Tembel Yunus, Küle Oturan Ninova'lılar, Keneotu, Bitki Kurdu

2007-11-03 09:00:00

Efendim, bu hikaye tam bizim eski meddahlarımıza uygundur aslında. Hikayemizin her tarafı ayrı bir zenginliktir. Nerden başlasak bilemiyorum doğrusu. En iyisi mi kitapların kitabı, mucizelerin mucizesi Hazret-i Kuran'dan başlayalım. Sonra da Hazret-i Tevrat efendimize geçelim. Ancak ne yazık ki Kuran'da Yunus'un tembelliği konusunda bazı ipuçları bulsak da oldukça yetersizdir. Yazılanların hepsini hemen buraya kopyalayabiliriz. İşte şöyle:(Saffat Suresi)139. Şüphesiz Yunus da gönderilmiş (elçi)lerdendi.140.Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı.141.Böylece kur’aya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu.142. Derken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı.143.Eğer (Allah’ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı,144.Onun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı.145.Sonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık.146.Ve üzerine, sık-geniş yaprakla (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik.147. Onu yüzbin veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak) gönderdik.148. Sonunda ona iman ettiler, Biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık.Burdan öğrendiğimiz şu. Yunus'un birden bire kaçması tutar ve bir gemiye kaçar. Herkes dağa kaçar, Yunus da gemiye kaçmış. Bir de kuraya katılmış, ama kaybetmiştir. Kumar borcu mu vardır, bilemiyoruz artık. Sonra birden zavallı Yunus'u bir balık yutar. Hikaye adeta rüyada parça parça görülen resimler gibidir, anlamak mümkün değil. Herhalde gemi kaza falan geçiriyor, yada gemiden düşüyor, sonra da balık yutuyor. Orda kıyamet gününe kadar kalır.Bir önceki satırda kıyamete kadar orda kaldı dedik ama siz bakmayın bizim öyle dediğimize, aslında hasta bir durumdayken bir sahile atılır. Burasını anladınız değil mi? Ortada bir çelişki yok. Hem kıyamete kadar kalır, hem sahile atılır, bu durum Hazret-i Kuran'ın genel mantığı gereğidir. Böyle durumlar sık sık olur. Alışacaksınız artık. Bu arada Yunus hastadır, durumu fenadır, birden üstünde kabak gibi bir ağaç biter.... Devamı

Müslim: Ömer, Muhammed'in Vasiyet Etmesini Engellemekte Hakl

2007-06-05 12:52:00

Şimdi de sie Müslim'in hadis ve yorumlarını aktarayım. Sahih-i Müslim kitabının vasiyet bölümünde bu konuyu işliyor Müslim. Bilindiği gibi Buhari'den sonraki en büyük hadisçi kabul ediliyor. Ve Seadet-i Edebiyye kitabındaki yorumlara Müslim'in de aynen katıldığını görüyoruz. Resûlüllah (Sailailahü Aleyhi ve Seilem) evde içlerinde Ömer b. El-Hat-tab'ın da bulunduğu bir takım zevat olduğu halde intizâra gelince : «Getirin size bir nâme yazayım; ondan sonra bir daha sapmazsınız!» buyurdu. Bunun üzerine Ömer: — Gerçekten Resûlüllah (Saiiallahü Aleyhi ve Seilem) 'e hastalık galefce çaldı. Kur'an elimizdedir. Bize Allah'ın kitabı yeter, dedi. Müteakiben ehl-i beyt ihtilâf ve münakaşa ettiler. Kimisi: Getirin Resûlüllah (Saiiallahü Aleyhi ve Seilem) size fcir daha asla sapmayacağınız bir nâme yazsın! diyor; kimisi de Ömer'in söylediğini söylüyordu. Bunlar Resûlül­lah (Saiiallahü Aleyhi ve Seilem) 'in huzurunda lâkırtı ve ihtilâfı çoğaltınca (o hazret) «Kalkın»   buyurdular. Ubeydullah demiş ki: İbni Abhâs: Musibetin en büyüğü, Resûlüllah (Saiiallahü Aleyhi ve Seilem) ile bu nâmeyi kendilerine yazmasının arasına giren ihtilâf ve gürültüleridir, diyordu. Bu hadîsi Buhârî «Cihâd», «Megâzî» ve ««Cizye» bahislerinde; Ebû Dâvûd «Cirâh»da; Nesâî «İlim» bahsinde muhtelif râ-vilerden tahrîc etmişlerdir. İbni Abbâs hazretlerinin : «Ah perşembe günü!.. Ne perşem­be günü idi o!..» sözünden maksat: O günün şiddet ve kötülüğünün bü­yüklüğüdür. Bu kötülük onun itikadına göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi veSeUem)in söyleyeceklerini yazmamalarıdır. Bundan dolayıdır ki, îbni Abbâs (Radiyailahuanh) : «Musibetin en büyüğü Kesûlüllah (Sallaİlahü Aleyhi ve SeHem) ile bu nâmeyi kendilerine yazmasının arasına giren ih­tilâf ve gürültüleridir.» demiştir. Aslında İbn Abbas'ın Ömer'i musibet olarak nitelemesi anlaşılır bir durum, çünkü o da Ehli Beyt'ten biri. Hadis aynı yani. Peki bu hadisin yorumu nasıl acaba. Bir de Müs... Devamı

İşte O Meşhur Hadis: Vasiyet Farz mıdır?

2007-06-06 12:49:00

Bahsedilen olay Buhari'deki aktarılış biçimi ise şöyle: Fasil:ÖLÜM BÖLÜMÜ Konu:Resulullah (sav)`ın Vefatı Ravi:İbnu Abbas Resulullah (sav) muhtazar (ölmeye yakın) iken evde bir kısım erkekler vardı. Bunlardan biri de Ömer İbnu`l-Hattab (ra) idi. Resulullah (sav): "Gelin, size bir şey (vasiyet) yazayım da bundan sonra dalalete düşmeyin!" buyurdular. Hz. Ömer: "Resulullah (sav)`a izdırap galebe çalmış olmalı. Yanımızda Kur`an var, Allah`ın kitabı sizlere yeterlidir" dedi. Oradakiler aralarında ihtilafa düştü. Kimisi: "Yaklaşın, Resulullah (sav) size vasiyet yazsın!" diyor, kimi de Hz. Ömer (ra)`in sözünü tekrar ediyordu. Gürültü ve ihtilaf artınca, (aleyhissalatu vesselam): "Yanımdan kalkın, yanımda münakaşa caiz değildir!" buyurdu. Bunun üzerine İbnu Abbas (ra): "En büyük musibet, Resulullah (sav)`la onun vasiyeti arasına girip engel olmaktır!" diyerek çıktı. HadisNo:5406 Dikkat edilirse Buhari'nin hadisinde bir "sorma"dan bahsedilmediği gibi ölüm döşeğindeki peygamberin yanıbaşında Ömer yanlıları ve karşıtları arasında tartışma yaşandığı anlatılıyor. İbn Abbas'ın Ömer'în karşısında olduğunu ve hatta Ömeri musibetlikle suçladığını görüyoruz. Hatta Muhammed de "benim yanımda tartışmayın" diye hepsini dışarı çıkartıyor. Burdan başka bir konuya da geçebiliyoruz tabii. Bu konu o kadar önemlidir ki, vasiyet edilmesinin yasak olup olmamasını bile belirleyecektir tabii. Yeter ki Ömer'in ve ekibinin iktidarı kurtulsun. Kuran'da vasiyetle ilgili bir sürü ayet bulunmasına karşın işlerine gelmediği için Ömer yanlıları vasiyet etmenin farz olmadığına dair şeyler üretip, iktidarı kurtarmaya çalışıyorlar. Örneğin Fasil: VASİYET BÖLÜMÜ Konu:Vasiyet Hakkında Ravi:Talha İbnu Musarrıf İbnu Ebi Evfa (ra)`ya: "Resulullah vasiyette bulundu mu?" diye sordum. "Hayır" dedi. Ben tekrar: "Öyleyse, kendi vasiyette bulunmaksızın halka nasıl vasiyeti farz kı­lar veya emreder?" dedim. "Kitabullah`ı vasiyet etti!" diye cevap verdi. HadisNo:... Devamı

Ömer'in Haklı Olduğuna Dair Altı Gerekçe

2007-06-07 12:45:00

Yazarımız önce uzun bir paragrafla bunun nasıl bir sapkınlık, din düşmanlığı, karalama, cevap vermeye bile layık olmayan bişey olduğuna dair döktürüyor. Kısaca inananları Bedahşi'ye karşı gaza getiriyor. Sonra da konunun özüne giriyor. Birinci önsöz — Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” her sözü, vahy ile değil idi. Vennecmi sûresindeki, (O, boş söz söylemez!) meâlindeki âyet-i kerîme, Kur’ân-ı kerîm içindir. Her sözü, vahy ile olsaydı, ba’zı sözlerine, Allahü teâlâ, yanlış demezdi ve afv etdiğini bildirmezdi. Tevbe sûresi, kırküçüncü âyetinde meâlen, (Onlara izn verdiğin için olan hatânı, Allahü teâlâ afv etdi) buyuruldu. İlginç bir yaklaşım sergiliyor yazarımız. Halbuki biz peygamberin sözleri ve davranışları örnek alınır ve hatta bunun adına da sünnet denir. Nedense konu Ömer olunca Peygamberin yanlış sözlerinin de olabileceği gibi bir iddia ile ortaya atlamak da hiçbir beis görülmüyor. Keşke bu kadarla kalsa yine iyi. Bakın 2. önsöz'de yani ikinci gerekçe de daha neler söylüyor: İkinci önsöz — İctihâdla olan sözlerde ve aklın verdiği karârlarda, o Serverin “aleyhi ve alâ âlihissalevât vetteslîmât” hilâfına, başka dürlü söylemek câiz idi. Haşr sûresinin ikinci âyetinde meâlen, (Ey akl sâhibleri, başkalarından ibret alınız!) buyuruyor. [Kıyâsın câiz ve lâzım olduğu, bu âyet-i kerîmeden anlaşıldığı, (Beydâvî) tefsîrinde yazılıdır.] Âl-i İmrân sûresinin yüzellidokuzuncu âyetinde meâlen, (İşlerinde Eshâbın ile meşveret et, onlara danış!) emr edilmekdedir. İbret almakda ve meşveret olurken fikrler, sözler red ve tebdîl olunur. Nitekim, Bedr muhârebesinde alınan esîrlerin öldürülmesi veyâ para karşılığı koyuverilmesi için sözler ikiye ayrılmışdı: Ömer “radıyallahü anh” öldürülmelerini istemişdi. Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” bırakalım demişdi. Vahy, Ömerin “radıyallahü anh” istediği gibi geldi. Para alınması, suçdur buyuruldu. Peygamberimiz “... Devamı

Seadet-i Edebiyye

2007-06-08 00:03:00

Seadet-i Edebiyye adlı kitabımızın yazarı  "büyük islâm âlimi Seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî hazretlerinin kıymetli oğlu Ahmed Mekkî Efendi"dir. Kitabı Sıddık Gümüş tercüme etmiş. 1248 sayfalık kocaman bir kitap ve bugüne kadar da 90 baskı yapmış. Alanlar okuyorlar mıdır, yoksa biz dinimize düşkünüz havası vermek için alıp gösteriş mi yapıyorlar bilmem ama Türkiye'nin en çok satan kitaplarından biri olduğu belli. İnternette de tam metnini bulabilirsiniz. Üstelik sesli bile dinleyebiliyorsunuz kitabı. Yani inanılmaz bir hizmet ayağınıza kadar getirilmiş durumda. http://kitap.hakikatkitabevi.com/cgi-bin/cgi.exe/stdobject/level10.gif/ilmihal/query=*/toc/%7B@1%7D?215,10 Metnimizin konuya nasıl yaklaştığına geçmeden önce meşhur hadisi aktarayım: "Peygamber ölüm döşeğindeydi. Etrafındaki sahabelere 'bana bir kağıt getirin de size bir şey yazayım ki bundan sonra sapmayasınız' diye seslendi. Orada bulunan Ömer, 'Peygamber hastalığın etkisiyle ne dediğini bilmiyor. Yanınızda Kuran var. Allah'ın Kitabı bize yeter!' diyerek peygamberin yazmasını engelledi." (Buhari: Cihad 176, Cizye 6, İlim 49, Merza 17, Megazi 83, İtisam 26; Müslim: Vasiyye 20,21,22 ve Ahmed b. Hanbel 1/ 222, 324, 336, 355 ) Elbetteki böyle bir iddia az patırtı koparmaz. Olay son derece ciddi. Peygamber vasiyet yazmak istiyor ama Ömer bunu engelliyor. Hadisleri reddedenler için tartışmaya bile gerek yok. Ama bilindiği gibi 90 baskı yapan bu kitapları alan binlerce kişi hadislerle yolunu buluyor. Bu durumun açıklanması gerek. Bakın Ahmet Mekki Efendi Ömer bahsinde neler anlatılıyor: 23 — İKİNCİ CİLD, 96. cı MEKTÛB Bu mektûb, hâce Ebül-Hasen Behâdır Bedahşîye yazılmış olup, Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” vefât edeceğine yakın kâğıd istediğini açıklamakdadır: Allahü teâlâya hamd olsun. Onun seçdiği kullara selâm olsun! Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, mevt hastalığında, kâğıd istedi. (Bana kâğıd getiriniz! Ben... Devamı

Ömer'le İlgili Eleştirilere Neden Bu Kadar Tepki Veriliyor?

2007-06-08 00:04:00

Bildiğiniz gibi blogda Kuran, Muhammed, İslam ve diğer dinler hakkında bir sürü yazı var. Müslüman arkadaşların en şiddetli yorumları (aslında çoğuna yorum demek pek doğru değil, hakaret demek daha doğru) hangi yazıya geliyor dersiniz? Ömer ile ilgili yazıya? Muhammed yada Kuran ile ilgili eleştirilere bu kadar kızmıyorlar nedense? Olayı biraz daha derinleştirmek için Ömer bahsinde bazı başka metinler daha ekleyeceğim buraya. Tekrar olmaması için isterseniz önce Ömer'le ilgili yazının linkini vereyim. http://sargon.blogcu.com/Omerin_adaleti_masali/ Görüleceği gibi aslında metinin önemli bir kısmı alıntı olmasına karşın doğal olarak hakaretler direk beni hedef alıyor. Bir de gelen yorumları aktarayım: Yazan: isimsiz | Konu: EDEPLİ DAVRAN | Tarih: 17/8/2006 SEN NASIL OLURDA RESULÜN "BENDEN SONRA PEYGAMBER GELSEYDİ BU ÖMER OLURDU" HADİSİNİ DÜŞÜNMEDEN BUNU YAZARSIN. İSLAMİYETİN GİZLİ OLDUĞU YILLARDA ONUN MÜSLÜMAN OLUŞUYLA TÜM MÜSLÜMANLAR KABE DE NAMAZ KILIYORLAR BUNU NASIL BAHS ETMEDEN ONU KARALARSIN ALLAH-U ZÜLCELAL BUNA RAZI GELMEZ Yazan: forumel  | Konu: Selamun Aleyküm | Tarih: 18/9/2006 Öncelikle ciddi ve kapsamlı yazılar için teşekkür ederim Belli ki emek harcamış, açıklayıcı olması için elinden geleni yapmış ve bunu başarmışsın.. Ancak İslamiyetle ilgili yapmış olduğun çalışmalarda Genel olarak yazdıklarına katılmadığımı belirtmek isterim.. Yazan: isimsiz | Konu: HAZRETİ ÖMERE SALDIRAN BU HERİF SAPITMIŞ DİKKAT EDİN | Tarih: 18/10/2006 ULAN ŞEREFSİZ ADİ ŞEREFSİZ TAHARETSİZ PİSLİK HERİF SEN ALLAH RASULUNUN SAHABESİNE NASIL SÖVERSİN PİSLİK HERİF SEN HAZRETİ ÖMERE KURBAN OL LAN ŞEREFSİZ Yazan: isimsiz | Konu: HAZRETİ ÖMERE SALDIRAN SAPITMIŞTIR EHLİ SÜNNETTEN ÇIKMIŞTIR | Tarih: 18/10/2006 RASULULLAH SALLALLAHU ALEYHİ VESSELLEM BUYURUYOR: SAHABELERİME SEBBETMEYİN (DİL UZATMAYIN) KİM SAHABELERİME DİL UZATIRSA BANA UZATMIŞ OLUR BANA DİL UZATAN BENİ KIRMIŞ OLUR BE... Devamı

Yalçın Küçük'ün Enver Paşacılığı

2007-04-16 22:10:00

Enver Paşacı yazarlardan birinden bahsetmek istiyorum. Kitaplarını hep severek okudum, Türkiye Üzerine Tezler'inin 5 cildini, Aydın Üzerine Tezler'inin iki cildini, Sabetayizm'le ilgili son kitaplarından yine birkaçını ve daha birçok kitabını ve yazılarını ilgiyle, severek okudum ve ondan çok şey öğrendim. Birkaç ay beraber hapis de yattık. Birkaç defa birlikte volta atıp sohbet ettik. O zaman İbranice çalışıyordu. PKK'lılar koğuşlarının yanında bir yer yapmışlardı onun için, ona ellerinden geldiğince itina gösteriyorlar, hizmet etmeye çalışıyorlardı. Devrimci öğrencilere de çok yardımları oldu. Türkiye'nin en enteresan aydınlarından biridir. Tahmin ettiğiniz gibi Yalçın Küçük'den bahsediyorum. Yalçın Küçük'ün Enver Paşacılığı yeni değildir. Görüş değiştirdi, bir Kemalist oldu, bir solcu falan denir onun için. Ben bu düşünce de değilim. Yalçın Küçük aslında yıllardır aynıdır. Elbette etkilenmeleri, farklılaşmaları olmuştur. Ama yıllardır ittihatçıdır, Envercidir. Daha taa Türkiye Üzerine Tezler'inde Enver Paşa'yı yere göğe sığdıramaz. Mustafa Kemali ve İnönüyü ise sert şekilde eleştirir. II. İnönü savaşı diye bir savaşın olmadığını ortaya çıkarmış, Rusların boğazları istediğine dair iddianın da Türk büyükelçiliğinde üretilmiş bir senaryo olduğunu tespit etmiştir. Enver Paşa, Yalçık Küçük için Mustafa Kemal'den çok daha çaplı bir liderdir. Son zamanlarda Doğu Perinçek'le kolkola olması bana da bir zamanlar anlaşılmaz geliyordu. Hatta neden Aydınlık'ta yazdığını sormuştum. "Orda yazdığım zaman yazılar gitmesi gereken yerlere gidiyor. Onun belli okurları var" demişti. İttihatçılığın Küçük ile Perinçek arasında bir ortak payda olduğunu düşünüyorum. Yani olay sadece bir "kullanma" değil bence. Geçtiğimiz yıllarda Hulki Cevizoğlu'nun programında Türkiye'nin Musul'u alması gerektiği üzerine bir açıklama yapmuıştı Yalçın Küçük. Bunu Ecevit de doğrulamış. Buna göre Atatürk ölmeden İsmet İnönü'ye mutl... Devamı

Fanatizm Mutluluk Verir

2006-10-26 21:18:00

Epey uzun bir zamandır "gerçek" üzerine düşünürüm. Son bir yıldır da bir çok yazımın başlığında "masal" sözcüğü yer alır. Blog'a attığım yazılarda "Büyüklere masallar", "Hz. Ömer!in adaleti masalı", "Kuran'ın değişmediği masalı' gibi başlıklar var. Bu siteye gelen ve "gerçek" İslamı sunmaya çalışan birçok arkadaşımız canla başla bize bu masalların aslında birer gerçek olduğunu anlatmaya çalışıyorlar. Masal nedir? Çocuklara anlatılır, uyutmak için birebirdir. Ama aynı zamanda çocuğun hayal gücünün gelişmesini sağlar. Gerçekler ise insanın kurgu gücünü engelleyen barikatlardır. Gerçekler aynı zamanda çoğu zaman hayalleyebileceğimizden daha çirkindir, rahatsız edici, huzursuzluk vericidir. Kırmızı Başlıklı Kız, avcı tarafından kendisini yutan kurtun midesinden çıkarılır, hatta anneannesi ile birlikte. Kurt kırmızı başlıklı kızı çiğnemeden yutmuştur çünkü. Ne bir kan akar, ne acı vardır. Pamuk Prenses yedi tane abaza cücenin eline düşüp feleğini şaşırmaz. Mutlu, mesut bir hayat sürer. Masal mutluluk vericidir aynı zamanda. Gerçekler insanı mutlu etmez. İnsanoğlunun yarısı bizim gibi mutsuzluk peşinde koşan şaşkın gerçekçilerden oluşur ne yazık ki. Ve gerçeğin bizi mutlu edeceğini sanan daha da şaşkınlarımız vardır. Halbuki gerçeğin insanı mutsuz ettiği ilkçağdan beri bilindiği için masallar, efsaneler, dinler vb. yaratılmıştır. Mutsuz, yoksul, sömürülen, acı çeken insana masal, efsane, din gerekir çünkü. Anne babasının kendi öz anne babası olmadığından ve aslında bebekken evlatlık alındığından şüphelenen bir çocuk bunu öğrenmek için çabalar durur. Ne yazık ki öğreneceği şey ona mutsuzluk verecek basit bir gerçek olacaktır. Fanatikler mutludur. İslam fanatikleri de mutludur. Sitemize gelip bizim mutsuz ve huzursuz olduğumuzu söyleyip, bize tebliğlerini yaparken samimiyetlerine inanmak için bir engel yok. Fanatizm, gerçeklerden uzak bir masal dünyasında yaşamaktır aslında. Masal dünyasını bozacak herşeyin hemen... Devamı

Türkmenistanda yeni gelişmeler

2006-10-27 21:15:00

Kardeş ülke Türkmenistan'daki yeni gelişmeleri site ahalisi belki kaçırmış olabilir. Komedi ve trajedi arasındaki bu masallar ülkesinde (yukarda detaylı şekilde açıklaması yapılmış olan) ulu lider Saparmurad Niyazov Türkmenbaşı soğuk bir Aralık sabahı hayata gözlerini kapattı. Söylentilere göre dokusu uyan bir askerin kendini feda ederek verdiği ve hazır bekletilen yedek kalp ne yazık ki Niyazov'u kurtaramadı. Türkmenistan'da ilk olarak çok adaylı seçimlere gidildi. Çok partili değildi ama olsundu, bu da birşeydi. Ama o da ne halk gürül gürül oy vermeye koştu. Seçmenlerin yüzde 98.9'u oy vermeye giderek tarihte bir rekora imza attılar. Hasta, yatalak falan dinlememişler seçdikleri, canları gibi taptıkları yeni lider adayları olan Gurbanguli Berdimuhammedov'a oy vermeye gitmişlerdi. Berdimuhammedov da bir başka rekor kırarak oyların yüzde 89'unu almayı başardı. Muhtemelen ona verilmeyen yüzde 11'lik oyun nedeni de mührü yanlışlıkla başka yere basanlar olsa gerekti. Yaşasın  ulu, kahraman, en yüce, ölümsüz, tükenmeyen, bitmeyen, enerjisi içten gelen, yol gösteren, halk aşığı, falan filan yeni liderimiz Gurbangülü Berdimuhammedov! http://www.ntvmsnbc.com/news/399728.asp http://www.ntvmsnbc.com/news/400038.asp http://www.ortadogugazetesi.net/habergoster.asp?id=5409 netpano haberi Bu arada Türkmenbaşına yedek kalp için bir askerin öldürüldüğü şeklindeki sahte haber milliyetçilerimiz tarafından anında deşifre edilerek yahudi, mason, komünist, bölücü, terörist, anarşist kesimlerin ipliği pazara çıkarılmış ve ölümsüz liderimiz Niyazov'a sürülen bu leke silinerek olaya gerekli beyazlık kazandırılmıştır. http://www.alparslanturkes.net/modules.php?name=News&file=article&sid=4909 http://www.doguturkistan.net/modules.php?name=News&file=article&sid=4909 ... Devamı

Yaşasın 1 Mayıs!

2007-05-04 21:00:00

Taksim ve civarında polisin biber gazı sıkarak, su fışkırtarak, coplayarak 1 Mayıs'ı kutlamaya çalışan insanları artık TV'den seyrediyorum. 1 Mayıs kutlamaya çalışmaktan telef olmuş bir kuşaktan olduğumu düşünüyorum. Bilirsiniz 12 Eylül döneminde bırakın 1 Mayıs kutlamayı, elimizde Cumhuriyet gazetesinin bile adını içe getirerek taşırdık. (Not: O yıllarda Cumhuriyet gazetesi darbeye karşıydı ve hatta İlhan Selçuk bir yazısında 12 Eylül için faşizm deme cesaretini göstermişti  vay be ne günlerdi)   87'de toplumun değişik kesimlerinde bir hareketlilik başladı. İşçiler yürüyordu, başlarında da sonradan aldığı Jaguar'dan dolayı adı Jaguar Şemsi'ye çıkan Maden-İş sendikasının başkanı Şemsi Denizer vardı. Biz öğrenciydik, yerimizde duramıyorduk. Boyuna jandarma ile kovalamaca oynuyorduk. Her yaptığımız şeye gelip saldırırlardı. Memurlar da örgütleniyordu. Biz de bir grup öğrenci olarak 88 yılında 1 Mayıs'ta pikniğe gitmeye karar verdik. 2 otobüs kiraladık ve tabii 1 Mayıs'tan birkaç gün önce hepimiz piknik çöantalarıyla birlikte Emniyet hücrelerine atıldık. Girişim başlamadan bitmişti. Gazetelerde falan hakkımızda yazılar çıkıyordu, niye bu çocukları tutuyorsunuz diye ama dinleyen kim. Bizim evlerimiz tala ediliyordu, boyuna dayak yiyorduk. Çıkarmayı planladığımız derginin yazılarını ele geçirip hepsini yoketti polis. 35 kişi falan gözaltına almış, 10'larca kişinin evini basmış ve çuvallar dolusu kitap götürmüşlerdi. Ayrıca elimizdeki birkaç daktilo ve dergi şablonları da gitmişti. Ben dernek yöneticisiydim. DGM'den çağırıp hakkımızdaki kararı tebliğ edeceklerini söylediler. Gittim, elime bir takipsizlik kararı, bir de küçük bit tomar kağıt ile kırılmış bir daktilo verdiler. Acayip moralim bozuldu. Günlerce içerde haksız yere tutulmuş, bir tomar dayak yemiş, evlerimiz talan edilmiş, çuvallar dolusu kitabımız alınmış ve bunun karşılığında  sırıtarak parçaladıkları daktilo'yu veriyorlardı. Eee, diğer aldıklarınız... Devamı