Son Derece Üzgünüm

4/5/2007
Olan oldu. Sabah TV'lerden haberlerdeki ilk yorumlara da baktım. Olay bitmiştir, Türkiye kaybetmiştir. Genelkurmay Başkanlığı bu sefer 12 Mart'ta ve 12 Eylül öncesinde yaptığı gibi yetkili makamlara bir mektup gönderme ihtiyacı bile duymadı, cuma gece yarısı internet sitesinde bir kamuoyu açıklaması yayınladı. Aslında doğru dürüst ayağa kalkamamış olan demokrasi'ye de dur denildi ve 27 Nisan ile birlikte 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat zincirine bir halka daha eklendi. 27 Mart ilk olarak internet üzerinden yapılmış bir darbe olarak tarihe geçecektir.

Son derece üzgünüm. Türkiye bu sabah itibarı ile 10 yıl geriye gitmiştir. Asker yargının çözmesi gereken birkaç olayı da gerekçe gösteriyor. Bunların hiçbiri demokrasiye dur demenin gerekçesi olamaz. Malatya olayı gibi olaylar yargının konusudur. Bu bilinci yaratan ise sadece muhtıranın konusu olan İslamcılar değil aynı zamanda kendi anlayışları dışındaki herkese "düşman" yaftasını yapıştıran muhtıra verenlerdir. Yaptıkları açıklamada da bunu açıkça söylüyorlar. Bu ne biçim bir ilkelliktir. "Ne mutlu Türk'üm" anlayışına karşı çıkanlar Türkiye'nin düşmanı imiş. Kürt'ü, Ermeni'yi "ne mutlu Türk'üm" demiyor diye "düşman" ilan etmenin şeriatçıların müslüman olmayanları "kafir" ilan etmesinden ne farkı var? Hatta şeriatçılar kafirlere bile açıktan "düşman" demiyorlar. Bu anlayış şeriattan bile geridir.

Son derece üzgünüm. Türkiye bu sabah itibarı ile 10 yıl geriye gitmiştir. Asker Cumhurbaşkanlığı seçimini gerekçe gösteriyor. AKP bu süreci yönetmeyi başaramamış, uzlaşma kültürünü geliştireceği yerde kendi adayını diretmeyi tercih etmiştir, CHP kışkırtıcı ve provokatör bir tutum izlemiş ve aynı zamanda demokrasi ile bir alakası olmadığını da ortaya koymuştur. Peki ne olacak bu durumda. Askerin sopasını salladı. Yapılacak tek şey yeniden seçime gitmek. Ancak seçim sonrasında da muhtemelen şimdi AKP eskiden de fazla oy alacaktır. Çünkü mazlum durumda olan AKP'dir. CHP'ye ben dahil birçok kimse bir daha oy vermez. Ne yazık ki krizler yaşanmaya devam edecektir.

Son derece üzgünüm. Türkiye bu sabah itibarı ile 10 yıl geriye gitmiştir. Krizlerin bu şekilde devam etmesi durumunda daha da gerilere gidebiliriz. Basın adeta bir şok yaşıyor şu anda. Tepkilerin artması durumunda bir başka açıklamanın da basını susturmak üzerine yapılmasından korkarım. Yapılacak birşey göremiyorum artık. Hükümet istifa etmelidir. Ama bunun da bir çözüm olamayacağını ve bu ülkenin hiç hakketmediği bir sürece gireceğini düşünüyorum.

Son derece üzgünüm. Türkiye bu sabah itibarı ile 10 yıl geriye gitmiştir.

Türk Usulü Demokrasi İstemiyorum

4/5/2007
Türkiye'de şu anda bir şeriat tehlikesi yoktur. Ayrıca bu tehlikeyi bertaraf edecek yeterli düzeyde birikim, yasal ve anayasal düzenleme ve demokrasi geleneği vardır ve bu gelenek defalarca ordunun iktidarlara müdahale etmesine karşın bugüne kadar gelişmiştir. Türkiye'de demokratik bir kültürün gelişmesini engelleyen iki gerici, anti-demokratik anlayıştan biri şeriatçılık ise diğeri de darbeciliktir ve her ikisi de bu ülkeye verdiğinden çok daha fazla şeyi alıp götürmüştür.

Genelkurmay bildirisini defalarca inceledim ve diliyle, içeriğiyle son derece geri, haksız ifadelerle dolu ve dengesiz bir bildiri olduğunu düşünüyorum. 23 Nisan ile ilgili sayılan birkaç olay adli merciler tarafından işlem yapılabilecek olan basit olaylardır. Bunların bir şeriat tehlikesi olarak gösterilip darbe tehdidi yapılması akıl almaz bir dengesizliktir. Olay şeriat tehlikesi değildir. Bu bahanedir. Daha önceki seferlerde de benzeri bahanelerle demokrasi ordu tarafından biçilmiştir.

Bana göre olay şudur. Genelkurmay Türkiye'ye bir "demokrasi/rejim" sınırı çizmiştir. Bu sınır çağdaş demokrasilerle alakası olmayan son derece dar, gerici, şoven bir sınırdır. Bu sınır içinde oyun oynanmasını istemektedir. Bu sınırın dışına çıkıldığı anda gameover denecektir. Eğer AKP değil de AB konusunda yada Kıbrıs konusunda yada Kürt sorununda Genelkurmay'ın çizdiği sınırın dışına çıkan başka bir hükümet olsaydı aynı şey o zaman da olacaktı. Ortada bir demokrasi olmadığı gibi bir cumhuriyet de yoktur, bir dikta rejimi sürmektedir. Latin Amerika ülkelerinde ve bazı azgelişmiş ülkelerde sık sık görünen son derece sığ bir tür askeri cuntadır bu. Dönem dönem geriye çekilir ve sınır aşıldığında oyunu durdurur.

Genelkurmayın çizdiği çerçevenin çağdaş demokrasilerle bir ilgisi olmadığı gibi gerçekte bir laik rejimle de ilgisi yoktur.  Bu rejimde din, yargı, üniversiteler herşey tam bir denetim altında olmak zorundadır. Diyanet işleri başkanlığının kapatılması mümkün değildir. Üst düzey bazı yargıçlar ve YÖK üyeleri cumhurbaşkanı tarafından atandığı için Genelkurmay'ın çizdiği çerçevenin dışına çıkacak bir adayın buraya gelmesi sistemin dengesini bozar. Cumhurbaşkanlığı bu yüzden önemlidir.

Geçtiğimiz günlerde Hüsamettin Cindoruk bir konuşmasında Yassıada'da birşey öğrendiğini söylemişti. Darbeyi ordu tek başına yapmıyor, yargıçların ve rektörlerin desteğini almadan hareket etmez diyordu. Yani asker ile bürokrasi birlikte hareket ediyor. Geçtiğimiz günlerde rektörler darbe istediklerini mitinglerdeki katılımları ve ifadeleri ile ortaya koydular. Yargıçlar genellikle görüşlerini açıklamazlar. Ancak Sezer bir ölçüde bir yargı temsilcisi de sayılır. Sonuçta askere davetiye çıkarılmıştır. Bu davetiye sadece demokrasi düşmanlığı yapanların, darbe şakşakçılığı yapanların, sahte demokratların çıkardığı bir davetiye değildi yani.

Eğer Genelkurmay tarafından çizilmiş "rejim" sınırları kabul edilirse bu ülke yüz yıl sonra bile darbeler yaşamaya devam edecektir. Bu dar, geri, şoven, despot rejim sınırlarına hapsolmayı değil gerçek bir demokrasiyi hakediyoruz ve istiyoruz.


imza kampanyasi


Ziyaretçi Defterine yazın

Paylaş

Blogcu ile yapıldı

Google