Tarihsel Miras

2008-03-01 13:14:00

1. Helenistik Dönem’in Din Sentezleri Hıristiyanlık ve İslamiyet’in tarihin gördüğü en ileri düzeydeki dinsel bağdaştırmacılık örnekleri olduğunu iddia etmek sanırım yanlış olmayacaktır. Bu büyük başarıda bu dinlerin kurucularının rolü kuşkusuz yadsınamaz. Ancak din kurucuları son tahlilde sadece sürecin birer ürünü olarak ortaya çıkıyorlar. O halde bu ileri dinsel bağdaştırmacılık örneklerini öncelikle tarihsel süreçleri içinde anlamamız gerekli. Helenistik Çağ’dan (M.Ö 4-3 yüzyıllar) önce de toplumlar birbirlerinden tamamen yalıtılmış değildi. Kültürel taşıyıcılığı göçebe kavimler, ticaret ve savaşlar üstlenmişlerdi. ‘Persler’in Ön Asya’yı egemenlikleri altında birleştirmesi de bir kültürel yakınlaşma yaratmıştı. Ancak bütün tarihçilerin üzerinde birleştiği yargı “en ileri düzeyde kaynaşmanın İskender’in seferleri sonrasında gerçekleştiği”dir. Bu dönemde Yunan, Anadolu, İran, Mısır ve Hint Kültürleri daha önceki hiçbir dönemde olmadığı kadar iç içe geçti. Bir Yunan Kenti’nde Hint yada Pers Figürleri’nden oluşan vazoyu görmek yada Hindistan’ın göbeğinde Yunan Mimarisi’ne tanık olmak olağan bir şey oldu. Bu iç içe geçme sadece mimarlık, resim, heykel gibi kültürel alanlarda değil felsefi ve dini düşünce biçiminde de kendisini ortaya koydu. Hatta Helenistik Dönem’in ve hemen ardından Roma Dönemi’nin dinsel bağdaştırıcılığı şaşırtıcı bir genişliğe ve yaratıcılığa sahip oldu. Yunan Düşüncesi “site içinde uyumlu bir yaşam kurma” ekseninde gelişmiş siyasal ve dinsel düşüncelerle karşımıza çıkar. Yeni gelişmeler karşısında site hem siyasal varlığıyla hem düşünsel yaratıcılığıyla yetersiz kalır ve canlılığını kaybeder. İskender artık kendi içinde boğulmuş olan sitenin düğümünü kılıcıyla çözer. İskender’in kılıcı Hindistan’a kadar gitmeyi başarır ama ‘site merkezli’ düşünce sistemleri dev imparatorlukların ihtiyaçla... Devamı

Teolojik Etkileşim

2008-03-01 00:32:00

7. Helenizm’in Yahudi Dinine Etkileri İbranilerde milli siyaset geleneksel olarak “dinsel bir hareket” demekti. Bu yüzden dinin dış etkilerden korunması özel önem taşıyordu. Yahuda Valisi Neremya’nın ve dini lider Ezra’nın yaptığı milliyetçi reformlar dinin bu özelliğini ortaya koyar. Bu reformlar tamamen milliyetçi reformlardı. Örneğin yabancı bir kadınla evli olan din adamlarının görevi sona erdiriliyordu. Aslında daha bu dönemlerde Yahudilerde ‘evrenselciler’ ve ‘ulusalcılar’ şeklinde bir ayrım gelişmeye başlamıştı. İskender seferlerinden sonra doğu ve batı kültürlerinin birbirine karışması Yahudi ulusal yalıtılmışlığını kırmaya başladı. İsrail Aristokrasisi ve zengin kesimleri Helen aydınlanmasından etkileniyorlar, bazı düşünce ve kurumları ülkeye sokmaya çalışıyorlardı. Bu etkiler ‘Eyüp Kitabı’nda ortaya çıkar. Eyüp tanrının yanındaki bir melek olan şeytanın kendine yaptığı kötülüklerden yılgınlığa düşer ve isyan eder. Son bölümde Tanrı’nın yaptığı zayıf savunmaya karşın ikna olur. Ancak İsrail Halkı’nın sürekli acılar çekmeye devam etmesi ve İsrail’i kurtaracak olan kıyamet ile Davut soyundan geleceği vaat edilmiş kurtarıcı mesihin bir türlü gelmemesi etkisini diğer kitaplarda da göstermeye başlar. M.Ö. 175’de Mısır’da tahta çıkan IV. Antiokhus’un döneminde Helenizmle çatışma en uç noktaya ulaşır. Bir süredir İbraniler iki hizbe bölünmüş durumdadır. Honiler (milliyetçiler) kutsal yasalara bağlılığı ve tanrının hikmetinin sadece İsrail’e yapılan bir bağış olduğunu savunuyordu. Tobiyalar (evrenselciler) ise daha aydınlanmacı ve kozmopolit bir tutum alıyor, tanrı hikmetinin evrenselliğini ileri sürüyordu. Honilerin M.Ö. 167’deki başarısız isyan girişiminden sonra Tobiyalar Antiokhus’dan bir krallık fermanıyla Tora’yı kısaltmasını ve bazı reformlar yapmasını önerdiler. Çıkarılan fermana göre Şabat ve bayram gün... Devamı

İmansız İslam Aydınlanması ve İmanın Şartları

2008-02-09 13:48:00

Çocukken hepimize din derlerinde yada kuran kurslarında ezberlettiler. İslamın 5 şartı, imanın 6 şartı vb. Tabii bunların altında hangi çapanoğlunun yattığını anlatmıyorlardı. Nedir imanın 6 şartı: 1. Allah'a iman 2. Meleklere iman 3. Kitaplara iman 4. Peygamberlere iman 5. Ahiret gününe iman 6. Kadere iman Acaba neden böyle bir grup oluşturulmuş? "İslam aydınlanması" denen şeyin ne olduğunu görünce neden iman noktalarının böyle seçildiği anlaşılıyor. Bunlar Gazali'nin geliştirdiği ve akılcı islam aydınlanmacılarının önünü kesebilmek için derlediği iman noktaları. Bunlardan son ikisinin yani Ahiret gününe ve kadere imanın yukarda saydığımız alimler tarafından kabul edilmediğini görüyoruz. Hatta Razi birincisi dışında hiç birini kabulk etmiyor. İşte Gazali de bakmış ki din elden gidiyor. Ortada ne ahiret ne kader kaldı. Kitaplar, peygamberler bile külliyen tartışmalı hale getiriliyor. Bunun önüne geçmek için iman noktalarını derleyip öne çıkarıyor. Eğer imanın bu şartlarını kabul ederseniz, Sokrat'ın, Aristo'nun, sapkın akılcı felsefecilerin yoluna sapmazsınız. Bunlar sizin güvencenizdir. Okullarda büyük islam alimleri diye isimler sayılır ama bunların birer "imansız" (çünkü imanın şartlarını kabul etmiyorlar) oldukları söylenmez. İçi boşaltılmış cam kavanozlar gibi vitrine boş şekilde konulurlar. Üzerlerinde büyük harflerle Razi, El Kindi, Farabi, İbn-i Sina, İbn-i Rüşt, İbn-i Haldun yazılıdır sadece. Övünç malzemesi olarak kullanılırlar ama sakın ha onların yoluna sapmayın diye ne kitapları çevrilir ve okunur ne de düşünceleri doğru dürüst anlatılır. İmanın şartlarına inanın ve günde 100 defa tekrarlayın, çünkü bu sayede sapkın olmaktan kurtulursunuz. Bunu uydurmuyorum, bu yüzlerce yıldır yapılmış ve de başarılı olunmuştur. İslam karanlığı denilen şey böyle kurulmuştur. ... Devamı

İslam Aydınlanması İmana Karşı Çıkarak Gerçekleşti

2008-02-09 13:49:00

Gazali'yi anlatmıyorum. Aslında Gazali de önemli bir felsefecidir. Gelişmeyi engelleyen kişi olarak anılması bana pek doyurucu gelmiyor. O da sayısız eser vermiş. Temel yaklaşımı ise İslamiyete Yunan felsefesinin girmesine duyduğu tepkidir. Tabii aynı şekilde akılcılığa da bir tepki. Zaten Mutezile ekolüne açıkça düşmanlık besleyen halifelerin iktidarı döneminde akılcılık giderek silinmeye başlıyor. Aydınlar baskı altına alınıyor. Ama Mutezile'nin başlangıç ateşini yaktığı akılcı anlayışlar hemen sönmüyor. Bir süre daha isimler çıkmaya devam ediyor. Ancak giderek parlaklık azalmaya başlıyor. İslam dünyasının merkezi Bağdat'ın uzağında Endülüs'de son ışıklardan biri doğuyor: İbn-i Rüşt. İbn-i Rüşt de bir Aristocu. Arsitoculuğun nasıl sonuçlar doğurduğunu Farabi ve İbn-i Sina'dan biliyoruz artık. İbn-i Rüşt'le bir "ahiret günü" reddiyecisi daha doğmuş oluyor. Ona göre de evren ezelidir yani kıyamet olmayacaktır. Evrenin yaratılışı konusu da İbn-i Rüşt açısından tartışmalıdır. Bir ilk hareket ettirici düşüncesi ile deist bir noktaya varır. İbni Rüşd, evrenin «ilk madde» (heyula) denilen öğeden yaratıldığını, dolayısıyla yokluktan yaratma diye bir olayın söz konu su olamayacağını savunur. Evren ezeli bir birlik bütünlüktür. Yaratma, hareketten başka bir şey değildir; her hareketin bir konu su olduğuna ve hareket ezeli-ebedi olduğuna göre varlık ezeli ve ebedidir. Bu düşünce, Müslüman kelamcıların «evren yokluktan yaratılmıştır» görüşüyle açıkça çelişmektedir. Evrenin düzenin deki sürekli değişme sürekli hareket demektir, bu da bir «Iİk Hareket Ettirici»yi gerektirir ki, o da Tanrı’dır. Bir Aristocu olarak Farabi ve İbn-i Sina'nın yolundan ilerlediğine göre, onlara en sert eleştirileri getiren Gazali'yi eleştirmek de İbn-i Rüşt'e düşmüştür. İşte Gazali hakkında söyledikleri: İbni Rüşd, bütün İslam düşünürlerinden daha güçlü ve kararlı olarak, insanların gerçek anlamda var oluşunun, bilimsel düzeylerinin gelişmiş ol... Devamı

İlk Kıyamet Reddiyecileri: El Kindi, Farabi ve İbn-i Sina

2008-02-09 13:50:00

El KindiEl Kindi de bu dönemin özellikle çeviri, matematik ve felsefe alanlarındaki önemli bir ismi. 200'den fazla kitaba imza atmış. Özellikle Aristo'dan yapılan çevirilerin birçoğunu kontrol etmiş birisi. Aristo ve Platon felsefesine çok hakim. Mutezile ekolünden birisi olarak biliniyor. Yani akılı imandan üstün tutuyor.  Akıllar hiyerarşisi diye anılan bir sistem oluşturmaya çalışıyor. İlaç dozajlarının ayarlanması, müzik, atronomi, simya vb. birçok alanda çalışmalar yapıyor ve tezler ileri sürüyor. Bakış açısını  ise felsefe ekibi sitesi "Yeni Platoncu Aristoculuk" diye özetlemiş. Yani ortada bir İslam vardır ama El Kindi gerçekte felsefi olarak yeni Platoncudur. Bu anlayışta bilindiği gibi Helenistik mistik sentezlere benzer ancak din alanında değil felsefe alanındaki bir karşılıktır. Görüldüğü gibi Elk Kindi'de aranırsa islama bağlılıktan çok antik Yunan felsefecilerine bağlılık  bulunur. http://www.atominsan.com/el%20kindi.htmFarabi Gelelim daha da büyük isimlere. İslam felsefesinin üç büyük isminden biri Farabi'dir. (diğerleri İbni Sina ve Gazali) Farabi ne düşünmüş ne söylemiş peki. Hangi kaynağa bakarsanız Farabi'yle ilgili şöyle bir açıklama görüyorsunuz: İslam ile Aristo felsefesini birleştirmeye çalışmıştır. İslam felsefesine akılcılığı getirmiştir. Farabi'yle ilgili konunun özü bu. Detayı ise oldukça uzun tabi. Mantık, psikoloji, doğa bilimleri, metafizik, ahlak ve siyaset üzerine yazdıkları üzerine uzun uzun yazılabilir. Ama burdaki temel iddia ile ilgli olan şey açısından bu detaya girmek gerekli değil. Farabi akılcıdır. Akılcılığı düşman Farabi'yi de İbni Sinayı da, Mutezile ekolünün tamamını da zındık olarak suçlamışlar, ama işlerine geldiği zaman da "parlak İslam uygarlığından" sözetmişlerdir. Sormak gerekmiyor mu, bu parlak uygarlığını kuranlar kadının saçının teli görünürse cehennemde şu kadar yıl yanar, yüzüne boya sürerse kafir olur diyenler midir? İşlerine gelince övünme bahanesi yaptıkları... Devamı

Dinsiz İslam Alimi: Ebu Bekir Muhammed Bin Zekeriya Razi

2008-02-09 13:51:00

Şu sitede bahsettiğimiz dönemin parlak felsefecileri var. Güzel bir çizim eşliğinde kısaca tanıtmışlar. http://www.felsefeekibi.com/site/default.asp?PG=1258 Bunlardan Razi'den bahsedeyim. Fahrettin Razi ile karıştırmamak gerekiyor. Tam adı Ebu Bekir Muhammed Bin Zekeriya Razi. Tıp, kimya, eczacılık alanlarında çalışmış, 20 ciltlik tıp kitabı el-Hâvi ile tanınıyor. Tabii o dönemin bütün aydınları aynı zamanda felsefeci olduğu için Razi de 20'den fazla felsefe kitabına imza atmış. Yukardaki sitede hakkında oldukça ayrıntılı bilgi verilmiş. Özellikle felsefesi ile ilgilenilmiş. Kimya ve tıp konusunda da başka kaynaklardan bilgi bulunabilir. Birini ben vereyim. http://www.insanvebilim.com/razi.htm Razi'nin felsefi anlayışına ve getirilen eleştirilere bakalım bir de. Felsefe ekibi'nin sitesinden aktarıyorum: Razi’nin zındıklıkla suçlanmasına asıl sebep, yukarıda gördüğümüz felsefi fikirleri değil, onun deizmi ve din görüşüdür. Allah’ın varlığını tanımak, iyi ve kötüyü ayırdetmek için dinlere ve peygamberlere ihtiyaç yoktur, bu konularda akıl yeterlidir, der. Dinler ve peygamberler birbirlerini yalanlamışlardır. Onların tek ortak noktası Allah’tan bahsetmiş olmalarıdır. Din ve peygamberlik hakkındaki menfi görüşlerini “Hiyelu’l-Mütenebbin”, “Mehariku’l-Enbiya” ve “Nakzu’l-Edyan” adlı eserlerinde ifade etmişti. Şu cümleleri onun bu konudaki görüşlerini özetler mahiyettedir: “Bütün insanlar yaratılıştan eşittir. Peygamberlerin hiç bir akIi ve ruhi üstünlükleri yoktur. Mucizeler birer vakıa değil, efsanedir; tek olan ezeli hakikate aykırıdır. Savaşların çıkmasına ve insanlığın mahvolmasına dinler sebep olmaktadır. Din adamları felsefi düşüncenin ve ilmi araştırmaların en büyük düşmanı ve engelidirler. Filozofların eserleri, insanlık için mukaddes kitaplardan daha çok faydalıdır. Dine bağlı olmanın sebepleri, taklit, alışkanlık, ananecilik, tembellik, baskı ve hadi... Devamı

Mutezile İktidarda

2008-02-09 13:51:01

Abbasi döneminin en azından bir bölümü sadece dinsel baskının az olduğu bir dönem değil, aynı zamanda akıl ve bilimin imanın önüne konulmuş olduğu bir dönem. Bunun en güzel örneğini direk Abbasi halifeleri veriyor. Harun Reşit ve Memun zamanından itibaren halifeler (yaklaşık 4 halife 65 yıl kadar) Mutezile mezhebine katılıyorlar. Zaten Abbasi devletinin en görkemli dönemi de Harun Reşit ve Memun dönemidir. Mutezile mezhebi bugün ehl-i sünnet mezheplerden kabul edilmez. Zaten mutezile'nin anlamı da "ayrılanlar" demek. Yani ehli sünnetten ayrılmışlar, onların yolunu terketmişler, sapmışlar anlamında. Ebli sünnete göre bu mezhebe girmek büyük bir sapkınlıktır. Bu mezhebe göre eğer bir İslam hüküm akıl ile çelişirse akılı kabul etmek gerekir. Daha açığı akıl imandan üstündür diyorlardı. Örneğin kader ve kaza kavramları akıl ile çeliştiği için kaderi reddediyorlar. İlk Abbasi halifeleri sadece bu anlayışı kabul etmekle kalmıyorlar Abbasi devletinin resmi mezhebi haline getiriyorlar bu anlayışı. Bir sünni kaynaktan Mutezile'nin iktidara yerleştiği dönemi okuyalım. Bu mezhep bir fikir hareketi olarak Abbâsîler döneminde gelisip yayginlik kazandi. Abbasî halifelerinin Mu'tezile'ye karsi tutumlari genelde müspet olmustur. Harun er-Resîd döneminde (170-193/786-808) saraya kadar nüfuz etmis olan Mu'tezilî düsünce, altin çagini el-Me'mun (öl. 218/833), el-Mu'tasim ve özellikle el-Vâsik'in hilafetleri esnasinda yasamistir. Bu halifeler döneminde Mu'tezilî görüs devletin resmi mezhebi durumuna gelmis, Mu'tezile âlimleri de devlet ricâli nezdinde en muteber kisiler olarak saygi ve itibar görmüslerdir. Mu'tezile âlimleri, bu dönemlerde, halifeleri kendi düsünce ve kanaatleri dogrultusunda yönlendirdikleri gibi, kendileri de devletin yüksek kademelerinde mevki sahibi olmuslardir. http://www.enfal.de/orta08.htm http://www.geocities.com/IslamPencereleri/mutezile.htm Mutezile İslam tarihindeki en aydın akımdır ve onun akıl konu... Devamı

İslam ile Aydınlanma Bir Çelişki Oluşturmuyor mu?

2008-02-09 13:52:00

Kuran'ı açıp baktığınızda bir sürü yasak, şiddet vb. ayetleri görüyoruz bugün. Diyoruz ki bu kitabın anayasa olduğu bir düzende ne bilim gelişir, ne de toplumsal bir uzlaşma sağlanır. Ama bu durumla çelişki oluşturan bir şey var ortada. Abbasilerin kara bayraklı devriminden sonra bir gelişme yaşanıyor ve parlak bir uygarlık görüyoruz. Bu bugünkü İslam dünyasından bakılınca anlaşılmaz görünüyor. Nasıl oldu da İslam gibi baskıcı bir rejimden parlak bir uygarlık doğdu? İslamcıların kabulu şudur: İslam uygulanması bozulduğu için gerileme başladı. Aslında peygamber çok güzel bir kitap ve şeriat getirmişti. Bu yozlaştı o yüzden de çöktük. Hele son yılların modası da batının değerlerine düşmanlık şeklinde ortaya çıkıyor. Batının değerleri bizi yozlaştırdı. Halbuki batının değerleri oluşmadan İslam zaten çökmüştü. Devam edelim. Çözüm önerisi de şudur: Şimdi yeniden eskiye dönersek, özümüze sahip çıkarsak gelişiriz. Bunun için başlangıçtaki herşeye sahip çıkmalı ve yabancı eklentileri yok etmek lazım. Bu anlayışın getirdiği şey sadece kapkara bir yobazlık oluyor. Çünkü başlangıçtan görülen şey yasaklar, haramlar, korkularla örülmüş bir dünya. Gerilemenin nedenini İslamiyetin kendisi olarak koyanlar ise 9. ve 11. yüzyıllardaki gelişmeyi açıklayamıyorlar. En fazlasından aslında ortada bir abartı var diye bir açıklama yapılabiliyor. Çünkü gerçekten de eğer İslamiyet bugün gördüğümüz gibiyse bu birkaç yüzyılda yaratılan şey açıklanamaz bir şeydir. Benim değerlendirmem şöyle. Bu dönemde Abbasi yönetiminin yorumu tamamen farklıdır. Oldukça ılımlıdır. Örneğin Abbasi isyanının lideri Ebu Müslim şöyle der: “Bir insan için ölçü alınabilecek tek özellik ruhunun soyluluğudur. Müslüman yada Musevi, önemli olan iyiliktir” Aslında kendisi de Mazdeist bir aileden gelmedir. Emevilerin baskıcı yönetimine karşı Şiiler de Abbasiler de uzunca bir savaş verirler. Abbasilerin en güçlü yanı ise milliyetçi değil enternasyonalist bir tutum almalarıdır. Bu dönemle ilgili hikay... Devamı

Türban Özgürlüğü

2008-02-09 13:53:00

Başörtüsü yada türban bir sembol ama neyin sembolü? Bunu "dinsel inancımın gereği" olarak açıklamak bana yetmiyor. Öyle olsaydı sadece son yıllarda ortaya çıkan bir sorun olmazdı. Bu, aynı zamanda kadın haklarına bir saldırı niteliğindedir. Neden başka bir dinsel gereklilik değil de "türban" önplandadır şu anda. Bir örnekle açıklayayım. Bugün Türkiye'de din alanı Diyanet'in kontrolündedir. Diyanet kendi anlayışı çerçevesinde bir din sunumu yapmaktadır. Hatta kimi zaman fetva sayılabilecek açıklamalar yapmaktadır. Ve bu kurum tamamen devlet kontrolündedir. Halbuki bu yapı İslam'a uymaz. Birçok tarikata da uymaz. Bir sürü İslamcı grubun Diyanet'in kaldırılmasını ve din işlerinde özgürlük istediklerini duymadım ben. İstiyorlarsa da bunu bir politika haline getirip faaliyette bulunmuyorlar. Halbuki bu gerçekten de dine uygulanan bir baskıdır. Bir devletin kendi kanunları çerçevesinde faaliyetleri kontrol etme yetkisi vardır ama dini yönlendirmeye yetkisi var mıdır? Neden islamcı gruplar bunu savunmazlar da gidip türban meselesini kaşırlar sürekli. Halbuki türban konusu hiç de bir "özgürlükler" konusu değildir. Kadın haklarını yoketme çabasıdır. Özünde yatan anlayış gericidir. Kadının erkeklerin şehvetini artırmaması için, iffetini koruması için vb. kapatılması gerekmektedir. Buna paralel olarak mirastan yarım hak (?), erkeklerin çok kadınla evlenme "hakkı" (?), iffetinden şüphlenildiğinde dayak hakkı (?) gibi "hak"larla tamamlanmış bir "hak"tır. Çağdaş bir dünyada böyle birşey bir "hak" olarak, bir "özgürlük" olarak kabul edilebilir mi? Neden islamcılar türban gibi bir "hak ihlal"ine sarılmış durumdalar? Neden özgürlük tanımlarını, inançlarını kontrol altında olmaktan kurtulmak üzerine değil de, birilerini baskı altına almak, kapatmak, zorlamak üzerine kurarlar? Benim yorumum şudur. İslam düşüncesi 9. ve 11. yüzyıllar arasında altın çağını yaşamıştır. Ve gerçekten de sayısız bilim adamı yetiştirmiştir. Dünyanın en özgür toplumları olmayı başarmış ... Devamı

Kuran'da Matematik Hatası

2008-01-14 21:49:00

İslam hukukunda miras paylaşımının temeli Kuran’ın Nisa suresindeki iki ayete dayanıyor. Bütün miras paylaşımları bu iki ayetin kükümlerine göre yapılır. Ancak bu ayetlerde bir matematik hatası vardır. Önce ayetleri verelim, sonra da matematik hatasını ve nasıl çözüldüğünü açıklayalım.Nisa Suresi(4)11. Allah çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer kadınlar ikinin üstünde ise, bırakılanın üçte ikisi onlarındır; şayet bir ise yarısı onundur. Ana babadan her birine, ölenin çocuğu varsa yaptığı vasiyetten veya borcundan arta kalanın altıda biri, çocuğu yoksa, anası babası ona varis olur, anasına üçte bir düşer. Kardeşleri varsa, altıda biri annesinindir; babalarınız ve oğullarınızdan menfaatçe hangisinin size daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz. Bunlar Allah tarafından tesbit edilmiştir. Doğrusu Allah bilendir, Hakim olandır.Nisa Suresi(4)12. Kadınlarınızın çocukları yoksa bıraktıklarının yarısı sizindir, çocukları varsa, bıraktıklarının ettikleri vasiyetten veya borçtan arta kalanın dörtte biri sizindir. Sizin çocuğunuz yoksa ettiğiniz vasiyet veya borç çıktıktan sonra bıraktıklarınızın dörtte biri karılarınızındır; çocuğunuz varsa, bıraktıklarınızın sekizde biri onlarındır. Eğer bir erkek veya kadına kelale yollu (çocuğu ve babası olmadığı halde) varis olunuyor ve bunların ana-bir erkek veya bir kız kardeşi bulunuyorsa, her birine edilen vasiyetten veya borçtan arta kalanın altıda biri düşer; ikiden çoksalar, üçte birine, zarara uğratılmaksızın ortak olurlar. Bunlar Allah tarafından tavsiye edilmiştir. Allah bilendir. Halim'dir.Bir kişi öldüğünde mirasçılara dağıtılacak payların toplamının % 100 yani 1 olması gerekir. Ancak yukardaki ayetlere göre paylaşım yapılmaya çalışıldığında bu toplam bazen 1’den büyük bazen de 1’den küçük çıkmaktadır. Basit bir örnek verelim.Durum 1:60 milyarlık serveti olan  bir kadın öldü. Geride kocası ve üç erkek kardeşi kaldı. Kadının annesinin ve babasının  ölmüş old... Devamı