Osmanli Köle Ticaretinin Ekonomisi ve Hacmi

2009-03-01 01:25:00

Köle Saticilari Osmanli’da köle ticareti profesyonel saticilarin elinde degildi. Köle ticareti yapan kisiler genellikle baska mallarin da ticaretini yapiyorlardi. Kölelerin alinmasindan satilmasina kadar olan asamada tasra tacirleri köleleri Imparatorluk disindan alip antrepolara getiriyorlar, burdan nakliyeciler yada direk pazar saticilari tarafindan büyük sehirlerin satis merkezlerine götürülüp satiliyorlardi. Esircilerin cogu yilda ancak birkac düzine köle satisi yapiyordu. Sudan, Basra Körfezi ve Hicaz’da sayilari oldukca az olan daha büyük capli tacirler de vardi. 1869’da Cidde’deki Ingiliz konsolosu Zeyla’dan Hudeyde’ye ihrac edilen kölelerin sayisini yillik 3500-4000 olarak veriyordu.1880’de Hudeyde’de köle ticareti Meclis-i Idare’nin basi olan Seyyid Ali b. Harun’un denetimindeydi. Türkler, Araplar ve Arnavutlar Akdeniz ticaretini, Kuzey Afrika Araplari, Tibu ve Tuareg asiretleri Sahra ötesi ticareti ellerinde bulunduruyordu. Beyaz Cerkes köle ticareti ise Cerkesler, Gürcüler, Lazlar ve Türkler tarafindan yapiliyordu. Gayri-müslimlerin köle ticareti yaptigina dair kayit bulunmamistir. Istanbul’daki köle ticaretinde özellikle cariye yada ilerde evlenmek üzere satin alinan beyaz kadin köle ticaretinde kadin esircilerin de ciddi bir agirligi vardi. Istanbul’un büyük haremlerine mensup hanimlar kücük kizlari alip, egitiyor ve cok daha yüksek ücretlerle satiyorlardi. Kölelerin Pazar FiyatlariAfrikali Köleler: Yüzyilin ortasinda gümrük vergisi almak amaciyla hükümet tarafindan belirlenen rayic köle bedeli 200 kurustu. Erkek köleler, kadin kölelerden biraz daha ucuz oluyordu. Habes köleler Afrikali kölelerden biraz daha pahali idi. Fiyatlar kölenin durum... Devamı

Autschwitz

2008-09-14 12:21:00

Devamı

Che

2008-09-14 12:19:00

Devamı

Vietnam

2008-09-14 12:16:00

Devamı

Genel Olarak Erginlenme Ayinleri

2008-07-31 01:02:00

Erginlenme ayinlerinin ozelliklerine Hirisriyanlik Elestirisi Calismasinda tekrar bir goz atip, Isa'nin carmiha gerilmesine kadar olan sureci bir kez de bu bilgi esliginde inceleyelim. Helenist mistik dinlerde erginlenme ayinlerinin genel ozelliklerini birlikte bir kez daha hatirlayalim. Erginlenme ayinleri genellikle uc asamadan olusuyordu - Cile ve perhiz - Kutsal su ile temizlenme - Verilecek sirlarin saklanacagina yemin ederek sirlara ulasma Erginlenme Töreni’nin amacı adayı önceki dönemin statü ve davranışlar sisteminden koparmaktır. Adaya kirli bir nesne gibi davranılır ve aşağılanır. Aday da kendine işkence ederek ve adeta bir bellek kaybı yaşamış gibi davranarak eski davranış sisteminden ve statüsünden tamamen kopar. İlkel topluluklarda çoğu zaman fiziksel sınavlar biçiminde olur bu. Afrika’da sünnet veya diş sökmek, Kuzey Amerika’da göğüs adalelerinden asılmak, Okyanusya’da parmak kesmek gibi. Erginlenme sırasında aday ‘eksik’ hali ile ölmüş ve ‘tamamlanmış’ olarak yeniden doğmuştur. Erginlenme Törenleri’nin bu sembolik ölüm ve yeniden doğum teması ritüelin esasını oluşturur.Hiristiyanligin Kokeni Daha once ayrintili sekilde anlattigimiz bu erginlenme ayinleri Osiris, Orpheus, Attis, Dionysos gibi olup yeniden dirilen tanrilarin yasadigi sureci bir tekrarlama ve bu sayede onla birlesme anlami tasiyordu. Devamı

İncilde İsanın Erginlenmesi

2008-07-31 01:00:00

Isa'nin yargilanip carmiha gerilmesinden onceki sahnede ogrencileriyle birlikte Getsemani bahcesine gider. Burada erginlenme ayinlerinin en onemli sinavlarindan birini verir. Getsemani Arami dilinde "oil press" demek. Bu bahce Zeytin Dagi'nin eteklerinde. Yani zeytinyagi uretilen bir *yer. Aslinda Getsemani'ye gelmeden birkac gun once (fisih bayramindan iki gun once)Isa Simun'un evinde otururken bir kadin tarafindan hintsumbulu yagi ile yaglanmistir. Hatta kadina bu degerli yagi israf ettigini soyleyenlere kizar, "o beni gomulmeye hazirliyor" der. Burdaki erginlenme ayinine hazirlik asamasi apacik gorulmektedir. Getsemani bahcesinde yapilan sinav ise uyku sinavidir. Isa, ogrencilerinden kendisi dua ederken uyanik kalmalarini ister. Ama ogrenciler bir turlu uyanik kalamazlar. Kasenin kendisinden uzaklastirilmasi icin babasina (tanriya) her dua edisinden sonra geldiginde ogrencileri yeniden uyumus olarak bulur. Burda uyanik kalma bir erginlenme sinavidir ve olumsuzlugu simgeler. En eski zamanlardan beri bircok efsane ve masalin temel bir temasidir. Isa'nin disindakiler bir turlu uykuyu yenmeyi basaramazlar. Bu oyku biraz degisiklikle Muhammed'e de uyarlanmistir. Isa'nin sonraki cile sinavi ise yargilanmasinin ardindan olur. Erginlenme ayinlerinde bu asamada adaya degersiz bir nesne gibi davranildigini ve asagilandigini hatirlayalim. Isa da bir erginlenme adayi gibi asagilanir. Yuksek Kurul'un onundeki yargilanmanin ardindan olum cezasi alir ve "Bazilari onun uzerine tukurmeye, gozlerini baglayarak O'nu yumruklamaya basladilar. "Haydi peygamberligini goster" diyorlardi. Nobetciler de onu aralarina alip tokatladilar" (Markos, 14:65) "Sonra valinin askerleri İsa'yı vali konağına götürüp tüm taburu başına topladılar. O'nu soyup üzerine kırmızı bir kaftan geçirdiler. Dikenlerden bir taç örüp başına koydular, sağ eline de bir kamış tutturdular. Önünde diz çöküp, «Selam, ey Yahudilerin Kralı!&... Devamı

Hristiyan mitolojisinde Calvary yada Golgota(Kafatası)

2008-07-31 00:58:00

Son asama, yani erginlenmelerin sembolik olum sahnesinin ise bir olumsuzlesme sahnesi oldugunu, olumun bir yeniden dogum anlamina geldigini, daha dogrusu olumun asil yasama baslangic oldugunu biliyoruz. Erginlenmemis aday oludur ve dogmasi icin erginlenmemis halinin olmesi gereklidir. Isa'nin carmiha gerilmek icin goturuldugu yerin adi Golgota, yani Kafatasi denilen bir yerdir. Bu tepeye eza, cile anlaminda "Calvary" de denilir. Hiristiyan teologlara gore bu kafatasi Adem'in kafatasini ifade eder. Bu oykuyu birazdan anlatacagim. Kafatasi'nin olum ve yasami ifade eden bir figur olarak kullanildigi acikca goruluyor. Hiristiyan mitolojisinde otlarin buyulu guclerine deginen bazi siirlerden bahsedilir. Ornegin 16. yuzyilda Anglosakyon'larda soylenen bir duayi Eliade kitabina almistir. (Dinler Tarihine Giris, syf. 294) Bu dua soyledir: Selam sana topragimizda biten bitki ilk once Calvary daginda bittin her turden yaraya gelirsin iyi; Isa adina topluyorum seni --- Kutsanmissin sen Mine cicegi gibi, dunyada bitersin tipki ilk kez Calvary daginda bittigin gibi. Kurtaricimiz yuce Isa'nin iyilestirdin yaralarini; (Baba, Ogul ve Kutsal Ruh) adina topluyorum seni. Hiristiyan halk buyulerinde kullanilan bu otlarin iyilestirme gucu yapilan dualara baglidir. Bu dualar olmaksizin ve bitkiler Isa adina toplanmaksizin etkileme gucleri yoktur. Bu Golgota yada Cavary dagina dair mitolojik oykuleri okudugumuzda Isa'nin carmiha gerilis sahnesinin bir tarihsel olay olarak degil, bir dizi mesajlardan ve sembollerden olusan pagan inanc dizgeleri olarak kurgulanmis oldugunu goruyoruz. Isimler, yerler, semboller o gunun Helen dunyasinin insanlari icin oldukca bildik mesajlar icermektedir. Oykude anlami guclendirecek cok sayida tema kullanilmistir. Bunlardan hic kuskusuz en onemlisi ise Hac semboludur. Osiris ayinlerinde bir hacin kullanilmis oldugunu gormustuk. Eski dogu efsanelerinde Hac, insanlarin ruhlarinin tanriya ulastigi bir merdiven yada kopru oldugunu, bunun yer, gok ve cehennem ar... Devamı

Şit'in Cennete Gidişi ve Golgota Efsanesi

2008-07-31 00:51:00

Eliade bize tum ortacag boyunca hiristiyan ulkelerde anlatilagelen bir efsaneyi aktarir. Bu efsane oldukca eskidir, *Sumer ve Misir mitolojilerinden bildigimiz cennete yada diger dunyaya yolculuk temasinin Hiristiyan teolojisine uyarlanmis bir halidir. Eliade bize bu efsanelerin ana kaynagi olarak da Musa'nin Vahyi, Nicodemus Incili ve Havva'nin Hayati kitaplarini gosterir. Efsane soyledir: "Adem, Hebron vadisinde 932 yasina kadar yasadiktan sonra olumcul bir hastaliga yakalanir ve oglu Sit'i cennetin kapisini bekleyen melekten merhamet yagi istemeye gonderir. Sit, Adem ve Havva'nin izlerini takip eder, zira Adem ve Havva'nin ayak bastiklari yerde ot bitmemistir; boylece cennete gelir ve Adem'in istegini basmelege bildirir. Basmelek, Sit'e uc kere cennete bakmasini soyler. Ilk bakista dort nehrin dogdugu kaynagi ve onun ustunde kurumus bir agac gorur. Ikinci bakisinda, agacin govdesine dolanmis bir yilan; ucuncude agacin goge yukseldigini gorur, tepesinde yeni dogmus bir bebek bulunmaktadir ve kokleri yeralti alemine kadar uzanmaktadir. (Hayat agaci, evrenin merkezinde bulunur ve uc kozmik bolgeden gecer) Melek, Sit'e, gorduklerinin anlamini aciklar ve Kurtarici'nin (Isa'nin) gelisini mujdeler. Ona anne ve babasinin tatmis oldugu agacin meyvesinden uc tohum verir ve bunlari Adem'in dilinin ustune koymasini, Adem'in uc gun sonra olecegini soyler. Adem, Sit'in anlattiklarini duyunca cennetten kovuldugundan beri ilk kez guler, cunku insanligin kurtulacagini anlamistir. Olumunde Sit'in dilinin ustune koydugu tohumlardan, Hebron vadisinde Musa'nin donemine kadar kalacak uc agac biter. Bu agaclarin nerden geldigini bilen Musa, bu agaclari sokup Tabor yada Horeb dagina ("dunyanin merkezi") diker. Davud, agaclari tanridan gelen bir emirler Kudus'e (burasi da "merkez"dir) goturup oraya dikene kadar binlerce yil kalirlar. Pek cok olaydan sonra (Saba kralicesi, onlarin tahtasinin uzerine ayagiyla basmaz vb.) bu uc agac bir tek agac haline gelir ve bu agacin tahtasindan Kurtar... Devamı

Giris

2008-04-24 15:37:00

Bu konuda birseyler yazmayi hep istedim. Hala da nasil baslayacagima ve nasil yazacagima karar verebilmis degilim aslinda. Bazi olaylar insanlarin hayatini derinden etkiler, aradan yillar gecse de unutulamayanlarin arasina yazilir. Iste bu da benim unutamadiklarimin en onemlisi, unutamadiklarim icinde birinci sirada yeralan. Hayatimin en buyuk travmasi, sahte sosyalizm cigirtkanliklari ile gerceklerin catistigi, nefretlerin kusulup, ofkenin saha kalktigi, kafa karisikliginin kursunlarla aydinlandigi, renklerin siyah ve beyaz olarak ikiye ayrildigi yer. Ulucanlardan bahsediyorum. Ulucanlari, gorduklerimi, yasadiklarimi anlatmaya calisacagim. Cok anlatan oldu, daha da olacaktir. Bu yararli da birsey. Cunku genc kusaklarin bunlari bilmesi gerektigine inaniyorum. Bir ideolojiye daha fazla sarilmak, devrime simsiki kenetlenmek icin degil. Iskencecilerden nefret etmek yada onlari affetmek icin falan da degil. Sadece ve sadece "insan" olabilmek icin, insanliktan cikmanin da ne oldugunun bilinebilmesi icin. Bir hikaye, icindeki canli kanli insanlari tanimadan hicbir anlam tasimayacaktir. O yuzden bu hikayeye can katan birinden bahsederek baslamak yerinde olacak. Bu kisi topraksiz, 6 cocuklu bir ailenin, gun boyu ailecek aganin topraginda calisan kucuk bir ogludur. Elazig'in Karakocan'indan gelip Izmir Aliaga'nin fabrikalarinda iscilikle suren, sonra devrimci olan siradan biridir. Yani sizin gibi, bizim gibi biri. Onunla ilk olarak cezavine gorusune gittigimde tanistim. Kendisinden cok emin, karsisindakine saygiyla yaklasan, eglenceli, sohbeti ilgiyle dinlenen biriydi gordugum. Yazdiklarini zaten severek okuyordum, ilk kez de kadinlar kogusunun gorus yerinde tel orgulerin iki tarafinda oturarak gorusmustuk. Tel orgunun yirtik bir yerinden bana kivrilmis bir kagit rulosunu gizlice vermisti. Verdigi sey cikardigimiz derginin bir sonraki sayisinda basilacak yazisiydi. Birkac ay sonra, ayni cezaevinde, ama bu sefer gor... Devamı

Habip'in Oykusu

2008-04-24 15:32:00

DEP milletvekili Mahmut Alinak, Habip'le daha once cezaevinde tanismis ve onun yasam oykusunden cok etkilenmisti. Onunla ilgili bir roman yazmayi dusunuyordu. Bu yuzden Habip'ten yasam oykusunu anlatan bir yazi istemisti. Ulucanlar katliamindan sonra Mahmut Alinak'in elindeki bu yazi Cumhuriyet Dergi'de yayinlandi. Isterseniz once o yaziyla baslayalim. --------------------------------------------- "arkadaşları bazen 'tünelci' diye takılırlardı ona. kendine ait olmayan sahte habip gül adiyla yakalandığında onca işkenceye rağmen bu isimde ısrar etmiş, mahkemelerde birçok kez bu isimle yargılanıp cezalar almıştı.mahmut alınak, "seni yazmak istiyorum, bir sakıncası yoksa bana yaşamöykünü yazar mısın" diye sormustu ona. habip söz verdiği yazılari 4 haziran 1998'de ulaştırmıştı mahmut alınak'a. ankara ulucanlar cezaevi'nde yaşamının sona erdirilmesinden 16 ay önce... habip'in öyküsü... zamansız güz soğuğunun kars'ı çepeçevre sardıgı ugursuz bir pazar aksamıydı. televizyonlar ankara ulucanlar cezaevi'nde isyan çıktığını haber veriyorlardi. devlet güçlerince girişilen operasyon sonucu bazı tutukluların öldürüldüğü bildiriliyordu. televizyonun başına geçmis, öfke kasırgasına tutulmuş halde haberleri dinliyordu. habip gül adını işitince oturduğu kanepede taş kesildi. aklına ilk gelen, sakin bir deniz gibi bakan habip'in masmavi gözleri oldu. gülümsüyordu. sonra kadifemsi bir görüntü veren kıpır kıpır parlak kumral saçlarıi uçuştu gözlerinin önünde. arkasından sırasıyla yüksek alnı, hafif çıkık elmacık kemiği ve ortanın üstünde gösteren fidan boyu canlandi belleginde. hıçkırıklar arasında telefona koşup, dar gün dostunu aradı. sadece, "habip.. habip.." diyebildi boğuk bir sesle. dostu,"yapma!" dedi acıyla. başka da herhangi bir şey konuşmadilar. dostu tam olmasa da anlamıştı habip'in başına gelenleri. dizginsiz hıçkırıklar arasında yığıldığı masada habip'le ilk karşılaştıgı anı hatırlamaya çalıştı. ... Devamı