Süreç Üzerine

2007-12-14 22:59:00

PKK, 1984'de küçük bir örgüttü aslında. Az sayıda militanla ilk eylemlerini gerçekleştirdiğinde ne olduğu pek anlaşılamamıştı. Ama sol çevrelerde tanınıyordu. Özellikle 1980 darbesinden sonra Diyarbakır cezaevinde büyük bir direniş gerçekleştirdiler. O yıllarda hemen bütün cezaevleri birer işkencehane gibi idi, fakat Diyarbakır cezaevi bunların en kötüsüydü. Orda gerçekleşen direnişlerle ve Mazlum Doğan, Kemal Pir, Hayri Durmuş gibi isimler efsaneleştirildi. Zaten devrimci hareketlerde belli isimleri efsaneleştirmek çok önemli bir yer tutar. Türk solunda da Deniz Gezmiş, Mahir Çayan gibi isimler etrafında efsaneler örülmüştür. PKK genellikle terörist bir örgüt, kukla bir örgüt diye ifade edilir ama bu değerlendirmeler ile PKK'yı açıklamak ve anlayabilmek mümkün değildir. PKK herşeyden önce sosyolojik bir olgudur. Şu açıdan sosyolojik bir olgudur. PKK'dan önce de Türkiye'de çeşitli Kürt isyanları yaşandı ve şimdi PKK bir tür bunların devamı olduğu iddiasında. Aslında PKK'nın geçmişteki isyanlarla hiçbir sosyolojik bağı yoktur. PKK, aynı İttihat Terakki hareketi gibi öğrenci/aydın çevrelerinde kurulmuş ideolojik bir örgüttü aslında. Daha önceki Kürt hareketlerini ise birer dinsel, ulusal nitelikleri olan Köylü ayaklanması olarak görmek daha doğru olur. İttihat Terakki, küçük bir öğrenci/aydın örgütünden hızla kitleselleşip özellikle asker ve sivil aydınlar arasında güçlenmiştir. Köylü kitleler üzerinde büyük bir etkisi yoktur aslında. PKK da aynı şekilde öğrenci/aydın örgütü olarak kurulmasına karşın iki alanda hızlı bir büyüme yaşadı. Bir taraftan dağlık bölgelerdeki Kürt köylerinde hızla güç kazandı. Aynı süreç şehirlerde öğrenci/aydın çevrelerde bir tür Kürt aydınlanması sürecine denk geldi. İsmail Beşikçi'nin yıllardır yasak olan kitapları basıldı ve çokça okundu. 1980'li yıllarda "Kürt" sözcüğünü söylemek bile sorundu ve Kürt öğrenciler arasında bir tür Kürtlük bilinci oluşmaya başladı. Buna bir akım diye... Devamı

Hedef Üzerine

2007-12-14 22:56:00

Kolay ve pratik çözümler ve çözümlemeler genellikle hatalıdır. Bunun nedeni de bazı değişkenlerin göz önünde tutulmayıp sadece birkaç değişkenden yola çıkarak çözümleme yapmak ve çözüm önermektir. Genellikle iki nedene dayanıyor. Birincisi ideolojik yaklaşımlardır, ki bu yaklaşımlara çok örnek verilebilir. İkincisi ise genel politik atmosferden dolayı öne çıkan olguların bazı önemli ayrıntıları bize unutturmasıdır. Biraz da haddimi aşarak böyle bir genelleme yapmamın nedeni tartışma başlığının "PKK'nın kimliği ve amacı" olarak saptanmış olması. Bunu bir tek cevapla açıklayabilmek bence oldukça zor. Eğer PKK küçük bir ideolojik sekt örgütlenmesi olmuş olsaydı bunun cevabını bulmak bu kadar zor olmazdı. Ancak daha önce açıkladığım nedenlerden dolayı PKK şu anda sosyolojik bir olgudur. Bu yüzden de kolay çözümlerden kaçınmadığımız sürece hatalı değerlendirmeler yapmak kaçınılmaz olacaktır. PKK kurulduğu dönemde tamamen ideolojik bir örgütlenme idi. Diğer sol örgütlere benzer bir örgütlenme ve mücadele anlayışı vardı. O dönemlerde birçok sol örgüt birbirine karşı şiddet kullanmıştı ama PKK bunu en ileri noktalara kadar taşımaktan çekinmiyordu. Bu yıllarda ABD'ye yaklaşımı da benzer biimdeydi. Emperyalist güçlere karşı diğer sol devrimci örgütlerin yaklaşımına sahipti. Çok kısa sayılabilecek bir zaman diliminde kitleselliştiğinde kendisini uluslararası bir arenada buldu. Başlangıçta Irak'ın kuzeyindeki Kürtler arasında güçlenmeye başladı. Sonra Suriye ve İran'daki Kürt bölgelerinde. Küçük bir sekt örgütlenmesinin sınırlarını aşan boyutlara gelindiğinde PKK'nın lider kadrosunun nitelikleri hakkında fazla detaylı bilgim yok. Zaten eski ve efsaneleşmiş olan liderlerinin çoğu ölmüştü. Yeni liderlerinin çoğunun ise entellektüel açıdan güçlü olduklarını sanmıyorum. Bu süreçte Abdullah Öcalan'ın örgüt içindeki otoritesi bir liderin ötesine geçip adeta tanrılaştırıldı. Bu süreçlerde örgütün yönelimini tamamen onun belirled... Devamı

Tahlil Üzerine

2007-12-14 22:54:00

PKK tartışmalarında genellikle en son aşamada bu sorun nasıl çözülür kısmına girilir. Bir de bakışımızı bu sorunun nasıl çözülmeye çalışıldığı kısmına yoğunlaştıralım. Sonra da nasıl çözülebileceği üzerinde duralım. Burda olaya bu sefer PKK cephesinde neler yapıldığına değil PKK ile mücadele edenlerin neler yaptığına bakmaya çalışacağım. Bilindiği gibi Cumhuriyetin ilk yıllarında arka arkaya Kürt isyanları patlamıştı ve bu isyanlar dini bir içeriğe sahipti. Bir Kürt burjuvazisi henüz oluşmamıştı, hatta aslında Türk burjuvazisi de oluşmamıştı. Türk ulusal hareketi burjuvazisiz gelişmişti ve bu yüzden de ulusal devrim asker-sivil bir tür bürokrasi aracılığıyla gerçekleştirilmişti. Daha somut söylersek önce İttihat Terakki sonra Kemalist kadrolar eliyle ulusal bir devrim gerçekleştirildi ve milli burjuvazi oluşturulmaya çalışıldı. Bu birkaç yılda gerçekleşecek birşey olmadığı için devletin kendisi en büyük burjuva olmak zorunda kaldı. Hem ekonomik, hem askeri, hem bürokratik açıdan en büyük güç devlet oldu. Kürtlerde ise burjuvazi olmadığı gibi ulusal akımlar da yoktu. Kürt isyanları bir ulusal anlayışa dayalı değildi. Osmanlı'nın çok uluslu, çok kültürlü emperyal yapısı içinde kendi dil ve kültürlerini rahatlıkla yaşarken, hatta otonom yönetimlere sahiplerken bütün yetkileri ve hatta dil ve kültürleri de ellerinden alınmaya kalkıldı. İsyanların nedeni Osmanlı'dan Cumhuriyete geçişte Kürt feodalizmine hiçbir hak tanınmamasıydı. Bu yüzden Kürt ayaklanmaları Komünist Enternasyonal tarafından demokratik burjuva devrimine karşı feodal isyanlar olarak değerlendirildi ve Kemalist devlet desteklendi. O yılların Sovyetlere bağlı TKP'si de aynı şekilde Kürt ayaklanmalarını gerici ayaklanmalar olarak değerlendirdi. Bu değerlendirmeye bağlı olarak Kürt sorununun çözümünün feodalizmin dağıtılması olacağı şeklinde bir anlayış yerleşti. Hatta bu yüzden 1960 darbesinden sonra çok sayıda Kürt aşiret lideri Anadolunun batısındaki değişik yerle... Devamı

Çözüm Üzerine

2007-12-14 22:52:00

Cumhuriyet tarihi boyunca sorunun çözülmesi için uygulanan politikanın adı asimilasyondur. Kürtçe olan köylerin adları değiştirilmiş, insanların adları, soyadları değiştirilmiş, hatta Kürtçe konuşana para cezası bile uygulanmıştır. Ancak gelinen noktada asimilasyonun Kürt kimliğini yokedemediği ortaya çıkmıştır. Bundan sonra bir asimilasyon ise hiç mümkün değildir. Kapsamlı bir asimilasyon ancak katliamla mümkündür ki, bu da bugünün dünyasında olanaksız birşeydir. 1980'den sonra PKK'nın gelişmesi üzerine alınan ilk önlemler tabii ki askeri önlemlerdi, iktidarlar Kürt sorunundan bahsetmeyi akıllarına bile getirmiyorlar, bundan bahseden hain addediliyordu. Ancak herkes biliyordu ki Kürt sorunu çözüme kavuşturulmadan PKK'dan kurtulmak mümkün değildi. Bunun için geliştirilen ilk ciddi planın 12 Eylül öncesinde sol örgütleri paralize etmek için uygulanan plan olduğunu düşünüyorum. Zaten Kürtler arasında güçlü bir İslami tutuculuk vardı. Milliyetçi bir harekete karşı islami bir hareketin kullanılması uygun bir çözüm gibi duruyordu. Bölgede Türk milliyetçisi bir hareketi geliştirmenin ve kullanmanın fazla bir olanağı yoktu. Olsa olsa sadece devlet memurları arasında örgütlenebilirdi. Ancak islami bir hareketin çok daha yaygın örgütlenme olanağı vardı. Gündeme Hizbullah geldi. Bir taraftan da 1991 yılında hükümete gelen Demirel "Kürt realitesini tanıyoruz" diyeek bir açıklama yaparak umut dağıttı. Demirel'in söyleminin altında hiçbir ciddi uygulama anlayışı yoktu ama Hizbullah oldukça etkili oldu. 28 Şubat sürecine kadar Hizbullah PKK'yı etkisizleştirmeye çalıştı ama örgütün büyümesi onu kullananlar açısından da rahatsız edici özellikler taşıyordu. Zaten RP her şeçimden güçlenerek çıkıyor ve seküler cumhuriyetin kendisini tehlikeye sokuyordu. Kürt sorununu çözeyim derken cumhuriyetin temellerinin de elden gitmesi olasıydı. 28 Şubat sürecinden sonra Hizbullah'a da darbeler indirilmeye başlandı. Devlet bu aracı istemiyordu.... Devamı

Varan 1

2007-11-30 13:48:00

Bahriye Üçok suikastı üzerinde durulmaya değer bir suikast. Bu suikastı kimin yaptığı acaba gerçekten çözüldü mü acaba? Biyografi.net'teki yazıda olayla ilgili polis soruşturması hakkında bilgi var. Soruşturma önce Bahriye Üçok'a gönderilen paketin teslim edildiği kargo üzerinden yapılıyor. Burda çalışan Calap'ın ifadesi alınıyor ve ama sonra kız ortadan kayboluyor. Daha sonra Türkiye Devrimci Halk Partisi'nin üyesi olarak yakalanıyor, ifadesinde paketi getirenleri tanımadığını söylüyor. Örgüt üyeliğinden 12 yıl ceza alıp yatıyor. Olaydan bir gün sonra polisin yaptığı araştırma sonucu, bombalı kitabın İstanbul'da Ekspres Kargo Perşembe Pazarı Şubesi'nden postalandığı ortaya çıktı. Şirketin teslim alma bölümünde görevli olan ve paketi teslim edenleri gören görevli Gülay Calap, ifadesinde zanlıların eşkallerini tarif etti ve kayıplara karıştı. Calap, daha sonra İzmir'de yasadışı Türkiye Devrimci Halk Partisi'nin bölge sorumlusu olarak yakalandı. Ancak Üçok cinayetiyle ilgili umut olarak görülen Calap, yakalandıktan sonra verdiği ifadede bombalı paketi getirenleri tanımadığını söyledi. Soruşturmanın ilk adımlarında, NATO menşeli olarak açıklanan patlayıcının cinsi sonradan yapılan açıklamalarda Ortadoğu kökenli örgütlerin kullandığı Çekoslovak malı C - 4 olarak değiştirildi. http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=2261 Olay faili meçhul olarak kalıyor. Aslında polisin açıklamalarından dolayı bir parça da yön değiştirme çabası var gibi görünüyor. Olayın tarihine dikkatinizi çekmek istiyorum. 1990 yılı, bu yıllarda bilindiği gibi PKK'nın terör eylemleri var ve devlet de herşeyi PKK'nın üstüne yıkmaya çalışıyor. Kolayca günah keçisi yapılabilecek bir durum var ortada çünkü. Bu arada Hizbullah örgütü yaratılıyor ve PKK'ya karşı savaşması için el altından destekleniyor. Dosya da bu süreçte böyle bir belirsizlik içinde, isteyenin PKK işi olduğuna inanabileceği biçimde rafa kaldırılıyor, cinayet faili meçhu... Devamı

Varan 2

2007-11-30 13:46:00

10 yıl sonra birden bire yeni gelişmeler oluyor. Yine dikkatinizi siyasi süreçe çekmek istiyorum. Bilindiği gibi 28 Şubat sürecidir. RP'ne karşı postmodern bir darbe yapılıyor, Sincan'da tanklar yürütülüyor, polis içinde telekulak çetesi çıkartılıyor, Fethullah Gülen davaları falan yürütülüyor vb. Tam da bu süreçte faili meçhul Bahriye Üçok cinayeti davası yeniden açılıyor. Bu sefer fail kim olabilir? Tahmin etmeniz zor değil. İslami örgütler bulunuyor. Nasıl oldu da kimsenin aklına gelmemişti? Doğru ya, Bahriye Üçok İslam üzerine bir sürü kitap yazmıştı. İslamcıların diş bilemesi gayet doğal. Ama o zaman konjonktür başkaydı, şimdi başka.  Bakınız 1999 yılında neler oluyor. İlk ipucu Umut operasyonu sürerken Hizbullah örgütü üyelerini sorgulayan polis, Muammer Aksoy ve Üçok cinayetiyle ilgili önemli ipuçlarına ulaştı. Örgüt üyelerinin sorguları sonucunda İslami Hareket ve Mumcu eylem grubunun dışında "Kayserililer Grubu" adıyla yeni bir eylem grubunun varlığı ortaya çıktı. Mumcu suikastıyla ilgili tutuklanan Mehmet Şahin, ifadesinde bombalı paketin patlamasıyla yaşamını yitiren Üçok'a gönderilen bombalı kitabı Ankara'da gördüğünü söyledi. 16 Mayıs 2000'de Ankara Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin, gözaltında tutulan Hasan Kılıç, Necdet Yüksel, Ferhan Özmen adlı kişileri sorgulaması sonucu Üçok'a yapılan saldırı da aydınlatıldı. Bir üst düzey yetkili, Üçok cinayetinin faillerinin belirlendiğini doğruladı. Konunun yine İran bağlantılı olduğunu belirten yetkili, yakalanan kişilerin olup olmadığı konusunda, "Biraz daha sabredin. Her şey ortaya çıkacak, bizi takip etmeye devam edin" diye konuştu. Failler gözaltında 17 Mayıs'ta Umut operasyonu kapsamında Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde gözaltında tutulan "Kudüs Komandoları" üyesi Necdet Yüksel ve Ferhan Özmen'in sorgulanmaları sonucu, Üçok'a yapılan bombalı saldırının failleri ortaya çıkarıldı. Olayla ilgisi olduğu bildirilen biri Ankara dışında olm... Devamı

Varan 3

2007-11-30 13:44:00

2005 yılı oluyor. Hasan Cemal anılarını yazıyor. Anılarında Cumhuriyet'te yaşadıklarını anlatıyor. Bilindiği gibi Cumhuriyet gazetesinde Genel Yayın Yönetmeni olarak 20-25 yıl çalışıyor Hasan Cemal. Bu kitaptaki bir bölümü Ertuğrul Özkök aktarıyor bir yazısında. Konu Bahriye Üçok ile ilgili. Şöyle: Kitabın 47'nci sayfasında, bombalı bir saldırıda hayatını kaybeden Bahriye Üçok'la ilgili çok ilginç bir bilgi var. Sami Karaören bir gün Hasan Cemal'e gelip, Bahriye Üçok'un gönderdiği yazıyı göstermiş ve şunu demiş: ‘MİT'ten rica etmişler, bu yazıyı öne alabilir miyim?' Merak ettim. Acaba Bahriye Üçok'un MİT'le ne ilgisi olabilirdi? http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=3597537&yazarid=10 Ertuğrul Özkök, Bahriye Üçok'un MİT'le ne ilgisi olduğunu soruyor. Hiçbir ilgisi olmayabilir. Ama MİT'in Bahriye Üçok'la ilgilendiği belli oluyor. İki gün sonra da Fehmi Koru (o zamanlar Taha Kıvanç) Yeni Şafak'ta bu konuya değiniyor. Çok tuhaf bir cinayet diyor. Fehmi Koru'ya göre bu suikast muhtemelen başarısız olması istenen bir suikasttır. Fehmi Koru şöyle yazıyor: 1990 yılı sonlarıydı. O zaman korgeneral rütbesiyle MİT'te müsteşarlık yapan Teoman Koman yeni bir âdet başlattı. Gazetelerin Ankara temsilcileri ve Ankara'da ikamet eden yazarlarıyla biraraya gelme âdeti... Önce bir meslek örgütünün dâvetiyle bir lokantada buluşuldu kalabalık bir gazeteci grubu olarak; ardından aynı grup MİT'e dâvet edilerek ikinci bir buluşma gerçekleşti. Sonradan Jandarma Genel Komutanı olacak Koman Paşa olabildiğince açık yürekli konuşmalar yaptı, sorularımızı cevaplandırdı. Nasıl hatırlamıyor, hayret, duyar duymaz da buraya yazmıştım, sonradan defalarca dile getirdiğimi sizler de hatırlayacaksınız. Teoman Koman, kısa süre önce bombalı bir siyasî suikastta hayatını kaybetmiş Doç. Bahriye Üçok'la yakından ilgilendiklerini o buluşmaların ilkinde söylemişti. "Bahriye Hanım'ı... Devamı

Varan 4

2007-11-30 13:42:00

Şimdi konjonktür yine değişti. Tekrar PKK hedefe yerleşti, ibrenin bu sefer yine PKK'ya çevirilmesi gerekiyor. Bir taraftan da bilindiği gibi yeni milliyetçi argümanların arasına ABD'ye karşı İran'la ortak hareket etmek giriyor. 1990'da sorumlu PKK idi, 2000'de ise sorumlu İran oldu. 2007'ye geliyoruz, bu sefer ibrenin ucu tekrar değiştiriliyor. Açık İstihbarat bakın yazısının başına nasıl bir açıklama koymuş: (Açık İstihbarat : Bu haberi Bahriye Üçok, Uğur Mumcu cinayetlerini üstlendikleri konjonktürel ve küresel roller çerçevesinde ısrarla İran'la ilişkilendirerek hedef saptıran, bugün de o gün de esas tehlikenin farkında olmayanlara ithaf ediyoruz) http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=7173 2000 yılında İran'la bağlantılı "Kudüs Komandoları" diye muhtemelen uyduruktan bir örgüt yaratılıyor, şimdi ise PKK ile şeriatçı bağlantısı kurulmaya çalışılıyor. İran da bu arada temize çıkarılmaya çalışılıyor. Eee, ne de olsa Bahriye Üçok davası her derde deva. İstediğin gibi, o günkü çıkarın nereyi gösteriyorsa, okun ucunu o tarafa doğru çevirebilirsin. Bu kirli tezgahları çevirenler kıs kıs gülüyorlardır eminim. Nasıl da kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyoruz diye. Bizim de herhalde her rüzgara uygun olarak yelken açmamız gerekiyor. Hele hele bir de "insan hakları" ve "demokrasi" istenmesiyle alay edilmesine ne denmeli. Bu pis ilişkilerin çözümü herşeyden önce temiz bir "devlet"ten geçiyor. İçerden dışarıya çok koku geliyor. Şimdiye kadar demokrasiyi rafa kaldıra kaldıra üstünü kapattılar. Birgün bunların hepsi elbet ortaya çıkacak. Kimin ne halt işlediği öğrenilecek. İbreyi çevirip duranlar bizimle dalga geçmenin hesabını demokrasiye ödeyecekler, hayran oldukları baskı rejimlerine değil. ... Devamı

Bozuk İmalat: Adem'deki

2006-04-20 12:22:00

Şimdi bayan arkadaşların isyanları üzerine bir de ters yazı yazma durumu hasıl oldu. Son zamanlarda uzlaşma konusu gündem olunca ben de biraz uzlaşayım bari dedim. Gerçi bi o tarafa bi bu tarafa bindirme uzlaşmadan çok çıkartmaya benzeyecek ama. Bu Adem efendimizin yaratılışı işinde baştan bir sorun var. Bir kere adam tembel mi tembel. Oturduğu yerden kalkamıyor. Sürekli ağaç gölgelerine kaçıp uyukluyor. İşte bu tembelliğinden dolayı da tarım, hayvancılık ve teknolojiyi keşfedememiştir. Ağaçlardan yemiş toplayarak, bulduğu kökleri ve yaprakları yiyerek vahşi bir yaşam sürdürmektedir. Adem efendimizin temel şiarı "çalışmamak özgürlüktür" olarak da ifade edilebilir. Adem'i yaratan Tanrı bu durumda bir gariplik olduğunu farketmiş ve yarattığı insana çalışkanlık vermeyi unuttuğunu farketmiştir. Bu tembel yaratık ne ürüyor, ne de bir yere iki çivi çakıp altına gireceği bir ev yapıyordu. Sanırım Tanrı şöyle düşünmüştür: "Şu uyuşuğa biraz kutsal ruh vereyim de bi moka yarasın bari". İşte bunun için parmağını uzatıp ona kutsal ruhu vermiştir. Michelangalo üstadımız da bu durumu çok güzel resimlemiştir. Yukardaki resimde miskin miskin dünyada yatıp duran Adem'e Tanrı kutsal ruhu verirken görülüyor. Şimdi bu tabloda her şey apaçık görülüyor efendim. Adem tembellikten ayağa bile kalkmış değil. Adam bir kalkar, secde eder. Yok, üstelik bir de Tanrı'yı ona ulaşabilmesi için kolunu uzatmak zorunda bırakmış. Var mı böyle bir tembellik yahu. Dikkat edeceğiniz gibi Adem efendimiz anadan üryandır, çünkü tembelleğinden kıçına bir don bile almamıştır. Tanrı ise görüldüğü gibi gayet düzgün giyinmiştir. Hıristiyan kardeşlerim... Devamı

Yunus Neden Bunalım Geçiriyor?

2007-11-03 02:04:00

Ben  Tembel  Yunus'un  hikayesini  anlatmaya  devam  edeyim  en  iyisi.  Kuran'ın  imla  sorunlarıyla  uğraşmaktan  daha  eğlenceli.  En  son  Yunus'u  Ninova'da  bırakmıştık.  Ninova  40  güne  kadar  mahvolacak  deyip,  ortalığı  ayağa  kaldırmıştı  en  son.  İşte  bunun  üzerine  Ninova'lılar  anlaşılmaz  şekilde  birden  Tanrı'ya  inanır  olurlar.  Oruç  ilan  ederler  ve  çula  sarınarak  küle  otururlar.  Hatta  Ninova  kralı  bile  çula  sarınıp  küle  oturur.  Bütün  Ninovalıların  çula  sarınıp,  küle  oturması  için  bir  de  buyruk  yayınlar  Kral.  Hatta  çula  sarınma  ve  küle  oturma  emriyle  yetinmez,  bir  de  oruç  buyruğu  çıkarır.  Herkes  oruç  tutacaktır.  Hatta  hayvanlar  bile.  Hayvanların  otlanması  bile  yasaklanır.  Bu  kararlılığı  gören  Tanrı  sonunda  Ninova'lılara  acır  ve  onları  yoketmekten  vazgeçer.  Ben  de  Tanrı  olsaydım,  iki  gün  geçmeden  bana  tapmaya  karar  verenleri  yoketmekten  vazgeçerdim  tabii.  Doğru  dürüst  bir  tebliğ  götürmemişsin,  uyarıp  etmemişsin,  yine  de  adamlar  hemen  iman  etmiş.  Tanrı  en  doğrusunu  yapmış  yani.  Ama  bizim  tembel  Yunus  ne  yapar?  Tanrı'ya  kızar,  küser,  öfkelenir.  Ben  böyle  olacağını&nbs... Devamı