Fenikeliler kimlerdir?

3/12/2006
M.Ö. III. binyılda Filistin'İn güneyinde ve batısında oturan ve Sami dili konuşan halka daha sonraları Yunan tarihçilerinin verdiği ad ile Fenikeliler deniyor. Fenikeliler ilkçağda denizlerin fatihi olarak ün kazanıyorlar. Bu bölgede yayılıyorlar ve Suriye kıyısındaki ilk yerleşim yerleri olan Ugarit, Gebal (Byblos), Sidon ve Tyr gibi kentleri kuruyorlar. Bunlar balıkçı köylerinden büyüyerek kentler haline gelirken, toplumsal yaşam da klandan ortakçılığa doğru dönüşüyor. Her kent ayrı bir devlet oluyor ve hepsinin kendi tanrıları var.

Bu bölge Mısır ve Hitit devletinin hep ele geçirmeye çalıştığı, dönem dönem bunun için savaştıkları bir bölge oluyor. Ugarit Mısır ve Girit'le ticari ilişkileri olan önemli bir devlet. Ugarit ve Gebal bir sönem Mısır'a sonra Hititlere bağımlı kalıyor. M.Ö. 13. yüzyılda Mısır zayıflayınca bağımsızlaşıyorlar. Tyr kenti de öne çıkan bir başka kent. En ünlü kralı Hiram. Güçlü bir deniz filosuna sahip. Fenikeliler Yunan uygarlığının denizlerde güçlenmesine kadar Akdenizin birçok yerine ulaştılar ve hatta koloniler kurdular. Kartaca bir Fenike kolonisidir. Ancak ticaret dışında askeri fetihlerden sözedilmez.

http://www.haberbilgi.com/bilim/tarih/fenikeliler.html

Fenike kralları kendilerinde tanrısal nitelikler görüyorlar. Örneğin Sidon kralı soyunu tanrıya kadar çıkarıyor. Gebal kentinin kurucusunun olan da bir tanrı. Adı El. Tyr'in başlıca tanrısı ise Melkart. Fenike dilinde "kentin kralı" anlamına geliyor. Gebal, Ugarit, Sidon ve Tyr kentlerinin kralları aynı zamanda kentlerinin en büyük rahipleri de, ayinlere katılıp, ayinlere başkanlık ediyorlar. Yine de Babil ve Mısır kralları kadar despot değiller.

Fenike Uygarlığı ve Dini

3/12/2006
Fenikeliler tarihe alfabeyi bulan uygarlık olarak geçtiler. M.Ö. 2. binyılda farklı Fenike kentleri ayrı tarzlarda geliştirilmiş alfabe yazısını kullanmaya başlamışlardı. Kuzeyde Ugarit'te çiviyazısına dayanırken, güneyde Mısırlıların hiyeroglifinden geliştirilmiş bir alfabe ortaya çıktı. Fenike alfabesinin eksikliği seslileri gösteren işaretlerin olmaması idi. Bu özellik bu alfabenin ardılları olan İbrani ve Arap alfabelerinde de sürdü.

Fenike edebiyatında ağırlıklı olarak dinsel ve mitolojik temalar işlendi. Ancak bunlar dışında tarihsel bir edebiyatın da başladığı görülüyor. Ras-Şamra höyüğünde yapılan (Ugarit) kazılarında Fenike uygarlığı ile ilgili binlerce tablet bulundu. Ugarit ile ilgili daha fazla bilgi için:

http://mezopotamya.tripod.com/ugarit_kenti.html

Fenikelilerin dininde resmi devlet dini ve tarımcı halk dini bir noktada birleşiyordu. Her devletin resmi tanrıları vardı. Örneğin Gebal'da Adonis ve Astarte; Ugarit'te Aleyin ve Alet; Tyr'de Melkart ("eşi"nin adı bilinmiyor) resmi tanrılardı. Baal (El) ve Baalat hepsinde kutsal tanrı ve tanrıça idi.

Halkın dini ise bitki ve üreme tapımlarına dayalı idi. Bu nitelikler tanrılara yakıştırılıyor ve resmi din ile halk dini birleştirilerek her ikisini birden ifade eden bir Fenike dini yaratılıyordu. Tarımla ilgili kültler yağmur, bereket, çift sürme ve ekme, hasat, buğday ve şarap tanrılarına adanmıştı. Başarılı bir hasat için, bereket ve bol doğum için bu tanrılara tapılıyor, büyüler ve ayinler yapılıyordu. Fenikelilerin dini, böylelikle,  daha sonra ortaya çıkacak olan İbrani dininin temellerini atıyordu.

İsrail kabileleri devletleşiyor

3/12/2006
Fenikelilerin yaşadığı topraklara arka arkaya göçler yaşanır. İbranilerin göçlerinden önce başka bir Sami halkı olan Amoritlerin göçleri yaşanır. Yarı göçebe Amoritlerle zaman zaman tarımla da uğraşmakla beraber aslen çobandır. Hep olduğu gibi yine göçebeler, yerleşiklerin kültürünü benimserler. Ancak göçler sürer. Mezopotamya ve Mısır'dan sürekli göç alan bir bölgedir Suriye ve Filistin. Eski Ahit'te bahsedilen Kenan adının Fenikeliler için mi yoksa Fenike, Amorit ve diğer göçenlerin karışımına verilen bir ad mı olduğu açık değil. Muhtemelen buradaki tüm halklar için Kenanlılar deniyor.

İbranilerin bu topraklara göçü düzenli bir askeri sefer değil, parça parça sızma şeklindeydi. Kimi zaman önlerine çıkanları öldürüyor, kimi zaman köle ediyor, kimi zamanda Kenanlılarla yan yana yerleşiyorlardı. Musa'nın Mısır'dan İsrail topraklarına göçü olarak anlatılan olayın bir tarihsel gerçek olup olmadığı henüz netleşmiş değil. Eliade'ye göre Mısır'dan İsrail'e göçeden bir İsrail kabilesinin olma ihtimali yüksektir. İbraniler sadece Mısır'dan göçmediler ancak daha sonra bu hikaye bütün İbranilerin kabul ettiği bir şeye dönüştü.

İki önemli İsrail kabilesinden söz etmek mümkün. İsrael ve Juda kabileleri. Bunlar klan biçiminde yaşıyorlardı ve yerleşik hayata geçmeye başladılar. Bölgeye göçler durmadı, Batı'da "Deniz halklarından" Filisten'ler yerleştiler. Bunlar pek korkutucu idiler, ellerinde demir kılıçlarla İsraillilerin yerleştikleri toprakları fethe başladılar. İsrail kabilelerinin bunlara karşı savaş zorunluluğu ilk devletleri oluşturdu.

İlk devlet girişimi Saul adındaki kabile şefinin girişimiyle başladı. Saul, Juda da içinde olmak üzere birçok kabileyi birleştirdi. Saul'dan sonra başa Juda kabilesinden Davut geçti ve o da yerini oğlu Süleyman'a bıraktı. Bu süreçte İsrail kabileleri birleşti ve egemenliklerini korumayı başardılar. Jerusalem başkent seçildi ve Süleyman döneminde en parlak devrini yaşadı. Süleyman barışçı bir politika gütmüş olsa da, Doğulu anlamda bir despottu. İnşaat çalışmaları için halka ağır angaryalar koydu. Kral sarayı ve Yehova tapınağının yapımında otuz bin kişi angarya olarak çalıştırıldı.

Süleyman'ın yüklediği angaryalar, vergiler ve Juda soylularını kayırıp, kuzeydeki halkın sefaletini hiç düşünmeden hareket etmesi isyanları başlattı. Efraim kabilesi Süleyman'a karşı ayaklandı. Süleyman bu ayaklanmayı kılıçla bastırdı. Ancak ölümünden sonra mücadele keskinleşti ve devlet ikiye bölündü. Juda ve İsrael krallıkları ortaya çıktı. (M.Ö. 935)

İsrail Krallıklarının Sonu

3/12/2006
İsrael Krallığının Sonu

İsrael krallığı iç çatışmalar içine düştü. Elli yıl süren çekişmelerden sonra taht, halk milisleri şefi Omri'nin eline geçti. (M.Ö. 890) Onun zamanında en parlak dönemlerini yaşadoı krallık. Fenike kentleri ile ticari ilişkiler sürdü, Şam'daki Suriye krallarının topraklarını ele geçirme çabaları engellendi. Ancak içerde ağır vergilerin üzerine kıtlık da eklendi ve sonunda krallık çöktü. İç savaşlar sürerken, dışarda korkunç bir düşman belirdi: Asur kralı II. Sargon M.Ö. 722'de ülkeyi ele geçirdi ve başkent Samari'yı yağmaladı. İsrael krallığının sonu böyle oldu.

Juda krallığı ise daha uzun zaman yaşadı. Kuzey'deki İsrael'in iç çatışmalarından yararlanıp ele geçirmeye çalışsa da bir türlü başarılı olamadı. Kuzey'de iç ayrılıkları körükledi, özellikle dinsel motifler kullandı bunun için, ancak başarılı olamadı. Kuzey'in Asur'un eline geçmesi ve Samari'nin yağmalanması Jerusalim'de dehşet ve korku havası estirmeye yetti. Juda kralı Ezekia ağır bir vergi ödemeyi ve Asur'un üstünlüğünü kabul etti.

Juda Krallığının Sonu

Ezekiel'in Asur'a her yıl vergi ödemeyi kabul etmesinin anlamı halkın sırtındaki vergi yükünü ikiye katlamaktı. Kral ve soylular bütün yükü köylülerin sırtına bindirdiler. Çok geçmeden de isyanlar başladı. Ayaklanan halk kral Amon'u devirip 8 yaşındaki oğlu Josias'ı tahta çıkardı. Josias ülkeyi 30 yıl yönetip Juda'nın son kralı oldu.

Josias'ın krallığı sırasında Asur çöküş halindeydi. Josias bu fırsattan yararlanıp yönetimini güçlendirmeye çalıştı. Jerusalem'i dinin merkezi yaptı. Yerel kültleri yasaklayıp Jerusalem tapınağını milli tapınak yaptı. Yehova'yı da tek tanrı haline getirdi. Ancak bu çabalar halktaki rahatsızlıkları azaltmadı, tersine daha da artırdı. 7. yüzyılın sonunda Mısır kralı Hekhao, ülkenin üzerine yürüdü. Josias savaşı yitirdi ve öldü. Nekhao yerine küçük oğlunu çıkarıp sırtına da ağır bir vergi yükledi. Çok geçmeden Babil kralı Nebukadnezar tüm Suriye ve Filistin'i işgal etti. 586 yılında Jerusalem ele geçirildi ve yıkıldı, tapınağı ateşe verildi ve yoksul çiftçiler dışındakiş tüm halk sürgüne yollandı. Juda krallığı da böyle sona erdi.

İsrail Dini'nin Gelişimi - Siyasal Etki

3/12/2006

Göçebe İbrani kabileleri Fenike'lilerin geliştirdiği bir ekonomik ve sosyal ortamın üzerine gelip yerleştiler. Klan rejiminden ortakçılığa geçiş gerçekleşiyordu ancak eski klan rejiminin kalıntıları sosyal yaşamda güçlü etkisini sürdürüyordu. Bir taraftan klanın çözülmesi ile özel mülkiyet, tefecilik ve servet farklılığı ortaya çıkıyordu. Diğer taraftan klan kurulu, klan mezarlığı, kan gütme gibi alışkanlıklar sürüyordu. Toprakların ortaklaşa işlendiği ve arkasından ürünün paylaşıldığı topluluklar ortaya çıktı. Ortak toprağın kurayla parçalara bölünmesi, her yıl yapılan kutsal törenlerle oluyordu. Her topluluğun kendi tapınağı ve rahibi (kohen-kahin) vardı. Klan bağlılığını sürdüren yeni ortakçı toplumun üyeleri birbirine dinsel/geleneksel yapılarla bağlı idi. Örneğin borç için köle durumuna düşenin borcunu ödeyip kurtarmak, suç işleyenleri hep birlikte yargılayıp cezalandırmak vb. Kutsal yasalarla yedi yılda bir klan topraklarını yeniden dağıtmak, borçları yüzünden köle durumuna düşen kan kardeşlerini kurtarmak gibi şeyler belirlenmiş olsa da klanın çözülmesi karşısında bunlar işe yaramıyordu. (Tevrat bu türden gerçekte işlemeyen yasalarla dolu)

Özel mülkiyet ve tefecilik büyüyüp, klan gelenekleri bir işe yaramayınca dinsel nitelikleri olan isyanların çıktığını görüyoruz. Elbette asıl neden yaşanan dünyevi adaletsizliklerdi. Sosyal değişiklik özlemleri köylülerin umutlarını adil bir krala, tanrının göndereceği bir "mesih"e bağlamaya götürdü. Mesih gelecek ve angarya ve zulme son verecek, barışı ve adaleti sağlayacaktı. Bu halk hareketi diyebileceğimiz şeyin sözcüleri ise peygamberler oldular.

Kendilerine tanrısal nitelikler atfedilen krallardan (Saul, Davut, Süleyman gibi) ve ruhban zümresinin temsilcisi yada kralın tapınaklarında ayinleri yöneten paygamberlerden sonra şimdi de kurtarıcı, kahin, gelecek okuyucu peygamberler geliyordu.  Bu peygamberler "bütün kalelerin düşeceği"ni, halkı ezen aylakların "büyük kırımı"nı haber veriyorlardı. RAB yardıma gelecek ve günahkar kralları ve uşaklarını devirip "kral sarayını ebedi olarak yıkacak"tı, halk sevinç ve erinç eçinde yüzecekti yeniden.

İsrail Dini'nin Gelişimi - Sosyal Etki

3/12/2006
Fenikelilerde olduğu gibi halk dini ile resmi devlet dini birleştirildi. Ortaya çıkan karışımı ve nasıl farklılıklar olduğunu Eski Ahit'i inceleyenler farkedebileceklerdir. Juda'nın başlıca resmi tanrısı Yehova idi. İsrail'inki ise Saddai. Bunların dışında Astarte, Salem gibi birçok tanrıya tapılıyordu. Yukarda anlattığımız gibi dini bir bütünleşme aracı olarak kullanmak amacıyla Yehova rahipler ve kral tarafından dünyanın yaratıcısı mevkiine çıkarıldı.

Halk dini ise tarımsal bir nitelik sergiliyordu. İbranilerin milli tanrıları arasında Güneş (Şems), tüm yaşamın anası olarak Toprak ve Buğday tanrısı Dagan, ayrıca Fenikelilerden kalma köklü bir geleneğe sahip olan Baal (El) vardı. Halk ayinleri, tarla çalışmalarına göre düzenlenmişti ve buna göre üç bayram yapılıyordu. Arpa ve buğday hasadında, yemişlerin toplanmasında ve tohum serpme zamanında. En büyük bayram tohum serpme zamanında yapılan idi.

İsrail ve Juda mitosları ve inanışları halk efsanelerinden ve geleneklerinden esinleniyor ve onlardaki çocuksuluğu taşıyordu. M.Ö. 8 ve 9. yüzyıllarda Juda ve İsrael'de İbrani kabilelerinin kökeni ve krallığın oluşum tarihi üzerine iki farklı öykü oluşturuldu. Juda metinleri Davut ve Süleyman'ı öne çıkarıp yüzeltiyor, İsrael metinleri ise tersini savunuyordu. Davut ve Süleyman gibi hem halk dinini hem resmi dini kabul edip birleştirmeye çalışanlar olduğu gibi buna karşı çıkanlar da vardı. Juda ve İsrael'deki isyanlar içerisinde ortaya çıkan peygamberlerin öyküleri de  bu metinlere eklendi. Atasözleri, tören ve düğünlerde söylenen şarkılar, cenaze şarkıları gibi İsrael ve Juda kabilelerinin geleneklerini anlatan herşey edebi bir dille yazıldı. Bu metinler Babil sürgününde derlenip toplandı ve bir editoryal sonunda Eski Ahit'i oluşturdular.


imza kampanyasi


Ziyaretçi Defterine yazın

Paylaş

Blogcu ile yapıldı

Google