melek su getirip onu kurtarır. Olan Habil'e olmuştur.
4. Lilith Adem'den kaçar, Adem onu çağırır, melekler gönderir vb. Hacer'i ise İbrahim atmıştır. Ancak sonuçta bir ayrılık var.

Tevrat'ın Beytel'leri

28/10/2006
Sanırım artık Tevrat'a geçebiliriz. Daha önce "baytili" sözcüğüne değinmiştil. Tanrının evi anlamına gelen Beytel konusuna geliyoruz. Taş tapımına dair Tevrat'ta çok sayıda bölüm var. Taşlar tanıklık için dikilirler. Hem tanrı ile insan arasındaki anlaşmaların tanığıdırlar, hem de insanların kendi aralarındaki anlaşmaların. En önemli taş dikme öyküsü kuşkusuz Yaratılış'ta geçen Yakup'un düşü bölümü. Metni aktarıyorum:

Yakup`un Düşü - Yaratılış,28

10 Yakup Beer-Şeva`dan ayrılarak Harran`a doğru yola çıktı.
11 Bir yere varıp orada geceledi, çünkü güneş batmıştı. Oradaki taşlardan birini alıp başının altına koyarak yattı.
12 Düşte yeryüzüne bir merdiven dikildiğini, başının göklere eriştiğini gördü. Tanrı`nın melekleri merdivenden çıkıp iniyorlardı.
13 RAB yanıbaşında durup, “Atan İbrahim`in, İshak`ın Tanrısı RAB benim” dedi, “Üzerinde yattığın toprakları sana ve soyuna vereceğim.
14 Yeryüzünün tozu kadar sayısız bir soya sahip olacaksın. Doğuya, batıya, kuzeye, güneye doğru yayılacaksınız. Yeryüzündeki bütün halklar sen ve soyun aracılığıyla kutsanacak.
15 Seninle birlikteyim. Gideceğin her yerde seni koruyacak ve bu topraklara geri getireceğim. Verdiğim sözü yerine getirinceye kadar senden ayrılmayacağım.”
16 Yakup uyanınca, “RAB burada, ama ben farkına varamadım” diye düşündü.
17 Korktu ve, “Ne korkunç bir yer!” dedi, “Bu, Tanrı`nın evinden başka bir yer olamaz. Burası göklerin kapısı.”
18 Ertesi sabah erkenden kalkıp başının altına koyduğu taşı anıt olarak dikti, üzerine zeytinyağı döktü.
19 Oraya Beytel adını verdi. Kentin önceki adı Luz`du.
20 Sonra bir adak adayarak şöyle dedi: “Tanrı benimle olur, gittiğim yolda beni korur, bana yiyecek, giyecek sağlarsa,
21 babamın evine esenlik içinde dönersem, RAB benim Tanrım olacak.
22 Anıt olarak diktiğim bu taş Tanrı`nın evi olacak. Bana vereceğin her şeyin ondalığını sana vereceğim.”


Tevrat metninde taş kutsallığını apaçık görüyoruz. Hatta farklı gelenekleri birarada görüyoruz. Hem taşın yağlanması geleneği var, hem taşın dikilip tanık olarak gösterilmesi, hem de Tanrı'nın evi anlamı taşıması var bu metinde.

İnsanlar arasındaki anlaşmalara tanık olarak kullanılması örneği, Yaratılış-31:

44 Gel anlaşalım. Aramıza tanık koyalım.”
45 Yakup bir taş alıp onu anıt olarak dikti.
46 Yakınlarına, “Taş toplayın” dedi. Adamlar topladıkları taşları bir yere yığdılar. Orada, yığının yanında yemek yediler.
47 Lavan taş yığınına Yegar-Sahaduta, Yakup ise Galet adını verdi.
48 Lavan, “Bu yığın bugün aramızda tanık olsun” dedi. Bu yüzden yığına Galet adı verildi.


Mezmurlarda sık sık Tanrı'ya "kayam", "sığınağım" olarak seslenilir.

Mez.18: 46
RAB yaşıyor! Kayam'a övgüler olsun!
Yücelsin kurtarıcım Tanrı!

Mez.19: 14 Ağzımdan çıkan sözler,
Yüreğimdeki düşünceler,
Kabul görsün senin önünde,
Ya RAB, kayam, kurtarıcım benim

Not: "Kurtarıcım benim": Kurtarıcı diye çevrilen İbranice "Goel" sözcüğü "Yakın akraba" anlamına gelir (bkz. Rut 2:20).


Yeşaya'da taşın kutsallığı yine belirgindir.

Yeşaya 28:16
Egemen RAB diyor ki, "İşte Siyon'a sağlam temel
olarak bir taş, denenmiş bir taş, değerli bir köşe taşı
yerleştiriyorum. Ona güvenen yenilmeyecek.


Görüldüğü gibi Sami geleneğinde taş tapımı oldukça belirgin bir öğe. Ancak sadece bu kadar değil. Beytel tanrının evidir. Beytel'in hangi tanrı olduğu konusu epey tartışılmış. Eski Sami metinlerinde Beytel ve El'in aynı tanrıya hitap için kullanıldığı tespit edilmiş. Arapların da Hacerül esvet taşını tanık olarak kullandıklarına dair bir öyküyü daha önce aktarmıştık.

http://www.blogcu.com/sargon/Hacer_Ana


imza kampanyasi


Ziyaretçi Defterine yazın

Paylaş

Blogcu ile yapıldı

Google