5/5/2006
Bazı efsaneler vardır. Gerçekler bu efsanelerde tersine çevrilmiştir. Tersine çevrilebilmesi için özel bir çaba harcanmıştır. Aslında kanlı bir katilken, bir barış elçisi gibi, ahlaksızken ahlak abidesi gibi gösterilmeye çalışılmış ve hatta kimi zaman da başarılı olunmuş bir çok isim var tarihte. Biz de halife Ömere bir bakalım bu çerçevede. Nasıl müslüman olmuş, nasıl halife olmuş, nasıl ülke yönetmiş.
Ancak önce Ömer masalına ait bir iki şey söylemek lazım. Ömer'in adaleti denir. Hakkında o kadar çok öykü anlatılmış, kitap yazılmış, film yapılmıştır ki, adalet denince akla Ömer gelir. Her ne kadar allahın adaleti ile insanın adaletini nükte ile anlatan ve Ömer'e maledilmiş hoş bir öykü de bunların arasında ise de, Ömer masallarının hemen hepsi uydurmadır. Yada gerçekte başka kişilere ait öyküler Ömer'e maledilmiştir. En çok yapılan hata ise iki Ömer'i birbirine karıştırmaktır.
Asıl bildiğimiz Ömer, Ebubekir'den sonra halife olan Ömer'dir. İslam imparatorluğunu kuran kişidir. 10 yıldan uzun süre halifelik yapmıştır. Zalim, acımasız, sert kişiliğiyle ünlüdür. İkinci Ömer ise birincinin kızının torunu olduğu söylenen 7. Emevi halifesi Ömer'dir. (değişik yerlerde 5., 7. ve 8. halife olduğunu okudum, ben 7. yazdım ama gerçekte ben de anlamadım kaçıncı
) Bu ikinci hakkında yaratılan adalet öyküleri birinciye malediliyor çoğu kez. Birincisi Ömer bin Hattab, ikincisi Ömer bin Abdulaziz'dir.
http://www.ottomanstore.com/switch.php?file=ProductInfo&cat_id=124&product_id=3411
Yukardaki film gibi birçok öyküde despotluk sembolü "kılıç" ile adalet nasılsa birleştirilmiş.
Asıl tartışacağım kişi olan Hz.Ömer'e (yani birinci Ömer'e) geçmeden önce bu ikincisi hakkında biraz bilgi vereyim.
http://www.davetci.com/d_biyografi/biyografi_obabdulaziz.htm
Babası eyalet valisidir. Çok zengindir. Ömer de zenginlik içinde konaklarda halayıklarla büyüyen bir çocuk. Emevi ailesinin uyguladığı vahşet, acımasızlık dillere destan olmuştur. İslamın kılıçla gelişmesini sağlayan ailedir. Emevilere tepki büyüyüp isyan çıkar ve Abbasilerle birlikte daha esnek bir yönetim gelir. İşte bu Emevi ailesinin çocuğu olan Ömer hakkında adaletli olduğuna dair birtakım hikayeler var. Bunlar da bana oldukça şüpheli geliyor, ancak sömürü, vahşet, zulüm dönemi içinde biraz vicdani duygulara sahip olan biri için böyle şeyler söyleniyor olması da mümkün. Hakkındaki hikayelerden çıkardığım kadarıyla biraz "sufi" özellikleri olan birisi. Peygamberin su içtiği kapları biriktirip, onun namaz kıldığı yerleri gezip namazlar kılıyor. Ancak İslam'ın en büyük talan, vurgun, sefahat döneminde kısa süre ve aslında pek de önemli olmayan bir halifelik yapan bu Ömer'in sürekli aynı gömlekle dolaşıp, hakkında kandil, elma hikayeleri anlatılmasının açıklamalarını sosyal psikologların yapması beklenir.
Şimdi asıl kahramanımız olacak büyük Ömer'e Hz.Ömer'e geçiyorum. Bu arada Emevi ailesiyle ilgili olarak şurayı okuyabilirsiniz:
http://www.blogcu.com/sargon/Buyuklere_Masallar
5/5/2006
Ömer'in İslamiyeti kabul etmesiyle başlayalım. Ama önce şu bilgiyi vermek gerek. İslamiyetten önceki dönemde Haşimi ve Emevi ailesi arasında kıyasıya bir rekabet vardı. Bu rekabet İslamiyet döneminde de devam eder ve hatta birçok ayrılıkların nedeni olur. Sünni-Şii ayrımına gidecek kadar güçlü bir aile anlaşmazlığının tarihte bir benzeri var mıdır, bilemiyorum. Bir tür hanedanlık kavgası yani.
Aslında bu iki aile akraba. Haşim ve Abduşşems adlı ikiz kardeşlermiş. Birinin parmağı diğerinin alnına yapışık doğmuş, ameliyatla ayırmışlar. Haşim Hz. Ali'nin, Abdüşşems ise Muaviye'nin dedesi imiş. Cemal Şener şöyle diyor: "Ebu Talip ölünce, Hz.Muhammed Haşimilerin reisi olur. Emevilerin reisi ise, Hz.Muhammed’i öldürmek için Ömer’i gönderen Ebu Süfyan’dır. " Hz. Hamza'nın kalbini çıkartıp yiyen kişi de Emevi ailesinin reisi Ebu Süfyan'ın, kendinden sonra reisliğini üstlenen eşi Hinde. (Hinde Araplarda kadınların yönetici konumlara kadar çıkabildiğini gösteren bir örnek aynı zamanda) Bu bilgiler ilginçtir. Şu açıdan ilginç. Çok eski dönemlerden gelen kralların önce tanrılaştırılması, sonra tanrının elçisi haline getirilmesinin (Yahudilikte de aynı geleneğin sürdüğüne dikkatinizi çekerim) yeni dönem versiyonları gibi durmaktadır. Ancak biz şimdi Ömer'e bakmaya devam edelim.
Ömer Ebu Süfyan tarafından Muhammed'i öldürmek için gönderilir. Bütün kaynakların kabul ettiği gibi son derece sert bir mizaca sahiptir. Kılıcını kuşanıp Muhammed'i öldürmeye gider, yolda kardeşi ve eniştesinin de müslüman olduğunu öğrenip önce onları öldürmeye karar verir. Öyküyü aşağıdaki linklerden okuyabilirsiniz. Tarihe geçen ilk eylemi ile Ömer'in nasıl bir kişilik olduğunu öğrenmeye başlıyoruz böylece
http://www.sevde.de/Sahabeler/HzOMER_B_HATTAB.htm
http://www.diyanet.gov.tr/turkish/weboku.asp?id=20&yid=1&sayfa=15
5/5/2006
Bu bölümü Cemal Şener'den aktaracağım. Ancak başka yerlerden de aşağı yukarı benzer bilgilerin bulunabileceğini düşünüyorum.
Hz. Muhammed’in kendinden sonra Ali’yi yerine vasi ve halife olarak seçmek istemesi konusunda bu hadislerin dışında bir de hasta iken yazdırmak istediği ama yazdıramadığı bir “yazılamayan vasiyetname” meselesine şöyle değinilir:
Hz. Muhammed hastalığı esnasında, “Bana yazmak için bir şeyler getirin. Size bir şey yazdırayım ki, benden sonra asla yol yitirmeyesiniz” der.
Bunun üzerine sahabe böyle bir vasiyetnamenin yazılıp yazılamayacağı üzerine tartışmaya başlar. Hatta sahabeden Hz. Muhammed’in hastalıktan dolayı böyle konuştuğunu söyleyenler de çıkar. Yapılan tartışmalardan rahatsız olan Peygamber vasiyetnameyi yazdıramadan öfke içinde hayata gözlerini yumar. (Sahihu Buhari; Cihad bölümü Cezaiz ve Vefat hadisleri Mısır 1327 H.C. 11, s. 122 vb.)
Başka bir kaynakta ise şu ifadeye yer verilir:
Peygamber, “Bana yedi tulum su getirin yüzüme serpin, bir de kalem getirin. Size bir şey yazdırayım ki benden sonra asla yol yitirmeyesiniz” diye buyurunca Hz. Muhammed’in eşleri ağlamaya başlar. Ömer de kadınlara bağırıp çağırır. Bunun üstüne Hz. muhammed, “Bu kadınlar, sizden iyidir” diye Ömer’e çıkışır. (Tabakat ve Makrizi aktarma Gölpınarlı, a.g.e., s. 49)
Böylece vasiyetname yazılamadan Hz. Muhammed vefat eder.
Olay bir başka kaynakta ise şöyle veriliyor: “Hz. Muhammed kalem ister. Fakat verilmez. Tartışmalar başlar. Hz. Muhammed için sayıklıyor diyenler çıkar. Hatta Ömer, Kur’an var, o bize yeter” der. (Buhari’den aktarma Gölpınarlı, a.g.e., s. 51)
Anlaşılabileceği gibi, vasiyetnamenin yazılması durumunda da Hz. Muhammed’in kendinde olmadan yazdırdığı vb. tarzında itirazlar ortaya çıkacaktı. Hatta Buhari’nin eserinde yer verdiği gibi, Ömer’in Hz. Muhammed’in bütün duygularını hastalığın kaladığını, bu yüzden vasiyetinin geçerli olmayacağını, Kur’an’ın yeterli olduğunu söylediği anlatılır.
Kaynak: http://www.karacaahmet.com/arastirma.asp?id=1
5/5/2006
Yukardaki hadislerde görüldüğü gibi Ömer sadece sert bir mizaca sahip biri değil, aynı zamanda direk peygamber tarafından kötü olarak ilan edilmiş. Nitekim daha peygamberin cenaze işleri sürerken kılıç elde milleti Ebubekir'e biat ettirmeye çalışmasından da bu anlaşılmakta. Ömer Haşimi/Emevi çatışmasının kesinlikle bir başrol oyuncusudur. İslamın hızlı yayılma dönemi Ömer döneminde olmuştur. Çok sayıda sefer düzenlemiş, İran'la, Bizans'la savaşmış, birçok bölgeyi işgal etmiştir. İslam'ın yükselişinin en önemli ismidir bence. Politik etkisi, devlet düzenini kurması, fetihleri ile İslam tarihinin aslında en önemli kahramanıdır.
Ömer'in Ebubekir'in halife seçilmesindeki belirleyici rolüne geçeceğiz. Ancak peygamberin ölümünde vasiyetine izin vermeyen, seçim (biat) yöntemini isteyen Ömer Ebubekir'in vasiyetiyle halife olmuştur. Bu konuyu Cemal Şener de anlatmış, ama ben size direk islamcı bir kaynak vereyim
http://www.enfal.de/orta05.htm
Ve Cemal Şener'den:
İslam dünyasında buna benzer bir olay daha yaşanacak ve Hz. Muhammed’e hastalığı sırasında yazdırılmayan vasiyetnameyi 1. halife Ebubekir yazdıracaktır. Hz. Ebubekir hastalığı sırasında Affan oğlu Hz. Osman’ı yanına çağırır, “Yaz”, dedikten sonra şöyle devam eder: “Rahman ve Rahim Allah adıyla, Bu, Ebukuhafe oğlu Ebu-Bekir’in Müslümanlara vasiyetidir:Emma bad...” Ancak Ebubekir sözlerine devam edemez, kendinden geçer ve bayılır.
Bundan sonra Hz. Osman, halif baygınken, onun adına, “Ben size, yerime geçmek ve halife olmak üzere Hattab oğlu Ömer’i bıraktım. Hayrınız için ne gerekse yaptım” sözlerini yazar, Ebubekir kendine gelince, Osman’a “Ne yazdıysan oku” der. Osman okuyunca da “Allahu Ekber, ne yazdıysan kabul ettim” der ve dua eder.
Böylece Hz. Ömer, Hz. Ebubekir’in ölümünden sonra halife olur. Aynı Ömer Hz. Muhammed’in vasiyetname yazdırmasına şiddetle karşı çıkmış ve onu engellemişti.
5/5/2006
Cemal Şener'in Alevilik Olayı adlı kitabından uzun bir alıntı daha yapacağım şimdi. Bu da peygamberin ölümünden sonra Ömerin halifelik kavgasındaki tutumuna dair bir örnektir.
Hz. Ali, Abbas ve diğer Ehlibeyt Hz. Muhammed’in cenaze işleri ile meşgulken, öbür taraf biat işini organize ediyordu. Bu durumu hisseden Abbas, Hz. Ali’ye, “elini uzat da biat edeyim. Peygamber’in amcası Peygamber’in amcası oğluna biat ettidensin, bu takdirde soyunun hepsi de sana biat eder. Biat tamamlanınca da artık bozulmasına imkan yoktur” der. Sahabeden bir topluluk da Ali’ye biat etmek ister. Ama cenazeyi bırakıp kendisine biat almakla uğraşmaya Ali’nin ne gönlü ne de inancı elverir. “Ben Resulullah’ın cenazesi ile meşgulüm” der ve teklifini kabul etmez.
Büyük İslam bilgini Tabari, İbn Esir’den naklederek, Ömer’in Ebubekir’e biatından sonra da Ansar’ın hep birden “Biz Ali’den başkasına biat etmeyiz” dediğini ve bunda ısrarlı olduklarını yazar.
Ali, Abbas ve diğer Ehlibeyt Peygamber’in cenazesini yıkamakla meşgulken, mescitten tekbir sesleri duyarlar. Ali “Nedir?” diye sorunca, Abbas, “Ben sana demiştim” der ve “biat” konusunu hatırlatır. Bu arada, Ömer, önüne geleni kılıçla tehdit ederek Ebubekir’e biat ettirmektedir.
Ebubekir ve Ömer hilafet ve biat işi ile o kadar meşguldürler ki, Hz. Muhammed’in cenazesinin defnedilmesinde bile bulunmamışlardır.
Selman-i Faris başta olmak üzere Ansar’dan önemli bir kitle Ebubekir’e biata karşı çıkar.
Ömer elinde kılıç üç gün boyunca önüne geleni Ebubekir’e biat için zorlaması yetmezmiş gibi, üçüncü günün sonunda mescide gidip Peygamber’i mezarından çıkararak namazını tekrar kılmak ister.
Bunun üzerine Hz. Ali eline iki başı demir bir asa alarak onlara karşı koyar. Bu işe teşebbüs edenleri öldüreceğini söyler. Bir gün Talha ve Zübeyr’in de olduğu bir toplantıda Ömer, Ali’ye dönerek, “Görüyorsun ya, herkes biat ediyor, siz de biat edin” deyince, Zübeyr kılıçla Ömer’in üstüne yürür ve çok ağır sözler söyler. Hz. Ali bir olay çıkmasını engelledikten sonra Ebubekir ve Ömer’e dönüp şöyle der:“Ey Ashab, sizler Peygamber’e muhalefet ederek, Allah katında asi oldunuz. Halbuki asıl hak sahibi benim. Hz. Muhammed’e ve bu makama cümlenizden yakını benim. Hilafet benim hakkım iken bu hakkı benden zorla aldınız. Allah’tan korkup Peygamber’den utanarak bu hakkı bana geri veriniz.”
Bu konuşma üstüne Hz. Ömer ayağa kalkar ve “Ya Ali, cümlemizi öldürsen de sana biat etmeyiz. Seni de Ebubekir’e biat etmeye mecbur edeceğiz” diye konuşur.
Hz. Ali, Ömer’in bu konuşmasına çok kızar ve “Ey Ömer, Tanrı adına yemin ederim ki senden ve hiç kimseden korkum yok, Allah’ın emri ve Peygamber’in vasiyeti olmasaydı şu anda seni öldürürdüm” der.
Ömer işin bu aşamaya gelmesinden rahatsız olur. Halkın Hz. Ali’ye biat etmesinden korkarak kalabalığı dağıtır. İki gün sonra ashabdan 12 kişi Ebubekir’i öldürmeye karar verip yemin ederlerse de, kan dökülmesine karşı olan Hz. Ali onları kararlarından döndürür.
Ömer, Ebu Ubeyde ve Halit Bin Velid 6.000 civarında asker toplayıp Hz. Ali ve arkadaşlarını zorla biat ettirmek için mescide gider. Ömer, Ali ve arkadaşlarına, “Yemin ederim, bugün sizden biri ağzını açarsa, muhalefet ederse kılıçla başını keserim” der. Selman-i Faris ayağa kalkar, Hz. Muhammed’in kullandığı “Cehennem Köpekleri” sözlerini hatırlattıktan sonra, “Anladım ki bu Cehennem köpekleri sizlersiniz” der. Bunun üzerine Ömer elindeki kılıçla Selman-i Faris’in üstüne yürür. Hz. Ali, Ömer’in yakasından tutup çeker. Ömer’in elindeki kılıç bir yana, sarık bir yana düşer ve orada bulunanların önünde mahçup olur.
Ali, bu duruma daha fazla tahammül edemez, arkadaşları ile çekip gider. Ömer, üç ay mahalle mahalle dolaşıp halkı zorla Ebubekir’e biat ettirir.
İşte, İslam tarihinde sürüp gelen ve günümüzde de yaşayan Alevi-Sünni olayının temelleri hilafet meselesindeki bu çekişmeye dayanmaktadır. Bu durum tarihsel süreç içinde birçok olayla beslenerek devam etmiştir. Bu durumu devam ettirmek bazı menfaat guruplarının işine yaradığı için sürekli teşvik edilmiştir. Ve ne yazık ki günümüzde bile devam etmektedir.
Bu olayı, Cumhuriyet yönetiminin önderi M. Kemal Atatürk Meclis’te hilafet tartışmaları sırasında kürsüde şöyle değerlendirmiştir:
“Ömer’in tesiriyle Ebubekir’e biat olundu. Görülüyor ki halifenin intihabın da temeyulatı umumiyenin tabii temerküzünden ziyade şahsi tesir tesbit edilmiştir”
Atatürk burada halife seçiminde cemaatin gönül rızasından çok Ömer’in tesirinin söz konusu olduğunu belirtiyor. Devamla da, “en nihayet hilesinde muvaffak olan, saf ve nezih olanını mağlup edip ve evlat, ayalalını mahvu perişan eyledi. Ve bu suretle hilafet ünvanını altındaki imareti İslamiyeyi yine hilafet ünvanın altında saltanatı İslamiyeye tahrif etti” diyor.
Burada da açıkça; hilesinde başarılı olan kesim saf ve temiz olan kesimi perişan ettiğini, İslam yönetimini de hilafet makamı adı altında saltanat yönetimine dönüştürdüğünü söylüyor.
Atatürk Emevi yönetimi için ise:
“Saltanatı Emeviye, büyük istilalar yapmakla beraber baştan nihayete kadar hunin (kanlı, katil) ve elim vakayı ile ancak 90 seneyi doldurabilmiştir” diyor.
M. Kemal burada da, Emevi saltanatının başından sonuna kadar kanlı ve acılı bir olay olmasına rağmen ancak 90 yıl hüküm sürmüş olduğunu söylüyor.
Şimdilik yazacaklarım bu kadar. İslam İmparatorluğunu kurmuş, şiddet tedbirleri ile ün yapmış, Peygamberin kızı Hz. Fatma'nın evini basıp evini yakmakla tehdit etmiş, sert yaratılışlı, gaddar ve haklı/haksız ayrımı bilmeyen, kendi kabilesinin çıkarını düşünen bir tarihsel karakterdir Ömer. Şimdi bu Ömer midir, adalet timsali olan büyük kişi. Büyüklere masallar II diyebiliriz. Birincisi için, yani Türklerin İslamiyeti kendi istekleriyle güzellikle kabul etmiş olmalarıyla ilgili masal için bakınız
http://www.blogcu.com/sargon/Buyuklere_Masallar
5/5/2006
Ağlamak isteyenler için acılı türk ve brezilya filmlerinden başka üretilmiş ürünlerimizden birisi de Ömer gibi bir zalim için dizilmiş kıssalar. Buyrun bir tanesini ekşi sözlükten aktarıyorum:
hazreti ömer seher vaktinde mescid-i şerifte namaz kılmaya giderken, yahudi ebû lü’lü, tarafından karanlıkta bıçakla, karnından yaralanınca emîr-ül mü’minîn yardım istedi. adamları geldiler. emîr-ül mü’minîni bu hâl içinde görüp, ağlaştılar.
hazreti ömer’i o mahalden alıp, evine getirdiler. cerrâh görüp, yarayı dikti. iyileşinceye kadar hareket etmesin, üç-dört gün yatsın, iyi olur, dedi. sahâbe-i güzîn gelip çevresinde oturdular. hilâfet emrini ve sâir dîni emirleri onlara vasiyet ederken, namaz vakti gelip, müezzin ezân okudu. sonra yüzünü cerrâha dönüp dedi ki: şimdi abdest alıp, namaz kılsam ne olur? cerrâh dedi ki: eğer yerinden hareket edersen, bu diktiğim yerden sökülür, vefât edersin. emîr-ül mü’minîn dedi ki: namazı terk etmekten ise, karnım yarılsın ve öleyim dahâ iyi, elbette namaz kılsam gerektir. sahâbeden birini hazreti âişe’nin huzuruna gönderdi ki: destûr verir mi ki, biz de resûlullah efendimizin ravda-i mutahheralarına girelim ve o servere ilticâ edelim...
hazreti âişe bu haberi işitince ağladı. âh, kıymetli ömer, babamın yâdigârı da gidiyor. işte o yeri ben kendim için saklardım. ammâ onlara hibe ettim. hazreti ömer’e söyleyin ki, resûlullah ve babamın yanına varınca, benim selâmımı onlara söylesin. ve desin ki; bu ayrılığım ne zamana kadar olacak.
hazreti ömer bu haberi işitince, oğlu abdullah hazretlerine dedi ki: benim cenâze namazımı kıldıktan sonra, âişe-i sıddîka’nın huzuruna varıp, tekrar izin isteyesin. sağlığımda benden utanıp, izin vermiş olabilir ve pişmân olmuş olabilir. onun rızâsı ile defnolayım.
namaz vakti sonuna gelmişti. müezzin ikâmet okudu. emîr-ül mü’minîn, ayağa kalkıp, abdest almak ve namaz kılmak istedi. o ânda dikilen yerler sökülüp, emîr-ül mü’minîn yere düştü. dostlarına; elvedâ elvedâ, hakkınızı helal ediniz, tekrar görüşmemiz kıyâmete kaldı, dedi.
sahâbeler arasında ağlama-inleme başladı. hemen o sâat hazreti ömer şehâdet kelimesini getirip, cânını allahü teâlâ ya teslîm etti. ondan sonra yıkadılar. namazını kıldılar. oğlu abdullah, âişe-i sıddîka hazretlerine gitti, izin istedi. hazreti âişe ağladı. dedi ki: ey ömer, adâleti hayâtında da, ölünce de elinden bırakmadın. o yeri sana fedâ ettim. ondan sonra mübârek cenâzesini, ravda-i mutahhera kapısına getirdiler. birisi ileri varıp: esselâmü aleyke yâ resûlallah! ömer’i getirdik. eğer destûr var ise, ravda içine defnederiz, dedi. cümle sahâbe-i güzîn, resûlullah efendimizin, “dostumu benim yanıma getirin”, diye sesini işittiler.
Bu arada arkadaşın biri ekşi sözlüğe Kuran'ın gerçek yazarı olduğu düşünülen kişi diye yazmış. Cesaretine hayranım. Çok da haksız sayılmaz.
http://sourtimes.org/show.asp?t=hz+omer
5/5/2006
Ömer bahsinin en önemli bahsi hiç kuşkusuz Ömer'in halifeliği sırasında yaptıkları olmalı. Bu konuda da elimizde oldukça kapsamlı hazırlanmış bir çalışma var. Yazının tümünü okumak isteyenler için aşağıda linki var. Zamanı olmayanlar için birkaç bölümünü buraya aktaracağım.
Enfal 41’deki ganimetin dağılımında değişiklik yaparak; Peygamber yakınlarına, öksüzlere, yolda kalanlara ayrılan payı kaldırmıştır. Öteden beri uygulana gelen ve kendi döneminde de bir süre uygulanan geçici bir nikah olan “Muta nikahı”nı yasaklamıştır.
..
Ezanda, “Hayyl ale’l-felâh”tan sonra söylenen “Hayyı alâ hayr’il-amel” (Haydin en hayırlı işe) sözünü, “halk ibadete koyulur da savaşı boşlar” düşüncesiyle okutmamıştır. Bir kerede ve bir sözle üç boşamayı, kadın başamaktan toplumu çekindirmek gerekçesiyle caiz görmüştür. Sünnetlerde cemaat olmadığı sıralarda, kolaylık olsun diye teravih namazının cemaatle kılınmasını zorunlu kılmıştır. Suyun olamaması durumunda teyemmümle namaz kılınmamasını emretmiştir. Miras ve iddet konularında içtihatlar koymuştur. Cenaze namazındaki beşinci tekbiri kaldırmıştır. Sabah ezanına, “namaz uykudan hayırlıdır” sözünü ekletmiştir.[3]
..
Ayrıca Halife Ömer döneminde 2’şer rekatlık beş öğün namaz kesinleşir. Bunu bir buyruğuyla topluma zorunlu kılar. İçki yasağı getirilir. Muharrem (Mart) ayı yılbaşı olur. Hapishaneler ve zindanlar yapılır. Devlet hazinesi görevini yapan Beytülmal kurulur. Cenaze tekbiri dörde indirilir. İslam’da ilk kez vakıflar kurulur. Düzenli ordu oluşturulur. Ülke eyaletlere bölünerek yönetimde sıkı denetim sistemi getirilir. Hz. Muhammed’in yıktırdığı Mescid-i Dirar yeniden cami olarak açılır.[7]
Emevilerin diğer eklemelerinden:
Peygamber döneminden beri cuma hutbeleri namazdan sonra okunmaktadır. Ama, Emeviler Ali ve Ehlibeyt’e sövgü ve karalamayı hutbe konusu yapınca bunu içlerine sindiremeyen birçok insan namazı kıldıktan sonra hutbe dinlemeden camiden ayrılmışlardır. Hutbeyi zorla dinletmek isteyen Emeviler bundan da kendi kafalarına göre değişiklik yapmış, hutbeyi namazdan önceye koymuşlardır. Böylece, namaz kılmak zorunda olan Müslüman hutbeyi de dinlemek zorunda bırakılmıştır.
Osman da Ömer'den aşağı kalmaz. Onun icraatlerinden bazıları şunlar:
Halife Osman yakınlarını kayırırken Muhammedi İslam’da sürekli ödün verir ve keyfi kullanır. Velid b. Ukbe’nin içki içtiği kesin olmasına karşın kendisine hadd[15] vurulmaz. Eliyle buluşana kendisinden inzal olmadıkça açık Kuran ayetine karşın gusul gerekmediği yolunda fetva verir. Akkaaf 15. ayeti haml (doğurma) süresiyle çocuğun sütten kesilmesinin 30 ay, Bakara 233. ayeti süt verme süresinin tümünün iki yıl olduğu bildirmelerine ve haml (doğurma) süresinin en azının 6 ay olduğunun anlaşılmasına karşın evlendikten 6 ay sonra çocuk duğuran bir kadını recmettirir.[16] Bayram namazını 4 rekat kıldırır. Seferde namazları kısaltmaz. Umreyi[17] yasaklar. Bayram hutbelerini namazdan önce okutur. Doğallıkla bunların tümü Muhammedi ve Kuran İslam’ında uygulamalarının dışındadır. Tümü bidat olmalıdır.[18]
Baki Öz:Peygamber Sonrası İslam’a Eklenenler ve İslami Alanda Yapılan Düzenlemeler
http://www.karacaahmetsultan.com/arastirma.asp?id=169
4/5/2006
Olay son derece açık. İki Arap kabilesi Haşimiler ve Emeviler arasında bitmeyen bir kavga var. Muhammed döneminde bir birlik havası görünüyor ama alttan alta her iki taraf da rekabetini sürdürüyor. Muhammed'in ölümünden sonra Ebuberkir-Ömer-Osman ittifakı egemenliği ele geçiriyor. Osman'ın ölümünden sonra Ali geçiyor ama, Emeviler ortalığı cehenneme çeviriyorlar. Sonuçta hırslı, talancı, zenginleşmiş Emevi ailesi iktidarı tamamen alıyor.
Muhammed'in ehlibeytim yani ev halkım dediği Ali-Fatma-Hasa-Hüseyin'in de üstüne bir çizgi çekiliyor. Her şey yeni baştan organize ediliyor. Kuran da anlaşılmaz bir kitap haline getiriliyor. Bu kısmı da "Hz. Ali için inen ayetler" kısmında yazacağım.
Ömer ile ilgili şii ve alevilerin iddiaları böyle. Peki sünnilerin iddiaları nedir? Bir de onlara bakalım isterseniz.
http://sargon.blogcu.com/Islam_peygamberi_omer_midir/