Terim sorunları: Zebur hangi kitaptır?

14/7/2006
Terim sorunları


Musevilik ve Hıristiyanlık ve bu dinlerin kitaplarıyla ilgili olarak toplumumuzda ortaya çıkan bir tanım kargaşası var. Herşeyden önce isimlendirmede bir belirsizlik yaşanıyor. Tevrat, Zebur, İncil nedir, hangi kitaplardır? Zaten farklı Musevi ve Hıristiyan mezheplerin iç öekişmelerinin üstüne bir de İslamiyetin ne olduğu anlaşılmayan tanımları eklenmiş ve konu içinden çıkılmaz bir hale dönüşmüş.

Zebur hangi kitaptır. Elimdeki Kutsal Kitap hıristiyanların kutsal kitabı ve iki bölümden oluşuyor. Eski Anlaşma (Tevrat ve Zebur) ve Yeni Anlaşma(İncil) olarak iki bölümden oluşuyor. Eski Anlaşma 39 bölümden, Yeni Anlaşma ise 27 bölümden oluşuyor. Bunlardan Mezmurlar yada Zebur adı verilen Eski Anlaşma'nın 19. bölümü. Bu bölüm 150 mezmurdan oluşam bir şiir.

Ancak Yahudilerin bölümlemesi biraz daha farklı. Eski Ahit'i üç ana kısma bölüyorlar. Tevrat(Tora), İlk Peygamberlerle son Peygamberler (Neviy'im) ve Zebur (Ketuvim). Bu bölümlemeye göre Zebur 13 bölümden oluşuyor. Bunlar şu bölümler:

Mezmurlar
Süleyman'ın Özdeyişleri
Eyüp
Ezgiler Ezgisi
Rut
Yeremya'nın Ağıtları
Vaiz
Ester
Danyel
Ezra
Nehemya
1. ve 2. Tarihler

Yine aynı bölümlemeye göre Tevrat ise Musa'nın kitapları olarak bilinen ilk 5 kitaptan oluşuyor. Yani

Yaratılış -Tekvin
Mısır'dan Çıkış
Levililer
Çölde Sayım - Sayılar
Yasa'nın Tekrarı -Tesniye

Diğer kitaplar ise Peygamberler olarak geçiyor.


Bu 39 kitabın sıralanması Yahudiler ve Hıristiyanlarda farklılık gösteriyor. Ancak hepsi de Eski Ahit'in bütün kitaplarını kabul ediyorlar ve kutsal kitapları olarak sayıyorlar. Bu arada sadece ilk 5 kitabı kabul eden bazı Musevi tarikatlarının da olduğunu belirtelim.

Bu durumda Tevrat dendiğinde ne anlayacağız, Zebur dendiğinde ne anlayacağız? Hem Eski Ahit'in tümüne, yani Zebur'u da içine alan kitaba Tevrat diyoruz, hem de Eski Ahit'in ilk 5 bölümüne. Aynı karmaşa Zebur için de söz konusu. Hem Mezmurlar bölümüne hem de Yahudilerin sınıflamasındaki 13 bölüme Zebur demek mümkün.

Ben bundan sonra Yahudilerin sınıflamasını kabul ederek, yani Eski Ahit'teki 13 bölüme Zebur diyeceğim. Eski Ahit'in 19. bölümüne ise sadece Mezmurlar diyeceğim. Benzer şekilde Tevrat ile sadece Eski Ahit'in ilk 5 kitabını kastedeceğim. Bu seçim İslamiyetin tanımına uymuyor, zira İslamiyette Zebur Davut'a gelen kitap olarak tanımlanıyor. Süleyman'ın Özdeyilerini, Yeremya'yı, Eyüp'ü, Yeşaya'yı Zebur'un içinde saymak İslamiyet'in tanımını kabul etmemek demektir. Ancak sadece Mezmurları Zebur diye kabul etmiş bile olsaydık, İslamiyet'in tanımı yine yanlış olurdu. Çünkü Mezmurlar sadece Davut'un ilahilerinden oluşmuyor. Önemli bir kısmı Davut'un ilahilerinden oluşsa da, bu 150 mezmurun içinde Süleyman'a, Asaf'a hatta Musa'ya ait mezmurlar ve çok sayıda sahibi zikredilmemiş mezmur var.

Şimdi Zebur'un bölümlerine sırayla bakalım.

Mezmurlar

14/7/2006
Yukarda yazdıklarımızdan anlaşıldığı gibi Zebur'un en önemli kısmı Mezmur'lar. Yada İslamiyet açısından böyle. Mezmurlar bir ilahi ve dua kitabı. 150 mezmurdan oluşuyor. Şiir şeklinde yazılmış ilahiler ve açıkçası okuması oldukça sıkıcı. Benzer ifadeler sık sık tekrralanıyor. Birçok değişik nedenle söylenmiş ilahiler var. Ağıtlar, kurtuluş, korunma ve yardım isteyen ilahiler, bağışlanmak için yalvarışlar vb.

Bu 150 mezmur 5 kitap olarak bölümlenmiş. 72. mezmurun sonunda 2. Kitap bitiyor ve deniyor ki

İşay oğlu Davut'un duaları burada bitiyor.

Sonra Asaf'ın mezmur ve maskil'leri başlıyor. Sonra Korahoğullarının mezmurları derken bir bakıyorsunuz yine bir Davut mezmuru geliyor. Ardından Ezrahlı Eytan'ın Maskili geliyor. 4. kitap ise Musa'nın duası ile başlıyor. Araya yine Davut'un mezmurları giriyor. Böyle gidiyor. Birçok mezmurun sahibi ise belirtilmemiş.

Mezmurlarda en çok dikkatimi çeken şey Tanrı'nın oturduğu yer ve nasıl biri olduğu ve kullandığı araçlara dair anlatımlar oldu.

RAB Siyonda yada Göklerde oturur

Şu Mezmurlara göre RAB Siyon'da oturur:


Mez.9: 11
Siyon'da oturan RAB'bi ilahilerle övün!
Yaptıklarını halklar arasında duyurun!

Mez.76: 1

Yahuda'da Tanrı bilinir,
İsrail'de adı uludur;
Konutu Şalem'dedir (yani Yeruşalem)
Yaşadığı yer Siyon'da.

Mez.132: 13-14

Çünkü RAB Siyon'u seçti,
Onu konut edinmek istedi.

"Sonsuza dek yaşayacağım yer budur" dedi,
"Burada oturacağım, çünkü bunu kendim istedim

Bu Mezmurlarda ise RAB Göklerde oturur

Mez.2: 4-6
Göklerde oturan Rab gülüyor,
Onlarla eğleniyor.
Sonra öfkeyle uyarıyor onları,
Gazabıyla dehşete düşürüyor
Ve, "Ben kralımı
Kutsal dağım Siyon'a oturttum" diyor.

Mez.11: 4
RAB kutsal tapınağındadır,
O'nun tahtı göklerdedir,
Bütün insanları görür,
Herkesi sınar.

Ancak her iki durumda da RAB bir yerde oturmaktadır. Yunan mitolojisindeki Zeus'a benzer bir durumdur bu aslında. Yani RAB, henüz insansı özelliklere sahiptir.


Mez.18: 6
Sıkıntı içinde RAB'be yakardım,
Yardıma çağırdım Tanrım'ı.
Tapınağından sesimi duydu,
Haykırışım kulaklarına ulaştı.

O zaman yeryüzü sarsılıp sallandı,
Titreyip sarsıldı dağların temelleri,
Çünkü RAB öfkelenmişti.

Burnundan duman yükseldi,
Ağzından kavurucu ateş
Ve korlar fışkırdı.

Kara buluta basarak
Gökleri yarıp indi.

Bir Keruv'a (kanatlı ilahi yaratıklar) binip uçtu,
Rüzgar kanatlar takarak hızla geldi.


Ayrıca RAB yıldırımları da elleriyle savurur

Mez.18: 13-14
RAB göklerden gürledi,
Duyurdu sesini Yüceler Yücesi,
Dolu ve alevli korlarla.

Savurup oklarını düşmanlarını dağıttı,
Şimşek çaktırarak onları şaşkına çevirdi.

Kral Tanrı'nın Oğludur

Mısır ve belki de Kenan mitolojisinden kalma bir inanç bu muhtemelen. Bilindiği gibi firavunların Tanrının yeryüzündeki ifadesi olduğu, yada tanrıların çocuğu olduğu, kendilerinin de bir yerde tanrılaşmış olduğu şeklinde bir düşünce vardı. Bu düşünce tarzının Mezmurlara da yansıdığını görüyoruz.

Mez.2: 7-12

RAB'bin bildirisini ilan edeceğim:
Bana, "Sen benim oğlumsun" dedi,
"Bugün ben sana baba oldum.

Dile benden, miras olarak sana ulusları,
Mülk olarak yeryüzünün dört bucağını vereyim.

Demir çomakla kıracaksın (yada güdeceksin) onları,
Çömlek gibi parçalayacaksın."

Ey krallar, akıllı olun!
Ey dünya önderleri, ders alın!

RAB'be korkuyla hizmet edin,
Titreyerek sevinin.

Oğulu öpün ki öfkelenmesin,
Yoksa izlediğiniz yolda mahvolursunuz.
Çünkü öfkesi bir anda alevleniverir.
Ne mutlu O'na sığınanlara!

RAB'bin kaya, mağara, kurtarıcı olarak anılması


Mezmurların dikkat çekici bir özelliği de sık sık RAB'bi kayam, kurtarıcım diye anması.

Mez.18: 46
RAB yaşıyor! Kayam'a övgüler olsun!
Yücelsin kurtarıcım Tanrı!

Mez.19: 14 Ağzımdan çıkan sözler,
Yüreğimdeki düşünceler,
Kabul görsün senin önünde,
Ya RAB, kayam, kurtarıcım benim*fk*!
D Not 19:14 "Kurtarıcım benim": Kurtarıcı diye çevrilen İbranice
"Goel" sözcüğü "Yakın akraba" anlamına gelir (bkz. Rut 2:20).

Burdaki dipnotta "Goel" kurtarıcı sözcüğünün yakın akraba anlamına gelmesi de ilginç. Çünkü sık sık İbrahim'in tanrısı, Yakup'un tanrısı, İshak'ın tanrısı denir Kutsal Kitap'ta. Yani bir akraba, aile tanrısı gibi bir şey var. Aslında firavunların baba-oğul tanrı yada tanrı soyu olmaları gibi İbrani krallarında da bu geleneğin izleri görünüyor bence.

Bu kaya konusu ayrıca tartışılması gereken bir konu. Başka yerlerde de geçiyor. Örneğin Yeşaya'da

Yşa.28: 15-16
Şöyle diyorsunuz: "Ölümle antlaşma yaptık, ölüler diyarıyla uyuştuk; öyle ki, büyük bela ülkeden geçerken bize zarar vermeyecek. Çünkü yalanları kendimize sığınak yaptık, hilenin ardına gizlendik."

Bu yüzden Egemen RAB diyor ki, "İşte Siyon'a sağlam temel
olarak bir taş, denenmiş bir taş, değerli bir köşe taşı
yerleştiriyorum. Ona güvenen yenilmeyecek.

Taş'ın hala bir sembolik tanrısal anlamı olduğu görülüyor. Sami kavimlerde taşların taşıdığı kutsallık (Hacer-ül Esvet'i de bir ara işlemiştik) ayrıca ele alınması gereken bir konu.

Dünya hala çeşitli canavarlarla doludur

Mez.148: 7
Yeryüzünden RAB'be övgüler sunun,
Ey deniz canavarları, bütün enginler,

Mez.104: 26
Orada gemiler dolaşır,
İçinde oynaşsın diye yarattığın Livyatan (deniz canavarı) da orada.

Sonuç

Mezmurlar, örneğin Süleyman'ın Özdeyişleri gibi derinlikli ifadeler taşıyan bir bölüm değildir. Ancak Eski Ahit'in çeşitli yerlerinde geçen ilahilerinde derlendiği bir bölümdür. Yahudiler Mezmurların her gün bir bölümünü okuyarak belli bir sürede bitiriyorlarmış

İslamiyette Zebur


Başta dediğimiz gibi İslamiyette Zebur deyince Eski Anlaşma'nın Mezmurlar bölümü anlaşılıyor. Üç ayette geçiyor.

Nisa, 163
Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da Zebur
verdik.

İsra, 55
Rabbin, göklerde ve yerde olan herkesi en iyi bilir. Andolsun, Biz peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık ve Davud'a da Zebur verdik.

Enbiya, 105
Andolsun, Biz zikirden sonra Zebur'da da: "Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır" diye yazdık.

Müslümanlar Davut'u bir peygamber, Zebur'u da ona gönderilen kitap sanırlar. Halbuki Mezmurlar'da böyle bir iddia yok. Bir ilahi derlemesidir. Ayrıca Eski Ahit'İn Süleyman, Yunus, Eyüp bölümleri niye verilmiş kitaplar olarak anılmamış da Mezmurlar anılmış, anlaması zor. Yahudiler bu ilahileri sürekli söyledikleri için ve Mezmurların önemli bir kısmı Davut'a ait olduğu için öyle sanılmış olmalı.

Süleyman'ın Özdeyişleri

14/7/2006
Bence Eski Anlaşma'nın en güzel bölümlerinden biri, hatta en güzeli diyebilirim. Başlığında olduğu gibi "özdeyişler" olmasından ileri geliyor bu özelliği. Konuya başlarken Süleyman ile ilgili bir iki hatırlatma yapayım. Süleyman Davut'un Bat-Şeva'dan olan oğlu ve ondan sonraki İsrail kralıdır. 2. Tarihler bölümünde anlatılan öyküde Süleyman Davut'tan sonra kral olunca RAB kendisinden ne istediğini sorar, Süleyman da bilgelik ister.

Özdeyişlerin birçoğu tekrar tekrar zevkle okunacak güzellikte. Hatta bunların bir kısmı bugün kullandığımız bazı sözler durumunda. Tümünü okumak isteyen olursa diye önce linkini vereyim. Mezmurlar yada Yeşaya kadar uzun bir bölüm olmadığı için rahat okunabilir.

Bir bilgi daha vermekte yarar var. Eski Ahit'in tümünde sık sık kötü huyları olan, başkalarının hakkını yiyen, zevkleri uğruna başkalarını öldüren, cahil, akılsız, düşkün insanlardan bahsedilirken bunlar tanrısız, inanmayan olarak tanımlanır. Yani İsrail'in tanrısı RAB'be inanmayan herkes cahil, zevk düşkünü, kötü, alaycı vb.dir. Bilgelik ise herşeyden önce İsrail tanrısına inanmayı gerektirir. Özdeyişler de doğal olarak Eski Ahit'in bu genel çerçevesinde olan öğütlerdir. Örneğin RAB korkusu bilginin temelidir. Bugün pek anlamlı olmayan bu tür varsayımlar bir önyargı oluşturmazsa Özdeyişler ateistler tarafından bile zevkle okunur.

Bence en güzel özdeyişler 26. bölümdeki özdeyişler. Özdeyişlerdeki güzelliği göstermek için birkaç örnek verelim:

BÖLÜM 13

Bilge kişi terbiye edilmeyi sever,
Alaycı kişi azarlansa da aldırmaz.

İyi insan ağzından çıkan sözler için ödüllendirilir,
Ama hainlerin soluduğu zorbalıktır.                                           Kral Süleyman

Dilini tutan canını korur,
Ama boşboğazın sonu yıkımdır.

Tembel canının çektiğini elde edemez,
Çalışkanın istekleriyse tümüyle yerine gelir.

Doğru kişi yalandan nefret eder,
Kötünün sözleriyse iğrençtir, yüzkarasıdır.

Doğruluk dürüst yaşayanı korur,
Kötülük günahkârı yıkar.

Kimi hiçbir şeyi yokken kendini zengin gösterir,
Kimi serveti çokken kendini yoksul gösterir.

Kişinin serveti gün gelir canına fidye olur,
Oysa yoksul kişi tehdide aldırmaz.

Doğruların ışığı parlak yanar,
Kötülerin çırası söner.

Kibirden ancak kavga çıkar,
Öğüt dinleyense bilgedir.

Havadan kazanılan para yok olur,
Azar azar biriktirenin serveti çok olur.

Ertelenen umut hayal kırıklığına uğratır,
Yerine gelen dilekse yaşam verir.

Uyarılara kulak asmayan bedelini öder,
Buyruklara saygılı olansa ödülünü alır.

Bilgelerin öğrettikleri yaşam kaynağıdır,
İnsanı ölüm tuzaklarından uzaklaştırır.

Sağduyulu davranış saygınlık kazandırır,
Hainlerin yoluysa yıkıma götürür*fe*.

D Not 13:15 Septuaginta, Süryanice, Vulgata "Yıkıma götürür",
Masoretik metin "Sürer" ya da "Çetindir".

İhtiyatlı kişi işini bilerek yapar,
Akılsız kişiyse ahmaklığını sergiler.

Kötü ulak belaya düşer,
Güvenilir elçiyse şifa getirir.

Terbiye edilmeye yanaşmayanı
Yokluk ve utanç bekliyor,
Ama azara kulak veren onurlandırılır.

Yerine getirilen dilek mutluluk verir.
Akılsız kötülükten uzak kalamaz.

Bilgelerle oturup kalkan bilge olur,
Akılsızlarla dost olansa zarar görür.

Günahkârın peşini felaket bırakmaz,
Doğruların ödülüyse gönençtir.

İyi kişi torunlarına miras bırakır,
Günahkârın servetiyse doğru kişiye kalır.

Yoksulun tarlası bol ürün verebilir,
Ama haksızlık bunu alıp götürür.

Oğlundan değneği esirgeyen, onu sevmiyor demektir.                                                     
Seven baba özenle*ff* terbiye eder.

D Not 13:24 "Özenle" ya da "Zamanında" veya "Erkenden".

Doğru kişinin yeterince yiyeceği vardır,
Kötünün karnıysa aç kalır.


Özdeyişlerin 22. bölümde başlayan 30 tane öğüt var. Bilgeden Otuz Öğüt olarak geçiyor. Oldukça ilginç öğütler. Okurken insan sanki Yahudi kültürünü oluşturan temel taşları görüyor gibi. Bunların bazıları bizde kurnaz, uyanık Yahudi tiplemesini de düşündürüyor. Örneğin

Öğüt 3

El sıkışıp
Başkasının borcuna kefil olmaktan kaçın.

Ödeyecek paran olmazsa,
Altındaki döşeğe bile el koyarlar.

Öğüt 6

Bir önderle yemeğe oturduğunda
Önüne konulana dikkat et.

İştahına yenilecek olursan,
Daya bıçağı kendi boğazına.

Onun lezzetli yemeklerini çekmesin canın,
Böyle yemeğin ardında hile olabilir.

Öğüt 9

Akılsıza öğüt vermeye kalkma,
Çünkü senin sözlerindeki sağduyuyu küçümser.


Bazıları ise tersine cimri Yahudi'ye uymaz

Öğüt 7

Zengin olmak için didinip durma,
Çıkar bunu aklından.

Servet göz açıp kapayana dek yok olur,
Kanatlanıp kartal gibi göklere uçar.

Öğüt 8

Cimrinin verdiği yemeği yeme,
Lezzetli yemeklerini çekmesin canın.

Çünkü yediğin her şeyin hesabını tutar,
"Ye, iç" der sana,
Ama yüreği senden yana değildir.

Yediğin azıcık yemeği kusarsın,
Söylediğin güzel sözler de boşa gider.


Özdeyişlerden Dönemin Özelliklerine İlişkin Çıkarımlar

Mezmurlare bölümünde gördüğümüz gibi Özdeyişler'de de döneme ilişkin çok sayıda ipucu elde ediyoruz. Bunlar Tanrı'nın nasıl görüldüğüne dair, şarap ve içkiye dair, kölelerle ilgili ifadeler. Bunlara ilişkin özdeyişleri sırayla aktarıyorum.

Tanrı'nın buyruklarını Kralın ağzıyla açıklaması

Özd.16: 10
Tanrı buyruklarını kralın ağzıyla açıklar,
Bu nedenle kral adaleti çiğnememelidir.


Bu özelliğe Mezmurlar'da da değinmiştik. Aynı şey örneğin "Vaiz"de de tekrarlanır.

Vaiz.10:20
İçinden bile krala sövme,
Yatak odanda zengine lanet etme,
Çünkü gökte uçan kuşlar haber taşır,
Kanatlı varlıklar söylediğini aktarır.

Vaiz.8: 2
Kralın buyruğuna uy, diyorum.
Çünkü Tanrı`nın önünde ant içtin.


Şarap ve içki yasak değildir, ama onu içip sapıtan değersizdir


Özd.20: 1
Şarap insanı alaycı, içki gürültücü yapar,
Onun etkisiyle yoldan sapan bilge değildir.

Özdeyişler köleci bir bakış açısına sahiptir

Özd.29: 19
Köle salt sözle terbiye edilemez,
Çünkü anlasa da kulak asmaz.

Özd.29: 21
Çocukluğundan beri kölesini şımartan,
Sonunda cezasını çeker.

Süleyman'ın Özdeyişlerinde Hayvanlar ve Kuran Fabl'ları

14/7/2006
Süleyman'ın Özdeyişlerinde Hayvanlar ve Kuran Fabl'ları


Konuya girmişken, kısaca da olsa bu hayvan meselesine değinmek lazım. 2 yıl önce, henüz Kutsal Kitab'ın yüzünü bile görmemişken, yeni tanıştığım bir Hıristiyan misyonere Süleyman için, "kuş dilini biliyormuş, öyle mi" demiştim. Adam bana garip garip baktı, güldü, "nasıl kuş dili, öyle bişey mi var?" dedi. Şimdi Zebur'u okuduğumda bunun nerden uydurulmuş olabileceğini düşünüyorum. Kuran'da açıkça yazılan bir öykü, ve ben bunun Eski Anlaşma'dan alındığını sanıyordum. Halbuki böyle birşey Eski Anlaşma'da yok.

Aslında çok kişi biliyordur. Ben Kuran'daki fabl tarzı öyküyü kısaca anlatayım. Neml(karınca) suresi, Süleyman'ın Saba üzerine yürümesini anlatıyor. Süleyman insanlar, cinler ve kuşlardan oluşan ordusunu toplayıp Saba üzerine yürürken karınca vadisine gelince, bir dişi karıncaya diğer karınca arkadaşlarına diyor ki "yuvalarınıza girin de, Süleyman'ın ordusu sizi ezip telef etmesin". Süleyman karınca dilini de anladığı için söz hoşuna gidiyor ve gülümsüyor. Sonra da kuşları denetlemeye çıkıyor. Bu arada Hüthüd'ün orda olmadığını farkediyor. Süleyman Hüthüt'ün olmamasına çok sinirleniyor, çünkü hatırlanırsa ordu insan, cin ve kuşlardan oluşmaktadır ve Hüthüt'ün herhalde önemli bir mevkisi vardır. Neyse Hüthüt gelip, becerdiği işi anlatıp Süleyman'ı yumuşatıyor. İsrail ülkesinin, yani Süleyman'ın müstakbel zevcesi Saba melikesi Belkıs hakkında ayrıntılı bir istihbarat bilgisi getiriyor Hüthüt. Sonra da Süleyman ile Belkıs arasında bir mektuplaşmadır başlıyor. Velhasıl insan, cin ve kuş ordusu boşa o kadar yol gelmiştir. Çünkü Belkıs ile Süleyman halvet olup gerdeğe girerler. Mutlu sonla biten bir güzel fabl'dır Kuran'da anlatılan. (Bizde bu öykünün karşılığı Baltacı-Katerina olayıdır. Gerçekte ortada Katerina falan yoktur, kocası Peter vardır, ama olsun, gururumuzu okşuyor ya, boşverelim)

Kuran'daki ilgili ayetler ise Neml Suresi 17-44. ayetler arası. İlk birkaç ayeti vereyim sadece.

17. Süleyman'a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı ve bunlar bölükler halinde dağıtıldı.
18. Nihayet karınca vadisine geldiklerinde, bir dişi karınca dedi ki: "Ey karınca topluluğu, kendi yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları, farkında olmaksızın sizi kırıp-geçmesin."
19.(Süleyman) Bu sözü üzerine tebessüm edip güldü ve dedi ki: "Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat."
20.Kuşları denetledikten sonra dedi ki: "Hüdhüd'ü neden göremiyorum, yoksa kaybolanlardan mı oldu?"
21. "Onu gerçekten şiddetli bir azapla azaplandıracağım, ya da onu boğazlayacağım veya o, bana apaçık olan bir delil getirmelidir."
22.Derken uzun zaman geçmeden geldi ve dedi ki: "Senin kuşatamadığın (öğrenemediğin) şeyi, ben kuşattım ve sana Saba'dan kesin bir haber getirdim."
23. "Gerçekten ben, onlara hükmetmekte olan bir kadın buldum ki, ona herşeyden (bolca) verilmiştir ve büyük bir tahtı var."

Ancak bu hikayelerin hiçbiri Eski Ahit'te geçmiyor. Halbuki ne kadar güzel bir öykü. (Niye kitaplarından böyle bir öyküyü silmişler anlamadım doğrusu.  Very Happy  )   Eski Ahit'te Belkıs Süleyman'ı ziyaret eder.Zenginliği ve bilgeliğinden etkilenir ama ortada ne karınca, ne hüthüt kuşu ne de bir halvet olayı vardır.

Süleyman'ın hayvanlarla ilişkisi Özdeyişler'de geçen bir bölümden kaynaklanıyor olmalı.

Özd.30: 24-31

"Dünyada dört küçük yaratık var ki,
Çok bilgece davranırlar:

Karıncalar güçlü olmayan bir topluluktur,
Ama yiyeceklerini yazdan biriktirirler.


Kaya tavşanları* da güçsüz bir topluluktur,

Ama yuvalarını kaya kovuklarında yaparlar.

Çekirgelerin kralı yoktur,
Ama bölük bölük ilerlerler.

28 Kertenkele elle bile yakalanır,
Ama kral saraylarında bulunur.

"Yürüyüşü gösterişli üç yaratık,
Davranışı gösterişli dört yaratık var:

Hayvanların en güçlüsü olan
Ve hiçbir şeyin önünde pes etmeyen aslan,

Tazı, teke                                             
Ve ordusunun başındaki kral.                     
                                                                                  

                                                                                                     Değişik bir Kral Süleyman ve Saba Melikesi yorumu

Doğrusu böyle bir metinden Kuran'daki fabl'ın çıkması pek olası gibi değil. Muhtemelen o dönem anlatılan buna benzer birçok efsane, öykü vb. var.

Kısacası Süleyman, bilge bir İbrani kralıdır. Ancak kuşdili, karınca dili falan bilmez. Zaten akla mantığa da uymayan birşey bu.

Ezgiler Ezgisi

14/7/2006
Eski adıyla Neşideler Neşidesi. Kutsal Kitabın içinde bu erotik aşk şiirlerinin ne işi var? Bunun cevabını vereceğiz. Ancak önce Zebur'un bu bölümünü biraz tanıtalım. Bu şiirler Süleyman'ın  Ezgisi olarak da geçiyor. Kız, Erkek ve Kızın Arkadaşlarının karşılıklı konuşmalarından oluşuyor. Sadece 8 bölümden oluşan kısa bir metin olmasına karşın Kutsal Kitab'ın en ilginç bölümlerinden biri. Kız ve erkeğin karşılıklı konuşmaları bir cinsel birleşme öncesi eşini övme ve tahrik etme/coşturma amacıyla söylenen şiirler. Bazı dizeleri şöyle

Ezg.1:2-4

Kız
Beni dudaklarıyla öptükçe öpsün!
Çünkü aşkın şaraptan daha tatlı.

Ne güzel kokuyor sürdüğün esans,
Dökülmüş esans sanki adın,
Kızlar bu yüzden seviyor seni.

Al götür beni, haydi koşalım!
Kral beni odasına götürsün.

Ezg.4: 1

Erkek
Ah, ne güzelsin, aşkım, ah, ne güzel!
Peçenin ardındaki gözlerin güvercinler gibi.
Siyah saçların Gilat Dağı'nın yamaçlarından inen
Keçi sürüsü sanki.

Yeni kırkılıp yıkanmış,
Sudan çıkmış koyun sürüsü gibi dişlerin,
Hepsinin ikizi var.
Yavrusunu yitiren yok aralarında.

Al kurdele gibi dudakların,
Ağzın ne güzel!
Peçenin ardındaki yanakların
Nar parçası sanki.

Boynun Davut'un kulesi gibi,
Kakma taşlarla yapılmış,
Üzerine bin kalkan asılmış,
Hepsi de birer yiğit kalkanı.

Sanki bir çift geyik yavrusu memelerin
Zambaklar arasında otlayan
İkiz ceylan yavrusu.


Bu erotik şiirleri Yahudiler Tanrı ile halk arasındaki ilişki olarak tanımlamış bir zamanlar, çünkü RAB Kutsal Kitap'ta İsrail halki için birçok defa Yeruşalimin kızı gibi benzetmeler kullanır. Hıristiyanlar ise bunu Mesih'le kilise arasındaki bir ilişki olarak görmüşler. Ancak şiirlerdeki aşırı erotik vurgular her iki yorumun da anlamlı olmadığını, babayağı bir kadın ve erkek arasındaki aşk ve cinsel birleşmeyi tasvir ettiğini gösteriyor.

Arkeolojik buluntular şiirlerin aslında Süleyman zamanına, hatta çok daha sonralara, İsa'dan sonraki zamanlara kadar bile devam eden kutsal evlenme ayinleri ile ilgili olduğunu ortaya koyuyor. Bu kutsal evlenme ayinlerinde kral, tanrıça İnanna'yı temsil eden bir kutsal rahibe ile birleşirdi. Tevrat'ta Hareminde 650 kadın olduğu yazılan Süleyman'ın kadınlarının bir kısmı belki de bu iş için yetiştirilmiş rahibelerdi. Bu ayinlerin tespit edilebildiği kadarıyla M.Ö. 3. Sümerlerde binyılda başlamış olduğu sanılıyor.

Çünkü Sümer dinsel inancına göre, Sümer kralı ile bu cinsel cazibeyle dolu bereket tanrıçası arasındaki ayinsel evlilik, toprağın verimliliği ve dölyatağının doğurganlığı için elzemdi, ülkeye gönenç, insanlara mutluluk getiren buydu. Bu ayini ilk gerçekleştiren Sümer hükümdarı, İ.Ö. üçüncü binyılda Sümer'in büyük yerleşim merkezlerinden biri olan Uruk'ta saltanat sürmüş olan çoban kral Dumuzi'ydi (Kitabı Mukaddesin Temmuz'u); en azından ondan sonra Sümer'de bu bir gelenek halini aldı. (Samuela N.Kramer, Tarih Sümerde Başlar, s.366)

Bu ayinler ile ilgili ayrıntılı bazı betimlemeleri ise Ur kenti kralı Şulgi'den sonra buluyoruz. Şulgi'nin yaptığı ayini anlaan bir metinde önce ayin giysilerini giymesi ve başına taca benzer bir takma saçla örtmesi anlatılır. Şulgi'yi gören tanrıça öyle etkilenir ki şunları söyler

                    



                          İnanna

Şulgi'nin Kutsanması

Vahşi boğa için, efendi için yıkandığımda,
Çoban Dumuzi için yıkandığımda,
Yanlarımı merhemle (?) güzelleştirdiğimde,
Ağzıma amber sürdüğümde,
Gözlerime sürme çektiğimde,
Belim onun tatlı elleri arasında biçimlendiğinde,
Kutsal İnanna'nın yanında yatan efendi, çoban Dumuzi,
Karnımı süt ve kaymakla ovduğunda, ....
Elini vulvamın üstüne koyduğunda, ...
Ona siyah gemisi gibi sahip olduğunda, ...
Yatakta beni okşadığında,

O zaman efendimi okşayacağım, onun için tatlı bir yazgı biçeceğim,
Şulgi'yi, sadık çobanı okşayacağım, onun için tatlı bir yazgı biçeceğ
im,
Karnını okşayacağım, ülkenin çobanlığı olarak biçeceğim yazgısını.
(Samuel N.Kramer, agy s.375)


yada


Güvey kalbimin sevgilisi,
Senin neşen hoştur, bal tatlısı!

Arslan! Kalbimin sevgilisi,
Senin neşen hoştur, bal tatlısı!

Beni büyüledin, karşında titreyerek durayım!

Güvey! Senin tarafından yatak odasına götürüleyim!
Beni büyüledin, karşında titreyerek durayım,
Güvey! Senin tarafından yatak odasına götürüleyim!

Güvey seni okşayayım!
Yatak odasında bal dolu,
Senin güzelliğinle neşelenelim,
Arslan! Seni okşayayım!

(Muazzez Ilmiye Çığ, Kuran, İncil ve Tevrat'ın Sümerdeki Kökeni, s.63)

Şulgi'den sonraki hemen her Sümer ve Akad kralı İnanna'nın sevgili eşi olmakla övünmüşlerdir. Bu ayinler Dumuzi ile İnanna mitinin yeniden canlandırılmasıdır. Her bahar gelişinde bu kutsal evlilik töreni yapılır. Mitin özellikleri konumuzu dağıtacağı için girmiyorum, ancak Dumuzi her baharda sevgil eşi İnanna'ya kavuşur ve çiftleşirler. Bunu sembolize eden bayramlar ise Sümerler ve onlardan sonra Samiler, Kemanlar vb. tarafından hep çoşkuyla kutlanmış. Sümerlerdeki ayinlere ilişkin çok sayıda tablet bulundu. En azından 5-6 değişik verdiyondan bahsediliyor. Belli değişikliklere karşın hepsinin ortak özelliği kutsal çiftleşme ayini ve öncesinde karşılıklı erotik konuşmaların yapılmasıdır. Bu eski Sümer şiirlerinden birçoğu daha toprak altında yada çeşitli müzelerde birleştirilmeyi ve çevrilmeyi bekliyor.

Dumuzi ve İnanna

Kutsal Kitap'taki Ezgiler Ezgisi ise Sümer kutsal evlilik ayinlerinde söylenen şiirleri arasındaki benzerlik öyle ki, bazı yerlerde nerdeyse tıpatıp aynı. Elbette Süleyman yaşamadan en az bin yıl önce Sümerler tarihten silinmişlerdi. Ancak Dumuzi-İnanna ilişkisi sonraki yüzyıllar boyunca çeşitli toplumlarca tekrarlanarak kutlandı. Takvimimizdeki Temmuz ayı Yahudilerde Tammuz şeklindedir ve Yahudi kadınları bu ayın 17'sinde oruç tutarak mabed kapısına gidip ağlarlar. Bu tören Dumuzi'nin yeraltına götürülüş dramıdır.

Törenin aslında bir tür bahar bayramı ayini olduğunu gösteren bazı ifadeler Kutsal Kitap'tan da okunabilir

Ezg.2: 10
Sevgilim şöyle dedi:
"Kalk, gel aşkım, güzelim.

Bak, kış geçti,
Yağmurların ardı kesildi,

Çiçekler açtı,
Şarkı mevsimi geldi,
Kumrular ötüşmeye başladı beldemizde.

İncir ağacı ilk meyvesini verdi,
Yeşeren asmalar mis gibi kokular saçmakta.
Kalk, gel aşkım, güzelim."


Süleyman aynı Şulgi'nin Dumuzi'ye benzetilerek hazırlanması gibi tacı ve elbiseleri ile bu törene hazırlanır.

Ezg.3: 11
Dışarı çıkın, ey Siyon kızları!
Düğününde, mutlu gününde
Annesinin verdiği tacı giymiş Kral Süleyman'ı görün.


İşte Kutsal Kitabın Ezgiler Ezgisi bölümünün öyküsü bu.


imza kampanyasi


Ziyaretçi Defterine yazın

Paylaş

Blogcu ile yapıldı

Google