Tarkan Yaşadı mı?

27/4/2006
Çocukluğumdan beri Tarkan filmlerini severim. Kartal Tibet’in o koyun derisinden midir nedir üstüne geçirdiği mont, ayakkabıları, bilekliği, yanındaki muhteşem kurdu, Bizans’lı dilberler, Bizans’lı kral ve efradının giydiği saten giyecekler ve pelerinler, hepsi hepsi beni büyülemiştir. Ne kadar aptalca sahneleri de olsa seve seve izledim Tarkan’ı. Bugün bile karşılaşsam oturup saatlerimi veririm bu filmlere.

Ben Tarkan’ı gerçekten yaşamamış, hayali olarak uydurulmuş, “şanlı Türk milleti” kahramanlarından biri sanıyordum. Geçenlerde böyle birinin gerçekten yaşadığını öğrendim. Eğer kaynağım yanıltmıyorsa ve “tarkan” sözcüğü o zamanlar bir isim olmanın ötesinde bir tür rütbe, ünvan gibi bir özellik taşımıyorsa, benim çocukluğumun Tarkan’ı gerçekten yaşamış biri. Kaynağım tarihçi Jean-Paul Roux. Kitabı “Orta Asya: Tarih ve Uygarlık”.

Peki bizim Tarkan ne zaman, nerde yaşamış, ne iş yaparmış, kaç Bizans’lı dilberle birlikte olmuş, kaç Bizans’lı öldürmüş? Bunları öğrenme şansımız var mı acaba? Elimdeki bilgilerden yola çıkarak bazı yorumlar yapabiliriz, ancak kesinliği elbette şüpheli.

Önce ne zaman yaşamış: Roux’a göre Tarkan yüksek rütbeli bir subay ve Tu-kiu (Göktürkler) döneminde yaşamış. Ve elçi olarak, daha doğrusu Tu-kiu ülkesine gelen bir elçiyle birlikte Bizans’a gönderiliyor. Yıl ise 500’lerin sonu.

Göktürk’lerin o zamanki kağanı İstemi Kağan. Aslında o dönemde Bizans’lılarla bir çatışma falan sözkonusu değil. Tersine Bizans’lılarla Türk’ler arasındaki ilişkiler son derece iyi. Sorun İran’la ilişkilerde. Zaten Türklerin Bizans’la ilişki kurmasının arkasında da bu sorun yatıyor. Başlangıçta İran’la ittifak halinde olan Türk’ler ipek yolu üzerindeki Sogd/Sasani çatışmasının içinde kendilerini bulurlar. İstemi’nin elçileri Sasani’ler tarafından öldürülür. Neyse uzun etmeyelim, çeşitli nedenlerle İran karşısında bir ittifak arayan İstemi, uzak görüşlü bir kağan olarak Bizans’la ittifak arayışına girer.

Bu dönemin tablosu şöyle: O zamanki dünyanın en önemli güçleri Çin, İran ve Bizans’dır. Göktürk’ler 20 yıl gibi kısa bir sürede hızla yayılır ve Kore’den Karadeniz’e kadar yayılmayı başarırlar. 4. büyük güç olarak tarihe otururlar. İşte bu dönemde 500’lü yılların James Bond’u olarak tarih sahnesine bizim Tarkan çıkar. Görev alanı Bond’unki kadar geniş değildir. Hep Bizans’a gidip gelir. Yine de bugün ürettiğimiz Rambo’larla kıyaslanırsa geniş sayılır. Şimdikiler sadece Irak’a gidip geliyolar.

Yarın Pazar, keşke TV’de şöyle güzel bir Tarkan filmi olsa da seyretsek.

 

Tarkanın Dilberleri ve Çalışma Alanı

27/4/2006
Gelen yoğun talep üzerine şu iki konuya açıklık getirmek gerekli oldu.

1. Tarkan'ın dilberleri: Bu konuda sevgili Sezgin Burak zamanında epey bir araştırma yapmış. Bize onun araştırmasını genç kuşaklara tanıtmak kalıyor. Aşağıdaki linkte bu dilberlerden bazıları görülüyor.
 
 
2. Bizans'ın sınırları nereleri idi: Küçük araştırmamda gördüm ki, Tarkan sadece Bizans'a gitmemiş, Vandal ve Viking ülkesine kadar uzanmış. Ama soru eğer Tarkanın çalışma alanının genişliği değil de, Bizans'ın sınırları ise aşağıdaki linkte güzel bir harita var
 
 
Bu harita benim bahsettiğim dönemle ilgili olan bir harita. Justinianus dönemi, yani bana göre Tarkan'ın yaşadığı 560-600 arası dönem. Ancak tarkan sitesinde Atilla'nın Hun imparatorluğundan bahsediliyor.
 
 
Atilla dönemi 400-450 arası. Arada 100 yıldan fazla bir fark var. Gerçekten de Tarkan'ın maceralarında geçen karakterler Atilla döneminin karakterleri gibi. Mesela Flavius Placidius Valentinianus o dönem batı Roma imparatoru. Tarkan'ın dilberlerinden Prenses Honoriya'nın abisi. Honoriya gerçek midir, bilinmez ama abisi gerçek.
 
Yani Roux'un bahsettiği elçi Tarkan'la Sezgin Burak'ın Tarkan'ı farklı dönemlerde, farklı ülkelerde yaşamışlar, Birisi Atilla'nın Hun'larından, diğeri Göktürk, İlteriş Kağan'ın subaylarından.
 
Yahu, ben bu tarihleri çok acayip merak ettim, zamanım var, daha fazla bilgim olsun diyen varsa aşağıdaki linkleri de vereyim
 
Bizans İmparataorluğu için
 
 
Göktürk'ler için (pek yetersiz ama)
 
 
Atilla için
 
 
Son olarak sadece bunları konuşmamızı sağlamakla kalmayan, yıllardır sevdiğimiz birçok kahramanı yaratmış olan Sezgin Burak'ı da anmadan geçmeyelim.
 
 

Atıl Kurt

27/4/2006
Tarkan’dan bahsedince insanın aklına hemen kurt geliyor. “Atıl kurt” özdeyişi ile çizgi roman ve sinema tarihimize de perçinlenmiş olan bu kurt teması kesinlikle biz Türk’ler için ayrı bir önem taşıyor. Zira bizler kurt’un çocuklarıyız. Asena öyküsü enteresan bir öykü. Türk göçebe kavimlerinin bu öyküsü, Çin kaynakları tarafından ve Bugut yazıtı diye bilinen türklerin atalarını dişi bir kurtun emzirmesini tasvir eden bir resimle doğrulanmış. Herkes bilsede ben bir kez daha aktarayım öyküyü.

“Türkler komşu bir devlet tarafından yenilirler ve on yaşında bir oğlan çocuğu dışında tüm kavim öldürülür. Hiçbir asker bu çocuğu öldürmek istemez. Çözümü ayaklarını kesip sazlarla örtülü bir bataklığa atmakta bulurlar. Bu bataklıkta çocuğu bulan bir dişi kurt onu etlerle besler. Çocuk böylece büyür ve dişi kurtla birleşir. Kurt hamile kalır. Çocuğun hala yaşadığını öğrenen kral adamlarını çocuğu öldürmeleri için gönderir. Çocuğun yanında bir kurt olduğunu gören askerler kurdu da öldürmek isterler. Ama kurt Turfan’ın kuzeyinde bulunan yüksek bir dağa kaçar. Bu dağda bir mağaraya sığınır, mağarada etrafı yüzlerce li ve yüksek zirvelerle çevrili, sık otlarla örtülü dümdüz bir ova bulunmaktadır. Burada kurdun on tane erkek çocuğu olur. Bu çocuklar büyüyünce dışardan kızlarla evlenirler, böylece soyları çoğalır. Bunların çocukları birer soyadı seçer ve biri de Asena’dır. “ (Jean-Poul Roux, Orta Asya, s.130-131)

Suya bırakılan çocuk teması oldukça ünlü bir tema. Bu temanın diğer bilinen iki versiyonu dişi bir kurt tarafından büyütülen Romus ve Romulus (Roma’nın kökeni öyküsü) ve Nil’e bırakılan Musa öyküsüdür (Yahudilerin kökeni öyküsü diyemiyoruz ama, kurtuluşu öyküsü demek mümkün)

Tevrat’taki öyküde firavun İbranilerin erkek çocuk doğurmasını yasaklamıştır. Doğan her erkek çocuk Nil’e atılacak, kız çocuklar sağ bırakılacaktır.

“Levili bir adam kendi oymağından bir kızla evlendi. Kadın gebe kaldı ve bir erkek çocuk doğurdu. Güzel bir çocuk olduğunu görünce onu üç ay gizledi. Daha fazla gizleyemeyeceğini anlayınca, hasır bir sepet alıp, katran ve ziftle sıvadı. İçine çocuğu yerleştirip Nil kıyısındaki sazlığa bıraktı. Çocuğun ablası kardeşine ne olacağını görmek için uzaktan gözlüyordu.

O sırada firavunun kızı yıkanmak için ırmağa indi. Hizmetçileri ırmak kıyısında yürüyorlardı. Sazların arasındaki sepeti görünce, firavunun kızı onu getirmesi için hizmetçisini gönderdi. Sepeti açınca ağlayan çocuğu gördü. Ona acıyarak ‘Bu bir İbrani çocuğu’ dedi.” (Mısırdan :Çıkış, 2:1-6)

Tevrat’taki öyküde kurt yok. Bir İbrani sütnine bulunup, getiriliyor. Eski türklerde altından bir kurt başı bayrak ve sancakları süslemede kullanılır ve kurdun ordunun önünde yürüdüğü döylencesinden dolayı ön saflarda yürüyen birliklere “kurtlar” denirmiş. Ancak diğer göçebe kavimlerde de bazı hayvanlar çok önemli, muhtemelen kutsallık taşıyorlar.

Öykünün en eski versiyonu yine Sümer kökenli. Asur kral listesinde Sargon aşağıdaki gibi anlatılıyor.

My mother was a changeling, my father I knew not. The brothers of my father loved the hills. My city is Azupiranu, which is situated on the banks of the Euphrates. My changeling mother conceived me, in secret she bore me. She set me in a basket of rushes, with bitumen she sealed my lid. She cast me into the river which rose over me. The river bore me up and carried me to Akki, the drawer of water. Akki, the drawer of water, took me as his son and reared me. Akki, the drawer of water, appointed me as his gardener. While I was a gardener, Ishtar granted me her love, and for four and […] years I exercised kingship. (King 1907: 87-96)

http://en.wikipedia.org/wiki/Sargon_of_Akkad

Burda Sargon Fırat’ın sularını atılıyor ve sulardan alınıp bahçıvan olarak yetiştiriliyor. Aslında bu öyküyü türkçe bir roman yazarımız yazmış. Yanılmıyosam romanın adı İnhuduanna idi. Akılda tutması zor bir isim. Sargon’un yarı tanrı kızının öyküsü.

Daha önce Nuh tufanı öyküsünde olduğu gibi her kavim kendi kültürel değerlerini, yaşam tarzını eklemiş bu öyküye. Öykünün Mezopotamya, Avrupa, Asya içlerindeki farklı versiyonları dinlerin, kültürlerin, nasıl birbirlerinden etkilenmiş olduklarını ne güzel anlatıyor, değil mi?


imza kampanyasi


Ziyaretçi Defterine yazın

Paylaş

Blogcu ile yapıldı

Google