Yeni Enver Paşacıların Militarizmi ve Darbeciliği

16/4/2007
Türkiye'de sadece yeni Envercilerin değil, Kemalist, İslamcı, sosyalist ve Kürtçüleri de içinde alan çok daha geniş bir grubun militarist olduğu rahatlıkla söylenebilir. Sadece bu kesim o kadar büyük bir yüzde oluşturuyor ki bunun bir militarizm olduğunu anlatmak epey zor. Daha İlkokul birinci sınıfa giden bir çocuğa bile şunlar okutuluyor.

"Atalarımız düşmanla savaşmışlar, yurtları için kanlarını dökmüşler. Şehit olmuşlar. Bayrağımız da rengini bu şehitlerin kanından almış" (Emin Özdemir'den aktaran; Baraz, Kütük 1998, 2Cool

Yada başka bazı örnekler:
"Vatanımızın ve milletimizin olası tehlikelere karşı korunması ve savunulması için yapılması gereken en önemli görev askerliktir. Bu uğurda gerektiğinde canımızı feda edebilmeliyiz" (Dilaver vd. 2002, 50-51).

"Her Türk vatandaşı, bağımsızlığımızın ve ülke bütünlüğümüzün koruyucusu olan ordumuzun Gönüllü ve yılmaz askeridir" (Şenünver vd. 2002, 66).

"Türk milleti olarak biz, vatan için seve seve canımızı veririz" (ağy, 10).
'yurt için savaşmak bir şanlı düğün" (Uluğ Turanlıoğlu'dan aktaran; Yıldız, 2000, 52).

"Yurt toprağı! Sana her şey feda olsun. Kutlu olan sensin. Hepimiz sana fedaiyiz" (Afet Inan'dan aktaran; Yıldız, 2000, 8Cool.

http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=6&ArsivAnaID=17185&ArsivSayfaNo=3

Bu metinlerde vurgu sadece vatan sevgisi değil vatan için ölmek, kendini feda etmek, savaşmak, asker olmaktır. Yani daha çocukken birer asker gibi yetişmelerini istiyoruz insanlarımızdan. Bu açıdan yeni Envercilerin militarizmleri bir ayrılık teşkil etmez. Ancak darbecilikleri ile diğer siyasal hareketlerden ayrılıyorlar.

Yazının başında bu grupların içindeki emekli askerlerin çokluğuna dikkat çekmiştik. Elbette ki bu bir tesadüf değil. Atatürkçü Düşünce Derneği'nin başkanı eski Jandarma Kuvvet Komutanı Eruygur'un darbe girişiminin olup olmadığı hala tartışılıyor. Bu gerçek olmasa bile gizli değil açıkça ordudan darbe isteyenler yok değil. Gülaltay'ın grubu bunu açıkça ifade etti. Hatta olay yaratan bir "Ordu Göreve" pankartı taşıdılar. Sitelerinde de bunu açıkça yazıyorlar. (Acaba darbe istemek bu ülkede yasal birşey midir? Ben bilmiyorum.)
http://adkf.turksolu.org/29102003.htm

Bu grubun (yeni örgüt adları Milli Mücadele Derneği olmuş) geçtiğimiz günlerde verdiği dayanışma yemeğine katılan isimlere bakın

Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Yekta Güngör Özden,
Prof. Dr. Türkkaya Ataöv,
ADD Genel Başkanı Şener Eruygur,
ADD Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ali Ercan,
ADD eski Genel Başkanı Halil İbrahim Şahin,
ADD eski Genel Sekreteri emekli Vali Aydemir Ceylan
ADD Yönetim Kurulu Üyesi ve İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu
MMD Genel Başkanı Hüseyin Adıgüzel
MMD Ankara Temsilcisi Yılmaz Ekinci

görüldüğü gibi ADD ile eski Türksolu, şimdiki Milli Mücadele Derneği oldukça samimiler.
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=523383

ADD'nin fazlaca bir yayını yok, yada ben bulamadım. Ama darbecilik konusunda yazılı metinler sadece Ulusal Sol/MMD ile sınırlı değil tabii. Bunun için İşçi Partisi'nin yayınlarına da göz atabiliriz. İP 12 Mart ve 12 Eylül'e karşı çıkıyor, 27 Mayıs'ı destekliyor. Ama bundan sonra darbeye karşı olduğu sanılmasın. Diğer iki darbeye karşı çıkışını da aslında bu darbelerin orduya karşı yapıldıkları biçiminde gerekçelendiriyor. Bu iki darbeden en çok Türk ordusı zarar görmüş. Birçok subay baskı görmüş ve tasfiye edilmiş. Bilmeyene yutturacaklar, kargaların bile güleceği bir iddia. 27 Mayıs genç subayların yaptığı bir darbeydi ve Genelkurmay Başkanı bile tutuklanmıştı. Ordu içinde de ciddi operasyon yapılmıştı. Diğer iki darbe emir-komuta zinciri içinde oldu ve dolayısıyla orduya karşı değildi.

12 Mart ve 12 Eylül ABD'nin orduya karşı yaptığı darbelermiş ve şimdi de yeni bir darbe tezgahlanıyormuş. Bunun için bu darbeye karşı durup ordu-millet elele vermeliymişiz.

Önümüzdeki dönemin geçerli formülü, ABD+komuta kademesi değildir. Oluşmakta olan denklem, millet+ordu denklemidir. Askeri darbenin karşısındaki denklemdir bu. İsterseniz millî devrim denklemi de diyebilirsiniz. Türkiye, son iki yüzyılda bütün kör çıkmazları millet-ordu beraberliğiyle aşmıştır. ABD ve işbirlikçilerinin korktuğu budur. Darbe yaygarası, aslında millet ile ordu arasındaki güveni ve beraberliği yıpratmak içindir.
http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=587

Perinçek açıktan darbe istenmeyeceğini bilir, o yüzden böyle birşey demiyor ama bütün piyonları buna göre dizdiği görülüyor. Aslında yeni Envercilerin darbecilikleri konusunda fazla birşey yazmaya da gerek yok. Görmesini bilen için kabataslak gazetelere bir bakmak bile yeterli olacaktır.

Yeni Enver Paşacıların Irkçılığı

16/4/2007
Bütün bir yazı boyunca bahsettiğimiz grup, dernek ve partilerin hepsinin ortak özelliği diyebileceğimiz bir özelliği de ırkçılıkları. Elbette hepsi birer Enver Paşa gibi Turan ülküsü uğruna Orta Asya'ya koşmayı savunmuyor ama Türk'lerin diğer milletlerinden üstünlüklerini vurgulamak ve Türklere uygun gördükleri hakları diğerlerine uygun görmemelerinden dolayı hepsi de ırkçılığı paylaşıyorlar.

Bu konuda Ulusal Sol'dan (Şimdi Milli Mücadele olmuş) birkaç örnek vererek başlayayım. Bu grubun bir yazısını daha önce burda yayınlamıştım. "Kürt sorunu yok, Kürt istilası var" başlıklıydı.
http://www.turksolu.org/88/basyazi88.htm

Şimdi de "Türk oğlu, Türk kızı, Türklüğünü koru" yazısından bir örnek vereyim. Yazıda Kürtlerin hızla çoğaldığından bahsederek Kürt sorunu'nun aslında Türklerin Kürtleşmesi olduğu söyleniyor. Bu gelişmeyi engellemek için yapılması gerek şeyler olarak 5 madde sayılmış. Bunlardan örnekler:

1- Her Türk, alışverişini mutlaka Türkten yapmalıdır. Kürde aktarılan para PKK’ya maddi destek demektir. Türk, bu maddi desteği kesmezse, hem Türklerin mali gücü olmayacaktır, hem de Kürdün altında ezilecektir

3. Türk,   Kürt dizisi izlemez.
          Kürtçe müzik dinlemez.
          Kürtçe müzik çalan barlara gitmez.
          Kürtçe konuşulan minibüse binmez.
          Kürtçe kaset satan dükkandan alışveriş yapmaz.

5- Her şeyden önce Türk üremelidir. Artan her bir Türk bebesi, bizi Ergenokan’dan çıkartacak bir kurtarıcıdır.


"Kürt varsa sorun var" başlıklı yazıda ise "Kürt sorunu" olduğunu kabul etmenin aslında Türklerden farklı bir etnik kimlik olarak Kürtlerin varlığını kabul etmek demek olduğunu, halbuki herkesin Türk olduğunu iddia ediyor. Yani Kürtlere adlarını kullanma hakkı bile tanımıyor. Atatürk milliyetçiliğinin "Türkiye'yi vatanı olarak kabul eden herkes Türk'tür" anlayışını ortaya atıp iddiasını destekliyor. (Atatürk milliyetçiliği bu açıdan Enver Paşa'nın milliyetçiliğinden farklıdır. Enver diğerlerini ulus olarak kabul ediyor ama yaşam hakkı tanımıyordu. Mustafa Kemal'in milliyetçiliğinde kendisini Türk olarak ifade etmek koşuluyla herkese yaşam hakkı tanınıyor. Bu farkın kökeninde Enver'in Osmanlıcı olması vardır. Ondaki milliyetçilik aynı zamanda dini de içeriyordu. Mustafa Kemal'de din bir millet bileşeni değildir.)
http://www.turksolu.org/90/basyazi90.htm

Kuvayi Milliye Derneği'nden bir haber daha:

Üyelerine silah üzerine yemin ettiren Kuvayı Milliye Derneği Mersin Şube Başkanı Kemal Canay, şu sözleri rahatça söyledi: 13 bin 500 hain belirledik. Bunlardan hesap soracağız. Mersin'de suç işleyenlerin yüzde 90'ı Doğulu. Türk çocuğu suç işlemez.
http://www.radikal.com.tr/index.php?tarih=14/02/2007

Tabii soy sop bu kadar önemli olunca bu grupların kendi soyları da önem kazanacaktır değil mi? Kim bilir, belki de soylarında karışıklıklar olmuş olabilir. Ya birinin kanına Kürt yada Ermeni kanı karışmışsa. Milliyetçi lider olmak zor iş. Birisi çıkıp da soyunuzda küçücük bir soysuz kan bulursa gitti liderlik. Doğu Perinçek önlemini şimdiden almış. Dört koldan soyağacını şimdiden yazmış. Uyanık adam vesselam:

http://www.doguperincek.gen.tr/cv2.htm

Bu arada bu grupların Ermeni ve Yahudi sözcüğünü adeta bir küfür olarak kullandıklarını da belirtelim. Gerçi çok satan medyada bile hergün Ermeni dölü, Yahudi dölü gibi sözleri duyuyoruz. Aynı zamanda birbirlerine karşı saldırırken de en çok kullanılan hakaretlerden biri bu:

'...Bizim çalışmamız bu yöndedir ve bundan Babası Ermeni anası Yahudi olanların, Bir yandan PKK ve ABD ile işbirliği içerisinde hareket ederken diğer taraftan Milliyetçi görünenlerin rahatsız olması doğaldır...'
http://www.alparslanturkes.net/modules.php?name=News&file=article&sid=4212

Yeni Enver Paşacıların Nefret Propagandacılığı

16/4/2007
Aslında bu başlık bence pek gerekli değil. Zaten yukardaki metinleri takip eden ve hatta bazı linklere girip bakan birinin bu grupların nasıl birer nefret propagandacısı olduklarını görmemesi mümkün değil. Ama yine de birkaç örnek verebilirim.

Örneğin Türkiye laik bir ülkedir ve her dini yada din karşıtı düşünce kendi propagandasını yapma hakkına sahiptir. Hıristiyan misyonerliği de yasadışı falan olmayan, gayet doğal birşeydir. Nasıl müslümanlar dinlerini yaymaya çalışıyorlarsa hıristiyanlar da çalışırlar. İslamcıların misyoner sözcüğünü bir küfür gibi kullanmaları anlaşılır birşey, ama yeni Envercilerin misyonerlik karşıtlığı nasıl anlaşılmalı. Bunun nedeni şudur: Enver'in millet tanımında din de yer alır. Müslümanlık da Türklüğün bir parçası olarak kabul edilir.

Yine Bekir Öztürk'ün Kuvvai Milliye'sinde "Türkiye'de Misyonerlik" inceleniyor. Eğer bu grupların misyonerliğe karşı düşmanlık beslemelerini kendi uydurması sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Gıdalarını adlarını sayguyla andığımız bir takım yazarlardan alıyorlar.

Yukardaki yazıda Attila İlhan'ın ve Prof. Erol Manisalı'nın çalışmaları kullanılıyor. Özellikle Manisalı'nın iddiaları inanılmaz derecede ürkütücüdür. Örneğin ATV'de yayınlanan ve severek izlediğim "Yabancı Damat" dizisinin Yunanistan tarafından finanse edildiği iddia edilmekte. Eee, tabii bir Türk kızı nasıl olur da gidip bir Yunan erkeğiyle evlenir. Biz kız vermez, kız alırız.

Prof. Manisalı"nın bu açıklamaları bize  bir kanalda yer alan �Yabancı Damat� dizisini ve yine basında yer alan bir bayan mankenin bir Yunan vatandaşı ile evlenmek için Ortodoks Hıristiyan olduğunu hatırlatmaktadır. �Yabancı Damat� dizisinin Yunanistan tarafından finanse edildiği iddia edilmektedir. Bu konuların medyada günlerce yer alması bana göre bir çeşit misyonerlik olup  teşvik amacı taşımaktadır. Bu bir defa Türk geleneklerine aykırıdır. Çünkü bugüne kadar genellikle Hıristiyanlardan kız alınır fakat kız verilmezdi. Oysa, çokuluslu şirketlerin kanalları ile  mütareke basını, ısrarla bunun tersini işlemektedir. Özel kanalların çoğunluğunun görevi bu olduğu için bunda yadırganacak bir durum yoktur. Fakat devletin televizyonu olan TRT 1 ve TRT INT Ramazan ayında  �İftara Doğru� programlarından birisini, İspanya"da yaşayan ve bir Katolik Hıristiyan"la evlenen bir Türk kızının evinden yaparak, bunu sanki Türk geleneklerine ve İslam inançlarına uygun bir durummuş gibi takdim etmekle acaba neye hizmet etmektedir? Ayrıca İftara doğru programında yabancı birisine özellikle İngilizce ilahi söyletilmesi ise bana göre bir başka kültür sömürüsüdür.
http://www.kuvvaimilliye.net/news_detail.php?id=8087

Yazının tamamını okursanız bunu yazanın nasıl olup da İslamcı olmadığına şaşarsınız. Yine aynı derneğin Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'ne karşı başka bir yayını. Bilindiği gibi ÇYDD "Kardelenler Projesi" adı altında son derece güzel çalışma başlatmış ve Güneydoğu'da okuma olanağı bulamayan kız çocuklarını okutmak için bir kampanya başlatmıştı. Güneydoğu'dan okutmak için İstanbul'a getirilen bazı kızlar çok şımartılıyorlarmış, DTP'nin binalarına falan gidiyorlarmış. Acaba ÇYDD, PKK'ya destek mi veriyormuş.
http://www.kuvvaimilliye.net/news_detail.php?id=12578

Görüldüğü gibi kendisinden olmayan herkesi kolayca suçlayıp üzerlerine bir nefret propagandasıyla gitmek yeni Enver'cilerin alışkanlık edindikleri bir tür reflekstir.

Talat Paşa Komiteleri

16/4/2007

Bu komitelerin başkanı Ferit İlsever. Doğu Perinçek'ten önceki İP/SP vekil başkanı. Komitelerin amacı "Ermeni Soykırımı"nın emperyalist bir yalan olduğunu ispat etmek.

Osmanlıyı tam bir felakete sürükleyip parçalanmasına neden olan,  sonra da bir Alman denizaltısıyla İstanbul'u düşman eline bırakıp kaçan ve Kurtuluş savaşına bile kabul edilmeyen bu isimler yeni Enver Paşacılar tarafından kahraman ilan ediliyor. Elbette ki artık tarihsel öfkeler, kinler bitmelidir. Enver, Talat, Cemal Paşalar ne haindi, ne satılmıştı. Yeni Envercilerin ihanetle suçladığı binlerce kişi gibi onlar da doğru bildiklerini yapmaya çalışıyorlardı. Maceracılıkları, zorbalıkları sonunda ülkeyi bir felakete götürdüler. Bu kişiler inançları doğrultusunda mücadele ettiler. Eğer birgün kahramanlar ve hainler ikileminde sürdürülen kültürden kurtulursak Talat Paşa da tarihte kendi yerini alacaktır.

Talat Paşa komitelerinin amacı tabii ki Talat Paşa'yı tarihteki yerine oturtmak değil, onun öldürülmesi sonrasında Alman devletinin katili serbest bırakmasını bir düşmanlık retoriğine dönüştürmektir.

"Bayrağını Al, Paris'e Gel" kampanyası ile Fransa yerin dibine geçirilecektir.
http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=6473

Bu arada Perinçek'in büyük bir başarı kazanıp eski KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı da safına çekmiş olması gerçekten övgüye değer. Yıllardan beri Perinçek bu uğurda çok mücadele etmiş ancak böyle isimleri kendine çekmeyi başaramamıştı. Şimdi artık Talat Paşa Komitelerinin başkanlığı Denktaş'a verilmiş, İlsever Genel Sekreter olmuştur.

Talat Paşa Komitelerinin toplantılarında öne çıkan bir başka isim de Zekeriya Beyaz oldu. Denktaş, toplantıda Azerbaycan'a yükleniyor. Neden Ermeni'leri AİHM'e götümüyor diye. Beyaz da dayanamayıp ayağa kalkıyor ve şu tarz anlaşılmaz şeyler söylüyor:
"Demokratik, hukuki ve ahlaki olmak şartlılığında, sertliğin en son noktasını kullanmak zorundayız. Üzerlerine yürümeliyiz"
http://www.haberler.com/rauf-denktas-talat-pasa-komitesi-toplantisina-haberi/

Talat Paşa komitelerinin ve Perinçek'in bir başka yeni destekçisi de Ahmet Emin Yalman suikastı ile tarihimize geçen şimdiki Vakit gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez. Şöyle diyor:

Evet, Talat Paşa grubu'nu, ben de destekliyorum. Şimdi sıra mes'elenirı nasıl olduğuna geldi. Aydınlık Dergisi'nden bir hanını kardeşimiz beni telefonla aradı. "Talat Paşa grubu adı attmda, yurtsever bazı aydınlar teşkilatlandılar. yakında Lozan'a gidecekler. Siz de gider misiniz?" diye sordu. Yukarda yazdıklarımı aynen söyledim.
http://ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=577

Yalçın Küçük'ün Enver Paşacılığı

16/4/2007
Enver Paşacı yazarlardan birinden bahsetmek istiyorum. Kitaplarını hep severek okudum, Türkiye Üzerine Tezler'inin 5 cildini, Aydın Üzerine Tezler'inin iki cildini, Sabetayizm'le ilgili son kitaplarından yine birkaçını ve daha birçok kitabını ve yazılarını ilgiyle, severek okudum ve ondan çok şey öğrendim. Birkaç ay beraber hapis de yattık. Birkaç defa birlikte volta atıp sohbet ettik. O zaman İbranice çalışıyordu. PKK'lılar koğuşlarının yanında bir yer yapmışlardı onun için, ona ellerinden geldiğince itina gösteriyorlar, hizmet etmeye çalışıyorlardı. Devrimci öğrencilere de çok yardımları oldu. Türkiye'nin en enteresan aydınlarından biridir.

Tahmin ettiğiniz gibi Yalçın Küçük'den bahsediyorum. Yalçın Küçük'ün Enver Paşacılığı yeni değildir. Görüş değiştirdi, bir Kemalist oldu, bir solcu falan denir onun için. Ben bu düşünce de değilim. Yalçın Küçük aslında yıllardır aynıdır. Elbette etkilenmeleri, farklılaşmaları olmuştur. Ama yıllardır ittihatçıdır, Envercidir. Daha taa Türkiye Üzerine Tezler'inde Enver Paşa'yı yere göğe sığdıramaz. Mustafa Kemali ve İnönüyü ise sert şekilde eleştirir. II. İnönü savaşı diye bir savaşın olmadığını ortaya çıkarmış, Rusların boğazları istediğine dair iddianın da Türk büyükelçiliğinde üretilmiş bir senaryo olduğunu tespit etmiştir. Enver Paşa, Yalçık Küçük için Mustafa Kemal'den çok daha çaplı bir liderdir.

Son zamanlarda Doğu Perinçek'le kolkola olması bana da bir zamanlar anlaşılmaz geliyordu. Hatta neden Aydınlık'ta yazdığını sormuştum. "Orda yazdığım zaman yazılar gitmesi gereken yerlere gidiyor. Onun belli okurları var" demişti. İttihatçılığın Küçük ile Perinçek arasında bir ortak payda olduğunu düşünüyorum. Yani olay sadece bir "kullanma" değil bence.

Geçtiğimiz yıllarda Hulki Cevizoğlu'nun programında Türkiye'nin Musul'u alması gerektiği üzerine bir açıklama yapmuıştı Yalçın Küçük. Bunu Ecevit de doğrulamış. Buna göre Atatürk ölmeden İsmet İnönü'ye mutlaka Musul'u alması gerektiğini vasiyet etmiş. O da bu vasiyeti Ecevit'e bildirmiş.  
http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=1443

Şu anda o da Perinçek de sadece Kemalizmden bahsediyorlar. Enverizm demiyorlar, ama Yalçın Küçük 1992'de yazdığı "Emperyalist Türkiye" kitabını yazdığında söyleminde Kemalizm yoktu daha. Ama Enverizm o zaman da şimdi olduğu kadar belirgindi.

“Emperyalist Türkiye”nin 26.sayfasında yer alan ”Misak-ı Milli” kafamızı terketmemiz zorunluluğu ortaya çıkıyor cümlesiyle, Yalçın Küçük’ün 1992 Temmuz’unda “Türklük” taraftarı, daha doğru bir ifadeyle “Yayılmacı Türklük” taraftarı olduğu görülebilmektedir. Çünkü Yalçın Küçük’e göre: Türklük, Kemalizm’in Misak-ı Milli ilkesini terk etmek zorunluluğunu duyuyor. Yayılmacı bir Türklük geliyor. Tarih Kemal’in yerine Enver’i ön plana çıkarmak üzeredir.  (“Emperyalist Türkiye”de sayfa 135’de).

Mustafa Kemal, yirminci yüzyıl Türk politikacıları içinde en temkinlisi ve ufku en dar olanlarından birisidir. ... Misak-ı Milli, Kemal Paşa’ya ve Kemal Tahir’in romanının adıyla, “yorgun savaşçı” bir kütleye uygun düşüyor ( “Emperyalist Türkiye”de sayfa 24’de). “Misak-ı Milli”nin neden Kemal Paşa’ya ve ... “yorgun savaşçı” bir kütleye uygun düştüğünü,  Yalçın Küçük’ün 1992 Temmuz’unda “Yayılmacı Türklük” taraftarı olduğu bilgisi ışığında daha iyi anlıyorum

http://ismailaksoy.blogcu.com/2618579

Kürtler Yalçın Küçük'ün Kemalizme karşı ifadelerini yanlış okumuşlar, kendi lehlerine laflar ettiğini sanmışlardı. Halbuki Küçük, Enverci olduğu için Kemalizme karşıydı. Şimdi ise Perinçek'le beraber dincilerin yaptığı gibi "takiyye" yapıyor. Bunu Perinçek'den öğrenmiş olabilir. Çünkü hoca politikadan anlamazdı.


imza kampanyasi


Ziyaretçi Defterine yazın

Paylaş

Blogcu ile yapıldı

Google