29/6/2006
İlk sure 96 nolu sure. Alak adıyla da İkra adıyla da geçiyor. Alak "insanın yaratılış aşamalarından olan aşılanmış yumurta" demekmiş. 19 ayetten oluşuyor. Ancak bunların sadece ilk 5’i ilk ayetler. Diğer ayetler sonradan bu sureye eklenmiş.
Sureye adını veren 2. ayetteki Alak kelimesidir ki kan pıhtısı anlamına gelir. Erken dönemde düşük yapan kadınlar o dönemlerde de çoktu. Dolayısıyla insanın kan pıhtısına benzeyen bir yapıdan oluştuğu o dönemlerde hatta daha öncesinde bile biliniyordu. Ancak gene de insanın kan pıhtısından oluştuğu iddiası yanılgıdır. Çünkü kan pıhtısı ve insan embriyosu farklı içeriklere sahiptir. Muhtemelen embriyonun erken dönemde kan pıhtısına benzemesi nedeniyle Kuran yazarı böyle bir yanılgıya düşmüş.
Şimdi bu 5 ayetin öyküsüne geçelim. Bir sürü tartışmaya neden olmuş bu 5 ayet. Cebrail gelip Muhammed'i sıkıyor. Oku diyor, bu olay üç defa tekrarlanıyor. Bütün tefsirlerde bu öykü anlatılıyor. Bir sürü sahih hadis var. Tekrar bakalım bu ayetlere
1.Yaratan Rabbin adıyla oku.
2.O, insanı bir alak'tan yarattı.
3.Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir;
4.Ki O, kalemle (yazmayı) öğretendir.
5.İnsana bilmediğini öğretti.
Cebrail’in Muhammed’i sıkması ile ilgili hadis ise şöyle:
Rasulullah Hıra mağarasında iken birden bire vahiy nazil oldu. Melek gelerek ona "oku" dedi. Hz. Aişe Rasulullah'ın sözünü şöyle nakletmektedir: "Ben okumuş değilim, dedim. Bunun üzerine melek beni tutarak sıktı. O kadar şiddetliydi ki tahammül edemiyordum. Sonra bıraktı ve tekrar "oku" dedi. Ben tekrar "okumuş değilim" dedim. Beni tekrar o kadar şiddetli sıktı ki tahammül edemedim. Sonra bıraktı ve tekrar "oku" dedi. Ben tekrar "okumuş değilim" dedim. Beni üçüncü defa öyle kuvvetli sıktı ki, tahammülüm kalmadı. Sonra beni bıraktı ve "Ikra bismi Rabbike'llezi halak" (Yaratan Rabb'inin ismiyle oku) dedi. Bu ayetten "ma lem ya'lem" e kadar okudu.
Anlatılan gerçekten de bir insanı korkudan donduracak bir olaydır. Muhammed’in verdiği tepki de farklı olmaz. Büyük bir korkuya kapılır ve eve koşup hemen yatağa girer. Bir süre sonra kendine gelince olanlarıu Hatice’ye anlatır ve beraber gidip Varaka’ya danışmaya karar verirler. Olayın nasıl geliştiğini Mevdudi’nin tefsirinden okuyalım:
Hz. Aişe diyor ki: Sonra Rasulullah, titreyerek eve döndü ve Hz. Hatice'ye "beni örtün" dedi. Rasulullah'ı örttüler. Bu korku durumu geçtikten sonra Rasulullah şöyle buyurdu: "Ey Hatice! Bana ne oldu?" Daha sonra bütün olanları Hz. Hatice'ye anlattı. Ve "Canımdan korkuyorum." dedi. Hz. Hatice "Kesinlikle değil. Memnun ol. Allah'a yemin ederim ki, O seni rezil etmez. Sen akrabalarına iyi davranırsın. Doğru sözlüsün (Diğer bir rivayette emaneti yerine getirirsin) , çaresiz olanların yükünü hafifletirsin, fakir ve yoksullara yardım edersin, misafirperversin, iyi işlerde yardımcısın..." dedi. Hz. Hatice daha sonra Resulullah'ı yanına alarak amcasının oğlu Varaka b. Nevfel'e gittiler. Varaka, cahiliye döneminde Hristiyan olmuştu. İbranice ve Arapça olarak İncil yazıyor, okuyordu. Çok yaşlı olduğundan gözleri görmüyordu. Hz. Hatice ona şöyle dedi: "Ağabeyciğim! Yeğenini biraz dinler misin?" Varaka Rasulullah'a sordu ve Rasulullah olanları anlattı. Varaka: "Bu aynı Namustur (Vahiy getiren melek) . Allah, onu Hz. Musa'ya da göndermişti. Keşke senin nübüvvet zamanında genç olabilseydim. Keşke kavminin, seni yurdundan çıkaracağı zamana kadar yaşayabilseydim." Rasulullah sordu: "Onlar beni buradan kovacaklar mı?" Varaka: "Evet, senin getirdiğini getiren bir şahsa insanların düşman olmadığı bir zaman yoktur. Eğer senin döneminde yaşarsam bütün gücümle sana yardım ederim." dedi. Ancak çok geçmeden öldü.
Varaka Kimdir?
Konuyu biraz uzatmak pahasına bu Varaka’nın kim olduğuna gireceğim. Aşağıdaki alıntıda Varaka'nın kim olduğuna gireceğim
Kaynak: http://kutuphane.uludag.edu.tr/Univder/derpdf/sosyo_eko.pdf
Yazan kişi: Yard. Doç. Dr., Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı..
Yazının adı: SOSYO-EKONOMİK ve KÜLTÜREL YÖNDEN İSLAM ÖNCESİ MEKKE TOPLUMU
Yazı bir ateiste ait değil. Burda bir tür örgüt'ten bahsediliyor. Adları "hanifler". Muhammed'in içinde olduğu grup. Tek Allah'a inanıyorlar. Putperstliğe karşılar. Varaka'nın adı hem Hıristiyanlar hem de "hanifler" içinde geçiyor. 5 kişi önemli, yada 5 kişiden oluşuyor. Muhammed'le birlikte 6 diyebiliriz. Bunlar Hanif olarak adları geçen Ümeyye ibn Ebîs’Salt, Varaka b. Nevfel, Abdullah b. Cahş, Osman b. el-Huveyris, Zeyd b. Amr.
Bu teşkilattan sadece Zeyd müslüman oluyor. Diğerleri müslümanlığı kabul etmiyor. Varaka erken öldüğü için olmuyor deniyor. Ancak sadece Varaka değil karşı çıkan. Ümeyye bunlar arasında en ilginç şahsiyetlerden birisi. Sürekli çuval bezinden yada kaba kıldan yapılmış bir elbise giyiyor ve kendini tamamen ibadete adamış birisi. Şarabın haram olduğunu söylüyor ve İbrahim'i dinine ibadet edilmesini istiyor. Şiirlerinde tevhid inancı ağırlık taşıyor. Ünlü bir şairdir ama Muhammed'in peygamberliğini ilan etmesi Ümeyye'yi çok şaşırtıyor. Müslümanlar Ümeyye'yi Allah düşmanı olarak tanımlamaya başlıyorlar. Muhammed güçlenince Ümeyye Yemen'e taşınıyor yada kaçıyor, ama hayatının sonuna kadar Muhammed'e düşmanca tutumunu sürdürüyor ve bunu da şiirlerinde ortaya koyuyor.
Diğer iki kişi ise hıristiyanlığı seçiyor. Aslında Varaka ile birlikte üç kişi. İlginç olan bu iki kişi de Mekke'de kalmıyorlar. Biri Habeşistan'a biri de Rum ülkesine gidiyor. Yani Mekke'de sade müslüman olan Muhammed ve Zeyd kalabiliyor. Habeşistan'a giden Abdullah b.Cahş (yazar burda Ubeydullah ile Abdullah kardesleri karistirmis gibi gorunuyor, Abdullah degil Ubeydullah olmasi gerek) için ise önce müslüman oldu ama Habeşistan'da hıristiyanlığa geçti deniyor.
29/6/2006
Müddesir Suresi 56 ayet. Biz bunlardan ilk yılda gelen ilk 7 ayeti işleyeceğiz. Önce ayetleri yazalım.
1.Ey bürünüp örtünen,
2.Kalk (ve) bundan böyle uyar.
3.Rabbini tekbir et (yücelt)
4.Elbiseni temizle.
5.Pislikten kaçınıp-uzaklaş.
6.Daha çok istekte bulunmak için iyilik yapma.
7.Rabbin için sabret.
"Müddesir" örtüsüne bürünen, sarınan demekmiş. Surenin adı ilk ayetteki "ey bürünüp örtünen" sözlerinden geliyor. Bildiğiniz gibi üç tefsirden okuyorum, okuduklarımı isze anlatıyorum. Elmalılı ve Seyyid Kutub'un tefsirlerinde bürünüp, örtünme bir tür saklanma, mesaj yayma görevini yada insanları uyarma görevini yapmama şeklinde ele alınıyor. Yani niye saklanıyorsun, niye ortaya çıkıp görevini yapmıyorsun, insanları uyarmıyorsun anlamında "hafif bir fırça" var. Çünkü 2. ayette "kalk ve bundan böyle uyar" deniyor ama 1. ayette "örtüsüne bürünen" deniyor.
Seyyid Kutup daha açıkça
1-Ey örtüye bürünerek saklanan Muhammed!
2-Kalk da uyar.
şeklinde yazıyor.
Ancak en ilginci Mevdudi'nin yorumu. Burda mecazi bir örtünme değil, fiili bir örtünme durumu var. Buhari ve Tirmizi'nin hadislerine dayanarak bir olay anlatıyor Mevdudi. Muhammed'e Alak'ın ilk 5 ayeti geldikten bir süre sonra tekrar ayet gelmiyor. Muhammed çok üzülür, kederlenir ve hatta bir ara kendini uçurumdan aşağı atmayı bile düşünür. Tam işte o zamanlar şu olay oluyor:
Daha sonra İmam Zühri, Abdullah bin Cabir'den şu rivayeti nakletmektedir: "Allah Rasulü, vahyin gelmediği o dönemden bahsederken şöyle söylerdi: "Bir gün yolda gidiyordum. Aniden gökten bir ses geldi. Başımı kaldırdığımda daha önce Hira mağarasında gördüğüm o meleğin bana geldiğini gördüm. Yer ve gök arasında bir kürsüde oturmuştu. Bunu görünce müthiş dehşete kapıldım. Hemen eve gelerek "Beni örtün!" diye bağırdım. Evdekiler hemen üzerime bir yorgan örttüler. İşte sonra Allah tarafından bu "ey örtünen!" vahyi nazil oldu. Ve bundan sonra da devamlı olarak vahiy gelmeye devam etti." (Buhari, Müslim, Müsned-i Ahmed, İbn Cerir.)
Bir de 4. ayetteki "elbiseni temizle" ile ne denmek istendiği tartışılmış epey. İma mı var, önce yakın akrabalarını uyar mı demektir, Arapça'da elbiseni temizle iffet, ahlak anlamında mıdır gibi şeyler. Bence çok önemli şeyler değil. Nadir olarak karşılaştığımız okunanca anlaşılan bir pasaj..
26/6/2006
Alak'ın ilk 5, Müddezir'in ilk 7 ayetinden sonra sırada Asr'ın ilk 2 ayeti geliyor. Ancak sure zaten 3 ayetten oluştuğu için hepsini birden tartışalım. Zaten 3. ayetin neden sonradan geldiği hemen anlaşılıyor. Sureyi yazıyorum.
1.Asra andolsun;
2.Gerçekten insan, ziyandadır.
3. Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.
Bundan sonra da birçok surede göreceğimiz gibi yemin cümlelerinden biriyle başlanıyor. "Asr'a andolsun." Bu iki cümleyle ilgili yazılanları okusanız şaşarsınız. Nasıl bu kadar şey yazmışlar diye. Asr nedir? neden insan ziyandadır? iman nedir? Çünkü bu alan serbest yazma ve aynı zamanda sallama alanıdır. İşte bu serbest alanda "ilim" yapılır. Yine Mevdudi'den bir örnek: "Surenin içinde öyle ifadeler vardır ki mâna itibariyle dünyayı bile kapsar ve bunu yazmak için koca bir kitap gerekir.Surede açıkça ve kesin bir üslûb ile, insanın kurtuluş yolunun hangisi ve onun için felaket ve hüsran olacak yolun da hangisi olduğu bildirilmiştir."
Bizim kuran tefsircileri de "asra andolsun, gerçekten insan ziyandadır, sadece iman edenler ... bunların dışındadır" cümlesinden birer kitap yazmışlar.
Halbuki karmaşık hiç birşey yok. "Önce asra andolsun, gerçekten insan ziyandadır" deniyor, aradan yıllar geçtikten sonra (çünkü 3.ayet Medini) bir ekleme yapılıyor. Şunlar hariç diye. Hepsi bu. Peki bu eklenen 3. ayet ne anlama geliyor? Mekki mi Medini mi olduğu tartışmalı bir ayet. Ayet şöyle:
3. Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.
Bu olay nasıl yorumlanır. Hiçbir tefsirde bunun yorumu yok. 3.ayet daha önce unutulmuş mu? O zaman bu istisnayı belirtmek gerekmiyordu da sonra mı gerekir oldu. Politika mı yapılmaktadır? Bu nasıl iştir? Bu surede bence en önemli olan şey 2 ayetin gönderilip, büyükçe bir istisna yapan 3. ayetin yıllar sonra gönderilmiş olmasıdır.
Bu tür sonradan ortaya çıkmış olduğunu tahmin edebileceğimiz sorunları bir yana bırakırsak aslında nuzul sırasında okunduğunda Kuran’ın daha anlamlı bir hale geldiği görülüyor. Hem mantıken hem de şiirsel akışı itibariyle. Şöyle bir 1. yılın ayetlerini bir araya getirirsek bunu görebiliyoruz:
1.Yaratan Rabbin adıyla oku. (Alak)
2.O, insanı bir alak'tan yarattı.
3.Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir;
4.Ki O, kalemle (yazmayı) öğretendir.
5.İnsana bilmediğini öğretti.
1.Ey bürünüp örtünen, (Müddesir)
2.Kalk (ve) bundan böyle uyar.
3.Rabbini tekbir et (yücelt)
4.Elbiseni temizle.
5.Pislikten kaçınıp-uzaklaş.
6.Daha çok istekte bulunmak için iyilik yapma.
7.Rabbin için sabret.
1.Asra andolsun; (Asr)
2.Gerçekten insan, ziyandadır.
1.Tozu dumana katıp savuran (rüzgar)lara, (Zariyat)
2.Derken, ağır yük taşıyan (bulut)lara.
3.Sonra kolaylıkla akıp gidenlere,
4.Sonra iş(ler)i taksim edenlere andolsun.
5.Size va'dedilmekte olan, hiç tartışmasız doğrudur.
6. Şüphesiz din (hesap ve ceza) da mutlaka gerçekleşecektir.
1.(Mal, mülk-servette) Çoklukla övünmek, sizi 'tutkuyla oyalayıp, kendinizden geçirdi. (Tekasür)
2."Öyle ki (bu,) mezarı ziyaretinize (kabre gidişinize, ölümünüze) kadar sürdü."
1.Tur'a andolsun. (Tur)
2.Satır (satır) dizili kitaba,
3. Yayılmış ince deri üzerine;
4. Ma'mur eve,
5.Yükseltilmiş tavana,
6. Kabarıp, tutuşan denize,
7. Şüphesiz senin Rabbinin azabı kesin olarak gerçekleşecektir.
8. Onu uzaklaştırıp-engel olacak yoktur.
1.De ki: O Allah, birdir. (İhlas)
2.Allah, Samed'dir (herşey O'na muhtaçtır, daimdir, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır).
3.O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır.
4.Ve hiçbir şey O'nun dengi değildir.
1.(Her yanı yaygın olarak kuşatacak olan) Kıyametin haberi sana geldi mi? (Gaşiye)
2.O gün, öyle yüzler vardır ki, 'zillet içinde aşağılanmıştır.'
3.Çalışmış, boşuna yorulmuştur.
4.Kızgın bir ateşe yollanırlar.
5.Kaynar bir kaynaktan içirilirler.
8.O gün, öyle yüzler de vardır ki, nimette (engin bir mutluluk içinde)dirler. (Gaşiye)
9.Harcadığı-çabadan dolayı hoşnuttur.
10.Yüksek bir cennettedir.
11.Orda anlamsız bir söz işitmez.
12.Orda 'durmaksızın akan' bir kaynak vardır.
13. Orda 'yükseklerde kurulmuş, tahtlar da vardır;
14.Konulmuş (içecek dolu) kaplar,
15.Dizi dizi yastıklar,
16.Ve serilmiş yaygılar.
11.Dönüşlü olan göğe andolsun. (Tarık)
12.Yarılan yere de.
13.Şüphesiz o (Kur'an), ayırdeden bir sözdür.
14.O, bir şaka değildir.
15. Doğrusu onlar, hileli bir düzen planlayıp kuruyorlar;
16.Ben de bir düzen kurup hazırlıyorum.
17.Sen kafirlere bir mühlet ver, az bir süre tanı.
l.Gök, çatlayıp-yarıldığı zaman, (İnfitar)
2.Yıldızlar, dağılıp-yayıldığı zaman,
3.Denizler, fışkırtılıp-taşırıldığı zaman,
4.Ve kabirlerin içi 'deşilip dışa atıldığı' zaman;
5.(Artık her) Nefis önceden takdim ettiklerini ve ertelediklerini bilip-öğrenmiştir.
1.Güneş'e ve onun parıltısına andolsun, (Şems)
2.Onu izlediği zaman Ay'a,
3.Onu (Güneş) parıldattığı zaman gündüze,
4.Onu sarıp-örttüğü zaman geceye,
5.Göğe ve onu bina edene,
6.Yere ve onu yayıp döşeyene,
7.Nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim verene',
8.Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun).
9.Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur.
10.Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır.
1.Şüphesiz, Biz sana Kevser'i verdik. (Kevser)
2.Şu halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.
3. Doğrusu, asıl ebter (soyu kesik) olan sana kin duyandır.
1.Rabbinin Yüce ismini tesbih et, (Ala)
2.Ki O, yarattı, 'bir düzen içinde biçim verdi',
3.Takdir etti, böylece yol gösterdi,
4.'Yemyeşil-otlağı' çıkardı.
5.Ardından onu kuru, kara bir duruma soktu.
6.Sana okutacağız, sen de unutmayacaksın.
1.Burçları olan göğe andolsun, (Buruc)
2.O vadedilen güne,
3.Şahid olana (görene) ve şahit olunana (görülene).
4.Kahrolsun Ashab-ı Uhdud
5.'Tutuşturucu-yakıt dolu o ateş,'
6.Hani kendileri (ateş hendeğinin) çevresinde oturmuşlardı.
7.Ve mü'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
12.Doğrusu, Rabbinin 'zorlu yakalayışı' şiddetlidir. (Buruc)
13.Çünkü O, ilkin var eden, (sonra dirilterek) döndürecek olandır.
14.O, çok bağışlayandır, çok sevendir.
15.Arşın sahibidir; Mecid (pek Yüce)dir.
16.Her dilediğini yapıp-gerçekleştirendir.
17.Orduların haberi sana geldi mi?
18.Firavun ve Semud (ordularının)?
19.Hayır; inkar edenler, (kesintisiz) bir yalanlama içindedirler.
20.Allah ise, onları arkalarından sarıp-kuşatmıştır.
21.Hayır; o (Kitap), 'şerefli-üstün' olan bir Kur'an'dır;
22. Levh-i Mahfuz'dadır.
1.Güneş, köreltildiği zaman, (Tekvir)
2.Yıldızlar, bulanıklaşıp-döküldüğü zaman,
3.Dağlar, yürütüldüğü zaman,
4.Gebe develer, kendi başına terk edildiği zaman,
5.Vahşi-hayvanlar, toplandığı zaman,
6.Denizler, tutuşturulduğu zaman,
7.Nefisler, birleştiği zaman,
8.Ve 'diri diri toprağa gömülen kızcağıza' sorulduğu zaman:
9."Hangi suçtan dolayı öldürüldü?"
10.Sahifeler (amel defterleri) açıldığı zaman,
11.Gök, sıyrılıp-yüzüldüğü zaman
12.Cehennem ateşi çılgınca kızıştırıldığı zaman,
13.Cennet de yakınlaştırıldığı zaman,
14. (Artık her) Nefis, neyi hazırladığını bilip-öğrenmiştir.
15. Artık hayır; yemin ederim (gündüz) sinip (gece) dönen (gezegen)lere,
16.Bir akış içinde yerini alanlara;
17. Kararmaya ilk başladığı zaman, geceye andolsun,
18.Ve nefes almaya başladığı zaman, sabaha;
19.Şüphesiz o (Kur'an), üstün onur sahibi bir elçinin gerçekten (Allah'tan getirdiği) sözüdür;
20.(Bu elçi,) Bir güç sahibidir, arşın sahibi Katında şereflidir.
21.Ona itaat edilir, sonra güvenilirdir.
22.Sizin sahibiniz bir deli değildir.
23.Andolsun o (peygamber), onu apaçık bir ufukta görmüştür.
24.O, gayb (haberlerin)e karşı (söylediklerinden dolayı) suçlanamaz (ya da cimrilikte bulunup kıskançlık yapmaz.)
25.O (Kur'an) da kovulmuş şeytanın sözü değildir.
26. Şu halde, siz nereye kaçıp-gidiyorsunuz?
27.O (Kur'an), alemler için yalnızca bir zikirdir;
28.Sizden dosdoğru bir yön (istikamet) tutturmak dileyenler için.
29. Alemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.
Kabaca, şöyle genel bir bakışla sanki Kevser'den sonrası ayrı bir şiir şeklinde duruyor. Ama Buruc'un ilk 7 ayeti de önceki ayetlerle uyumlu.
25/6/2006
Zariyat suresi adını ilk ayetteki zariyat kelimesinden alıyor. Zerv, tozutup savurmak, götürmek anlamına geliyor. "zariyat", "hamilat", "cariyat" ve "mukassimat" kelimeleri ile şiir ahengi yakalanmış. Önce ayetleri yazayım. Biraz tartışmalı mealler olduğu için değişik mealleri yazacağım.
Diyanet Vakfı:
1 Tozdurup savuranlara,
2 Yükünü yüklenenlere,
3 Kolayca süzülenlere,
4 Isleri ayiranlara andolsun ki,
5 Size vâdedilen, kesinlikle dogrudur.
6 Ve ceza mutlaka vuku bulacaktir.
Elmalılı:
1 O tozdurup savuranlara,
2 Derken bir ağırlık taşıyanlara,
3 Derken bir kolaylıkla akanlara,
4 Derken bir emir taksim edenlere andolsun ki,
5 O size vaad edilen elbette doğrudur.
6 Ceza ve hesap günü şüphesiz olacaktır.
Yaşar Nuri:
1 O tozutup savuranlara / o kırıp un-ufak edenlere,
2 O ağırlık taşıyanlara,
3 O kolayca akıp gidenlere / o rahatça yüzenlere,
4 O iş ve oluşu bölüştürenlere andolsun ki,
5 Hiç kuşkusuz, o size vaat olunan kesinlikle doğrudur.
6 Ve din, şaşmaz bir olgudur.
Süleyman Ateş:
1 Savurup kaldıranlara,
2 (Yağmur) Yüklü (bulut)lara,
3 Kolayca akıp gidenlere,
4 İş(ler)i taksim edenlere (rızıkları, yağmurları dağıtan güçlere) andolsun ki,
5 Size va'dedilen, mutlaka doğrudur.
6 Cezâ muhakkak olacaktır.
Bu ayetler bir zamanlar bayağı bir tartışma konusu olmuş anlaşılan. Tefsircilere göre inanmayanların dalga geçmek için kullandıkları ayetler olmuş. Bu ilk 6 ayetin ilk 4'ünde 4 değişik şey üzerine yemin ediliyor. Yemin edilen şey ise kıyametin olacağıdır, 6. ayette söylenir. İlk 4 ayette geçen şeyler nelerdir. Bu konuda Seyyid Kutub Hz.Ali'den bir hadis aktarır.
Hz. Ali, Kufe Camiinde minbere çıkarak der ki: "Bugün bana, Allah'ın kitabından ve Resulullah'ın -salât ve selâm üzerine olsun- hadisinden ne sorarsanız size karşılığını vereceğim: ' Bunun üzerine İbn-i Keva ayağa kalkar ve ey mü'minlerin halifesi, Kur'an'da geçen Zariyat (esip savurana) kelimesinin anlamı nedir diye sorar. Hz. Ali "Rüzgardır" der. Ya, Hamilat (yükünü yüklenenlere) ne demektir der. Hz. Ali "O da buluttur" karşılığını verir. Sonra, Cariyat (kolayca süzülenler) ne demektir deyince, Hz. Ali "O da gemilerdir" der. Mukassimat (işi ayıranlar) ne demektir deyince Hz. Ali " Meleklerdir " der.
Elmalılı ve Mevdudi de bu yaklaşımı destekliyor. Rüzgar, bulut, gemiler ve melekler aslında bir uyum taşırlar. Yağmur yapmadan önce bir rüzgar gelir, rüzgar bulutları toplar, toplanan bulutların taşıdıkları yük yağmurdur. Ama rüzgar sadece bulutları toplamaz, gemileri de yüzdürür. İlk 3 ayette belirtilenler kim tarafından ve nasıl yapılır. İşte 4.ayette üzerine yemin edilen melekler yapar bu işi. Melekler "işleri" bölüşmüşlerdir. "İşleri bölüşenler", "emirleri taksim edenler(aslında taksim edilenler olması daha doğru olurdu)" bu meleklerdir.
Tanrı bu 4 şey üzerine yemin eder ve der ki ben bunları yapabiliyorsam, size vaad ettiğim hesap günü de gelecektir.
Yorumsuz, tefsirsiz okunduğunda pek anlaşılamayacak şeyler, ama sorun değil. Baksanıza, hadis doğruysa, daha Hz.Ali yaşarken etrafında olanlar bile anlayamamışlar. Bu da bize sorunun bir meal-çeviri sorunu olmadığını, şiir dilinden gelen bir kapalılık olduğunu gösteriyor.
24/6/2006
Tekasur suresine geldik. Sure aslında 8 ayet. Ama biz 2 ayetini işleyeceğiz. Bu sefer iki ayet diye burun kıvırmayacağız, çünkü oldukça ilginç ayetler. Gizli anlam taşıyan ayetler. Önce ayetleri aktarıyım
Yaşar Nuri'ninki
1 Aldatıp oyaladı o çokluk yarışı sizleri,
2 Öyle ki ziyaret edip saydınız kabirleri.
Şöyle çeviren de var:
1.(Mal, mülk ve servette) Çoklukla övünmek, sizi 'tutkuyla oyalayıp, kendinizden geçirdi.'
2."Öyle ki (bu,) mezarı ziyaretinize (kabre gidişinize, ölümünüze) kadar sürdü."
şöyle çeviren de:
1- Mal ve evlat çoğaltma yarışı sizi oyaladı.
2- Nihayet kabirleri ziyaret ettiniz.
Bu çevirilerden hangisi doğrudur dersiniz?
Tekasür, çoklukla övünmek anlamına geliyor. Birinci ayette bu yeriliyor. Ancak çoklukla övünme konusunda tefsirciler bölünmüş. Hangi anlamda çoklukdan bahsediliyor? Bir kısmı sayı bakımından çokluk, bir kısmı ise mal bakımından çokluk demiş. Ama doğru olan ve ağırlıklı olarak kabul edilen sayı bakımından çokluk. Yani iki kabile birbiriyle tartışıyor, biz daha çoğuz, yok biz daha çoğuz diye. Daha sonra işi abartıp mezarları da saymaya kalkıyorlar. Olay bundan ibaret. Elmalılı'nın tefsirinden okuyalım:
Bir çok tefsircinin zikrettigine göre Abd-i Menaf ogullari ile Sehm ogullari, hangimiz daha çoguz diye birbirlerine karsi ögünmüslerdi. Abd-i Menaf ogullari çok geldi, bunun üzerine Sehm ogullari, bizi dediler, cahiliye devrinde zulüm yok etti, haydin hem sag olanlarimizi, hem ölmüs bulunanlarimizi sayisalim! Bunda da Sehm ogullari çok geldi, bu sûre bunun üzerine indi. Bazi rivayette de kabirlere kadar gittiler. Ibnü Ebî Hâtim'in Ebu Büreyde'den bir nakline göre de: Ensar kabilelerinden Hârisogullari ve Harsogullari karsilikli ögüsmüs ve çokluklariyla böbürlenmisler. Bir taraf: "Bizde filan ve filan gibiler var" demis, digerleri de öyle demisler. Böyle dirileriyle ögünüstükten sonra, "haydin kabirlere gidelim" demisler. Varmislar, bir taraf kabirlere isaret ederek: "sizde filan filan gibiler var mi?" demis, digerleri de o sekilde karsilik vermislerdi, bunun üzerine nazil oldu, demistir. Bu iki rivayete göre demek nüzul sebebi, ölülerle bile ögünecek derecede aded ile çokluk gururudur. Bu mânâda olan çokla ögünmeler de delalet bakimindan buna katilmak gerekir. Ancak birincide bilfiil kabirlere kadar gidilmemis, sadece kabirlerde bulunan ölülerin adlari ve adedleri anilarak ögünülmüstür. Digerinde ise bilfiil kabirlere kadar da gidilmistir. Bir de Ensar Medine'de oldugu için, bununla sûrenin Medenî olduguna delil getirilmistir. Önceki ise meshur oldugu vechile Mekkî oldugunu gösterir.
Görüldüğü gibi, biraz garip ve komik bir hikaye. Olayın arka planını bilmeyince ve bu konuda Kuran'da bir açıklama da yapılmayınca okuyan bir kişi doğal olarak şu şekilde yorumlar: "Fazla malımız var diye övünmeyin, hepiniz bir gün mezara gireceksiniz". Nitekim Mevdudi de Seyyid Kutub da buna yakın yorumlar yapmışlar.
Halbuki şöyle yazılmış olsaydı daha anlaşılır olurdu:
Hani her biriniz biz daha çoğuz deyip övünürdünüz ya
Aldatıp oyalardı o çokluk yarışı sizleri
Dirileri saymakla yetinmediniz
Ziyaret edip saydınız mezarları da
Aslında Diyanet Vakfı'nın mealinde bir açıklama yapmışlar surenin başında.
(Tekâsür, çokluk yarisi ve çoklukla övünmek demektir. Kevser sûresinden sonra Mekke'de inmistir. 8 (sekiz) âyettir. Cahiliye Araplari, mal, evlât ve akrabalarinin çoklugunu bir gurur ve seref sebebi sayarlar, hatta bu hususta yasayanlarla yetinmeyip kabilelerinin üstünlügünü geçmisleriyle de isbat etmek için kabirlere gider, ölmüs akrabalarinin çokluguyla övünürlerdi. Sûrede onlarin bu tutumu elestirilmekte ve gerçek üstünlügün ahirette ortaya çikacagi belirtilmektedir. )
Demek ki Yaşar Nuri'nin çevirisi en doğru olanıymış.