Gazneli Mahmut

27/4/2006
Bu yazı dizisi aslında "Büyüklere Masallar" dizisinin devamı olmakla birlikte farklı bir izleğe sahip, yani tarihsel bir izlek biçiminde olmayacak. Karahanlılarla müslüman Türk devletleri dönemi başlar. Ancak amacım Türklerin İslamiyeti nasıl kabul ettikleri ve uyguladıklarını anlatmak olduğu için konuya Gazneliler, Selçuklular ve Türk olmasa da İslamiyeti kabul etmiş bir başka lider Timur'u işleyerek devam edeceğim. Amacım Türklerin aslında İslamiyeti yüzeysel bir şekilde kabul edip, pek uygulamadıkları, işlerine geldiği zaman uygulayıp, işlerine gelmediğinde umursamadıkları, aslında Şaman anlayışlarından kopmamış olduklarını gösterebilmek. Bundan sonraki bölümlere bu yüzden bir genel alt başlık olarak "Şamanın İslama Hizmeti" adı verdim.
 
Gazneli Mahmut'un Islam acisindan en buyuk onemi birincisi halifenin koruyuculugunu yapmis olmasi, ikincisi ise Islam'i Hindistan'a kadar yaymayi basarmasidir. Bu yuzden cokca ovulur, hatta goklere cikarilir.

Gazneli Mahmut, Sebuk Tegin'in ogludur. Sebuk Tegin, hukumdarlarin koruyucusu Turk muhafiz birliginin sefi olan Alp Tegin tarafindan Nisapur kole pazarindan satin alinmis bir koledir. Aslinda o donemde Turkler yaygin olarak ya parali askerlik yapmakta yada musluman kole pazarlarinda satilmaktadirlar. Iyi savascilardir, ayrica araplar arasindaki cekismelerden dolayi giderek daha gozde olurlar.

Alp Tegin'in kurdugu devlet kisa sure sonra Mahmud'a kalir ve Mahmut cok gecmeden fetihlerine baslar. Kimilerine gore bir kahraman, kimilerine gore bir canavardir. Belki de hem bir dahi hem bir canavardir. Kendisini elestirmedigi surece mizaha hosgoruyle bakar. Aydinlari etrafina toplamayi sever ama kafasi kizarsa El-Biruni gibi bir alimi pencereden atar. Ibn-i Sina'nin da boyle bir diktatorun sarayinda yasamaktansa cole kacmayi tercih ettigi yazilir.

Sokakta surekli ahlak polisi gezdirip, kurallara uymayanlari sert sekilde
cezalandirmasina karsin, kendisi surekli icki icip, kucuk kizlarla alem yapan biridir. Hatta eger sairler kendisine ovguler duzerlerse bu "onemsiz, kucuk" aliskanliklarina da ima yollu deginebilirlerdi.

Hindistan'a 17 defa sefer duzenler. Ilk seferler tumuyle talan amaclidir. Sonralari buralarda egemenlik kurmayi planlar. Bu seferlerde yapilan katliamlar tek kelimeyle korkuctur. Bir defasinda 53 bin Hintli esiri Gazne'ye getirip zorla cami yaptirir.

Savaslari muslumanlarin gozunde kutsal savaslar sayilsa da, askerleri aslinda "Allah'in yolunda savasan" askerler degil genelde parali Turk askerlerdir. Adlari gonullu olanlar bile gonullu degildir aslinda. Bu seferlerin tek amaci talandi, cihat Mahmut icin bir bahaneydi. Imparatorlugundaki diger dinlerden olanlarin oldurulmesi mubah sayiliyordu.

Mahmut doymak bilmeyen biriydi. Zevk ve sefaya cok duskun oldugu icin surekli para gerekiyordu. Bunun icin yoneticilerin sehirlerin kanini emmesine goz yumuyordu. Tabii boylelikle bu yoneticileri tutuklattirip mallarina mulklerine el koymasi kolay oluyordu. Mahmud'un 10 tane maliye bakani olur, bunlarin 6'sina kaziga gecirterek oldurtur. Halka vergi icin o kadar cok yuklenmistir ki, ciftciler artik topragi islemez olmuslar, uzmanlar sulama sistemine bakmaz olmuslardir. Ve iktidarinin 12. yilinda ulkesinde korkunc bir aclik salgini baslar.

Butun diktatorler gibi cok guclu bir ispiyoncu agi kurar ve oglu Mesud da dahil olmak uzere herkesi gozetim altinda tutar.

Mahmud'un Islamiyeti kabul etmis olmasina ragmen, ne kadar inanan biri oldugu da tumuyle suphelidir. Gercekte bir saman olarak kalmis oldugu soylenir. Islamiyetin kurallarinin coguna uymaz. Hindistan'da yakip yiktigi putlar kadarini da getirip sarayindaki koleksiyonuna koymustur. Arapca'yi idari dil yapmasinin nedeni ise bir milliyetci Turk olarak, Farsca'nin Turkler uzerinde kazandigi basariya sinir olmasidir.

Mahmud'un yerine babasinin sadece kotu yanlarini almis olan oglu Mesud(1030-1040) gelir. Despotlukta o kadar ileri gider ki, halk baska ulkelerden medet umar hale gelmistir. Ahlaksal acidan da, fiziksel acidan da odlek bir adamdir.

Bu diktatorlugun sonu icin cok beklemek gerekmeyecektir. Bu kole devletinin sonunu getiren yine bir Turk devleti olacaktir. Selcuklularla yaptigi Dandanakan savasinda (1040) Mesud agir bir yenilgi alir ve hem Horasan'i hem de Islamiyet'in yeni koruyuculugunu Selcuklulara birakirlar. Selcuklular icin de onemli olan Islamiyetten cok bu dini
kabul etme sayesinde ulasilabilecek guctur. Aslen Selcuklarin da pek iyi muslumanlar oldugu soylenemez. Onlar da kalben samandirlar, Islamiyet gorunurde kabul ettikleri bir seydir. Islamiyeti secmek Selcuklular icin de siyasi bir secimdi.

Gazneliler bu yenilgiden sonra varliklarini onemsiz bir devlet olarak bir sure daha surdururler. Gazne devletini tumuyle tarihe gomen ise bir Afgani halk olan Gurlular olacaktir. Gurlularin sefinin bir kardesi Gazne'ye rehin duser ve oldurulur. Bunun intikamini almaya gelen Gurlular korkunc bir intikam alir. Butun erkekleri kilictan gecirip, butun kadinlara tecavuz ettirir. Bagdat'in rakibi olacak kadar buyumus olan Gazne sehrinde tas ustunde tas birakmaz. Camileri, sarayi, ucyuz hamami, Hindistan'dan
getirilen hazineleriyle butun sehri yakar. Yangin yedi gun surer ve Gur fatihi Alaeddin "Dunyayi atese veririm" diye sarki soyleyip dans eder. Mollalari baskenti Gur'a kadar surukleyip kanlarini binalarina harc yapar. Cihansiz lakabi takilir kendine.

Gurlular da Gazneliler de tarih sahnesinden silinip gittiler bugun. Ancak Islami Hindistan'a kadar yayan, bugun Pakistan diye bir ulke olmasina neden oldugu soylenen Gazneli Mahmut nasil biridir ve bu yayilma nasil saglanmistir. Ne kadar kan dokulmustur, ustelik bu dini yayanlarin kendisi gercekte bu dine inanmakta midirlar? Yoksa bu din savaslari tumuyle politik savaslar midir? Turkler ne kadar musluman olmustur tarih boyunca?

Selçuklular

27/4/2006

Selcuklular'in Islam tarihinde onemli bir yeri vardir denir hep. Peki nasil bir onemdir, ne zamandan beri islamiyeti kabul etmis ve ne kadar musluman olmuslardir bu Selcuklular.

Yirmidort Oguz kavminden biri olan cakirdogan soyu kiniklerin sefi Selcuk'dur. Uc oglu var: hepsinin ilk adi Arslan, ikinci adlari sirayla Israil, Mikail ve Musa. Isimler Ibrani yada hiristiyan etkisini gosteriyor, ancak Selcuk ancak, o da kesin degil, belki hayatinin son doneminde Islamiyeti kabul eder. Gercekte tam bir samandir. Zaten oglu Aslan Mikail de cocuklarina "putatapar" inanistan gelen Turk isimleri kor: Tugrul(Dogan) ve Cagri(Atmaca). Yirtici kus adlari eski Turklerde bir gelenektir, daha dogrusu inanctir.

Selcuklularin yukselisi Tugrul ve Cagri sayesinde olur. Gazneli Mahmud'un duskun oglu Mesud'u Dandanakan'da agir bir bozguna ugratan Tugrul Bey'dir. Yil 1040. Iste bu savas Selcuklular icin kritik bir savasti. Ama sorun cogu zaman iyi savasmak degil dogru karar vermektir. Turkler, Islamiyeti koruyan diger Turkleri(Gaznelileri) yenmisti. Ama eger Bati'ya yonelmek istiyorlarsa bir karar vermeleri gerekiyordu. Islamiyeti koruyan Gaznelilerin yerine aday olmak harika bir firsatti bu is icin. Nitekim tarihi karar verilir. Ama tek basina bu da yeterli degildir. O donemde yildizi parlayan Siiliktir. Ama Selcuklular Gazneliler gibi asil rakip olarak araplari degil, farslari gorurler. Zaten arap dunyasi bir koruyucu beklemektedir. Kolayca hamilige soyunup buyume sansi da vardir. Hemen karar verilir, halife karti oynanir.

Goruldugu gibi son derece siyasi bir karardir. Selcuklar kalben samanlardir ve din konusuna pek de onem vermezler. Eski inanc ve gelenekler aslinda surer. Gercekten de bir zaman sonra Halife Tugrul Beyi yardima cagirir. Bu bahaneyle Turkler kolayca Iran seferine cikarlar ve kisa zamanda tum ulkeyi ele gecirirler. Bagdat da ele gecirilir ve 70 yasindaki turk komutani Tugrul, bir zamanlarin Yecuc Mecuc kavminin diger insanlarindan hic farki olmayan bu ihtiyar barbara, sultan unvani verir. Her zaman han, hakan olan turkler artik sultan da olmaya
baslarlar boylece. Ama bununla yetinmez halife. Genc kizini da Tugrul'a verir. Ve bu 70'lik ihtiyar barbar ile dunyanin en soylu kanindan gelmis sarayda yetismis prenses, saman Turk adetleriyle yapilan bir dugun toreni ile evlenirler.

Bundan boyle Turkler, Islamin koruyucusu sayilirlar, ama aslinda eski geleneklerinden vazgecmezler. Bir cogu musluman adlarini degil geleneksel saman/turk adlarini kullanmaya devam eder.

Bu mucadele daha sonra da devam eder. Osmanli doneminde de eski geleneklerin ne kadar guclu oldugunu gorecegiz.

Şaman hoşgörüsü

27/4/2006
Mogollar ve Turkler tanri ya da tanrilarla iliski kuran insanlardan hep cekinirler, onlara sagi duyarlardi. Bu yuzden her dinden din adamlarinin onlara dua etmelerini, onlar icin "uzun omur" dilemelerini isterlerdi. Bunun icin de bu ada,lari her turlu vergiden muaf tutar ve cesitli ayricaliklar tanirlardi.

Bulunmus yuzlerce turk ve mogol "hosgoru fermani" var. Burda tek kural Mogol yada Turk ama "saman" yasasina uymakti. Ve bu yasa ozellikle Islam acisindan guclukler getiriyordu, cunku Islam seriati muminlerin tum hayatini yonlendirmek istiyordu. Samanlar icin ise "saman" kalmakla beraber hiristiyan yada budist oldugunu soylemek celiski sayilmiyordu. Ornegin Mogol prensi ve sonra hani Möngke hiristiyan Hayton'a gore kendini vaftiz ettirip hiristiyan olmustur, musluman tarihci Cüzcani'ye gore ise Islamiyeti kabul etmistir. Aslinda ikisi de muhtemelen yalan soylemiyordu.

Samanlarin bu donekligi din adamlarini bazen buyuk hayallere daldiriyor, bazen de buyuk hayal kirikliklarina ugratiyordu. Bu davranisi anlamalari mumkun degildi.

Ayrica hanlar. hakanlar kendilerine bazi ayricaliklar veriyorlar, kendileri icin fermanlar yayinliyorlardi. Bunu yanlizca kendilerinin kullanmasi gerektigini dusunuyorlardi, ama cok gecmeden bu donek hakanlar diger dinlerden din adamlari icin de ayni fermanlardan yainliyordu. Bu fermanlari diger dinleri zayiflatmak icin kullanmaya calisiyorlardi ki, bu davranislarini da Samanlar bir turlu anlamiyorlardi.

Mogol/Turk kavimlerindeki dini hosgoruye karsin bu dinlerin boyle birbirlerine girmeleri cok yaygin birseydi. Muslumanlarla hiristiyanlar, Budistlerle Taocular ve papa yandaslari ile Nasturiler en cok birbirine girenlerdi. (Her din en yakinini rakip goruyor yani) Cengiz Han 1223 yilinda Taocu danismani Cang-cuen'e "dunyadaki tum insanlar uzerinde" yetki verir. Taocular Budistleri yonetme hakki kazandiklarini sanirlar. Möngke de Nasturi ve papaya bagli kiliselerin baslarina farkli yoneticiler getirip kavgayi yumusatmaya calisir. 1257'de San-tu'da konfucyusculerin hakem olarak katildigi din tartismalari da bu kavgayi yumusatmak icindir.

Turkler de bu tartismalari Mogollar gibi pek seviyorlarmis. Hazar Turklerinin tartismalar yapmak icin dunyanin dort bir tarafindan din adamlarini toplamalari ilginc birseydir. Bu tartismalarin sonunda da garip bir sekilde Museviligi kabul ederler.

Goruldugu gibi biz de cok seviyoruz dini konulari tartismayi. Atalarimizdan miras almisiz.

Timur Dönemi Rönesansı

27/4/2006
Su Timur denilen adam hakkinda ne biliyoruz. Bu adi liselerde falan tarih kitaplarinda Osmanli tarihi icinde bu konuyu bir duymusuzdur. Hatta bir de Nasreddin Hoca ile Timur fikralarinda. Bu adam Anadoluya bir gelmis, Beyazit’i yenip, Osmanliyi bir sarsmistir, sonra da gitmistir. Baskaca da pek bisey bilmeyiz. Sadece buyuk bir adam oldugunu duymusuzdur.

Evet buyuk fatihlerden biridir, ayni zamanda buyuk katillerden biridir. Timur’un katliamlari ile karsilastirilabilecek az insan vardir tarihte. Anlatilan en unlu katliamlari da Iran platosunda baslattigi insan kellelerinden tepeler yaptirmasidir. Isfahani aldiginda 70 bin kisinin kellesinden tepe yaptirdigi soylenir, sonradan tüm Türk dünyasina yayilan bir modaya dönüsür bu. Izfihar adinda kucuk bir sehirde de iki bin esiri balcikla sivayip canli canli bir kule insaatinda kullanilan tuglalarin harcina katar. Oyle ki bir sehre Timur’un yaklastigini duymak bile sehrin teslim olmasina yeter olmustur.

Neyse ki, amacimiz Timur’un katliamlarini anlatmak degil. Timur devri Islamiyet acisindan onemli bir devirdir. Cunku Islamiyet hanesine yazilan bircok dusunsel sanatsal eser bu donemde cikmistir. Bu doneme tarihte « Timur donemi rönesansi » deniyor. Simdi bu donemin belli basli ozelliklerine gecelim.

Timur yaman bir savasci olmasinin yaninda entellektuel meraklari olan bir adamdi. Sanata, bilime cok duskundu. Dunyanin diger kentlerini yikarken, Semerkant’i buyuk bir kent haline getirmis ve donemin en buyuk kenti yapmistir. Onun zamaninda Istanbul, Semerkant’tan kucuk bir sehirdi ve ancak 16. yuzyilda Semerkent’i gecebilmis.Sehre o kadar cok ogretmen getirtmis ki, ogretmenler ders verecek ogrenci bulamamaya baslamislar.

Timur’un sansina ogullari ve torunlari da kendisi gibi hem dusunsel ve sanatsal acidan yetenekli hem de iyi savascilar cikmislar ve Timurogullari denilen bir donem yasanmis. Timur donemi ronesansi denen ve iki-uc yuzyil suren bir gelisme donemi Orta Asya’yi 14-15. yuzyil dunyasinda yildiz gibi parlatmis. Kuskusuz halklarin cok acilar cektigi bir donemdi.

Muzik Timurlara eski Sogdiyana’dan miras, irani kokenli bir miras yani. Bir müzik aletin calmamak acikca asagilanan biseydi, muzikle ilgilenmeyen egitimsiz biri sayilirdi. Harp ve flut en tutulan aletlerdi. Buyuk orkestralar, bestekarlar, virtüözler vardi.

Tabii kotu aliskanliklari da vardi. Icki cok icilirdi. Buhara. Siraz ve Gaznenin saraplari meshurdu. Bircok prensin alkolden erken yasta oldugu soylenir. Uyusturucu da yaygindi. Afganistandan gelen hashas bolca kullaniliyordu. Cinsel tutkulari da asiriydi. Oglancilik adeta bir yasam bicimiydi. Prenslerin cogunun birer subyan haremi vardi. Oglanlarin aski bir erdem olarak kabul ediliyor, boyle bir ask yasamamis olmak kusur sayiliyordu. Anne babalar kizlarindan cok genc oglanlarini korumaya calisiyorlardi, cunku genc oglanlarin kacirilmasi cok sik oluyordu.

Buna karsin kadinlar son derece rahatlardi, müslüman araplarda olmayan bir özgürlük vardi kadinlarda. Timurun pek sevdigi solenlere kadinlar örtünmeden katilirlar, erkeklerle beraber yer icerlerdi. Ata binerler, avlanirlar ve hatta Timur’un ordusuna bile katilirlardi. Genelde iyi egitim alirlardi. Babur’un kizlarindan biri degerli bir tarihci ve kronikcidir ornegin. Müslüman din adamlari bu gelenegi yok edebilmek icin cok calismislardir.

Oyunlara da cok duskunlerdi. Sans ve talih oyunlarina, yarislara bayilirlardi. Zar atma ve geleneksel asik oyunu cok oynanirdi. Daha akli basinda olanlar kagit, tavla, dama, satranc oynardi. Bu oyunlardaki kavramlar farsca ve arapca kokenlidir.

Halkta saman gelenekler cok yaygindi. Gezici vaizler vardi. Baba deniyordu bu kisilere. Bunlar Islam ortusu altina girmis Samanlardi aslinda. Ibadet falan ogretmekten cok buyuler ogretiyorlardi. Halkin sevdigi ve saygi duydugu kisilerdi.

Islamiyete engel olan sadece babalar degil, bilim adamlarinin da aralarinda bulundugu inancsizlar, özgür düsünceciler, bilinemezciler vb. Idi. Ornegin Ulug Bey dindar sinifla arasina mesafe koymustu. Gizemcilik de ilgiyle karsilaniyordu. Naksibendi tarikati bu donemde dogmus. Ayrica diger dinler de varliklarini surduruyorlardi.

Bu donem boyunca bu topraklar dunyanin hemen her dilinin konusuldugu (sadece Kabil’de 12 dil konusuldugu soyleniyor) , her erdemin ve her kusurun birarada yasadigi muhtesem bir kaynasma yeri idi.

Ulug Bey astromide, El-Kasani matematikde onemli . isimlerdi. Edebiyetta Ali Sir Nevayi, Babur, Sirazli Sadi, Firdevsi, Nizami, anadoluya burdan gocen Celalettin Rumi, Emir Husrev, tarihcilerden Residuddin ce Cüveyni yetismis.

Bir Turk lehcesi olan Cagatay Turkcesi konusulurdu, bircogu turkce yazmistir. Ama Farscanin bilim ve edebiyat dili olarak kabul edilmis olmasinin verdigi gerilim hissedilir. Mesela Ali Sir Nevayi’nin Türk ve Iran dillerini karsilastirdigi, Turk kulturunun ustunlugunu ispatlamaya calistigi kitabinin adi Muhakemet-i Lugateyn. Smile

Yasak falan dinlenmemis resimle de ilgilenilmistir. En en gelismis olan sanat dali budur. En unlu ressamlari Behzat’dir.

Timur donemi rönesansinin bir cok urunu Islam kulturu icinde sayilir. Ancak goruldugu gibi hic de bir Islami gericiligin, kati Islami kurallarin esliginde gerceklesmis bir atilim degildir. Yasam bastan asagi seriata hic uymaz, hemen bircok yasaga hic uyulmaz. Hatta inandiklarini soyleseler de ne kadar musluman olduklari tartismalidir, yada pek iyi musluman sayilmazlar.

Şaman Kültürünün İzleri

27/4/2006
Selçuklular'ın ve onların ardından gelen Osmanlılar'ın diğer dinlere karşı hoşgörüsünden sıkça sözedilir. Aslında bu hoşgörünün İslamiyetle hiçbir ilgisi yoktur. Tamamen Şaman geleneklerinin izleridir. Türkler dışındaki İslam devletlerinde böyle bir hoşgörü yoktur. Samaniler için anlatmış olduğum Manicilieri öldürme girişimi sadece onlara özgün bir olay değil. Sonraki şeriat devletlerinde de aynı şeyler görülüyor. Şeriat'da başka dinlere hiçbir özgürlük tanınmaz aslında. Ancak yeni kabul edilen dini, İslamı yüceltmek için, belki de gerçekte içeriğinde yapılmış olan değişikliği gizlemek için uydurulmuş bir söylemdir bu. İslamiyete Moğol ve Türklerin yani Şamanın en önemli katkısı budur diyebiliriz.
 
Genelde Gök-Tanrı, onun niteliklerini almadan çok önce bile Allah'a benzetilmiştir. Gök-Tanrı'nın hayattaki uzantısı olan kut, Tanrı'nın lütfu oldu; Gök-Tanrı'nın emri olan yarlık (ferman) şefaat ya da af oldu. Paganizmin tanrıları veya şeytanları, cinlere ve perilere benzetildi ya da ayinleri bir ermişinkine göre değiştirildi.
 
Türk halk kitlelerinin bu davranışlarını bir başka açıdan okuyacak olursak ikiyüzlü olarak nitelemek de mümkün. Yapabildikleri ölçüde ancak kısmen müslümanlaşmışlardır. Bu konuda birçok kanıt metin var. XIII. yüzyılda Yusuf ile Zeliha adlı klasik öykünün Seyyad Hamza'nın yazdığı Türkçe ilk değişkesi bütün müslüman metinleri gibi Bismillah ile başlamaktadır, ancak yazar bu yakarışın Allah dahil her terimini açıklamak zorunluluğunu duymuştur. Aynı şekilde XIV. yüzyıl sonunda, Kuran'ın Kastamonu dolaylarında Türkçe olarak yapılan yorumu Allah'ı Tengri aracılığıyla açıklamaktadır. Hacı Bektaş, Vilayetnamesi adlı kitabıunda Oğuzların İslam öncesi geleneklerinden büyük çapta alıntılar yapar. Dede Korkut kitabı her sayfasında Türk "paganizminin" izlerini taşımaktadır; öyle ki, dağ, su ve ağaçtan kurulu  kutsal üçlüye yapılan dualar bunu açıkça göstermektedir.
 
Türk kahramanlık destanları ve efsanelerinde de Şaman kültürünün derin izleri görülür. Köroğlu destanı bu açıdan zengin dir. Türk destanları arasında en fazla çoktanrılı olan ise Saltıkname'dir. Kimi zaman tam anlamıyla müslüman nitelikli olmasına karşın Babürname'de de çokça eski gelenekten sözedilir.
 
Göçebe Türkler daha az katı olan ve dinsel sapmalara daha hoşgörü gösteren Şii mezhebine yakınlık gösterdiler. Türkmen babaları, Barak Baba, Baba İshak, Baba İlyas ve diğer birçokları kendilerini bu mezhebe yakın gösteriyordu; ancak gerçekte eski Şaman mirasçıları, eski dinin "büyücü rahipleri"ydiler.
 
Böylece yüzyıllar boyu İslamın önderi gibi gösüken müslüman Türk dünyası ve ülke yöneticileri aracılığıyla geröekten bu duruma gelen Türkler iki bölüme ayrıldı. Bir bölümüğ İslamiyeti içtenlikle kabullendi ve eski dinden tepki yaratmadan koruyabileceklerini yeni dinlerinde sürdürdü. Örneğin şehzadelerin boğdurulması, ritüel savaşları, düşman ölülerinin mezardan çıkarılması ve yakılması, yak veya at kuyruğundan yapılan sancaklar gibi. Diğer bölümüyse bir dereceye kadar müslüman oldu, ancak geçmişinden alabildiğince fazla şeyi korudu. Bu, herşeyin hızlı bir şekilde yozlaştığı, ancak daha hiçbirşeyin tamamen kaybolmadığı günümüze kadar süregelmiştir.
 
Son olarak çelişki gibi görülebilecek bir durumdan bahsetmekte fayda var: Türk ve Moğolların bu eski dininin Sibirya ve Altaylarda sürdürüldüğü şeklinde iddialar vardır. Halbuki gerçekte müslüman ülkelerde bu eski gelenekler daha iyi korunmuştur. Merkezden uzaktaki toplumlar her zaman daha tutucudur.

Sonuç Yerine

27/4/2006
Yazı dizimizin sonuna geldik. Sonuç bölümüne iki yazı koymak istiyorum. Biri Barak Baba, bir diğeri ise internet dünyasından adını bilmediğim bir dostumun bu başlığa eklediği güzel bir metin. Bunlardan biri Baki Öz'ün Bektaşilik üzerine olan kitabında yaptığım bir düzenleme. Bir ansiklopedi maddesi haline getirmeye çalıştım. Sanırım fena da olmadı.
 
 
Barak Baba metnini buraya eklemiyorum. İkinci metin (panteidar nickli dostumun yazısı) ise aşağıda:
 
Anadolu'da da şaman gelenekleri diğer öğretilerle karışmış durumda sürüyor aslında. Nazardan korunmak için tahtaya vurmak ve dili ısırmak , adak ve dilek için bez bağlamak , kan kardeş olma ritüeli , lohusa şerbeti içmek ve yağmur duasına çıkmak gibi...
Şamanlar bereket ve şifa için dua ederken özel ritüeller ve ayinler yapıyorlar. Bu ayinlerde ve yaşamlarında kulandıkları özel malzemelere de kutsal anlamlar yüklüyorlar. Törenlerde giydikleri yöresel kostüm ve başlıkları, çalmak için davulları , kötülüklerden arınmak için ayin sırasında yaktıkları ateşleri , aksesuar olarak kullandıkları çanları , tüyleri , tütsü niyetine yaktıkları otları var...

Türklerin İslamiyet'e geçmesiyle , ibadet şekillerinde köklü değişiklikler olmuştur. Bir çok folklorik değerden "günah olur" düşüncesiyle vazgeçilmiş , dolayısıyla bu değerlere sahip çıkan Türk topluluğu azalmıştır. Özellikle musiki ve halk oyunları gibi değerlerimiz yeni dini inanç sistemi içerisinde kendine bir yer bulamamış , bunlarla uğraşan insanlarımızın pek çoğu bu sistem içerisinde dışlanmıştır.Bu değerlere sahip çıkan Alevi-Bektaşiler sayesinde , Türklerin ve Şamanların Dede Korkut'dan gelen anlatımlarıyla kültürleri , kimi zaman Karacaoğlan'ın , kimi zaman Emrah'ın , Pir Sultan Abdal'ın , Âşık Veysel'in sazında ve sözünde yeniden şekillenmiştir. Başka hiç bir İslamî ülkede saz ve söz ile tanrıya yakarma biçimi yoktur.Türkmen kökenli olan Alevi-Bektaşiler , ozanlık geleneğinin günümüze taşınmasında , bence çok önemli bir görevi yerine getirmişlerdir. İslamiyet öncesi Türk töresini yüzyıllar boyu yaşatma başarısını gösteren Alevi topluluğuna , bu bakımdan çok şey borçlu olduğumuzu düşünüyorum..

Bakın Ruhi Su ne diyor ;

Bizim bu ozan dilimiz , doğru gören , doğru söyleyen sazımız , dertlilere derman arayan şaman dualarından beri böyle yargılayıp geliyor. Aldı Alaca dağın , kara dağın akan suların ayincisi. Hem ayincisi hem oyuncusu olan şaman kocası bakalım ne dedi :

'Allah! Bismillah!'

'Ey Tanrım! Yanıldığımda bana yardım et! Ey kopuzum! Doğru gör , doğru söyle! Üyengi ağacının kökünden oyarak aldığım kopuzum! Kızıl çalı tobulga'dan perdelerini yaptığım kopuzum! Yörük atın kuyruğundan tel yaptığım kopuzum! Doğru gör , doğru söyle! Söylenene uymazsan kulaklarını burarım! Seni yere çalarım! Oynayıp durduğum andır bu an! Çam kopuzumu elime aldım. Su yılanı gibi dolandım döndüm..' deyip kesti. At ayağı çabuk , ozan dili çevik olur derler. Biz gelelim Kara Hoca'nın oğlu Dedem Korkut'a. Dedem Korkut'tan bir yiğit damar sürüp getirelim Köroğlu'na. Aldı Çardaklı Çamlıbel'in kırk delisinden biri. Yusuf'un oğlu. Koç Köroğlu. Bakalım o da nasıl bir öğüt verdi , ne söyledi :

'Köroğlu her zaman kurdu meydanı,

Ben bilirim yahşi ile yamanı,

Aman dileyenden kesme amanı,

Derdi olanların derdine bakın.'

imza kampanyasi


Ziyaretçi Defterine yazın

Paylaş

Blogcu ile yapıldı

Google