Yaşasın 1 Mayıs!

4/5/2007
Taksim ve civarında polisin biber gazı sıkarak, su fışkırtarak, coplayarak 1 Mayıs'ı kutlamaya çalışan insanları artık TV'den seyrediyorum. 1 Mayıs kutlamaya çalışmaktan telef olmuş bir kuşaktan olduğumu düşünüyorum. Bilirsiniz 12 Eylül döneminde bırakın 1 Mayıs kutlamayı, elimizde Cumhuriyet gazetesinin bile adını içe getirerek taşırdık. (Not: O yıllarda Cumhuriyet gazetesi darbeye karşıydı ve hatta İlhan Selçuk bir yazısında 12 Eylül için faşizm deme cesaretini göstermişti  vay be ne günlerdi)   

87'de toplumun değişik kesimlerinde bir hareketlilik başladı. İşçiler yürüyordu, başlarında da sonradan aldığı Jaguar'dan dolayı adı Jaguar Şemsi'ye çıkan Maden-İş sendikasının başkanı Şemsi Denizer vardı. Biz öğrenciydik, yerimizde duramıyorduk. Boyuna jandarma ile kovalamaca oynuyorduk. Her yaptığımız şeye gelip saldırırlardı. Memurlar da örgütleniyordu. Biz de bir grup öğrenci olarak 88 yılında 1 Mayıs'ta pikniğe gitmeye karar verdik. 2 otobüs kiraladık ve tabii 1 Mayıs'tan birkaç gün önce hepimiz piknik çöantalarıyla birlikte Emniyet hücrelerine atıldık. Girişim başlamadan bitmişti. Gazetelerde falan hakkımızda yazılar çıkıyordu, niye bu çocukları tutuyorsunuz diye ama dinleyen kim. Bizim evlerimiz tala ediliyordu, boyuna dayak yiyorduk. Çıkarmayı planladığımız derginin yazılarını ele geçirip hepsini yoketti polis. 35 kişi falan gözaltına almış, 10'larca kişinin evini basmış ve çuvallar dolusu kitap götürmüşlerdi. Ayrıca elimizdeki birkaç daktilo ve dergi şablonları da gitmişti. Ben dernek yöneticisiydim. DGM'den çağırıp hakkımızdaki kararı tebliğ edeceklerini söylediler. Gittim, elime bir takipsizlik kararı, bir de küçük bit tomar kağıt ile kırılmış bir daktilo verdiler. Acayip moralim bozuldu. Günlerce içerde haksız yere tutulmuş, bir tomar dayak yemiş, evlerimiz talan edilmiş, çuvallar dolusu kitabımız alınmış ve bunun karşılığında  sırıtarak parçaladıkları daktilo'yu veriyorlardı. Eee, diğer aldıklarınız, en az 3 çuval kitap benim evden götürdünüz diyecek oldum, elindeki telsiz iki de bir öten sert bakışlı bir polis "istersen seni tekrar emniyete götüreyim, orda sorarsın devamını" dedi. İlk 1 Mayıs girişimimizdi. Yediğimiz dayakla kalmıştık. O yıl İstanbul'da bazı gruplar Talsim'e çıkmaya çalışmış ama hepsi gözaltına alınmıştı.

Ertesi yıl, 1989 yılı, İstanbul'da büyük bir miting yapılacaktı. Biz de üç kafadar arkadaş olarak katılmaya gittik. Mitingin ne zaman nerde olacağını bile kimseye söylemiyorlardı. İzinsiz, gizli bir mitingdi. Zaten 1 Mayıs mitingi için izin almak mümkün de değildi. Sendikalar böyle bir şeyi talep etmeye bile çekiniyordu. Nihayet İstiklal caddesinde başlayacağını öğrendik. Biz geldiğimizde bayağı bir kalabalık toplanmıştı. Gruba katıldık, daha 10 dakika geçmeden önce üstümüzden bir polis helikopteri geçti, arkama dönüp baktığımda ellerindeki copları sallaya sallaya gelen yüzlerce polis gördüm. Herkes çil yavrusu gibi dağıldı tabii. O zamanlar daha bu biber gazları falan yoktu. Coplarla pateküte girişirilerdi. Tabii insanlar sağa sola kaçışınca ezilmelker oldu, bazıları etraftaki dükkanların içine falan girmeye çalıştı. Polisler gruplar haline getirdikleri insanları yerlere yatırıyor, kimi zaman copluyor ve gözaltına alıyordu. Ben nasılsa hengameden kurtulmayı başardım ve kolumda çanta ile gazeteciymiş gibi dolaşmaya başladım. İnsan denizi kaybolmuş, İstiklal caddesi bir ayyakabı, çanta, bot, elbise parçası denizine dönüşmüştü. Daha üç beş dakika önce insan dolu olan cadde şimdi insan artıklarıyla doluydu. O yıl dağıtılan göstericiler yan sokaklardan değişik caddelere çıktılar. Polis bazı yerlerde ateş açmış ve sanırım ilk olarak polise taş atmalar o yıl başlamıştı. Yine dayak yiyen biz olmuştuk ama bu sefer sadece yaralanma değil ölen de vardı. Tarlabaşında Mehmet Akif Dalcı polis kurşunu ile ölmüştü.

Bir sonraki yıl 1 Mayıs'ta yine İstanbul'daydım. Yıl 1990. Bu sefer sendikalar seslerini biraz çıkarmaya çalıştılar ama elbette sert bir cevap alıp sustular. 1 Mayıs'ı işyerlerinde kutlama kararı aldılar. Bizim için bu kabul edilmez birşeydi. Ne yapıp edip 1 Mayıs kutlaması alanda olmalıydı. Yine hedef Taksim'di. Bu sefer önceki yıldan da kötüydü durum. Nerde ne yapılacağına dair bir bilgi de alamıyorduk. Ama biliyorduk ki yine birileri 1 Mayıs'ı kutlamak için Taksim'e gidecek. O gün yine iki arkadaşla buluşmak üzere anlaşmıştık. Ben bir saat kadar önce çıktım ve bir taksiye binip Taksim civarında bir tur attım. Ortadaki tablo inanılmazdı. Tam bir abluka vardı. İnsanlar grup grup toplanmış ve gözaltına alınmış, henüz arabalarla emniyete götürülmeden bulundukları yerde kimi zaman çömeltilmiş, kimi zaman yere yatırılmıştı. Taksim ve civarında kimsenin bulunmasına izin verilmiyor, turistler bile coplanarak uzaklaştırılıyordu. Bir yerde taksiden indim ve yürümeye başladım. Alanın biraz uzağında bir parkta polisler üzerimize doğru koşarak gelip yürüyen insanları coplayarak uzaklaştırdılar. İnanılmaz birşeydi. Ortada ne miting var ne birşey. Hiçbirşeyden haberi olmayan insanlar bile coplanıyordu. Sonradan öğrendiğimize göre bir yerlerde polis yine ateş açmış ve Gülay Beceren adında genç bir kız felç olmuştu.

1991'de DYP-SHP hükümeti kuruldu. 100 gün içinde iki anahtar ve demokrasi vaad ediyorlardı. Erdal İnönü'nün partisinin 1 Mayıs'ın alanlarda kutlanmasına izin vereceğini düşünüyorduk. Ne yazık ki yanıldık. 1 Mayıs öncesi sendikalar ile hükümet arasındaki gerilim yaşanıyor, kutlarız, kutlayamazsınız tartışması sürüyordu. Gazeteler 1 Mayıs yaklaştığında felaket tellallığına başlıyorlardı. Bizler 12 Eylül öncesine dönmek isteyenlerdik. Evren'in başlattığı "12 Eylül öncesine dönmek mi istiyorsunuz" söylemi hala çok güçlüydü. Sendikalar bu sefer de 1 Mayıs'ı salonda kutlamaya karar verdiler.

Artık bizim de hevesimiz kırılmıştı. O yıl 1 Mayıs'a falan gitmedim. Ertesi yıl da 1 Mayıs salonda kutlandı. Ben ertesi yıl da 1 Mayıs'a gitmedim. 93, 94, 95'de Abide-i Hürriyet meydanında sakin kutlamalar oldu, bir olay çıkmadı. 96'da ise başka illerden mitinge katılmak için gelenler engellenmeye çalışıldı. Yanılmıyorsam biri tren garında olmak üzere üç kişi polis ateşi ile öldü. Olay miting alanına gelince mitingdeki hava da sertleşti. Kürsü bazı radikal-devrimci örgütler tarafından bir süreliğine ele geçirildi ve hoş olmayan tablolar yaşandı. Sonraki yıllarda da 1 Mayıslar hep sorunlu yaşandı.

Kısaca hükümetler geldi, geçti. ANAP varken de dayak yiyen biz oluyorduk, DYP-SHP deöneminde de, DSP'li hükümetler döneminde de. Şimdi hükümette AKP var, yine polis elinde copla adam dağıtıyor. Yarın hasbelkader CHP hükümete gelse farklı bir tablo olmayacağına da eminim. Sonuçta 1 Mayıs'ın barışçıl, özgür bir biçimde kutlanması şu yada bu hükümete bağlı değil, demokrasiye bağlı. Demokrasi de pek gelecek gibi durmuyor.

« Önceki :: Sonraki »

imza kampanyasi


Ziyaretçi Defterine yazın

Blogcu ile yapıldı

Google