Yeni Enver Paşacılık

16/4/2007
Ben bu akıma kısaca Yeni Enver Paşa'cılık diyorum. Her tanımlamada olduğu gibi bu tanımda da eksikler vardır tabii. Aradan 100 yıl geçtikten sonra, üstelik geride Enver Paşa değil bir ittihat terakki varken, ve bu akımlar Kemalizm'e sahiplenirken böyle bir tanımlama haksız görülebilir. Ancak belli noktalarda Kemalizm'e yaklaşırken birçok noktada da uzaklaşıyor. Bu açıdan ayırma ihtiyacı duyuyorum. Bunları çeşitli başlıklar altında açmaya çalışacağım.

Mustafa Kemal de İttihat Terakki'nin içinden gelen bir lider. Sonrasında yollar ayrılıyor ve çatışmalar yaşanıyor. Bir ardıllıktan sözedilebilir, ancak farklılıklar olduğu da açıktır. Osmanlı'nın son döneminde gelişen bu akımların sıralaması Yeni Osmanlıcık, Jön Türkler ve İttihat Terakki Hareketi şeklinde gider. Milliyetçi kurtuluş projelerinin son noktası ise Kemalizm olmuştur. Bu eksenden bakıldığında bir ardıllık vardır. Ancak her aşamanın kendine özgü özellikleri vardır ve bu farklılıklar koca bir imparatorluğu çözülüşe götürecek 15-20 yıl kadar kısa bir süre içinde oldukça ciddi boyutlara ulaşırlar.

Amacım tarihe girmek değil, güncele gelmek. Bu yüzden konuyu İttihat Terakki ve Mustafa Kemal farklılıklarına girip dağıtmayacağım. Ancak kısa bir açıklama yapmak gerekiyor. Zira genç nesiller bu önemli tarihsel süreci nerdeyse hiç bilmiyorlar.

İttihat Terakki, Abdülhamit'e karşı mücadele eden ve meşrutiyet yanlısı bir kuruluştu. Askeri okul öğrencileri tarafından kuruldu ve kısa zamanda Makedonya ve İstanbul'da güçlendi. Özellikle masonlar, memurlar ve genç askerler arasında güçlendi. Bu arada Ermeni ve Rum dernekleri ile de işbirliği içindelerdi.  Öyle ki bir dönem Rumeli'de ittihatçı olmayan subay bulmak olanaksızdı. Enver Paşa, Resneli Niyazi ise dağa çıkıp Abdülhamit'e karşı isyan başlatınca büyük sempati topladı. 1908'de meşrutiyet ilan edildi ama hiç de beklenildiği gibi bir özgürlük ortamı olmadı. Bunun nedenini ilgin. bir şekilde milliyetçi bir siteden okuyoruz.

İttihatçilar Yunan, Bulgar ve Sirp komitaciligina karsi mücadele ettiginden, Osmanli müslümanlarini ve Türklerini korumasiz olarak görüyorlardi. Dolayisiyla kendilerini Müslüman ve Türkleri koruyan bir mukaddes cemiyet olarak görmektedirler. Bu yüzden de İttihatçilar kendilerine katilmayan herkesin vatanseverliklerinden süphe duymus, hatta kendilerine muhalif olanlara vatan haini muamelesi yapmislardir. Bu tavir partizanligi ve siyasette sertlesmeyi getirmis, İttihatçi olmayanlarda memleketteki her yanlis isten ittihatçilari suçladiklarindan II. Mesrutiyetin hürriyetçi ortamini devam ettirmek mümkün olmamistir. Ayrica "Hürriyet"i kendi ayrilikçi amaçlarina alet etmek isteyenlerin varligi da hürriyet ortamina menfi tesir etmistir.
http://www.mhp-seyhan.org.tr/tarih3.asp

İttihatçılar özgürlük ve kurtuluş vaad ediyorlardı ama üstlerindeki asker üniformalarıyla devletin başına geçip ülkeyi hızla savaşa soktular. Sudan gerekçelerle Birinci Dünya Savaşı'na girildi. Amaçları Osmanlı'yı eski gücüne kavuşturmak, kaybedilen toprakları kazanmaktı. Ancak düşünüldüğü gibi olmadı. Hayaller daha ilk adımda Kafkaslar'da kırıldı. 90 bin Osmanlı askeri İttihatçıların maceracı hayalleri yüzünden daha kurşun bile sıkmadan Sarıkamış dağlarında soğuktan dondu. Koca bir ordu tükendi. Rus yenilgisinden sonra dehşet içinde Anadolu'nun kaybedileceği korkusuna kapıldı İttihatçılar. Ermenilerin Rusları desteklemesinden duyulan korku ile çoluk çocuk 1 milyondan fazla Ermeni'nin sürgün emri verildi ve önemli kısmı yollarda öldü yada öldürüldü. Mısır'a, Filistin'e, Hicaz'a, Galiçya'ya ordular gönderildi ve hemen hiçbirinde başarılı olunamadı. Tek başarılı olunan Çanakkale'de de inanılmaz sayıda şehit ve kayıp verildi. Tarihçiler bu savaşta Osmanlı'nın asker kaybını 500 bin ile bir milyon arasında gösteriyorlar. Bunlara katledilen Ermenileri de katınca Anadolu'da birkaç yıllık kısa bir sürede yaşanan dehşet anlaşılabilir.

Müttefikler yenildi ve Osmanlı teslim oldu. Ülkenin her yeri İtilaf devletleri tarafından işgal edildi. 500 yıllık başkent İstanbul İngiliz ordusu tarafından teslim alındı ve ülkeyi bu maceraya sokan İttihatçılar İstanbul'a yanaşan bir Alman denizaltısı ile gizlice ülkeyi terkettiler. İtiihat Terakki'nin üç lideri Enver, Talat ve Cemal Paşaların sonu ise şöyle oldu:

Enver Paşa, kaçtıkları Almanya'dan Baku'ye geçip sosyalistlerin düzenlediği "Doğu Halkları Kurultayı"na katıldı. Batum'da Türkiye Şuraları Partisi'ni kurup Türkistan'dan başlayarak kızıl elmaya ulaşma mücadelesine girişti. 1992'de Tacikistan'da girdiği bir çatışmada mitralyöz ateşine yalın kılıç saldırarak öldü. Cemal Paşa da Enver Paşa'nın ardından Almanya'dan ayrıldı. Enver Paşa ile buluşup Turan hayalini geröekleştirmek için Afganistan'a gitti. Orda iki Ermeni komitacı tarafından vuruldu. Bu arada Cemal Paşa gazeteci Hasan Cemal'in dedesidir. İttihatçılar Kurtuluş Savaşına katılmak  için Anadoluya geçmek de istediler ancak buna Mustafa Kemal izin vermedi. Talat Paşa ise Almanya'dan ayrılmadı. Oraya yerleşti, ancak 1921'de bir Ermeni komitacı tarafından suikaste kurban gitti. Almanya hükümeti Ermeni katliamına sessiz kalmasının bir karşılığı imiş gibi suikastçıyı cezalandırmayıp serbest bıraktı.

Bu uzun açıklamadan sonra güzünümüzün Enver Paşacılarına geleceğiz. Bu yeni akımı aşağıdaki başlıklar altında ele almaya çalışacağım.

1. batı düşmanlığı
2. ulusal dar görüşlülük
3. avrasyacılık
4. demokrasi ve insan hakları düşmanlığı
5. militarizm ve darbecilik
6. ırkçılık
7. aydın düşmanlığı
8. nefret propagandası

Ancak önce bir örgüt/dernekler listesi vermek gerekiyor.

Yeni Enver Paşacı Bazı Gruplar

16/4/2007
Aşağıdaki derleme 17 Şubat 2007 tarihli Radikal gazetesinde yapılmış.

Al sana 'sivil' toplum!

'Asıl Kuvayı Milliye biziz': Türkiye Kuvayı Milliye Mücahitler Derneği Genel Başkanı İrfan Soker, 'ölme ve öldürme' yemini eden Karadağ'ı, "Mevsimlik Kuvayı Milliyeci" diye niteledi. Soker, "56 yıldır bu ruhu yaşatıyoruz. Kuvayı Milliye adıyla dernek kurulması engellenmeli, aynı isimle siyasi amaçlar taşıyan dernekler kapatılmalı" dedi.

Dergilerinde Kürtleri aşağılayan, silah ve Kuran'la ölüm yeminleri eden gruplarda, Küçük gibi eski generaller, Kerinçsiz gibi ünlüler ve Günaltay gibi mahkûmlar birlikte görülüyor

İSMAİL SAYMAZ
İSTANBUL - 'Kuvayi Milliye' adlı dört dernek var. Artık 'Milli Mücadele' bir derneğin, 'Ulusal Birlik' bir platformun, 'Müdafa-i Hukuk' da iki partinin adı. Ve diğerleri: 'Vatansever Güçbirliği', 'Türkiyem', 'Yurtsever...' Her parti, dernek ya da platformun arkasından tanıdık isimler ve bir dönemin ünlü paşaları çıkıyor: Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, avukat Kemal Kerinçsiz'in yanında görülüyor. Emekli Korgeneral Hasan Kundakçı, Yörük köylerinde propaganda yapan Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Platformu'nun eski 'onursal' başkanlığını yapıyor. Diğer bir Kuvvai Milliye Derneği'nin basın sözcülüğünü emekli Kurmay Albay Aziz Ergen üstlenmiş. Emekli Kurmay Albay Fikri Karadağ, başkanı olduğu dernekte silah ve Kuran üzerine yemin ediyor. Milliyetçi sendikacı Mustafa Özbek'in 'Türkiyem Topluluğu'nun kurucuları arasında emekli Tuğgeneral Alaettin Parmaksız, danışma kurulundaysa emekli Orgeneral Hurşit Tolon yer alıyor. Kuvvacıların çetelesi şöyle:

Türksolu:
İşçi Partisi'ne (İP) bağlı Öncü Gençlik'in İstanbul İl Başkanı olan Gökçe Fırat Çulhaoğlu ve arkadaşları Milli İstihbarat Teşkilatı'yla (MİT) ilişkisi olduğu gerekçesiyle İP'ten atıldı. Ekip önce CHP'ye, daha sonra da eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden'in başkanlığını yaptığı Atatürkçü Düşünce Derneği'ne (ADD) geçti. Ardından Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu'nu (ADKF) kurdu, haftalık Türksolu ve aylık İleri dergilerini çıkardı. Üniversitelerde hızla örgütlenen Türksolu, 2003 yılından sonra sosyalist ve Kürt öğrencilerle çatıştı. Türksolu, 2003 yılında Cumhuriyet'in 80. yıl kutlamaları sırasında yapılan bir yürüyüşte açtığı 'Ordu Göreve' pankartıyla belirdi, 'Kürt Sorunu Yok Kürt İstilası Var', 'Türk Oğlu Türk Kızı Türklüğünü Koru' diye manşet attı. Türksolu; 2005 yılından sonra Büyük Hukukçular Birliği (BHB) ve diğer sivil örgütlerin başlattığı aydınlara yönelik protesto eylemlerinde yerini aldı. Böylece BHB Başkanı Kemal Kerinçsiz, Türksolu grubunun konferanslarına katılmaya başladı. Türksolu ile Kerinçsiz yakınlaşması öyle ilerledi ki, 'Yılın Faşisti' ve 'Yılın Gandi'si anketi yapıldı. Kerinçsiz, Gandi seçildi.

Milli Mücadele Derneği:

Türksolu Dergisi'ni çıkaran ekip, 2007 başında Milli Mücadele Derneği'ni (MMD) kurdu. Derneğin ilk eylemi, Hrant Dink'in cenaze yürüyüşüne karşı Galatasaray Lisesi'nden Taksim'e, 'Hepimiz Mustafa Kemaliz, hepimiz Türküz' pankartıyla yürümek oldu. Derneğin açıklamasında, "Dink, Türk düşmanıydı. Öldürülmesine hiç üzülmedik" denildi.

Büyük Hukukçular Birliği Derneği :
BHB olarak bilinen grup, Bilgi Üniversitesi'nde (BÜ) yapılacak ilk Ermeni Konferansı'nı, İdare Mahkemesi'ne başvurarak iptal ettirince gündeme geldi. Sonrası küfürlü, tekmeli, tokatlı, tükürüklü duruşmalar oldu. Başkan Kemal Kerinçsiz, MHP üyesiydi. Yanında, eski Ülkü Ocakları İstanbul Başkanı avukat Levent Temiz vardı. Temiz, 30 Ağustos 2003'te Öncü Gençlik Başkanı Mehmet Perinçek'le ortak bir açıklama yaparak, el ele verdi. Atatürkçü Düşünce Derneği'nin de (ADD) aralarına katıldığı üç grup 'Gençlik Cephesi' dergisini çıkardı. Bu birliktelik sonrasında Temiz görevinden alındı. BHB'nin mahkeme içinde sürdürdüğü 'cüppeli mücadele', duruşma koridorlarında ve adliye binası dışında sürüyordu. BHB, daha sonra ayrıştı.

Ulusal Hukukçular Birliği Derneği :

BHB'nde Kerinçsiz'in çok öne çıkması, derneği böldü. Levent Temiz, 2006 yılında BHB'den ayrılarak Ulusal Hukukçular Birliği Derneği'ni (UHB) kurdu.

Milli Güç Platformu:

Her mahkeme önünde hep Milli Güç Platformu (MGP) vardı. 'Gaspıralı Çalışma Grubu' (GÇG), 'Sivil Toplum Kuruluşları Birliği' (STKB), 'Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği' (TDİHD) ve 'Türk Ayasofya Derneği' gibi yan örgütler sokağa taşmıştı. Kemal Kerinçsiz'in yanı sıra Ramazan Bakkal, emekli Astsubay Oktay Yıldırım, Ramazan Kırkık, Recep Akkuş, Aynur Atabozkurt ve Muammer Karabulut, öne çıkan isimlerdi. Bakkal, bazen Milli Güç Platformu'nun (MGP), bazen STKB'nin sözcüsüydü. MGP'nin 'mücadelesi', Mersinli bir sağlık çalışanı olan Bekir Öztürk'ün web sitesinden duyuruluyordu. MGP'nin de yer aldığı eylemlerde ilginç isimler de vardı: Danıştay saldırısı sonrası gözaltına alınan eski Yüzbaşı Muzaffer Tekin ve emekli Tuğgeneral Veli Küçük gibi. Tekin'in, saldırı sonrası evinde, 'Türksolu' dergisinin nüshaları bulundu. Ülkücü mafya Sedat Peker'in kurduğu Türkçü internet sitesinin açılış gecesine katılan emekli Tuğgeneral Veli Küçük ise 16 Mayıs'ta Hrant Dink ve Aydın Engin'in yargılandığı davaya müdahil olmak istedi. MGP, BHB'deki ayrışma sonrası, diğer kuruluşlar gibi ortadan kayboldu.

Büyük Güçbirliği Derneği:
MGP'deki ayrışmadan sonra Kemal Kerinçsiz Büyük Güçbirliği Derneği'ni (BGD) kurdu.

Kuvvai Milliye Derneği:
Mersinli bir sağlık çalışanı olan Bekir Öztürk, Milli Güç Platformu'nun sözcülüğünü yaptığı web sitesinde Kuvvai Milliye Derneği'ni (KMD) kurdu. Mersin'de bulunan Öztürk'ün KMD'sinin genel merkezi, Ankara'da. Derneğin basın sözcülüğünü emekli Kurmay Albay Aziz Ergen yapıyor. Ergen, 2000-2001 yılları arasında Jandarma Genel Komutanlığı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı'nda Jandarma Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanı'yken 'Beyaz Enerji Operasyonu'nu başlattı. Dernek üyeleri arasında emekli Astsubay Oktay Yıldırım da var.

Vatansever Güçbirliği Hareketi Derneği:

Danıştay saldırısından sonra Vatansever Güçbirliği Hareketi Derneği (VGHD) adını duyurdu. Muzaffer Tekin de bu birliğe yakındı. Birlik başkanı Taner Ünal, MHP kökenli. VKGD Hareketi Derneği'nin bir dönem onursal başkanlığını emekli Korgeneral Hasan Kundakçı yapıyordu. VKGD, 15 Nisan 2006'da Mersin'de 'bayrak yürüyüşü' yaptı.

Kuvayi Milliye Derneği:
Derneği, VKGB'den ayrılan emekli Kurmay Albay Fikri Karadağ kurdu. Karadağ, 2003 yılında ordudan emekli edilince VKGD'ye katılmış, sonra da ayrılmıştı. Silah üzerine yemin ederken çekilmiş görüntüleri ve ırkçı cümleler içeren yemin metni basına yansıdı. Başkan Yardımcısı Ali Özoğlu'na göre dernek, motorlu, coplu ve telsizli örgüt kurmayı düşünüyordu. Özoğlu, dernekten ayrıldı. Bu arada, Karadağ'ın derneği ve Bekir Öztürk'ün KMD'sinin yanı sıra Denizli'deki Kuvayi Milliye Derneği ve İstanbul'daki mühendis Hakkı Sevim'in kurduğu Yeniden Kuvayi Milliye Derneği de aynı adla çalışma yürütüyor.

Türkiyem Topluluğu:

Türk-Metal-İş'in 32 yıllık genel başkanı Mustafa Özbek'in geçen yıl kurduğu Türkiyem Topluluğu'nun (TT) 24-36 Kasım 2006'da yaptığı 1. Büyük Kurultayı'nda 'milli bir siyasi yapı oluşturulması' kararlaştırıldı. Kemal Kerinçsiz ve Ramazan Bakkal, topluluğun İstanbul Kurucular Kurulu listesindeydi. Bu iki isim, daha sonra çekildi. TT'nin Merkez Yürütme Kurulu üyeleri arasında emekli Tuğgeneral Alaettin Parmaksız var. 1990-1992 yıllarında Hakkâri Dağ Komando Tugayı'nda bulunan Parmaksız, 'Burası Hakkâri/Ankara'dan Göründüğü Gibi Değil' adlı bir kitap yazmıştı. TT'nin 167 kişilik Danışma Kurulu'nda 1. Ordu Komutanı olarak görev yapan emekli Orgeneral Hurşit Tolon da yer alıyor.

Ulusal Birlik Hareketi Platformu:

İnsan Hakları Derneği'nin eski Genel Başkanı Akın Birdal'a 1998 yılında silahlı saldırıda bulunulması eylemini organize eden Semih Tufan Günaltay, 4.5 yıl cezaevinde yattıktan sonra 2005 yılında Ulusal Birlik Partisi'ni (UBP) kurdu. Günaltay, Muzaffer Tekin'le Türksolu'nun düzenlediği bir etkinlikte tanıştı. Kitaplarını da Türksolu tanıyordu. Günaltay, Yargıtay kararıyla başkanlıktan ayrılınca UBP de kapandı. Günaltay, uzun bir sessizlikten sonra 11 Şubat'ta Ulusal Birlik Hareketi Platformu'nu (UBHP) kurduğunu açıkladı. Kağızman Gençlik Derneği'nin başkanlığını da yürüten Günaltay'ın oluşumunda 38 kuruluş var. UBHP'nin Ankara'daki temsilciliğini ise Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı ve eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur yürütüyor. UBH'ya destek veren kuruluşlar arasında Temiz'in UHB'si ve avukat Erkut Şahin'in İlerici Aydınlar Derneği (İAD) de yer alıyor.

İlerici Aydınlar Derneği:

Semih Tufan Günaltay'ın Akın Birdal suikasti sonrası avukatlığını üstlenen Erkut Şahin, İlerici Aydınlar Derneği'ni (İAD) kurdu.

Yurtsever Hareket:
Ressam Bedri Baykam'ın başını çektiği hareket, Orhan Pamuk duruşması ve iptal edilen Ermeni konferansı sonrası Boğaziçi Üniversitesi'nde eylem yaptı. Baykam, bir dönem İşçi Partisi ile hareket etti, İşçi Partisi ile yolunu ayırıp Türksolu'nda yazdı.

Cumhuriyetçi Demokrasi Partisi:

Yekta Güngör Özden, Cumhuriyetçi Demokrasi Partisi'ni (CDP) 2002'de kurdu. Genel Başkan Yardımcısı emekli Tümgeneral Osman Özbek'ti. Özden, partiden ayrılarak Türksolu'nda yazmaya başladı. Özden'den sonra partinin adı Milli Egemenlik Partisi (MEP) oldu. MEP'in Ankara İl Örgütü, Çağdaş Türkiye Partisi'ne (ÇTP) katıldı.

Çağdaş Türkiye Partisi:
Emekli Albay Metin Bozkurt 3 Aralık 2006'da kurdu. Ankara ve İstanbul'da örgütlü.

Müdafai Hukuk Hareketi Partisi:
Yeniden Müdafai Hukuk Hareketi Derneği'nin (YMHHD) kurduğu parti (MHHP), 'Paşaların partisi' diye anıldı. İddiaya göre, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Hurşit Tolon, MHHP'nin başına geçecekti. Emekli Orgeneral Edip Başer ve eski MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç'ın da partiyi desteklediği belirtiliyordu. Böyle olmadı. YMHHD'nin Genel Başkan Yardımcısı avukat Kadir Kartal, geçen yıl kurulan partinin başına geçti.

Türkiye Müdafa-i Hukuk Partisi:
Emekli 3. Ordu Komutanı ve Orgeneral Necati Özgen ile eski Van Valisi Mahmut Yılbaş'ın kurduğu Müdafa-i Hukuk Vakfı (MHV), 2006'da Türkiye Müdafa-i Hukuk Partisi'ni (TMHP) kurdu. Yılbaş TMHP'nin başına geçerken, Özgen de MHV başkanlığını yapıyordu. Özgen sağlık sorunlarını gerekçe göstererek başkanlıktan ayrıldı. İki örgütün başkanlığını da Yılbaş yapıyor.

Ulusal Bağımsızlık Hareketi Derneği:

Antalya'nın Manavgat ilçesinde kuruldu. Ulusal Bağımsızlık Hareketi Derneği (UBHD) başkanlığını Klas TV'nin sahibi Cengizhan Demirkaya yapıyor.

http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=5&ArsivAnaID=37800

Bu haberi Radikal'den aktaran "Savaş Karşıtları Sitesi" ise bu derneklerin emekli asker dolu olduklarına özellikle dikkat çekmiş. Yine aynı gazetede Prof. Mümtazer Türköne ile yapılan bir söyleşide Prof. Türköne bu konuda bir değerlendirme yapıyor. Bu derneklerin kuruluşu ile ilgili olarak Özel Harp Dairesi, Özel Kuvvetler gibi bazı isimleri sayıyor.

Özel Harp Dairesi... Özel Kuvvetler... Muhtemeldir ki, bunun istihbarat teşkilatında da uzantıları var. Bu gücün hâlâ ciddi bir operasyon yeteneği var. Nitekim Kuvayı Milliye Dernekleri diye yapılar ortaya çıkarıyorlar. Bunların 'yeni ulusalcılık' diye bir ideolojisi var. Yeni ulusalcılık, bu gayrinizami yapının, bu çeteleşmenin ürediği yapının ideolojisidir. Toplum içindeki gerginlikleri, kutuplaşmaları, düşmanlıkları kullanan, psikolojik harekâtlarla toplum mühendisliği projeleri yapan ve sivil uzantıları da olan güçler bunlar. Şunu hatırlayın... 28 Şubat'ın öne çıkan bütün generalleri karargâh subaylarıydı. Sahada kıtalara komuta eden, PKK'yla mücadele eden muharip sınıftan general yoktu aralarında.

http://www.kuvvaimilliye.net/news_detail.php?id=11553

Bu iddianın doğru olup olmadığı tamamı ile ayrı bir tartışma. Bizzat ordu içerisindeki bir gizli örgüt tarafından organize edilmese bile bu derneklerin içindeki emekli askerlerin sayısı ve çoğunun başkan yada yönetici düzeyinde olması dikkat çekici. Şu anda bizi ilgilendiren ise ideolojik çerçevenin nasıl olduğu.

Son olarak bu grupların dışında bizi ilgilendiren "yılın milliyetçisi" seçilen Doğu Perinçek'in İşçi Partisi, yine İşçi Partisi'nin yurtdışında kurduğu ve başında Ferit İlsever'in bulunduğu Talat Paşa Komiteleri, ayrıca çok daha uzun bir süredir aynı ideolojik eksende hareket eden MHP ve BBP gibi partiler ve onların aktivist gruplarının yer aldığı gençlik örgütleri de var. Yukardaki listede bu gruplar yer almıyor. Bizim çerçevemiz doğal olarak yukardaki listeden daha geniş olacak.

Bu arada yukardaki listeyi veren Radikal gazetesi hemen yukardakilerden biri tarafından tehdit edildi bile. Hitap düzeyinin ne kadar düşük olduğuna da dikkatinizi çekerim.  
http://www.turksolu.org/128/kapak128.htm

Yeni Enver Paşacıların Batı Düşmanlığı

16/4/2007
Batı düşmanlığından başlayabiliriz. Bu anlayışı anti-emperyalizm'den ayırmak gerekiyor. Anti-emperyalizm sömürüye karşı çıkıştır. Ve birçok çağdaş, demokrat yada devrimci hareket tarafından da savunulur. Batı düşmanlığı ise sömürüyü bir sonuç olarak ele alır. Asıl sorun bunu üreten batının kendisidir. Bu zihniyetin izinin aslında yeni olmadığını, batı ülkelerinin bize (yada hangi ülkede yaşıyorsanız o ülkeye) düşmanlığından dolayı bu sömürüyü yaptıklarını savunur. Örneğin "batılıların amacı ezelden beridir Türkleri yok etmek, onları yeryüzünden silmektir" gibi argümanlar geliştirilir. Yüzyıllardan beridir değişmeyen bir batılı zihniyet çizilir ve bunun bugün de sürdüğü iddia edilir. Bir örnekle açıklamakta fayda var:

Aşağıdaki yazılarda Martin Luther, Voltaire, Erasmus ve Francis Bacon'un Türklerle ilgili 14 ve 18. yüzyıl arasında yazmış oldukları yazılardan yola çıkarak batının Türklere düşmanlığının ta o zamandan başladığını ve hala da aynen devam ettiği anlatılıyor. Hatta Avrupa Koalisyonlarının bir tarihçesi bile yapılıp Haçlı seferleri, Osmanlı'ya karşı koalisyonlar ve nihayet AB tablosu çiziliyor.

http://www.kuvvaimilliye.net/news_detail.php?id=8770
http://www.akintarih.com/yabancigozu/martinluthervoltaire.htm

Yukardaki Martin Luther'in ifadeleri, Fatih'in İstanbul'u fethinden sonraki duyulan dehşet dönemini yansıtıyor. Genellemelerde ise Türk sözcüğü aynı zamanda müslüman anlamında kullanılır. Hatta Fatih Sultan Mehmet II. Muhammed olarak ifade ediliyor. Elbette Türkler o zaman istilacı idiler. Hızla bütün Balkanları istila ettiler ve korku yaydılar.

Ancak pozitivizm, laiklik, fikir özgürlüğü, insan hakları vb. kavramlar da batıda gelişti ve bunlar Türkiye'ye de girdi ve hatta Osmanlı'dan bugüne Anadolu'da ortaya çıkan bütün akımların kaynağı batının kendisi idi. Enver Paşa'cı olarak nitelediğim bu akımlar batıyı aynen şeriatçı akımlar gibi bir şeytan olarak tanımlayıp, ona karşı sınırsız bir öfke besliyorlar.

Kemalizm ise milliyetçi bir akım olmasına karşın batı düşmanı değildi. Tersine o da İttihat Terakki gibi bütün teorik gıdasını batıdan almıştı. Anti-emperyalist bir savaş vermiş, hemen ardından yüzünü tekrar batıya dönmüştü. Hatta bu akımlar bu açıdan bir tereddüt de yaşıyorlar. Attila İlhan, Kemalizm'in batıcı olmadığını uygarlık yanlısı olduğunu söyleyerek bazılarına teorik bir destek bırakmış durumda olsa da ortada Mustafa Kemal'e ait çok sayıda söz var. "Çağdaş uygarlık" sözü geçmiş zamanlardaki yada ileriki bir zamandaki geçmiş yada olası uygarlıkları ifade etmeyeceğine göre şu andaki, bu çağdaki "batı uygarlığını" ifade ediyordu.

Yeni Enver Paşacıların Ulusal Dar Görüşlülüğü

16/4/2007
Türkiye'nin AB'ye girmesine herkes destekleyebilir yada karşı çıkabilir. Ama yeni Enver Paşa'cılar için AB yanlısı olanlar mandacıdır, vatan hainidir, parafösördür, liboştur, satılmıştır. Siz bu listeyi devam ettirebilirsiniz. Bugün herhangi bir ortak pazara, ortak birliğe vb. girmeseniz de uluslararası yada bölgesel olarak geliştirilen birçok projeye katılmanız artık bir zorunluluktur. Ulusal dar görüşlülük konusunu açıklamak için Erasmus programını ele alacağım. Erasmus programı sadece AB üye ve aday üyeleri değil, aslında bütün Avrupa ülkeleri arasında karşılıklı öğrenci ve akademisyen değişimini hedefleyen bir eğitim programı.

http://www.ua.gov.tr/portal/page?_pageid=218,33391&_dad=portal&_schema=PORTAL

Bu proje ile her yıl 1.5 milyon civarında öğrenci ve akademisyen başka ülkelerde eğitim ve araştırma yapıyor. Böylelikle hem ülkeler arası işbirliği hem de karşılıklı etkilerle eğitim kalitesi artırılmış oluyor. Bunda ne var diyeceksiniz. Bizim yeni Enver Paşacılarımıza göre bu projenin amacı insanlarımızın beynini yıkayıp onları AB bağımlısı olarak yetiştirmektir. Hatta ülkemizde 79 üniversitede Erasmus Projesi uygulanarak "Erasmus Profosörleri" yetiştirilmektedir. Enver Paşacımız bir profesör listesi verip ardından da düşüncelerini bize şöyle aktarıyor.

Bu profesörlerimizin üniversitelerimizde uyguladıkları Erasmus Programının amacı, emperyalist AB projesini ön plana çıkarmak ve öğrencilerimizin beyinlerini yıkayıp onları AB bağımlısı olarak yetiştirmektir.

Üniversitelerimizdeki bu " Erasmus Profesörleri' nden hiçbiri, Gazi Mustafa Kemal Atatürk' ün şu sözlerini anımsayıp AB'ye ve onun uygulattığı Erasmus programına karşı çıkmamıştır:

"Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize her şeyden önce Türkiye'nin bağımsızlığına, kendi benliğine ve ulusal geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla savaşmak gereği öğretilmelidir. Uluslararası duruma göre, böyle bir savaşımın gerektirdiği ruh unsurları ile kuşanmış olmayan bireylere ve bu bireylerden oluşmuş toplumlara yaşam ve bağımsızlık yoktur."

Artık üniversitelerimiz "bizim' olmaktan çıkmış, AB Mandacısı profesörlerin denetimine geçmiştir.

http://www.kuvvaimilliye.net/news_detail.php?id=12566

Bunu da AB'nin çeşitli araştırma fonlarından yararlaan bir dizi "mandacı" profesörler, araştırmacılar, kitle örgütleri vb. izler. Aynı tarzda yazıları sadece Bekir Öztürk'ün sitesinde değil İşçi Partisi'nden Türksolu'na birçok yeni Enver Paça'cı yayında bulabilirsiniz.

Yeni Enver Paşacıların Avrasyacılığı

16/4/2007
Batı düşmanlığı bütün yeni Enverci akımları ortak kesen olsa da Avrasyacılık için aynı şey pek söylenemez. Ancak 21. yüzyılda adeta Kuzey Kore gibi bir ulusal yalıtılmışlıkla yaşanmayacağı da ortada olduğuna göre bu akımlardan bazıları buna karşı bir formül geliştirme ihtiyacı duyuyorlar. Yeni Enver Paşa'cılık konusunda diğerlerinden çok daha önce faaliyete başlamış olan İşçi Partisi bu konuda bir politika oluşturmuş durumda bile. Bunun adı ise "Avrasyacılıktır'. İşçi Partisi'nin 7. kongresinde kabul edilen "Milli Program"ın 18. maddesinde bu konu ifade edilmiş.

18. Avrasya’da İşbirliği ve İttifak
Türkiye, dünyada ve bölgemizde güvenlik ve barış için, başta Rusya, Çin Halk Cumhuriyeti, Orta Asya Cumhuriyetleri, Hindistan, Pakistan olmak üzere Avrasya ülkeleriyle işbirliği ve dayanışmasını güçlendirecek, dünya dengelerini değerlendirecektir. Türkiye, Şanghay İşbirliği Örgütü içindeki bağımsız yerini alacaktır. Böylece ülkemizin ABD ve AB ile ilişkilerini normalleştireceği ve karşılıklı yarar esasına oturtacağı koşullar da yaratılmış olacaktır.

http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=tbelgeler&belgetur=2

Bu grup uzun süredir Şanghay beşlisinden sözeder. Bu proje aslında Enver ve Cemal Paşa'ların uğruna Tacikistan ve Afganistan'da hayatlarını verdiği Turan projesinin modernize edilmiş bir hali.  Yüzümüzü nereye dönecekmişsiz: Şanghay Beşlisine. Peki nedir bu Şanghay beşlisi?

Şanghay Beşlisi denilen örgüt Rusya ve Çin ile birlikte 3 Türki cumhuriyetten (Kırgızistan, Kazakistan, Tacikistan) oluşan bir örgüt. Aslında Rusya ve Çin'in ittifakı da denebilir buna. Bizim yeni Enver Paşacılar için asıl önemli olan Rusya ve Çin değil, aslında birlikteki diğer 3 Türki cumhuriyet. Bu Türki devletlerin yeni Enverciler için önemini anlıyoruz da Rusya ve Çin niye bu kadar önem veriyorlar bu üç devlete. Yanıtı Kazakistan Sosyal, Ekonomik ve İletişim Planlama Enstitüsü Müdürü Sabit Jüsüpov veriyor:

Şanghay Beşlisi siyasi bir birliktir. Yani Rusya ile Çin arasındaki çıkar ilişkilerinin bir başka şeklidir. Sebebine gelince, Çin ile Rusya diğer üç Türk kökenli cumhuriyeti yanına almadan bir birlik veya zirve oluşturmuş olsaydı, o zaman bütün dünyanın dikkatini çekerlerdi. Yanlarına bu üç ülkeyi aldılar ki, uluslararası arenada negatif puan toplamasınlar. Diğer bir ifadeyle üç Türk devletinin bir basamak veya bir kalkan olarak kullanılması düşünülüyor. Zira daha rahat hareket etmelerini sağlıyor. Hatta Tacikistan’da gerçekleşen zirveye Özbekistan da gözlemci olarak katıldı. Belki önümüzdeki dönemde birliğin adı ‘Şanghay Altılısı’ olarak değişebilir.
http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=14189

Görüldüğü gibi aslında yeni Enver Paşacıların da maceracılık ve hayalcilik açısından Enver Paşanın bizzat kendisinden farkları yok. Neyse ki Enver Paşa gibi iktidar ellerinin altında değil.

Avrasyacılık konusunda bir başka örnek de Kuvayi Milliye derneğinin dergisinden.

http://www.kuvayimilliye.gen.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=269&Itemid=59

Yine bir başka örnek de Atatürkçü Düşünce Derneği'ne başkan yapılan eki Jandarma Genel Komutanı Em. Org. Şener Eruygun'dan verelim. Eruygun "ULUSAL ÇIKAR – ULUSAL SİYASET" adlı yazısında AB ve ABD'nin izlediği neo-liberal politikalara değinip bunların ulusal politikalar olmadığını ifade ettikten sonra açıkça söylemese de hedef olarak yine Şangay beşlisini gösteriyor.

Keza Çin’in uygulamaya başladığı “Sosyalist Pazar Ekonomisi” meyvelerini vermiş ve bu ülke ABD’nin korkulu rüyası haline gelmiştir. Şangay İşbirliği Örgütü kısa zamanda gelişmiş ve İslam Konferansı Örgütü ile birleşmesinden, İran’ın örgüt içindeki gözlemci sıfatının daimi üyeliğe geçişinden söz edilir olmuştur.5 inci zirvesini yapan örgütün artık çok geniş bir işbirliği örgütü olma yolunda ilerlediğinden, hatta NATO’ya alternatif bir askeri konuma ulaşacağından bile söz edilir olmuştur.

        Dünya nüfusunun ve enerji kaynaklarının önemli bölümünü barındıran bu bölgelerdeki gelişmeler ülkemizde ne yazık ki yok sayılıyor, görmezden gelinip, kör gözün gözüne bildik yanlışlıklar yapılıyor. Hiç göremiyoruz ki  haksızlığa, sömürüye karşı mücadele, direnme tarihinin en görkemli noktasında Türk Ulusu, Atatürkçü Türkiye Cumhuriyeti vardır. Atatürk’ün ülkesinde Atatürk’ü yok sayan bu unutkanlık acaba neyin işaretidir?

http://www.mudafaai-hukuk.com.tr/test/ulusalforum/28062006.htm

Yeni Enver Paşacıların Demokrasi ve İnsan Hakları Düşmanlığı

16/4/2007
Aslında birçok akımda anti-demokratik izler vardır ama bunları ortaya çıkarmak her zaman o kadar kolay olmaz. Çok bariz demokrasi düşmanı olmadıkları sürece. Bu açıdan ulusal solcu grupların bir kısmında işimiz oldukça kolay. Bu grupların demokrasi ve insan hakları gibi bir kavramlarının olmadığını bazı yayınlarını izleyerek rahatlıkla anlayabiliriz. Ne kadar demokratik kurum ve kuruluş varsa hepsini ya AB ya ABD yanlısı ilan ederler. Kimisi Kürtçüdür, kimisi zaten vatan hainidir, kimisi ise mandacıdır. Tek tek örnekler vermemize gerek bırakmayan bir yazı İHD Başkanı Akın Birdal'a suikast yapan Semih Tufan Gülaltay'ın grubu Ulusal Sol'da duruyor. Erkin Kurdakul tarafından yazılmış olan bu yazıda açıkça "demokrasi değil "cumhuriyet" deniyor. Çünkü demokrasi istemek demek bölücülüğe, şeriata ve egemenliğin paylaşılmasına (AB'ye) yol açmak demektir.

“Demokrasi” yerine Cumhuriyetçilik

Ulusal solun en ciddi sorunu programının ilk maddesinde başlar. Çünkü bugün siyasal düzene ilişkin sorunlar konusunda zemin baştan aşağı Batılılaşmıştır. Bu Batılılaşma “demokrasi” kavramında ifade olunur. Türkiye’de “demokrasi” ile Cumhuriyet’in birbirinden ayrı şeyler olduğunu ve bunların birbirine karşıt şeyler olduğunu ortaya koymadan düzgün bir siyasal mücadele zemini oluşturulamaz.

Türk halkının kayıtsız şartsız egemenliğinin adı Cumhuriyet’tir. Bu egemenliğe karşıt olan şeylerle mücadele etmek gerekir. İşte Türkiye’de Cumhuriyetçi egemenliğe, yani halk iradesine karşıt olan bir takım kuvvetler kendilerine program olarak “demokrasiyi kurmak” çizgisini seçmişlerdir.

http://www.turksolu.org/34/yon34.htm

Açıkça söyleniyor: "Demokrasi" denen şey aslında "cumhuriyet"e karşı mücadele eden "bir takım kuvvetler"in seçimidir. Atatürk'ün ölümünden sonra bu cumhuriyet karşıtı güçler demokrasi adını partilerine bile koymuşlardır. Yeni Enver Paşacılarımız bu yüzden "demokrasi"yi seçen bu güçlere karşı savaşırlar. Peki bu güçler kimlerdir. Çok uzatmadan sonuç bölümüne gelelim. Görüldüğü gibi yeni ulusal sol grubu "demokrasi"ye karşı olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

 1-Bölücülük konusunda, demokrasi doğru tanımlama değildir. Türkiye Cumhuriyeti bölünmez bütündür. Türk milletinden ayrı etnik nüfus kabul edilemez, bunlara ayrıcalık verilemez. PKK ve teröristbaşı konusunda, “kafaların kopma ihtimali” göze alınmalıdır.

2-Şeriatçılık konusunda, demokrasi doğru tanımlama değildir. Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlarına siyasal hak tanınamaz. Devrim Yasaları düzgün uygulanmalıdır.

3-Egemenliğin paylaşılması sözkonusu olamaz. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Sömürgecilerle paylaşılamaz.

4-Ordu konusunda demokrasi doğru tanımlama değildir. Ordu milletindir. Tasfiye edilemez. Ordu milli bir kuvvet olarak, milli egemenlik yetkisi ile tanımlanmalıdır. Ordu’nun sürece müdahalesi meşrudur.

Ulusal sol, programına Cumhuriyetçilik yerine veya yanına demokratlık eklemek gibi 60 yıllık hastalıklardan kendini korumalıdır. Halk egemenliği kavramının dışında bir solculuk tanımlanamaz. Tanımlanırsa komprador solculuktur.


Aynı şey İnsan Hakları için de geçerlidir. Demokrasi gibi insan hakları kavramı da ulusal bilincimizi zedeleyen AB yanlısı bir anlayıştır. Bir örnek olarak İnsan Hakları adına verilen mücadelelere karşı bu kesimin tutumuna bakabiliriz. Örneğin 2004 yılında İzmir Barosu'nda yapılan seçimlerde bu grup seçimleri kazanıyor. İlk icraatlarından biri kurulmuş olan İzmir Barosu İşkenceyi Önleme Grubu'nu ortadan kaldırmak. Bu grubun ortadan kaldırılma nedeni de çalışma grubunun AB'den fon desteği alıyor olması.

http://www.rightsagenda.org/main.php?id=30

İnsan Hakları bilindiği gibi evrensel bir kavram. Yani Türk hakları, Kürt hakları, milliyetçi hakları, komünist hakları gibi ayrımlar yapmıyor. Ancak yeni Enver Paşacılar için sadece Türk hakları söz konusudur.

Hem demokrasi hem insan hakları kavramını ele alışları açısından yine çağdışı bir şeriatçı anlayıştan hiçbir farkları yoktur.

Yaz
ının devamı icin tıklayınız




imza kampanyasi


Ziyaretçi Defterine yazın

Paylaş

Blogcu ile yapıldı

Google