Son Derece Üzgünüm

2007-05-04 20:55:00

Olan oldu. Sabah TV'lerden haberlerdeki ilk yorumlara da baktım. Olay bitmiştir, Türkiye kaybetmiştir. Genelkurmay Başkanlığı bu sefer 12 Mart'ta ve 12 Eylül öncesinde yaptığı gibi yetkili makamlara bir mektup gönderme ihtiyacı bile duymadı, cuma gece yarısı internet sitesinde bir kamuoyu açıklaması yayınladı. Aslında doğru dürüst ayağa kalkamamış olan demokrasi'ye de dur denildi ve 27 Nisan ile birlikte 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat zincirine bir halka daha eklendi. 27 Mart ilk olarak internet üzerinden yapılmış bir darbe olarak tarihe geçecektir. Son derece üzgünüm. Türkiye bu sabah itibarı ile 10 yıl geriye gitmiştir. Asker yargının çözmesi gereken birkaç olayı da gerekçe gösteriyor. Bunların hiçbiri demokrasiye dur demenin gerekçesi olamaz. Malatya olayı gibi olaylar yargının konusudur. Bu bilinci yaratan ise sadece muhtıranın konusu olan İslamcılar değil aynı zamanda kendi anlayışları dışındaki herkese "düşman" yaftasını yapıştıran muhtıra verenlerdir. Yaptıkları açıklamada da bunu açıkça söylüyorlar. Bu ne biçim bir ilkelliktir. "Ne mutlu Türk'üm" anlayışına karşı çıkanlar Türkiye'nin düşmanı imiş. Kürt'ü, Ermeni'yi "ne mutlu Türk'üm" demiyor diye "düşman" ilan etmenin şeriatçıların müslüman olmayanları "kafir" ilan etmesinden ne farkı var? Hatta şeriatçılar kafirlere bile açıktan "düşman" demiyorlar. Bu anlayış şeriattan bile geridir. Son derece üzgünüm. Türkiye bu sabah itibarı ile 10 yıl geriye gitmiştir. Asker Cumhurbaşkanlığı seçimini gerekçe gösteriyor. AKP bu süreci yönetmeyi başaramamış, uzlaşma kültürünü geliştireceği yerde kendi adayını diretmeyi tercih etmiştir, CHP kışkırtıcı ve provokatör bir tutum izlemiş ve aynı zamanda demokrasi ile bir alakası olmadığını da ortaya koymuştur. Peki ne olacak bu durumda. Askerin sopasını salladı. Yapılacak tek şey yeniden seçime gitmek. Ancak seçim sonrasında da muhtemelen şimdi AKP eskiden de fazla oy alacaktır. Çünkü mazlum durumda olan AKP'dir. CHP'ye ben dahil b... Devamı

Türk Usulü Demokrasi İstemiyorum

2007-05-04 20:44:01

Türkiye'de şu anda bir şeriat tehlikesi yoktur. Ayrıca bu tehlikeyi bertaraf edecek yeterli düzeyde birikim, yasal ve anayasal düzenleme ve demokrasi geleneği vardır ve bu gelenek defalarca ordunun iktidarlara müdahale etmesine karşın bugüne kadar gelişmiştir. Türkiye'de demokratik bir kültürün gelişmesini engelleyen iki gerici, anti-demokratik anlayıştan biri şeriatçılık ise diğeri de darbeciliktir ve her ikisi de bu ülkeye verdiğinden çok daha fazla şeyi alıp götürmüştür.Genelkurmay bildirisini defalarca inceledim ve diliyle, içeriğiyle son derece geri, haksız ifadelerle dolu ve dengesiz bir bildiri olduğunu düşünüyorum. 23 Nisan ile ilgili sayılan birkaç olay adli merciler tarafından işlem yapılabilecek olan basit olaylardır. Bunların bir şeriat tehlikesi olarak gösterilip darbe tehdidi yapılması akıl almaz bir dengesizliktir. Olay şeriat tehlikesi değildir. Bu bahanedir. Daha önceki seferlerde de benzeri bahanelerle demokrasi ordu tarafından biçilmiştir.Bana göre olay şudur. Genelkurmay Türkiye'ye bir "demokrasi/rejim" sınırı çizmiştir. Bu sınır çağdaş demokrasilerle alakası olmayan son derece dar, gerici, şoven bir sınırdır. Bu sınır içinde oyun oynanmasını istemektedir. Bu sınırın dışına çıkıldığı anda gameover denecektir. Eğer AKP değil de AB konusunda yada Kıbrıs konusunda yada Kürt sorununda Genelkurmay'ın çizdiği sınırın dışına çıkan başka bir hükümet olsaydı aynı şey o zaman da olacaktı. Ortada bir demokrasi olmadığı gibi bir cumhuriyet de yoktur, bir dikta rejimi sürmektedir. Latin Amerika ülkelerinde ve bazı azgelişmiş ülkelerde sık sık görünen son derece sığ bir tür askeri cuntadır bu. Dönem dönem geriye çekilir ve sınır aşıldığında oyunu durdurur.Genelkurmayın çizdiği çerçevenin çağdaş demokrasilerle bir ilgisi olmadığı gibi gerçekte bir laik rejimle de ilgisi yoktur.  Bu rejimde din, yargı, üniversiteler herşey tam bir denetim altında olmak zorundadır. Diyanet işleri başkanlığının kapatılması mümkün değildir. Üst düzey bazı yargı... Devamı

Yeni Enver Paşacılık

2007-04-16 22:53:00

Ben bu akıma kısaca Yeni Enver Paşa'cılık diyorum. Her tanımlamada olduğu gibi bu tanımda da eksikler vardır tabii. Aradan 100 yıl geçtikten sonra, üstelik geride Enver Paşa değil bir ittihat terakki varken, ve bu akımlar Kemalizm'e sahiplenirken böyle bir tanımlama haksız görülebilir. Ancak belli noktalarda Kemalizm'e yaklaşırken birçok noktada da uzaklaşıyor. Bu açıdan ayırma ihtiyacı duyuyorum. Bunları çeşitli başlıklar altında açmaya çalışacağım. Mustafa Kemal de İttihat Terakki'nin içinden gelen bir lider. Sonrasında yollar ayrılıyor ve çatışmalar yaşanıyor. Bir ardıllıktan sözedilebilir, ancak farklılıklar olduğu da açıktır. Osmanlı'nın son döneminde gelişen bu akımların sıralaması Yeni Osmanlıcık, Jön Türkler ve İttihat Terakki Hareketi şeklinde gider. Milliyetçi kurtuluş projelerinin son noktası ise Kemalizm olmuştur. Bu eksenden bakıldığında bir ardıllık vardır. Ancak her aşamanın kendine özgü özellikleri vardır ve bu farklılıklar koca bir imparatorluğu çözülüşe götürecek 15-20 yıl kadar kısa bir süre içinde oldukça ciddi boyutlara ulaşırlar. Amacım tarihe girmek değil, güncele gelmek. Bu yüzden konuyu İttihat Terakki ve Mustafa Kemal farklılıklarına girip dağıtmayacağım. Ancak kısa bir açıklama yapmak gerekiyor. Zira genç nesiller bu önemli tarihsel süreci nerdeyse hiç bilmiyorlar. İttihat Terakki, Abdülhamit'e karşı mücadele eden ve meşrutiyet yanlısı bir kuruluştu. Askeri okul öğrencileri tarafından kuruldu ve kısa zamanda Makedonya ve İstanbul'da güçlendi. Özellikle masonlar, memurlar ve genç askerler arasında güçlendi. Bu arada Ermeni ve Rum dernekleri ile de işbirliği içindelerdi.  Öyle ki bir dönem Rumeli'de ittihatçı olmayan subay bulmak olanaksızdı. Enver Paşa, Resneli Niyazi ise dağa çıkıp Abdülhamit'e karşı isyan başlatınca büyük sempati topladı. 1908'de meşrutiyet ilan edildi ama hiç de beklenildiği gibi bir özgürlük ortamı olmadı. Bunun nedenini ilgin. bir ş... Devamı

Yeni Enver Paşacı Bazı Gruplar

2007-04-16 22:51:00

Aşağıdaki derleme 17 Şubat 2007 tarihli Radikal gazetesinde yapılmış. Al sana 'sivil' toplum! 'Asıl Kuvayı Milliye biziz': Türkiye Kuvayı Milliye Mücahitler Derneği Genel Başkanı İrfan Soker, 'ölme ve öldürme' yemini eden Karadağ'ı, "Mevsimlik Kuvayı Milliyeci" diye niteledi. Soker, "56 yıldır bu ruhu yaşatıyoruz. Kuvayı Milliye adıyla dernek kurulması engellenmeli, aynı isimle siyasi amaçlar taşıyan dernekler kapatılmalı" dedi. Dergilerinde Kürtleri aşağılayan, silah ve Kuran'la ölüm yeminleri eden gruplarda, Küçük gibi eski generaller, Kerinçsiz gibi ünlüler ve Günaltay gibi mahkûmlar birlikte görülüyor İSMAİL SAYMAZ İSTANBUL - 'Kuvayi Milliye' adlı dört dernek var. Artık 'Milli Mücadele' bir derneğin, 'Ulusal Birlik' bir platformun, 'Müdafa-i Hukuk' da iki partinin adı. Ve diğerleri: 'Vatansever Güçbirliği', 'Türkiyem', 'Yurtsever...' Her parti, dernek ya da platformun arkasından tanıdık isimler ve bir dönemin ünlü paşaları çıkıyor: Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, avukat Kemal Kerinçsiz'in yanında görülüyor. Emekli Korgeneral Hasan Kundakçı, Yörük köylerinde propaganda yapan Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Platformu'nun eski 'onursal' başkanlığını yapıyor. Diğer bir Kuvvai Milliye Derneği'nin basın sözcülüğünü emekli Kurmay Albay Aziz Ergen üstlenmiş. Emekli Kurmay Albay Fikri Karadağ, başkanı olduğu dernekte silah ve Kuran üzerine yemin ediyor. Milliyetçi sendikacı Mustafa Özbek'in 'Türkiyem Topluluğu'nun kurucuları arasında emekli Tuğgeneral Alaettin Parmaksız, danışma kurulundaysa emekli Orgeneral Hurşit Tolon yer alıyor. Kuvvacıların çetelesi şöyle: Türksolu: İşçi Partisi'ne (İP) bağlı Öncü Gençlik'in İstanbul İl Başkanı olan Gökçe Fırat Çulhaoğlu ve arkadaşları Milli İstihbarat Teşkilatı'yla (MİT) ilişkisi olduğu gerekçesiyle İP'ten atıldı. Ekip önce CHP'ye, daha sonra da eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Ye... Devamı

Yeni Enver Paşacıların Batı Düşmanlığı

2007-04-16 22:50:00

Batı düşmanlığından başlayabiliriz. Bu anlayışı anti-emperyalizm'den ayırmak gerekiyor. Anti-emperyalizm sömürüye karşı çıkıştır. Ve birçok çağdaş, demokrat yada devrimci hareket tarafından da savunulur. Batı düşmanlığı ise sömürüyü bir sonuç olarak ele alır. Asıl sorun bunu üreten batının kendisidir. Bu zihniyetin izinin aslında yeni olmadığını, batı ülkelerinin bize (yada hangi ülkede yaşıyorsanız o ülkeye) düşmanlığından dolayı bu sömürüyü yaptıklarını savunur. Örneğin "batılıların amacı ezelden beridir Türkleri yok etmek, onları yeryüzünden silmektir" gibi argümanlar geliştirilir. Yüzyıllardan beridir değişmeyen bir batılı zihniyet çizilir ve bunun bugün de sürdüğü iddia edilir. Bir örnekle açıklamakta fayda var: Aşağıdaki yazılarda Martin Luther, Voltaire, Erasmus ve Francis Bacon'un Türklerle ilgili 14 ve 18. yüzyıl arasında yazmış oldukları yazılardan yola çıkarak batının Türklere düşmanlığının ta o zamandan başladığını ve hala da aynen devam ettiği anlatılıyor. Hatta Avrupa Koalisyonlarının bir tarihçesi bile yapılıp Haçlı seferleri, Osmanlı'ya karşı koalisyonlar ve nihayet AB tablosu çiziliyor. http://www.kuvvaimilliye.net/news_detail.php?id=8770 http://www.akintarih.com/yabancigozu/martinluthervoltaire.htm Yukardaki Martin Luther'in ifadeleri, Fatih'in İstanbul'u fethinden sonraki duyulan dehşet dönemini yansıtıyor. Genellemelerde ise Türk sözcüğü aynı zamanda müslüman anlamında kullanılır. Hatta Fatih Sultan Mehmet II. Muhammed olarak ifade ediliyor. Elbette Türkler o zaman istilacı idiler. Hızla bütün Balkanları istila ettiler ve korku yaydılar. Ancak pozitivizm, laiklik, fikir özgürlüğü, insan hakları vb. kavramlar da batıda gelişti ve bunlar Türkiye'ye de girdi ve hatta Osmanlı'dan bugüne Anadolu'da ortaya çıkan bütün akımların kaynağı batının kendisi idi. Enver Paşa'cı olarak nitelediğim bu akımlar batıyı aynen şeriatçı akımlar gibi bir şeytan olarak tanımlayıp, ... Devamı

Yeni Enver Paşacıların Ulusal Dar Görüşlülüğü

2007-04-16 22:46:00

Türkiye'nin AB'ye girmesine herkes destekleyebilir yada karşı çıkabilir. Ama yeni Enver Paşa'cılar için AB yanlısı olanlar mandacıdır, vatan hainidir, parafösördür, liboştur, satılmıştır. Siz bu listeyi devam ettirebilirsiniz. Bugün herhangi bir ortak pazara, ortak birliğe vb. girmeseniz de uluslararası yada bölgesel olarak geliştirilen birçok projeye katılmanız artık bir zorunluluktur. Ulusal dar görüşlülük konusunu açıklamak için Erasmus programını ele alacağım. Erasmus programı sadece AB üye ve aday üyeleri değil, aslında bütün Avrupa ülkeleri arasında karşılıklı öğrenci ve akademisyen değişimini hedefleyen bir eğitim programı. http://www.ua.gov.tr/portal/page?_pageid=218,33391&_dad=portal&_schema=PORTAL Bu proje ile her yıl 1.5 milyon civarında öğrenci ve akademisyen başka ülkelerde eğitim ve araştırma yapıyor. Böylelikle hem ülkeler arası işbirliği hem de karşılıklı etkilerle eğitim kalitesi artırılmış oluyor. Bunda ne var diyeceksiniz. Bizim yeni Enver Paşacılarımıza göre bu projenin amacı insanlarımızın beynini yıkayıp onları AB bağımlısı olarak yetiştirmektir. Hatta ülkemizde 79 üniversitede Erasmus Projesi uygulanarak "Erasmus Profosörleri" yetiştirilmektedir. Enver Paşacımız bir profesör listesi verip ardından da düşüncelerini bize şöyle aktarıyor. Bu profesörlerimizin üniversitelerimizde uyguladıkları Erasmus Programının amacı, emperyalist AB projesini ön plana çıkarmak ve öğrencilerimizin beyinlerini yıkayıp onları AB bağımlısı olarak yetiştirmektir. Üniversitelerimizdeki bu " Erasmus Profesörleri' nden hiçbiri, Gazi Mustafa Kemal Atatürk' ün şu sözlerini anımsayıp AB'ye ve onun uygulattığı Erasmus programına karşı çıkmamıştır: "Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize her şeyden önce Türkiye'nin bağımsızlığına, kendi benliğine ve ulusal geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla savaşmak gereği öğretilmelidir. Uluslararası duruma göre, böyle bir savaşımın gerektirdiğ... Devamı

Yeni Enver Paşacıların Avrasyacılığı

2007-04-16 22:39:00

Batı düşmanlığı bütün yeni Enverci akımları ortak kesen olsa da Avrasyacılık için aynı şey pek söylenemez. Ancak 21. yüzyılda adeta Kuzey Kore gibi bir ulusal yalıtılmışlıkla yaşanmayacağı da ortada olduğuna göre bu akımlardan bazıları buna karşı bir formül geliştirme ihtiyacı duyuyorlar. Yeni Enver Paşa'cılık konusunda diğerlerinden çok daha önce faaliyete başlamış olan İşçi Partisi bu konuda bir politika oluşturmuş durumda bile. Bunun adı ise "Avrasyacılıktır'. İşçi Partisi'nin 7. kongresinde kabul edilen "Milli Program"ın 18. maddesinde bu konu ifade edilmiş. 18. Avrasya’da İşbirliği ve İttifak Türkiye, dünyada ve bölgemizde güvenlik ve barış için, başta Rusya, Çin Halk Cumhuriyeti, Orta Asya Cumhuriyetleri, Hindistan, Pakistan olmak üzere Avrasya ülkeleriyle işbirliği ve dayanışmasını güçlendirecek, dünya dengelerini değerlendirecektir. Türkiye, Şanghay İşbirliği Örgütü içindeki bağımsız yerini alacaktır. Böylece ülkemizin ABD ve AB ile ilişkilerini normalleştireceği ve karşılıklı yarar esasına oturtacağı koşullar da yaratılmış olacaktır. http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=tbelgeler&belgetur=2 Bu grup uzun süredir Şanghay beşlisinden sözeder. Bu proje aslında Enver ve Cemal Paşa'ların uğruna Tacikistan ve Afganistan'da hayatlarını verdiği Turan projesinin modernize edilmiş bir hali.  Yüzümüzü nereye dönecekmişsiz: Şanghay Beşlisine. Peki nedir bu Şanghay beşlisi? Şanghay Beşlisi denilen örgüt Rusya ve Çin ile birlikte 3 Türki cumhuriyetten (Kırgızistan, Kazakistan, Tacikistan) oluşan bir örgüt. Aslında Rusya ve Çin'in ittifakı da denebilir buna. Bizim yeni Enver Paşacılar için asıl önemli olan Rusya ve Çin değil, aslında birlikteki diğer 3 Türki cumhuriyet. Bu Türki devletlerin yeni Enverciler için önemini anlıyoruz da Rusya ve Çin niye bu kadar önem veriyorlar bu üç devlete. Yanıtı Kazakistan Sosyal, Ekonomik ve İletişim Planlama Enstitüsü Müdürü Sabit Jüsüpov veriyor: Şanghay Beşlisi siyasi b... Devamı

Yeni Enver Paşacıların Demokrasi ve İnsan Hakları Düşmanlığı

2007-04-16 22:37:00

Aslında birçok akımda anti-demokratik izler vardır ama bunları ortaya çıkarmak her zaman o kadar kolay olmaz. Çok bariz demokrasi düşmanı olmadıkları sürece. Bu açıdan ulusal solcu grupların bir kısmında işimiz oldukça kolay. Bu grupların demokrasi ve insan hakları gibi bir kavramlarının olmadığını bazı yayınlarını izleyerek rahatlıkla anlayabiliriz. Ne kadar demokratik kurum ve kuruluş varsa hepsini ya AB ya ABD yanlısı ilan ederler. Kimisi Kürtçüdür, kimisi zaten vatan hainidir, kimisi ise mandacıdır. Tek tek örnekler vermemize gerek bırakmayan bir yazı İHD Başkanı Akın Birdal'a suikast yapan Semih Tufan Gülaltay'ın grubu Ulusal Sol'da duruyor. Erkin Kurdakul tarafından yazılmış olan bu yazıda açıkça "demokrasi değil "cumhuriyet" deniyor. Çünkü demokrasi istemek demek bölücülüğe, şeriata ve egemenliğin paylaşılmasına (AB'ye) yol açmak demektir. “Demokrasi” yerine Cumhuriyetçilik Ulusal solun en ciddi sorunu programının ilk maddesinde başlar. Çünkü bugün siyasal düzene ilişkin sorunlar konusunda zemin baştan aşağı Batılılaşmıştır. Bu Batılılaşma “demokrasi” kavramında ifade olunur. Türkiye’de “demokrasi” ile Cumhuriyet’in birbirinden ayrı şeyler olduğunu ve bunların birbirine karşıt şeyler olduğunu ortaya koymadan düzgün bir siyasal mücadele zemini oluşturulamaz. Türk halkının kayıtsız şartsız egemenliğinin adı Cumhuriyet’tir. Bu egemenliğe karşıt olan şeylerle mücadele etmek gerekir. İşte Türkiye’de Cumhuriyetçi egemenliğe, yani halk iradesine karşıt olan bir takım kuvvetler kendilerine program olarak “demokrasiyi kurmak” çizgisini seçmişlerdir. http://www.turksolu.org/34/yon34.htm Açıkça söyleniyor: "Demokrasi" denen şey aslında "cumhuriyet"e karşı mücadele eden "bir takım kuvvetler"in seçimidir. Atatürk'ün ölümünden sonra bu cumhuriyet karşıtı güçler demokrasi adını partilerine bile koymuşlardır. Yeni Enver Paşacılarımız bu yüzden "demokrasi"yi seçen bu g... Devamı

Yeni Enver Paşacıların Militarizmi ve Darbeciliği

2007-04-16 22:34:00

Türkiye'de sadece yeni Envercilerin değil, Kemalist, İslamcı, sosyalist ve Kürtçüleri de içinde alan çok daha geniş bir grubun militarist olduğu rahatlıkla söylenebilir. Sadece bu kesim o kadar büyük bir yüzde oluşturuyor ki bunun bir militarizm olduğunu anlatmak epey zor. Daha İlkokul birinci sınıfa giden bir çocuğa bile şunlar okutuluyor. "Atalarımız düşmanla savaşmışlar, yurtları için kanlarını dökmüşler. Şehit olmuşlar. Bayrağımız da rengini bu şehitlerin kanından almış" (Emin Özdemir'den aktaran; Baraz, Kütük 1998, 2 Yada başka bazı örnekler: "Vatanımızın ve milletimizin olası tehlikelere karşı korunması ve savunulması için yapılması gereken en önemli görev askerliktir. Bu uğurda gerektiğinde canımızı feda edebilmeliyiz" (Dilaver vd. 2002, 50-51). "Her Türk vatandaşı, bağımsızlığımızın ve ülke bütünlüğümüzün koruyucusu olan ordumuzun Gönüllü ve yılmaz askeridir" (Şenünver vd. 2002, 66). "Türk milleti olarak biz, vatan için seve seve canımızı veririz" (ağy, 10). 'yurt için savaşmak bir şanlı düğün" (Uluğ Turanlıoğlu'dan aktaran; Yıldız, 2000, 52). "Yurt toprağı! Sana her şey feda olsun. Kutlu olan sensin. Hepimiz sana fedaiyiz" (Afet Inan'dan aktaran; Yıldız, 2000, 8. http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=6&ArsivAnaID=17185&ArsivSayfaNo=3 Bu metinlerde vurgu sadece vatan sevgisi değil vatan için ölmek, kendini feda etmek, savaşmak, asker olmaktır. Yani daha çocukken birer asker gibi yetişmelerini istiyoruz insanlarımızdan. Bu açıdan yeni Envercilerin militarizmleri bir ayrılık teşkil etmez. Ancak darbecilikleri ile diğer siyasal hareketlerden ayrılıyorlar. Yazının başında bu grupların içindeki emekli askerlerin çokluğuna dikkat çekmiştik. Elbette ki bu bir tesadüf değil. Atatürkçü Düşünce Derneği'nin başkanı eski Jandarma Kuvvet Komutanı Eruygur'un darbe girişiminin olup olmadığı hala tartışılıyor. Bu gerçek olmasa bile gizli değil açıkça ordudan darbe isteyenler yok değil. Gülaltay'ın... Devamı

Yeni Enver Paşacıların Irkçılığı

2007-04-16 22:31:00

Bütün bir yazı boyunca bahsettiğimiz grup, dernek ve partilerin hepsinin ortak özelliği diyebileceğimiz bir özelliği de ırkçılıkları. Elbette hepsi birer Enver Paşa gibi Turan ülküsü uğruna Orta Asya'ya koşmayı savunmuyor ama Türk'lerin diğer milletlerinden üstünlüklerini vurgulamak ve Türklere uygun gördükleri hakları diğerlerine uygun görmemelerinden dolayı hepsi de ırkçılığı paylaşıyorlar. Bu konuda Ulusal Sol'dan (Şimdi Milli Mücadele olmuş) birkaç örnek vererek başlayayım. Bu grubun bir yazısını daha önce burda yayınlamıştım. "Kürt sorunu yok, Kürt istilası var" başlıklıydı. http://www.turksolu.org/88/basyazi88.htm Şimdi de "Türk oğlu, Türk kızı, Türklüğünü koru" yazısından bir örnek vereyim. Yazıda Kürtlerin hızla çoğaldığından bahsederek Kürt sorunu'nun aslında Türklerin Kürtleşmesi olduğu söyleniyor. Bu gelişmeyi engellemek için yapılması gerek şeyler olarak 5 madde sayılmış. Bunlardan örnekler: 1- Her Türk, alışverişini mutlaka Türkten yapmalıdır. Kürde aktarılan para PKK’ya maddi destek demektir. Türk, bu maddi desteği kesmezse, hem Türklerin mali gücü olmayacaktır, hem de Kürdün altında ezilecektir 3. Türk,   Kürt dizisi izlemez.           Kürtçe müzik dinlemez.           Kürtçe müzik çalan barlara gitmez.           Kürtçe konuşulan minibüse binmez.           Kürtçe kaset satan dükkandan alışveriş yapmaz. 5- Her şeyden önce Türk üremelidir. Artan her bir Türk bebesi, bizi Ergenokan’dan çıkartacak bir kurtarıcıdır. "Kürt varsa sorun var" başlıklı yazıda ise "Kürt sorunu" olduğunu kabul etmenin aslında Türklerden farklı bir etnik kimlik olarak Kürtlerin varlığını kabul etmek demek olduğunu, halbuki herkesin Türk olduğunu iddia ediyor. Yani Kürtlere adlarını kullanma hakkı bile tanımıyor. Atatürk milliyetçiliğinin "Türkiye'yi vatanı olarak kabul eden herkes Türk'tür" anlayışını ortaya atıp id... Devamı