Orak Çekiçli İlmihal

2008-01-08 12:56:00

Müminlere Basitleştirilmiş Marksizm-Leninizm Klavuzu: Orak-Çekiçli İlmihal Bölüm: "der Ochse" 1. Alfa, Beta, Gamma 2. Bu kitapta hiç bir yanlış yoktur, bütün yazılanlar bilimsel kesinlik taşır. İşçi sınıfı mücadelesinde yeralanlar kadar ne olur ne olmaz diyerek bu mücadelenin kıyısında köşesinde olanlar için de yol göstericidir. 3. Sınıf devrimcileri, sınıf mücadelesinin bütün gereklerini yerine getirirler, hem bütün zenginliklerini hem de eğer bir artı-değer elde etmişlerse bunu da sınıf mücadelesinde harcamaktan çekinmezler. 4. Onlar hem işçi sınıfının bilimsel ideolojisine hem de ütopik sosyalistlerin mücadelesine bağlılıklarını gösterirler. Sınıfsız topluma ve mülkiyetin olmadığı bir düzenin er geç kurulacağına gönülden inanırlar. 5. Kapitalizmin bağrından çıkan işçi sınıfının, geleceğin sınıfsız toplumunu kuracak olan sınıf olduğuna ve gerçek kurtuluşun da sınıfsız toplum mücadelesi ile olacağına inanırlar. 6. Tekelci sermayenin karşı-devrimci ideolojilerine saplanmış olanlara gelince, onlara bilimsel gerçekler bile kar etmez, onlar için birdir, inanmazlar. 7. Sermaye sınıfı onların kalplerini  ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözleri üzerinde de bir perde vardır. Ancak muzaffer işçi sınıfı iktidarında onlar için büyük bir azap vardır. 8. Bazıları sosyalizmin devrim ile gerçekleşeceğine inanmadıkları halde “biz de devrimden yanayız” derler. 9. Bunlar işçi sınıfını ve sınıf devrimcilerini aldatmaya çalışırlar. Oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değillerdir. 10. Kalplerinde reformist sınıf işbirlikçiliğinden kaynaklanan bir hastalık vardır. İşçi sınıfının yükselen mücadelesi de onların bu hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık onlara da proletarya diktatörlüğünde elem dolu bir azap vardır. 11. Bunlara “sınıf mücadelesinde reformist, oportünist bozulmalara neden oluyorsunuz, yapmayın” denildiğinde “biz özgürlükten yanayız” derler. 12. İyi bilin ki, onlar bozgunc... Devamı

"Helal Kesim" Nasıl Yapılır?

2008-01-04 18:28:00

Müslüman ülkelerden gelen birçok insanın halkının ağırlığı hristiyan olan ülkelerde kesilen tavuk, koyun ve dana etlerini yemediğini gördüm. Öyle ki önlerine konulan tavuk etine hiç dokunmayan çok sayıda müslüman gördüm. Özellikle Araplar bu konuda oldukça kararlı davranıyorlar. Neden yemediklerini sorunca da bu hayvanların helal kesim yapılmamasından kaynaklı olduğunu öğrendim. Gerçekten de Avrupa ülkelerinde birçok Arnavut ve Arap, Türk kasap ve marketlerinden üzerlerinde "helal kesim" yazılan marketlerden etlerini alırlar. Peki helal kesim nedir? Helal kesim hayvanın elle kesilip kanının akıtılmasıdır. Avrupa ülkelerinde bildiğim kadarıyla hayvanlar önce şoklanır, sonra kesilirler. Bu da kanının bir kısmının hayvanın içinde kalmasına neden olur. Halbuki canlı olarak yapılan kesimde hayvan can çekişir ve böylece kanın tamamına yakını dışarı akıtılır. Bazı uyanıklar buna elle kesmeyi de ekliyorlar. Bir piliç fabrikasında her bir pilicin elle kesilmesi onlara göre "helal kesim" oluyor. Halbuki bu açıdan bakıldığında Türkiye'deki birçok tavuk fabrikası "helal kesim" yapmamış olur. Gördüğüm kadarıyla tavuklar makinede ters çevrilip makinede kesiliyorlar. Kanı akıtılmış oluyor. Bence "helal kesim" sadece kanın akıtılmasıdır. Elle kesmek sonradan yapılmış bir eklentidir. Bilindiği gibi hıristiyanlıkta kan akıtmak, sünnet etmek gibi bir takım ritüeller çıkarılmıştır ve böylece bu dinin farklı kültürler tarafından daha kolay kabul edilmesi sağlanmıştır. Yahudi ve Arap dinlerinin ise bu konuda daha tutucu davranıp hiç bir revizyona gitmediklerini ve kendi kültürel inançlarını dayatmakta ısrar ettikleirni görüyoruz. Bugün yaşanan "helal kesim" tartışmasının arkasında yatan şey işte bu kültürel/dinsel tutculuktur. Kanın akıtılması konusuna iki farklı kültürden bakmak istiyorum. Buna iki farklı dini eksen de diyebilirsiniz. Birincisi Altay toplumlarındaki ikincisi ise Sami toplumlarındaki kan kültü. Her ikisi arasında büyük bir fark olmasına karşın başka dins... Devamı

Moğol ve Türklerde Kan Akıtmadan İnfaz Yasası

2008-01-04 18:26:00

Jean Poul-Roux Orta Asya ve Türk/Moğol tarihi üzerine araştırmalar yapan bir yazar. "Altay Türklerinde Ölüm" adlı bir çalışmasından bazı aktarmalar yapacağım önce. Buna göre Altay toplumlarında ruh birkaç yerde bulunuyordu. Bunlardan biri de "kan"dı. Birçok Türk ve Moğol kaynağına göre bazı infazların kan dökülmeden yapılması gerekmektedir. Bugün bile uygulanan bu geleneğe göre hangi infazlarda kan dökülmez ve neden böyle bir sınırlama vardır? Önce Roux'un kitabından bazı örnekleri aktarayım. Marco Polo, imparator Kubilay'ın bir Nayman'ı aşağıdaki şekilde öldürttüğünü aktarmaktadır: Nayman, çok sıkı bir şekilde bir halıya bağlanır ve "her yöne doğru o denli çok sürüklenir ve sarsılır ki ölür. Ve ceset halının içinde bırakılır. Cengiz Han tarafından ölüme mahkum edilen Camuha'nın bir dileği olur: "Ey anda (kankardeş), beni kanımı dökmeden öldür!" ve Cengiz Han şunları söyleyerek arzusunu yerine getirir: "Seni kansız bir şekilde öldüreceğim." Moğolların Gizli Tarihi'nde aktardığı öyküye göre, Buri Bökö bel kemiği kırılarak öldürülmüştür. İbn Batuta'nın aktardığı öyküye göre, Buzun, Halil tarafından yakalandıktan sonra boğdurulmuştur. Moğolların çağdaş öykülerinde de, Gaykhatu'nun, onu ele geçiren isyancı şeflerin de istediği gibi, kanı akıtılmadan öldürülmesi konusunda aynı endişeyi taşıdığı hissedilir. Çağatay'ın bir oğlu tarafından mahkum edilen Uygur valisi Körgöz ile Argun'un emriyle öldürülen ünlü Ahmet Takudar da boğularak öldürülürler.  (agy, s.118) Başka birçok hikayede de anlatıldığı gibi Altay'lılar ölümden daha çok kanlarının akıtılmasından korkuyorlar. Bunun nedeninin ne olduğuna dair Roux'un değerlendirmesini aktaracağım. Ancak aktarmaların arasına girip Osmanlı sarayında kardeşlerin öldürülmesinde kullanılan yönteme dikkatinizi çekmek istiyorum. Bilindiği gibi Osmanlı Sarayında kardeşleri boğdurarak öldürtmek bir yöntemdi. Gerçi gelenekleri hiçe sayan bazı padişahlar da olmuş olabilir... Devamı

Moğol ve Türklerde Kan Akıtma Yasağı

2008-01-04 18:24:00

Roux, prenslerin kanı gibi hayvanların kanının da yere dökülmemesi gerektiği yazar. Bu inanış Asya'da oldukça yaygındır. Şöyle yazıyor: Marco Polo, Büyük Han'ın (Cengiz Han - sargon) müslümanları huzuruna çağırttığını ve "eskiden yemek için yaptıkları gibi, hayvanların boğazlarını kesmelerini yasakladığını ve bunun yerine hayvanların karınlarını deşmelerini emrettiğini" anlatmaktadır. Louis Hambis, "Cengiz ahn'ın Moğollara emrettiği yasalarda, kasaplık hayvanların göğüslerinin açılması ve kalplerinin sökülmesi suretiyel öldürülmeleri gerektiğini" yazdığını açıklamakta ve bu uygualamalrın Kuran'daki emirlere tam anlamıyla ters düştüğünü kesin olarak ilave etmektedir. Bunların müslüman topraklarında yerleşik Türk-Moğol topluluklarının İslamiyeti kabul etmelerini zorlaştıran engellerden olduğuna şüphe yoktur. İlginç bir şekilde, karnın açılması ve kalbin sökülmesi işlemleri kan akıtılmadan gerçekleştirilmekteydi. (agy. s. 122) Roux, "Türklerin ve Moğolların Eski Dini" adlı kitabında da aynı konuyu işler. Orda verdiği örnekler de "Altay Türklerinde Ölüm" kitabındaki örneklerle aynı: Ancak çoğu kez kanın akmaması için önlem alınırdı. İbn Fadlan bunu şöyle açıklamaktadır: "Türkler kurbanı kesiyorlar, ancak içlerinden biri koyunun başına öldürene dek vurmaktadır" P. Huc, bıçağı hayvanın yan tarafına sapladıklarını gözlemlemiş ve bu ona şöyle açıklanmıştır: "Biz, Kitanlar (Çinliler) gibi öldürmüyoruz... Doığrudan kalbi hedefliyoruz. Yöntemizie göre hayvan daha az acı çekmekte ve kanın tümü içinde kalmaktadır. Gmelin bunun daha klasik bir şeklini vermekte ve bu anlatım, Shirokogorov tarafından Tunguzlar için hemen hemen aynı biçimde tekrar edilmektedir. "Şaman, büyük bir bıçakla hayvanın (koyunun) göğsünün sol yanında bir yarık açarak ... elini soktu .... ve kalbini çıkardı" Hayvan öldükten sonra derisi yüzülür ve parçalanırdı. (Türklerin ve Moğolların Eski Dini, s. 255) Geçen yıl TV'de Moğolistan üzerine bir belgesel seyretmiştim. Orda bir... Devamı

Tevrat'ta Sunu Nasıl Yapılır?

2008-01-04 18:21:00

Roux, Altay halklarında kurbanın kanının akıtılmasının kötü birşey olduğuna inandıklarını döne döne anlatır. Ancak farklı kültürlerde aynı konuda birbirine birebir zıt inanışlar oılduğunu görürüz. Samilerde ise tam tersidir. Hayvanın kanının akıtılmaması düşünülemez bile. Hatta kanın akıtılması ve çeşitli yerler dökülmesi yada sürülmesi kutsallığın bir parçasıdır. Eski Ahit'in Levililer bölümü kutsal ritüellerin nasıl gerçekleştirileceğini anlatır tamamen. Levililer, 12 İsrail oymağından biridir ve görevleri rahipliktir. Bölüm sunuların nasıl yapılacağını anlatarak başlar ve bu ritüeller defalarca tekrar edilir. Sunular, yakmalık sunu, tahıl sunusu, esenlik sunusu, günah sunusu, suç sunusu şeklinde sınıflandırılır. Her birinde de detaylı olarak ritüel tarif edilir. Konumuzla ilgili kısımları aktaralım. Yakmalık Sunu Eğer yakmalık sunu sığırsa, kusursuz ve erkek olmalı. RAB`bin sunuyu kabul etmesi için onu Buluşma Çadırı`nın giriş bölümünde sunmalı.  Elini yakmalık sununun başına koymalı. Sunu kişinin günahlarının bağışlanması için kabul edilecektir.  Boğayı RAB`bin önünde kesmeli. Harun soyundan gelen kâhinler boğanın kanını getirip Buluşma Çadırı`nın giriş bölümündeki sunağın her yanına dökecekler. Sonra kişi yakmalık sunuyu yüzüp parçalara ayırmalı. (Levilier 1:3-6) Esenlik sunusu Elini sununun başına koyup onu Buluşma Çadırı`nın giriş bölümünde kesmeli. Harun soyundan gelen kâhinler kanı sunağın her yanına dökecekler.  Kişi esenlik sunusunun bazı parçalarını RAB için yakılan sunu olarak sunmalı. Sununun bağırsak ve işkembe yağlarını,  böbreklerini, böbrek üstü yağlarını, karaciğerden böbreklere uzanan perdeyi ayıracak. (Levililer 3: 2-4) Günah sunusu Boğayı Buluşma Çadırı`nın giriş bölümüne, RAB`bin önüne getirip elini onun başına koymalı ve RAB`bin huzurunda onu kesmeli. Meshedilmiş kâhin boğa kanının birazını Buluşma Çadırı`na götürecek. Parmağını kana batırıp En Kutsal Yer`in* perdesi önünde, RAB`bin huzurunda yed... Devamı

Kurban Nasıl Kesilir?

2008-01-04 18:16:00

Kuran'da Eski Ahit'te olduğu gibi net olarak ritüel'in nasıl yapılacağı tarif edilmiyor, genel olarak kurban kesilmesinden söz ediliyor. Ancak binlerce yılllık Sami geleneğinde bu zaten açıktır. Kurban boynu kesilip kanı akıtılmak biçiminde yapılır. Burda kurbanın nasıl kesilmesi gerektiğine dair bir alıntı yapayım: Önce diz boyu çukur kazılır. Kurbanın gözleri tülbent ile bağlanır. Kıbleye dönük olarak sol yanı üzerine yatırılır. Boğazı çukurun kenarına getirilir. İki ön ve bir arka ayakları, uçlarından bir araya bağlanır. Üç kere bayram tekbiri okunur. Sonra (Bismillahi Allahü ekber) diyerek, deveden başka hayvanın boğazının herhangi bir yerinden kesilir. (Bismillahi) derken, (h)yi belli etmek gerekir. Belli edince, Allahü teâlânın ismi olduğunu düşünmek lazım olmaz. (h)yi açıkça belli etmezse, Allahü teâlânın ismini söylediğini düşünmek gerekir. Bunu da düşünmezse, hayvan leş olur. Yenmesi helal olmaz. Sadece Bismillahi veya Bismillahirrahmânirrahîm, yahut Lâ ilâhe illallahü demek de câizdir. Fakat evlâ olanı, (Bismillahi Allahü ekber) demektir. (Cevhere) Hayvanın boğazında (Merî) denilen yemek borusu, (Hulkum) denilen hava borusu ve (Evdâc) denilen iki yanda birer kan damarı vardır. Bu dört damardan üçü bir anda kesilmelidir. Kurt, koyunun bu 3 damarını koparsa, o koyun bıçakla kesilse de yenmez. (Vecîz) Koyunun karnını yarıp, yavrusunu çıkardıktan sonra, o yaradan ölürken kesilse de yenmez. (Hindiyye) Hayvanı ensesinden kesmek harâmdır. Kurbanı gece kesmek mekrûhtur. Şâfiîde ise yemek borusu ile nefes borusu kesilirse kâfidir. Ancak gırtlak düğümü baş tarafta kalmalıdır! Gırtlak düğümünün tamamı vücut tarafında kalırsa, kesilen hayvan yenmez. Bilhassa bu husûsa dikkat etmek lâzımdır. (T.Kulûb) Erkek ve kadın Müslümanın, sarhoşun ve cünübün kestiği yenir. Delinin, bunağın, çocuğun ve sarhoşun Besmele ile kestiği de yenir. Ehl-i kitabın [Gerçek Hıristiyan veya Yahûdinin] kestiği de yenir. Fakat ehl-i kitaba kurban kestirmek mek... Devamı

Kan İçmek Neden Yasaklanmıştır?

2008-01-04 18:14:00

Kan içilmesi yada yenilmesinin yasaklanmasının nedeni kesinlikle sağlıkla ilgili değil, dinseldir. Kan yemenin yasaklanması Yahudi dininden gelmekte. Tevrat'ın Levililer kitabının 17. bölümü tamamen bu konuya ayrılmıştır. Bu bölümün başlığı ise şöyledir: "Kan Yemek Yasaktır" Tevrat'ın tanrısı kan yemeye karşı çok serttir. Şöyle der:  10 "İsrail halkından ya da aralarında yaşayan yabancılardan kim kan yerse, ona öfkeyle bakacağım ve halkımın arasından atacağım. Tevrat'ın kan yemeyi yasaklamasının gerekçesi ise şu ayetlerde belirtiliyor:  11 Çünkü canlılara yaşam veren kandır. Ben onu size sunakta kendinizi günahtan bağışlatmanız için verdim. Kan yaşam karşılığı günah bağışlatır.  14 Çünkü canlılara yaşam veren kandır. Bundan dolayı İsrail halkına, 'Hiçbir etin kanını yemeyeceksiniz' dedim, 'Çünkü her canlıya yaşam veren kandır. Onu yiyen Tanrı Halkı'nın arasından atılacaktır.' Görüldüğü gibi kan yenmesinin yasaklanmasının nedeni kanın yaşam veren şey olduğu düşüncesidir. Günahların bağışlatılması için yaşamı yani kanı tanrıya adamak gerekir. Bu inanç çok daha eski inançlara dayanıyor aslında. Buna göre ruh vücutta kanda bulunur. Eğer kan ruh taşıyorsa, tanrı ile ilişkiye geçme yollarından biri de bu ruhu/kanı ona teslim etmektir. Kan/ruh tanrıya aittir, onun yenilmesi demek tanrıya ait olana göz dikmek demektir. Bu arada Tevrat'ta sadece kan yemek değil leş yemek de yasaklanmıştır. Uzun uzun etlerin nasıl yeneceği, nasıl tanrıya sunulacağı, kanın nasıl döküleceği, kimlerin ne zaman bu etleri yiyebileceği anlatılıyor. Kuran'da da Tevrat'taki anlayış devam eder. Ancak Kuran bu konuda Tevrat'tan daha esnek. Ancak Kuran'da da sağlık gerekçelendirmesi yoktur. Aynı Tevrat'ta olduğu gibi dinsel gerekçelendirme var. 2.173. Allah size ancak ölüyü (leşi), kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesileni haram kıldı. He... Devamı

Kime ve nasıl selam verilir

2007-12-14 23:07:00

Elimde bir kitap var, 89. baskısını karıştırıyorum şu anda. Daha önce bu kitaptan Ömer bahsinde bahsetmiştim. "Seadet-i Ebediyye" adında, kütük gibi birşey, 1250 sayfa. Yazarı "derin alim, faziletli merhum seyyid Ahmed Mekki efendi hazretleri" imiş. Buyrun beraber "Selamlaşmak" bölümüne bakalım. Kimlere selam verilmezmiş: 16 madde var, ben ilk sekizini yazayım: 1. Yabancı kızlara, genç kadınlara selam verilmez. 2. Satranç ve her oyunu oynayanalara selam verilmez. 3. Kumar oynayanlara selam verilmez. 4. İçki içenlere selam verilmez. 5. Gıybet edenlere selam verilmez. 6. Şarkıcılara selam verilmez. 7. Aşikare günah işleyenlere selam verilmez. 8. Kızlara, kadınlara bakanlara selam verilmez. Kafirlere, ancak iş düştüğü zaman selam verilebilir. Kafiri tebcil ederek saygı göstermek için selam veren kafir olur. Kafiri tayim eden, mesela üstadım gibi sözlerle saygı gösteren, kafir olur (İbni Abidin, cild 5) (Seadet-i Edebiyye, sayfa 363) Selamda sünnet şöyledir ki, önce küçük büyüğe, şehirli köylüye, devedeki ata binmi olana, attaki merkebde olana, merkeb üstündeki yaya yürüyene, ayakta olan oturana, efendi hizmetçisine, baba oğluna, ana kızına verir. Rütbe ve nimeti çok olan önce verir. Nitekim, miraç gecesi, önce Allah'u teala selam verdi. (agy, sayfa 364) İhtiyaç olduğu vakt, zimmiye selam vermek ve müsafeha etmek caiz olur. Hürmet için ise, caiz olmaz. Kafire hurmet küfrdür. ... İbni Nüceym Zeyneddin Mısri "rahmetullahi teala aleyh" (Segair ve Kebair) kitabında el ile selam vermek günahtır diyor. İsmail Sivasi, bunu açıklarken (Çünki, el ile selam vermek, kafirlerin adetidir) diyor. ... Süleymaniye kütüphanesi, Laleli kısmında (3653) sayılı kitabın başında, Ahmed ibni Kemal efendi "rahmetullahi teala aleyh" (Kitab-ül feraid) de diyor ki, (Ebu Ümamenin bildirdiği hadis-i şerifde, (Başkalarına benzemeyenler bizden değildir. Yehudilere ve hıristiyanlara benz... Devamı

Pakistan'da 8 Ocak Seçimleri

2007-12-14 23:05:00

Pakistan ilgiyle izlediğim bir ülke. Bilindiği gibi ülkenin şimdiki diktatörü olan Pervez Müşerref zorla üzerinden askeri üniformasını çıkarıp sözde sivil cumhurbaşkanı oldu. Geçtiğimiz ay ilan ettiği olağanüstü hal 15 Aralık'ta sona erecek ve 8 Ocak'ta da seçime gidilecek. Seçimin demokratik olmayacağı şimdiden ortada zaten. Bu yüzden daha önceki diktatörlerden Gulam İshak Han'ın darbesi sonunda iktidara getirilen Navaz Şerif seçime girmemeye karar vermişti. Belki Benazir Butto'nun belki de uluslararası baskılarla seçime girmeye karar vermiş görünüyor. Bu seçimin oldukça sorunlu olacağını bilen Benazir Butto ise boykot isteklerine karşı ilerlemenin ancak adım adım olabileceğini belirtiyor.http://www.cnnturk.com/DUNYA/haber_d...haberID=409331 Forum üyelerinin Pakistan'ı daha iyi tanımalarına yardımcı olabilmek için daha önce Turan Dursun forumunda yazdığım bir yazıyı da buraya ekliyorum. -------------------------- Müşerref, ABD'nin bu sıkı müttefiki, gerçekten bir taraftan radikal islamcılarla uğraşıyor. Ama bir zamanlar bu akımları ABD'nin de desteğiyle kendisi besleyip güçlendirdi. Sadece Müşerref döneminde değil, Nawaz Şerif döneminde de Pakistan sıkı bir Taliban destekçisiydi. Resmi olarak reddetmelerine karşın her yıl ciddi bir maddi yardım yaptıkları biliniyor. Hatta Afganistan'daki Taliban'ın en güçlü örgütlenme alanı Pakistan'dı. Hala da öyle. Taliban iktidarı zamanında Pakistan'daki Taliban'a bağlı medreseler açıkça kapılarını kapatıp bütün öğrencilerini Taliban'ın ordusuna asker olarak gönderiyorlardı. 10.000'den fazla öğrencinin bu şekilde Taliban ordusuna gönderildiği biliniyor. Taliban'ın Pakistan'daki bu örgütlenmesi Pakistan ve ABD'nin isteğiyle yapılıyordu ve Afganistan'daki demokratik güçlerin, başta kadın özgürlük hareketi RAWA'nın sindirilmesi için de kullanılıyordu. Pakistan RAWA'ya sığınma olanağı sağlıyor, ama bir taraftan da RAWA elem... Devamı

Başlangıç Üzerine

2007-12-14 23:01:00

1986 yılında üniversite öğrencisiydim. O yıllarda ev arkadaşlarımdan birinin askerliğini yeni bitiren bir arkadaşı geldi ve bize operasyon yaptıkları köylerde olan bazı tüyler ürpertici olaylar anlattı. Anlatsam bile inanılmayacağını düşündüğüm için detayına girmiyorum. PKK'nın ilk eylemler yapmaya başladığı yıllarda biz büyük şehirlerin göbeğinde bile koyu bir karanlık içindeydik. Sol bir grup üniversite yurtlarına bomba süsü verilmiş bir pankart asmıştı ve o gece o tarafa bakan odalarda kalan bütün öğrenciler karakola götürüldüler. Yani yüzlerce kişi bir pankart yüzünden sorguya çekildi, eziyet edildi. Biz şehrin göbeğinde bunları yaşarken doğuda neler yaşandığını düşünmek bile zor. Yani 1984 yılında Güneydoğu'da silahlı bir ayaklanma başlatabilmek için çok uygun bir zemin vardı. Aslında sadece PKK değil, çok sayıda Kürt ve Türk yada Türk/Kürt örgütü de silahlı mücadele vermek gerektiğine inanıyordu, ama kimse böyle birşeyin başarılı olabileceğini düşünmüyordu. O kadar sert bir askeri yönetim vardı ve herşey o kadar sıkı kontrol ediliyordu ki, silahlı bir hareketin birkaç ay bile dağlarda dayanamayacağı düşünülüyordu. Bildiğim kadarıyla 1983 yada 1984 yılında PKK Suriye'de (muhtemelen Şam'da) bir toplantı yapıp o zaman yurtdışında temsilcileri olan çeşitli Türk ve Kürt örgütlerini bu toplantıya çağırdı. Amaçları "silahlı mücadele"ye başlayacaklarını ilan etmek ve kendilerini destekleyerek katılacak örgütleri yanlarına almaktı. Bildiğim kadarıyla hiçbir örgüt katılmadı. Zaten 1980 öncesinde PKK'nın bölgedeki diğer örgütlere yaşam şansı vermeyen saldırgan politikasından dolayı kimsenin böyle birşeye yanaşma ihtimali pek de yoktu. Yani biraz taktik gereği bir çağrıydı bu. Ardından da Eruh ve Şemdinli eylemleri yapılarak adını duyurdu. İlk zamanlarda bu eylem büyük bir şok yarattı. Gazeteler bir açıklama yapamadılar bu duruma. Eşkiya dendi, şaki dendi. En sonunda da terörist ismi bulundu. Ama öyle büyük bir baskı var... Devamı