Tembel Yunus, Küle Oturan Ninova'lılar, Keneotu, Bitki Kurdu ve Bal Kabağı Üzerine Bir Güzelleme

3/11/2007
Efendim, bu hikaye tam bizim eski meddahlarımıza uygundur aslında. Hikayemizin her tarafı ayrı bir zenginliktir. Nerden başlasak bilemiyorum doğrusu. En iyisi mi kitapların kitabı, mucizelerin mucizesi Hazret-i Kuran'dan başlayalım. Sonra da Hazret-i Tevrat efendimize geçelim. Ancak ne yazık ki Kuran'da Yunus'un tembelliği konusunda bazı ipuçları bulsak da oldukça yetersizdir. Yazılanların hepsini hemen buraya kopyalayabiliriz. İşte şöyle:

(Saffat Suresi)
139. Şüphesiz Yunus da gönderilmiş (elçi)lerdendi.
140.Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı.
141.Böylece kur’aya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu.
142. Derken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı.
143.Eğer (Allah’ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı,
144.Onun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı.
145.Sonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık.
146.Ve üzerine, sık-geniş yaprakla (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik.
147. Onu yüzbin veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak) gönderdik.
148. Sonunda ona iman ettiler, Biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık.

Burdan öğrendiğimiz şu. Yunus'un birden bire kaçması tutar ve bir gemiye kaçar. Herkes dağa kaçar, Yunus da gemiye kaçmış. Bir de kuraya katılmış, ama kaybetmiştir. Kumar borcu mu vardır, bilemiyoruz artık. Sonra birden zavallı Yunus'u bir balık yutar. Hikaye adeta rüyada parça parça görülen resimler gibidir, anlamak mümkün değil. Herhalde gemi kaza falan geçiriyor, yada gemiden düşüyor, sonra da balık yutuyor. Orda kıyamet gününe kadar kalır.

Bir önceki satırda kıyamete kadar orda kaldı dedik ama siz bakmayın bizim öyle dediğimize, aslında hasta bir durumdayken bir sahile atılır. Burasını anladınız değil mi? Ortada bir çelişki yok. Hem kıyamete kadar kalır, hem sahile atılır, bu durum Hazret-i Kuran'ın genel mantığı gereğidir. Böyle durumlar sık sık olur. Alışacaksınız artık. Bu arada Yunus hastadır, durumu fenadır, birden üstünde kabak gibi bir ağaç biter. Bu balkabağını görmediyseniz gidiğ bakın, devasa bir ağaçtır, altında oturup tavla mavla bile oynanır.

Şimdi Yunus neler yapmıştır. Gemiye kaçmıştır, bol bol tespih çekmiştir, kumar oynayıp kaybetmiştir, kabak ağacının  Shocked altında oturmuştur. Yaptıklarının hepsi bu olan bir adam için tembeldir diyebilir miyiz? Belki, en azından çalışkan olduğunu gösteren hiç bir iz yoktur.

Hikayenin orijinali çok daha zevklidir ve üstelik Yunus'un tembel bir adam olduğu gerçeğini güzel bir şekilde ortaya koyar. Merak edip okumak isteyenler için:
http://www.kutsalkitap.com/kkitap/?b=32

Efendim Tanrı bir gün Yunus'a bir iş verir. Der di: "Kalk, Ninova'ya git, ordakileri uyar, seni peygamber yaptım" Ama Yunus tembelin teki olduğu için çareyi ordan sıvışmakta bulur. Yafa'ya inip, ordan Tarşiş'e giden bir gemiye atlar. Parasını öder ve yola koyulurlar. Ama Tanrı Yunus'un yediği haltı elbette biliyordur. Bir fırtına çıkarır, gemiyi parçalanacak hale getirir. Gemiciler fırtına ile uğraşırlarken bizim tembel Yunus ne yapmaktadır dersiniz: Teknenin ambarında uyumaktadır.

Fırtınayı durdurmak için herkes kendi tanrısına yalvarır, ama Yunus ambarda horlamaktadır. Geminin kaptanı gelip (putperest adama bakın siz) Yunus'u kaldırır. "Hey! Nasıl uyuyorsun sen. Kalk, tanrına yalvar, belki halimizi görür de yok olmayız" der. Bir kaptana bakın, bir de peygambere.  

Gemiciler putperest oldukları için tanrıların içlerinden birine kızıp fırtına çıkarttığını sanırlar. Tabii ki gelişmiş dinlerimizde böyle hurafelere inanılmaz. Tek tanrılı dinlerde tanrılar değil, tanrı birine kızdığı için fırtınayı çıkarır. İşte bu hurafelere inanan gemiciler bu inançlar aralrında kura çekip kimin yüzünden bu belaya uğradıklarını öğrenmek isterler. Kura da bizim tembel Yunus'a çıkar. Tamamen tesadüf. Yunus'a nereli olduğunu ve ne iş yaptığını sorarlar. O da cevaben. "İbraniyim, göklerin Tanrısı RAB'a taparım" der. Bu kısacık cevap üzerine gemiciler Yunus'un tanrısının verdiği işi yapmaktan kaçmak için gemiye "kaçtığını" hemen anlarlar. Bu putperestler zeki adamlar vesselam. Tabii hemen dehşete düşerler. "Neden yaptın bunu? Peki şimdi ne yapacağız?" diye hayretle Yunus'a bakarlar.

Şimdiye kadar ki olaylardan Yunus'un nasıl umursamaz, tembel bir adam olduğunu biraz anlamışsınızdır. Bu soruya verdiği cevap da aynı karakterdedir. Umursamaz bir şekilde "Beni kaldırıp denize atın" der. Bu olayda tembellik ve vurdumduymazlığın yanında bir fedakarlık olduğunu da kabul etmemiz gerekyor tabii. Çünkü fırtına Yunus yüzünden olmaktadır. Onu atarlarsa deniz durulacaktır. (Bu inanç yüzünden acaba denizlere kaç kişi atılmıştır şimdiye kadar?)

Putperest denizciler Yunus'un bu isteğini kabu etmezler yine de. Epey uğraşırlar ama bir türlü fırtına dinmez. Sonunda yapacak birşey kalmayınca, Yunus'u kaldırıp denize atarlar. RAB da boş durmaz, hemen oraya bir balık getirir. Yunus üç gün üç gece balığın karnında misafir edilir. O sırada da dua eder. Çeşitli çizgi filmlerde balığın karnında bir masa, sandalye ve yatakla, bişr de gaz lambası eşliğinde kitap okuduğu görülürse de bunlar kesinlikle hurafedir. Aslolan balığın karnında çokça tespih çekip dua okuduğudur.  

Balığın karnında ettiği dua Hazreti Tevrat'ta yer alır. Burda Yunus cehennemin dibinden sesleniyorum demez ama ölüler diyarının bağrından sesleniyorum der. Çünkü henüz cehennem keşfedilmemiştir, dolayısıyla dibi de yoktur.  RAB'da ölüler diyarının bağrından seslenen Yunus'un sesine cevap verir ve balık onu karaya kusar.

Yunus nereye kusulmuştur sorusuna burdan cevap arayabiliriz. Tarşiş ile Yafa arası bir yer olabilir. Tabii balığın karnında geçen 3 gün boyunca nerelere seyahat etmişlerdir, bilemiyoruz. Ama balığın karnından çıkar çıkmaz Tanrı bizim tembel Yunus'a tekrar aynı emri verir: "Kalk, Ninova'ya git" Artık Yunus'un yapacağı birşey kalmamıştır. Kalkar Ninova'ya gider. Kent o kadar büyüktür ki, ancak üç günde dolaşılabilir. Ama Yunus kente geldiğinin ertesi günü lanet yağdırmaya başlar. "Kırk gün sonra Ninova yıkılacak" der.

Gördüğünüz gibi Yunus bir gün bile sabredip üç beş kişiye propaganda yapmamıştır. Muhammed Mekke'de 13 yıl uğraşmıştı halbuki. Tembel Yunus ise bir günde cazımış, veryansına başlamış. 

Yunus Neden Bunalım Geçiriyor?

3/11/2007
Ben  Tembel  Yunus'un  hikayesini  anlatmaya  devam  edeyim  en  iyisi.  Kuran'ın  imla  sorunlarıyla  uğraşmaktan  daha  eğlenceli.
 
 En  son  Yunus'u  Ninova'da  bırakmıştık.  Ninova  40  güne  kadar  mahvolacak  deyip,  ortalığı  ayağa  kaldırmıştı  en  son.  İşte  bunun  üzerine  Ninova'lılar  anlaşılmaz  şekilde  birden  Tanrı'ya  inanır  olurlar.  Oruç  ilan  ederler  ve  çula  sarınarak  küle  otururlar.  Hatta  Ninova  kralı  bile  çula  sarınıp  küle  oturur.  Bütün  Ninovalıların  çula  sarınıp,  küle  oturması  için  bir  de  buyruk  yayınlar  Kral.
 
 Hatta  çula  sarınma  ve  küle  oturma  emriyle  yetinmez,  bir  de  oruç  buyruğu  çıkarır.  Herkes  oruç  tutacaktır.  Hatta  hayvanlar  bile.  Hayvanların  otlanması  bile  yasaklanır.
 
 Bu  kararlılığı  gören  Tanrı  sonunda  Ninova'lılara  acır  ve  onları  yoketmekten  vazgeçer.  Ben  de  Tanrı  olsaydım,  iki  gün  geçmeden  bana  tapmaya  karar  verenleri  yoketmekten  vazgeçerdim  tabii.  Doğru  dürüst  bir  tebliğ  götürmemişsin,  uyarıp  etmemişsin,  yine  de  adamlar  hemen  iman  etmiş.  Tanrı  en  doğrusunu  yapmış  yani.
 
 Ama  bizim  tembel  Yunus  ne  yapar?  Tanrı'ya  kızar,  küser,  öfkelenir.  Ben  böyle  olacağını  biliyordum.  Sen  hemen  yumuşadın,  Ninova'yı  yoketmekten  vazgeçtin  diye  Tanrı'ya  köpürür.  Yunus  bunalıma  girmiştir.  Ninovalılar  ona  yüz  vermemişler,  ama  çula  sarınıp,  küle  oturup,  oruç  tutarak  affedilmeyi  başarmışlardır.  Sen  o  kadar  balıkların  karnında  dolan  gel,  sonra  bir  şehri  kül  ettirmeyi  becereme.  Olacak  iş  değil.
 
 Derin  bir  bunalım  içinde  şehirden  çıkar.  Şehrin  doğusunda  bir  yere  gider  ve  kendisine  bir  çardak  yapar.  Gölgesinde  oturup  şehrin  başına  ne  geleceğiniz  seyretmeye  başlar.  Tanrı  onun  bu  melankolik  halini  görür  ve  bir  keneotu  yaratır.  Yunus  da  buna  çok  sevinir.  Ama  her  nasılsa  gece  bir  bitki  kurdu  çıkar  ve  keneotunu  kemirip  kurutur.  Ertesi  gün  güneş  yakıcı  bir  şekilde  yükselip  Yunus'u  kavurur. 
 
 Burda  bir  başka  çok  önemli  tartışma  daha  açabiliriz.  Yunus'un  bu  bitkisi  kabak  ağacı  (!!!)  mıdır  yoksa  keneotu  mudur?  Yani  Kuran  mı  Tevrat  mı  doğru  söylemektedir?  (Cevapları  bekliyorum)
 
 Son  bölümde  ise  Tanrı  Yunus'a  bir  ders  verir.  Tanrı'nın  keneotunu  bitki  kurdu  aracılığıyla  yokettirmesine  çok  kızan  Yunus'a  "keneotu  bir  gecede  çıktı  ve  yokoldu.  Sen  emek  vermediğin,  büyütmediğin  bir  keneotuna  acıyorsun  da,  ben  Ninova'ya,  o  koca  kente  acımayayım  mı?  Orda  120  bini  aşkın  insan  var"  der. 
 
 Burda  yeni  bir  önemli  soru  sorsak  mı  acaba.  Kuran'a  göre  Yunus  100  bin  veya  aşkın  kişiye  peygamber  olarak  gönderilmiş.  Tevrat'ta  ise  tam  120  bin  rakamı  geçiyor.  Ancak  Kuran'daki  hikaye  mutlu  sonla  biter.  Bu  120  bin  insan  Yunus'a  iman  eder.  Tevrat  ise  hikayeyi  mutlu  sona  ulaştırmadan  bırakır.  Bu  Yunus  yeniden  Ninova'ya  dönmüş  müdür?  Ninova'lılar  onu  peygamber  olarak  kabul  etmişler  midir?  Bu  konuda  hiçbir  şey  yoktur. 
 
 Kuran  kitapların  en  sonuncusu  ve  her  zaman  şaşmaz  doğru  yazan  olduğuna  göre  Yunus  Ninova'lıları  iman  ettirmiş  olmnalıdır.  Tarihte  Asur  devletinin  başkenti  olan  Ninova'da  İslamiyeti  kabul  etmiş  ve  taa  o  zamandan  beri  müslüman  olarak  yaşamıştır.  Ve  tabii  ki  Yunus'un  üstünde  biten  bitki  de  keneotu  değil  kabak  türünden  bir  bitkidir.

« Önceki :: Sonraki »

Blogcu ile yapıldı

Google